KIYAMETE AZ KALDI – GİZLİ ŞİRKLER NELERDİR? – EN BÜYÜK MÜCAHİT KİMDİR? – NAMAZI TERKEDENİN HALİ – ZAKİRLER KİMLERDİR? – AHİR ZAMAN GETİRİLERİ VE GÖTÜRÜLERİ NELERDİR? – BİLMEDİĞİMİZ ECİR KAPILARI – 40 ŞEHİT SEVABI NASIL KAZANILIR? ŞEHİT OLARAK ÖLMEK İÇİN NE OKUMALIYIZ?

0
290

Sanıyoruz bugün, dünya bastonla giden bir yaşlı ihtiyar… “Dünyanın sonuna doğru camiler tıklım-tıklım dolar, fakat içlerinde iman etmiş tek kişi olmaz” diyor hadis-i şeriflerinde. Tıklım tıklım camiler dolar ama iman etmiş tek kişi olmaz. Ve “Bu dönemde imanı korumak, avuçta kor taşımaktan da zorlaşır” diyor.

Kişi sabah mümin çıkar evinden, akşam kafir olarak döner. Kişi mümin olarak yatar, kafir olarak kalkar. Ve bu bağlamda Salat-u Selam Efendimizin birçok uyarıları var. Bu dönemi ifade eden en önemli faktörlerden biri de salat-u selam Efendimizin ifadesiyle:

“Nehy-i anil münker, emr-i bil maruf terk edilir” diyor. Bunu maalesef görüyoruz. Çarşıda, pazarda, şurada, burada, cemiyette bir cürüm işleniyor, adam sende diyor, bana ne diyor adam. Yani, emr-i bil maruf toplumlarda tamamen terk edilmiş. Allahuteâlâ’nın hoşuna gitmediği birçok hal pervasızca işleniyor ama kimsenin umurunda da olmuyor. Hatta cemiyetlerin büyük bir kısmının bu haller hoşuna gidiyor. Ve hadis-i şerifin devamında; “Emr-i bil maruf nehy-i anil münker terkedilir ve bu yapıldığı zaman diller dost, kalpler düşman olur.” Yani dostluk sadece dilde, kalpten değil. Eğer diller dost, kalpler düşman olursa, sıla-i rahim çok azalır veya kesilir. İşte bu toplumlara Cenab-ı Hak lanet eder, “İçlerindeki iyilerin de dualarını kabul etmez” diyor.

Bugün için bunları yaşıyoruz, biliyorsunuz hepiniz, Allah razı olsun, artık Cenab-ı Hak, Kıyamet’in geri sayımına bastı, bunu herkes ayan beyan biliyor yani. Kıyamet’in bugün dört yüz türlü alameti apaçık ortada, apaçık ortada… Sadece büyükleri kaldı.

Bunları da salat-u selam Efendimiz yine bir hadis-i şeriflerinde:

“Kıyamet’in büyük alametleri bir tesbihin ipi koptuğu zaman nasıl taneler dökülürse, öyle arka arkaya gelir” diyor.

Ha şimdi biz öyle bir zaman dilimini yaşıyoruz ki, hem getirileri çok, hem götürüleri çok. Yine baştaki hâdise döneceğim, getirisi de, çok götürüsü de çok. Peki getirisi ne?  Peygamberimiz Salat-u Selam Efendimiz; “Benim dönemimde, İslam’ın kurallarından dokuzunu yapıp, birini terk eden helak olurdu ama bu tefessüh döneminde İslam’ın kurallarından dokuzunu terk edip, birini yerine getiren kurtulur.” diyor.

Ama şart var! Şart ne? Şart şu; “Benim ümmetim” diyor diğer bir hadiste de, “Puta tapmaz ama onlar için gizli şirkten korkarım.” Bugün için, gizli şirk bütün cemiyetleri ihata etmiş durumda. Bugün adam on sefer hacca gitmiş, camide imamın arkasını kimseye kaptırmıyor ama gizli şirkin farkında değil… Gizli şirk! Salat-u selam Efendimiz yine bir hadis-i şerifinde diyor ki:

“Bir insan en çok neyi severse onun Allah’ı o” diyor. Şimdi… Gönlümüze dönelim, acaba biz en çok neyi seviyoruz? Arabasını tanrı eden var, karısını tanrı eden var, evini, villasını tanrı eden var, nefsi zaaflarını kendine tanrı eden var, var da, var! Bunların hepsi şirk!

Hz. Mevlana’da diyor ki; “Çık benlikten, ondan uzak dur.” Acaba benliği sorguladık mı? Benliğimizi sorguluyor muyuz? Benim halım, benim koltuğum, benim karım, benim evim, benim tarlam, benim malım, benim param, benim, benim, benim… Ya hiçbiri senin değil! Allahuteâlâ kaç tane ayette yerlerin ve göklerin mülkiyetinin ancak kendisine ait olduğunu söylüyor.

Yine Peygamber Efendimiz diyor ki:

“Siz çok uzun bir yoldasınız, dünya hayatı bir ağacın altında verdiğiniz mola kadar.” Biz bir yere gidiyoruz, misal İstanbul’a… Bir ağacın altında bi mola verdik; dünya hayatı bu kadar. Yol nerede? Yol Alem-i Berzah’ta. Ana rahminde dört aylık bebekken “elli bin” yaşımızdaydık. Dünyanın bin yılı Cenab-ı Hakk’ın bir günü, cennetin bir saati. Burada dakikalar yani kaldığımız, küçük mola.

Ha bir mola yerinde gönlün istediği her şey olmalı ama biz o mola yerinde her şeye firavun gibi sahip olmak istiyoruz. Şikayet… Neyden? Allah’tan… Ona verdin, bana vermedin! Onun oldu, benim olmadı! Bu babta birçok soru…

Şimdi bunları derleyip, toparladığımız zaman götürüler su yüzüne çıkıyor. Getiriler değil, götürüler su yüzüne çıkıyor. Getirisi de çok götürüsü de çok. Onun için, salat-u selam Efendimiz:

“Sizin yaptığınız bir hareket, ağzınızdan çıkan bir söz, sizi yaydan çıkan ok gibi cehennemin dibine götürür.” diyor. Öyle bir zaman dilimi… Getirisi de çok olan, götürüsü de çok olan.

Böyle olunca yapacağımız ilk hareket ne? Benliğimizi sorgulayacağız. Nefsimizi zaaflardan arındıracağız. Zaten halka-ı zikrin amacı nedir yani? Nedir amacı; “nefis tezkiyesidir” çünkü; nefis kişide doğuştan %98 afetlerle doludur. Allahuteâlâ’yı hiç sevmez, şeytanı çok sever ve sadrımızdaki hannasları çok sever, dostları onlardır. %98 afetlerle geliyor.

Onun için, salat-u selam Efendimiz; “Hakiki mücahit düşman ile savaşandır” demiyor, “Hakiki mücahit nefsi ile savaşandır” diyor. Nefsi ile savaşan insan eğer onunla savaşıyorsa, bir harama bakınca baktırmıyorsan onu, Allahuteâlâ’nın hoşnut olmadığı her hareketten koruyorsan, devamlı ibadet halindesin. Namazda gibi, oruçta gibi, zikirde gibi o ecir devam ediyor. Ha getirileri bunlar.

Zikrin gayesi nedir? Nefis tezkiyesi, yani nefsi en az Mutmain Makamı’na getirmek. Cenab-ı Hak birçok yerde: “Benim cennetime ancak nefsini mutmain edenler girebilir” diyor. Nefis ne ile mutmain oluyor? Nefsin tek tezkiye yolu zikirdir, zikirdir! Yok Uşşaki, yok Kadiri, yok Rufai, yok Nakşi… Bunların hiçbir anlamı yok, Cenab-ı Hak bunlara toptan “zakirler” diyor. “Ancak bunlar kardeştir” diyor. Toptan… Onlar bir cemaat gibidir. Adı şu veya bu olmuş, hiçbir anlamı yok bunun.

Zakirler; zikredenler… Bunlar bir beden gibi, bir vücut gibi. Ve Cenab-ı Hak; “Bunlar benim has kullarım” diyor. Bunları o cemiyetlerden ayırıyor. Cenab-ı Hak ayırıyor. “Bunlar, Ben’im has kullarım, kendim için seçtiklerim” diyor ve devamında salat-u selam Efendimiz; “Onlar benim ehlim gibidir” diyor. Yani; Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ailesi gibidir, onun aile ferdi gibidir bunlar, zakirler. Adı şu olmuş, şurada olmuş bunların hiçbir ehemmiyeti yok. Ha cahil derviş; işte benim şeyhim şöyledir, benim şeyhim böyledir… Hani derler ya “Şeyh uçmaz, mürit uçurur…”  Şimdi, mürşitlerin hepsi Peygamberimizin çıraklarıdır. Yani onlardan bir sinyal almadan onların yapacağı hiçbir şey yoktur.

İşte mürşitler şöyledir; benim mürşidim Gavstur, benimkisi Kutuptur, bunların hepsi saçmalıktır. Her güç Allah’ındır! Mürşitte güç arayan sapıklığa düşer, mürşit sadece bir öğretmendir, bundan öte de hiçbir şey değildir. Şimdi bunun kuralı böyle kurulmuş. Nasıl bir okulda öğretmen, bir camide imam, bir arabada bir şoför varsa, mutlaka… Bu ezelden beridir kurula gelen bir yoldur. Yoksa Allah korusun, benliğe girip, ben şunu bilirim, şunu ederim, şöyle olur, böyle olur. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bize diyor ki:

“Allahuteâlâ bana neyi bildirirse, ben o kadarını bilirim; ondan ötesini bilmem.”

Cenab-ı Hak da; “Biz insana ilimden az şey verdik” diyor. Ne verdi Cenab-ı Hak? Bize bu dünya hayatında doğru yolu bulabilecek her şeyi verdi. İlimde, irfanda, kemalatta, hikmette, birçok şeyde lütfu… Bu dünyada, yani bu mola yerinde yetecek her şeyi bize lütfetti ama biz farkındayız veya değiliz. Bizi yoktan var etti, her an O’na muhtacız. Gözümüz O var olduğu için görüyor, kulağımız O var olduğu için işitiyor, aklımız O lütfettiği için çalışıyor, yani biz her saniye ona muhtacız.

Defalarca söyledim nefes alıyoruz, şu anda burası 40 derecede olsa, 32 derece olarak ciğerlerimize iniyor hava, 0 derecede olsa 32 derece olarak iniyor. 33 derece veya 31 derece olarak insin, anında felç oluruz. Ya yeryüzünde böyle bir klima var mı, saniyede 20 derece değiştirip yolculuğuna devam eden?   Cenab-ı Hakk’ın üzerimizde çok büyük hakları var. Hiçbir amel, yüz bin yıl demoralize olsa gece gündüz zikirde, namazda, oruçta olsak, kesinlikle ve kesinlikle cenneti hak etmez insan o amelden. Peygamberimizin ameli de cenneti hak etmeye yetmez. Ha müminleri Cenab-ı Hak çok sever, sevdiği içinde o müminleri cennetine koyar, lutfundan koyar, kereminden koyar. Yani hak edemez…

Şu dünya hayatında bir ev yapmak için gece gündüz çalışırız, çabalarız, az harcarız, bilmem ne yaparız, bir kulübe yaparız. Bir ömür uğraşırız.  Ya cennetin en fakirine, bu Dünya kadar kırk yer veriliyor, bunu nasıl hak eder kişi? İşte burada, Cenab-ı Hakk’ın muhteşemliği, O’nun büyüklüğü, O’nun kudreti, O’nun şanı dile gelmeyecek birçok şeyi ifade şekli oluyor. E şimdi konumuz ile ilgisi ne?

Bir insan, ne dedik hadis-i şerifte:

“İnsan en çok neyi seviyor ise onun Allah’ı odur” Acaba biz en çok neyi seviyoruz? Bunu iç dünyamıza döneceğiz, içerideki kendimize döneceğiz ve onu sorgulayacağız. Neyi seviyoruz biz? Parayı mı, arabayı mı, karıyı mı, malı mı, mülkü mü, zenginliği mi, şöhreti mi? Eğer bunları seviyorsan vay senin haline…

Benim çok sevdiğim bir karım var- farz ediyorum, bir de çocuğum var üç, beş yaşında tam sevilecek çağda. Ama ben Almanya’da çalışıyorum, onlar Türkiye’de. Nasıl onları özlüyorsam, ondan çok daha fazla Cenab-ı Hakk’a karşı bir sevgi, bir arzu, bir hasret duymuyorsam imanımız kemâlâta ermemiştir çünkü; bizi yaratan da O, her türlü nimeti veren de O, bizim hayatımızı süsleyen, bezeyen, her şeyi lütfeden O!

“Esteuzu Billah;” Ve İnna İleyhi Raciun...” “Her şeyi yapan Ben’im!”

Öyleyse… Baştan ne demiştik; camiler tıklım tıklım dolar ama diyor hadis-i şerif, içlerinde iman etmiş tek kişi olmaz. Peki bunu nasıl şerh ederiz? Nefis afetlerle dolu, nefis benliklerle dolu. Adam namaza duruyor  “Allahu Ekber”… Başlangıç tekbiri “Allahu Ekber”. 5 saniye, bak, 5 saniye Allah’ın huzurunda olduğunun farkında. 6. saniyede değil. 6. saniyede ya dükkanına gitti, ya kasasına, ya alacağı senedine, ya karısının geceliğine, ya bilmem nereye… Serçe kuşu gibi uçtu gitti.

Şimdi bu namaz nedir? “Salat-ı Nefs”.

Salat-ı Nefsi Cenab-ı Hak:

“Paçavra gibi başına indirdik gerisin geri” diyor. Salat-ı Nefs… Peygamberimiz salat-u selam Efendimiz diğer bir hadislerinde diyor ki; “İnsanların bazısı namazın 1/10’unu kılar, bazısı 2/10’unu kılar, bazısı 3/10’unu kılar, bazısı 4/10’unu kılar.” Sayıyor 10/10’una kadar. Peki bu hadis bize neyi ifade ediyor? Yani, bir namaz bitinceye kadar bu namazın ne kadar bölümünde Allah’ın huzurundayız? Ne kadar zamanda da başka yerlerdeyiz?

Kişi Allah’ın huzuruna dikildiği zaman 5 saniye, 10 saniye, yarım dakika sonra kafası orada, burada gezmeye başlıyorsa bu “salat-ı nefs” tir. Bu hiç makbul olmayan bir namazdır. İşte Peygamberimizin ifade ettiği camiler tıklım tıklım dolu olur ama… Bunu aşmamız gerekir.

Bunu aştığımız zaman, “salat-ı cisim” gelir. Cismi namaz. Bunda en az namazın yarısında Allahuteâlâ’yı hatırlarsın, namazın yarısında Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlarsın, yarısında yine gezersin. Bu da şöyle böyle bir namazdır.

Onun üzerindeki “salat-ı kalp”, mıh gibi namazdır. “Salat-ı Kalbe” geldiğin an başlangıç tekbiri “Allahu Ekber”… Cenab-ı Hak kıbleden tecelli eder, göremezsin. Kıbleden tecelli eder, her zerrende hissedersin, her zerrende Cenab-ı Hakk’ı hissedersin. İşte namaz adam gibi namaz olur.

Bunu da aştığın zaman, “Salat-ı ruh” gelir ki, bu da büyük velilerin namazı ve müminin miracıdır.  O başlangıç tekbirini alır.

Hz. Mevlana; “Ben başlangıç tekbirini hatırlarım, gerisini bilmem hiç” diyor. Ne, ne okuduğumu bilirim; ne, ne yöne döndüğümü bilirim, ne kaç rekat kıldığımı bilirim. Bütün melekeleri ta Arş’ı tavaf eder, sadece beden aşağıda namaz kılar hiç eksiksiz, hiç noksansız, son selam verişte de bütün melekeler gerisin geriye döner. Ha bu da, büyük velilerin namazı…

Bazı peygamberlerinde namazı, -hepsinin değil, peygamberlerinde hepsinin değil… Ha buralara ulaşmak belki zor olur. Böyle yaşadığımız bir zaman diliminde ama en azından “Salat-ı cismi” az aşmak lazım,  çünkü namaz dinin direğidir.

Salat-u selam Efendimiz:

“Kim ki namazı terk  etti, o Allahuteâlâ’ya savaş ilan etti.” diyor. “O, tağutun dostu oldu” diyor. Onun; İslam’la, müminle, şununla, bununla, hiçbir ilişiği kalmadı.

Diğer bir hadis-i şeriflerinde de:

“Namazı terk eden, necistir” diyor. Biz bazı Allah dostlarını görüyoruz, namaz kılmayanlar ile hasbelkader tokalaşmak zorunda kalırsa, çaktırmadan gidiyor elini sabunluyor çünkü; hadis-i şerif var, namaz kılmayan “necis”tir diyor. Yani taharet etmiş gibi oluyorsun!

Ya kardeşim! Ya onun elinden yemek yiyorsan? Yeniyor, öyle bir zaman diliminde yaşıyoruz! Yolculuk ediyorsun, geliyorsun lokantaya besmele ile mi kesildi? Yoksa ne ile kesildi? Pişiren kimdir? Ne oldu? Bunlardan haberdar değiliz. Onun için, bu tür yerlerde en az 21 tane besmele-i şerifin süzgecinden geçireceksin o yemeği. “Bismillahirrahmanirrahim”, evveli ve ahiri için; yemeğin başından sonuna kadar olan kısmı için. Ha bu biraz filtreler, süzgeçler. Bugün için zulmet kapıları da çok. Onun için zaten “1/10’unu yapan kurtulur” diyor salat-u selam Efendimiz.

Bugün için mesela getirisi de çok, götürüsü de çok dedik ve daha kolaylık ihsan etmek için daha kolay bir yol göstermek içinde şöyle bir hadis yolluyor ümmetine: “Ey Ümmetim ya alim olun.” Âlim olmak… Yani, her insanın becereceği iş değil. Allahuteâlâ lütfeder, sen de gayret edersen olur ama gayret etmeye zamanın yoktur. “Ya alim olun, ya talebesi olun, ya onları seven olun, ya onları dinleyen olun. Eğer; bu dört zümrenin dışındaysan, cehennemin bileti koynunda” diyor. Yani “gideceğin yer orası” diyor.

Hani biz alim değiliz ama alimleri seviyoruz, bunların söylediklerine kulak asıyoruz canı gönülden, onlarla bulunmak istiyoruz, ne kadar fırsatımız ne kadar imkanımız olursa. Yani bu tür istekleri çoğaltmak lazım içimizde. Nefsimizi de sorgulayacağız, benliğimizi sorgulayacağız. Çarşıda bir işimiz var koşarak gidiyoruz. “Allahu Ekber”, “Allahu Ekber”… Ezan okunuyor, namaz başlıyor, eğer sen bu gideceğin işi o namaza tercih ediyorsan “sonra kılarım ya!”. Bu %99’unun yaptığı iş; işte benliği sorgulaman lazım. Yani, tehlikeli bir yolda yürüyorsun.  Ya burada üç dakika beş dakika kalacaksın.

Bugün kabirdekileri kaldır, binlercesini, işini bitirip giden yok. Sende oraya gitmeyle o işi bitiremeyeceksin, bırak on dakika, yirmi dakika sonra git.  Nefis güdüyor o anda işte.  İnsanı; nefsi, zaafları güdüyor. Yani ruh mahcup oluyor Allahuteâlâ’ya karşı, boynu bükülüyor. Yapılan hareket yanlış. Ha bu bağlamda birçok örneği insan kafasında çoğaltabilir. Ama malesef bunlar gerçek, bugün yaşanıyor yani…

Nefsin zaafları, nefsin afetleri.  Nefis doymak bilmez, biliyorsunuz. Ne verirsen ver, biraz daha ister; şunu ister, bunu ister, onu kimse doyuramaz. Onun için “nefis tezkiyesi”, Allahuteâlâ’nın aman kapısında bulunacağız ve ona gem vuracağız.

Nefis çok yemek yemek ister, yemekten sonra hayvan gibi uyumak ister. Tıka basa yemek yiyen, birazdan başlar bilmem ne olmaya… Neden? Ya nefsine aşırı yüz veriyorsun!

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz diyor ki:

“Sofradan iştahınız varken kalkın.” Ve diğer bir hadiste de:

“Yeryüzünde mideyi tıka basa doldurmak kadar şerli bir iş yoktur.”

Kulak asıyor muyuz? Asmıyoruz! Bilsek bile “İlmel yakin”, ilim olarak biliyoruz ama “Aynel-yakin” uygulamıyoruz. Bugün buna benzer birçok şey…

Bugün, Ashab-ı Kiram hayatta olsa, getirip bizi gösterseler, kesinlikle bize Müslüman demezler. Ama bizde… Onları, Müslüman olarak yaşadığımız şu atmosferden, şu ortamdan bize de onları gösterseler, biz de onlara deli derdik. Bunlar bir insana deli dedirtecek derecede Allah ve Resulü’ne bağlıydılar.

Cenab-ı Hak, insanı alemlerdeki en şerefli varlık olarak yarattı. Meleklerden üstün yaratıldı. Meleklerde nefis yok, onlar günah işlemezler, onlar zikir ile meşgul. Ve insan için dünyayı yarattı. Hayvanı yarattı, nimeti yarattı, yarattı da yarattı… “İnsanı en şerefli varlık olarak yarattık” diyor. Ve en önemlisi de: “Biz insana ruhumuzdan üfledik” diyor.

Allahuteâlâ kendi ruhundan üflüyor insana. İşte bu insandaki hür iradeyi ve gönül alemini ifade ediyor.

“Estauzu Billah”;  Lekad Halaknel İnsane Fi Ahseni Takvim.”

“Ahsen”i tam Türkçe’ye çeviremiyoruz. Türkçe ahsene sığmıyor. En mütekamil, en üst derecede, en şu, en bu… Cenab-ı Hak methediyor yani insanı.  Ama hangi insanı? Tağuta dost olmuş insanı değil! Onlar içinde arkadan gelen ayet:

Summe Radednahu Esfeles Safilin.”

“Onlar ki, Allahuteâlâ ipini bırakırsa cehennemin en tehlikeli bölümü olan “Esveles Safilin zümresinden olur” diyor veya cehennemde bir hüzün bölümü vardır.

Her gün cehennem yetmiş defa o alandan Allah’a sığınır. Allahuteâlâ’ya sığınır veya oranın zümresinden olur. Bu kadar Allahuteâlâ özene bezene yarattığı ve kendi ruhundan üflediği insan her saniye Cenab-ı Hakk’a muhtaçken, her saniye bak! Allahuteâlâ’ya muhtaçtır.

İnsan üzerindeki bütün melekeler Cenab-ı Hakk’ın değişik esmalarından gelir. “Sıfat-ı Zati”, “Sıfat-ı Sübuti, “Sıfat-ı Fiili” mütalağ ettiğimiz zaman yirmi bir tane yol açılır.

Bunları iyi mütalaa edersek; her hareketimizin, bak her hareketimizin enerjisini, her şeyinin Cenab-ı Hak’tan geldiğini biliriz. Her saniye Allahuteâlâ’ya muhtaçtır ama sen gidiyorsun Allahuteâlâ’nın düşmanı olan tağuta kul oluyorsun.

Şimdi, bu insandan daha aşağılık, daha nankör, daha şu, daha bu varlık olabilir mi? Allahuteâlâ seni o kadar şerefli yaratmışken, sen bu hale düşüyorsun. Salat-u selam Efendimiz; “Bir insanın beynindeki tek hücredeki, ilmi kitap olarak yazsalar kendisi 27 yılda okuyabilir” diyor. Böyle altı trilyon hücre var beyninde, Allahuteâlâ seni özene bezene yaratmış. Altı trilyon… Bir tanesindeki ilmi kitap olarak yazsalar 27 yılda okuyabiliyorsun.

Amerika bu araştırmaları yaptı ve verdiği raporda, “İnsan beynindeki bir hücredeki ilmi kitap olarak yazsak, altı bin ansiklopedi oluyor” dedi. Altı bin ansiklopedi… Bir hücredeki! Böyle altı trilyon hücre var.

Allahuteâlâ seni böyle özene bezene yarattı ama sen ne yaptın? Nankörlerin en nankörü oldun. O’nun düşmanına kul oldun veya nefsine kul oldun veya paraya kul oldun. Neyi çok seviyorsan… Biz evvela her şeyden çok Allahuteâlâ’yı seveceğiz. O sevilmeye her şeyden çok layık. Alemleri yaratmış, dünyayı yaratmış, nimet yaratmış bize, o yaratmış, bu yaratmış, yaratmış da yaratmış. Eee… Adam 70 yaşına geliyor hastalıklar başlayınca “Yarabbi!” diyor. Kardeşim bu yaşa kadar sağlığın için Allah’a teşekkür ettin mi?

Bunun farkına vardın mı? Bu nimetin nasıl bir nimet olduğunun farkına vardın mı? Varmadın! Ne bekliyordun ya başka? Bunun için en çok Allahuteâlâ’yı seveceğiz, bundan sonra da onun “Habib”ini seveceğiz. Ondan sonra, neyi seversen sev, zarar vermez ama bu sevgilerinin önüne, sen başka sevgi koyarsan putperest olursun. İşte şirk budur, gizli şirk dediğimiz. Birçok hal var ki nefsin zaafları bunlar, nefsin afetleri.

Onun için salat-u selam Efendimiz; “Benim ümmetim puta tapmaz ama onlar için gizli şirkten korkarım” diyor.

Gizli şirk… Bir günah işliyoruz, her insan günah işler. Peygamberlerin dışında günah işlememe hakkı hiçbir insana verilmemiştir. Kasıtlı işlemez iyi mümin ama hasbelkader işler. Günah işlerken bakar sağa, sola, Ahmet, Mehmet görüyor mu? İşte bu gizli şirk. Cenab-ı Hak diyor ki:

“Ben size şah damarınızdan yakınım.” Allahuteâlâ bize şah damarımızdan yakınken biz Allah’tan haya etmiyoruz ama konumuz komşumuz görür mü diye ondan haya ediyoruz. İşte bu gizli şirk. Allahuteâlâ. Bak hepiniz Kur’ân okuyan insanlarsınız, Ya “Ben size…” diyor, “Şah damarınızdan yakınım.”

Biri sordu bana; “Ya dedi nasıl oluyor bu iş?” Dünyada altı milyar insan var, bu kadar şu var, bu kadar bu var, Allah herkese şah damarından yakın nasıl olabilir? Hem Allahuteâlâ Arş-ı Ala’da. Hem Arş-ı Ala’da, hem onda, hem bende, hem sende, işte kafası almıyor. Neden? Neden almıyor? Çocukluktan beri bir İslam-i terbiye görerek Allahuteâlâ’nın ne olduğu, Resullulah’ın ne olduğu, dinin ne olduğu, bunlar öğretilmemiş ki…

Adama soruyorsun; “Peygamberimiz nereli?”

“İstanbul’lu mu?” diyor.

Bugün gençler bu hale düşmüş ya!

“Kim 500 milyar ister var”, televizyonda. Adama soruyorlar, “Kâbe, hangi şehirde? Mekke’de mi? Medine’de mi? Cidde’de mi?” Adam, düşünüyor, düşünüyor, düşünüyor, bulamıyor. Joker kullanıyor. Ya arkadaşın dini üzeredir insan. O da; “Vallahi, çok emin değilim ama Cidde’de olabilir.” diyor. Ya kardeşim, yani buna ağlar mısın, güler misin? Ne hale gelmişiz… E şimdi böyle bir toplumun içinde yaşıyoruz.

Adam diyor ki; “Ben de Müslüman değil miyim” Ya olmaz mısın yani? “Ben de Müslüman’ım” diyor Elhamdülillah.  Veya “Allah dileseydi şöyle yapardım, Allah dileseydi ben böyle yapardım…” Bunlar işte nefsin hileleri, tağutun, şeytanın, hannasların yani bizdeki menfi olan şeylerin etkisi, başka hiçbir şey değil.

Şimdi Allah razı olsun, Cenab-ı Hak bize ne yapmış? Bir yol çizmiş, peygamberler yollamış, kitaplar yollamış. Nasıl yaşamamız gerektiği, neler yapmamız gerektiği, neler yapmamamız gerektiği… Kişi “yap” emrini yerine getirdiği zaman; namaz nasıl kılıyor, ecir alıyor, oruç nasıl tutuyor, yap dediği şeylerden ecir alıyorsa; yap dediklerini yapan insanlar, yapma dediklerini yapmadıkları için de devamlı ecir alıyorlar. Bunun hiç farkında değiller. Terazinin öbür tefesine de konulacak. Ha “yap” dediklerini yapmak kaydı ile.

Allahuteâlâ’nın “yap” dediği farzları, amelleri yaptığın an; “yapma” dedikleri de, “yap” dedikleri kadar ecir yazılıyor sana. İçki içmediğin için ecir yazılıyor, hırsızlık yapmadığın için ecir yazılıyor, zina yapmadığın için ecir yazılıyor ama yap dediklerini yapmak kaydı ile. Cenab-ı Hak, yap dediklerini yapan müminlere çok merhametli, çok şefkatli…

Bugün defalarca söyledim, Mahkeme-i Kübra’da bana sorsalar; “Beni annem mi yargılasın, Allahuteâlâ mı?” Hiç şüphesiz yemin ederim, “Allahuteâlâ” derim. Annem beni cehenneme yollamaz, ama biliyorum ki, annemden yüz bin defa daha merhametli Cenab-ı Hak. Her birimize, bana, ona has değil yani… Ama işte, biz, Cenab-ı Hak hakkında iyi zan sahibi değiliz.

Salat-u selam Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, bak döne döne ashabına tembihliyor:

“Ey ashabım! Sakın ola ki Allahuteâlâ hakkında içinizde iyi zan bulundurmadan ölmeyin” diyor. Sakın ola ki, mutlaka iyi zan oluşturun.  Şimdi Kur’ân’a bak Cenab-ı Hak:

“Ben kulumun zannı üzereyim” diyor ve bunun hakkında da Peygamber Efendimiz birçok örnek gösteriyor. Bir adam getirilir Mahkeme-i Kübra’da Allahuteâlâ’nın huzuruna, herkesin bir amel defteri varken bunun kırk tane vardır, kırk amel defteri… Hepsi büyük günahlarla dolu… Der ki diyor Cenab-ı Hak:

“Bunları sen mi işledin?”

“Evet ben işledim der” diyor, inkar etmez.

“Peki Ben’den ne bekliyorsun?” der Cenab-ı Hak.

“Ne bekleyeyim Yarabbi, ben seni ömrümde bir kere dinlememişim ki” der ve cehennem ehline doğru yürür.

Salat-u selam Efendimiz anlatıyor. Cenab-ı Hak der ki:

“Gel ey kulum, bunları sen işlediysen de takdiri Benim’dir, yürü cennete” diyor.

Sen, Cenab-ı Hakk’ın mekrinden emin olabilir misin? Cenab-ı Hak bu kadar merhametli sana da, bana da… Hayır, bunlar örnek şeyler. Bunlar Cenab-ı Hakk’ın büyüklüğünü ifade eden şeyler.

“Ve bir kul daha getirilir” diyor. Saç sakal ağarmış, 85 yaşında, amel defterinde bütün amelleri büyük günah.

“Kulum, bunları sen mi işledin?”

“‘Hayır! der’ inkar eder” diyor, “Allahuteâlâ dilerse elini, kolunu, gözünü, konuştururken, onda konuşturmaz” diyor.

“Sen işlemedin mi bunları?” der Cenab-ı Hak.

“İşlemedim” der.

“O zaman, git cennete” der Cenab-ı Hak.

Melekler atılır:

“Yarabbi, bunlara biz şahidiz yazdık çizdik bu işledi.”

Cenab-ı Hak der ki:

“Ey meleklerim, Ben bilmiyor muyum? Ama 85 yaşına gelmiş saçı sakalı bembeyaz, ‘yalan söylüyorsun’ diyemedim.” Allah’a bak… Ya bu Allah’a kul olmaktan başka büyük şeref olur mu ya? Bu kadar iyi, bu kadar muhteşem bir varlık var mı ya?

Onun için, çağımız tefessüh çağıdır ama kendimize çekin düzen vereceğiz, kime kulak asacağız? Resullulah’a. Kime kulak asacağız? Cenab-ı Allah’a!

Nefsin zaaflarını bırakacağız. Kolay değil, birden bırakılmaz ama devre devre, kademe kademe uğraşacağız yani. Zaaflar kesinlikle insanı felakete götürür. Doymaz, isteği bitmez. Nefis böyledir. Bu devrin getirileri de büyük. Salat-u selam Efendimiz:

“Zamanın tefessülünde istikamet sahibi mümin, kırk şehit sevabı alır” diyor.

Allahuteâlâ bir şehide:

“Mezardan kalk, cennete gir! Sana hesap kitap yok” diyor. “Kırk şehit sevabı alır” diyor.

Ve diğer bir reçete de diyor ki; “Kim ki sabah namazından sonra ve yatsı namazından sonra, ‘Amenerrasulü’ yu okursa; gece de ölse, gündüz de ölse şehit olarak ölür” diyor. Hükmün şehit değil bak, “Şehit olarak ölür” diyor.

#namaz #namazcesitleri #necis #mücahid #Salat-ınefs #Salat-ıcisim #Salat-ıkalp #Arş #semavat #ArşıAla #Allahnerede #sehitsevabı #şehitsevabı #dinisohbet #SeyyidAliEfendi #Amenerrasulü

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız