YILBAŞI DELALETİ – NEFSİN HİMMETİ VE GAYRETİ – HİMMETİN KAPILARI NEYLE AÇILIR? – HİMMETİ ÖN PLANA ALDIĞIMIZ ZAMAN NELER OLUR? – ALLAH’I EN AZ ANAN HAYVAN HANGİSİDİR? – AZAP NEDEN TOPTAN GELİR? – MÜSLÜMAN BU DEĞİL! – NASIL ALLAH’I SEVMEK BU – HZ. ALİ EFENDİMİZİN NAMAZ ÖNCESİ HALİ – DERECATINA ULAŞILAMAYACAK VELİ KİMDİR? – MİRAS KALAN MANEVİ MİRAS

0
373

Noel babalar, yılbaşılar… Ya ne işin var senin? Hazreti İsa’nın doğumu bu. Ona da salat-u selam olsun. O da canımız, ciğerimiz. Peygamber, Nebi iman ediyoruz ama senin peygamberin var, sen onun doğduğu günü bilmiyorsun ya. Sen, senin yılbaşını bilmiyorsun ya. Bu sene birde Noel Baba icat ettiler. Ya Hz. İsa’ya salat-u selam olsun, bir Peygamberin doğumu içki ile, kumarla, zina ile dansözle mi kutlanır ya? Bu nasıl delalet, ben anlamıyorum. Ama bunu söyledin mi sen yobaz oluyorsun, çağ dışı oluyorsun, şu oluyorsun, bu oluyorsun.

Nefiste, himmette var, gayrette. Biz himmet teni kullanıyoruz, gayrette mi? Bütün mesele bu. “Her nefsin bir himmeti, birde gayreti var” diyor. Çağımızın insanının 100’de değil, 1000’de 999’un nefsi gayrette. Nefis gayret makamında, bedendeki akıl, akl-ı maaş olur. Aklı maaş; dünyanın hizmetinde olan, nefsin hizmetinde olan, şeytanın hizmetinde olan, hannasların hizmetinde olan, fitnenin emrinde olan, fesatın emrinde olan, daha sonu yok bunu saymanın… Akl-ı maaş bunlara hizmet eder. Bununda bir sonraki adımı, nefisteki gayret makamı.

Malumunuz yaşadığımız zaman… Zaman tertemizdir  Cenab-ı Hakk’tan. Zaman, kir tutmaz. Zaman; ipek mendil gididir. Zaman; duru su, temiz su gibidir. Zaman; tefessüh etmez. Zaman; cehaleti çağırmaz. Kabahat zamanın değil. Zamanda yaşayan mahlukatın. Şuanda yaşadığımız zaman diliminde. Nedir emperyalist? Ayyukta yani. Kominizmi, terazideki tepesini aldığımız zaman; bir tepede Kominizm varsa, diğerinde emperyalizm vardır. Nefislerin himmet yönü değil, gayret yönü bu. Yani, her nefiste iki yüz vardır. İki yüzlüdür, nefisler. Asla, insan gibi tek yüzlü değildir. İki yüzlüdür. Mümin görünür onun arkasındaki yüzü kafirdir. Tabi, şimdi nefsin o yönüne hizmet ettiğin an, bugünkü cemiyetler doğar ortaya. Bugünkü cemiyetlerin doğuşundaki ilk adım, Peygamber Salat-u Selam Efendimizin çok güzel ifade ettiği o mübarek sözünden, sözü kontak anahtarı gibi. “Her nefsin bir himmeti ve bir gayreti var.” Biz, bizler değilde yaşadığımız toplumda himmet gözünü hiç görmediler. Hep, gayret gözünü gördüler. İşte çok çalıştım, kazandım, güzel eş aldım, güzel araba aldım, şunu aldım bunu aldım Allah kahretsin seni. Sen hiç bir şey alamazsın. Allah lütfetti. Gayret gözünde bile Allah lütfediyor. Himmet gözünü bırak. Gayret gözünü dahi lütfeden Allah. Her nimetin sahibi; Allah. Mülk, senin olmaz. Araba, senin olmaz. Çocuk, senin olmaz. Benim dediğin, boynunda asılı kolye senin olmaz. Yunus ne diyordu?

Sen yarattın cismi canı,

Sen yarattın bu cihanı

Mülk senindir Kerem kânı

Kimsenin olmaz Allah’ım.

Yalan mı söylüyor? Bunlara kulağı tıkadık. Neye kulak açtık? Benim arabam, yazlığım. Ben şöyle para kazandım. Benim şöyle fabrikam var. Benim şöyle başarılarım. Benim… Benim… Benim. Ne yaptın? Nefsin gayret gözünde kendini put yaptın. Allah’ı ittin bir kenara. Benliği koydun, sen kazandın. Sen vâr ettin. Sen yarattın. İşte, böyle insanlardan oluşan cemiyetler böyle oluşur.

Bugün Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ne güzel bir mesaj söylüyor; “Her nefsin bir himmeti, bir gayreti vardır.” Biz nefsimizi hep gayrette kullandık. Himmette hiç kullanmadık. Bu kanalı kapattık, diğer kanalda böyle cemiyetler yetişti. Bu cemiyetler, ne Allah’tan korkuyor, ne Peygamberden, ne haramdan korkuyor, ne günah işlemekten korkuyor. Hiçbir şeyden korkmayan bir kavim.  E bundan ne bekliyorsun ki başka? Buna hayvan desen hayvanlar darılır, derki; “Etme, ben Rabbimi zikrediyorum. Beni, neden onun ayarıma getiriyorsun ki?” Allah ayet-i kerimede; “Onlar köpektir” diyor. Hemen arkasından gelen mübarek sözünde de; “Hayır, onlar köpekten de aşağıdır. Köpekte olamazlar” diyor. Köpek çünkü; Yaradan’ı zikrediyor.

Yaratılanların en az Allah’ı zikredeni eşektir. Eşekte 21.000 defa Lafza-ı Celal çeker. Bak, en az zikreden eşektir. Eşeğin anırması, cehennemin anırmasıyla aynıdır. Eşek anırmasının tonunda, cehennem anırır ama çok yüksek dozda. Eşek en makbul olmayan hayvanlardan biridir. En az zikredendir. Domuz dahi, eşekten fazla zikreder Yaradan’ı. 21.000 defa lafza-ı celal çeker.

Bu ülkede ne bet olur, ne bereket olur, ne rahmet olur. Gelir adam çöker tepemize. O yetmedi, bu gitmedi. Derttir, can sıkıntısıdır, geçimsizliktir, komşuyla, anayla, babayla böyle gider. Neden? Çoktan çöktük. Allah iyiyle, kötüyü ayırmıyor… Allah yemin ediyor. Allah yemin etmeye mecbur mu? Allah hiçbir şey yapmaya mecbur değil.

Allahuteâla diyor ki; “İzzetim ve Celalim üzerine yemin ederim ki” Allah bak!… Sema yap, kardeşim. Kalk, dön, haykır. Ne kadar emniyetli ki, Allah yemin ediyor. Allahuteâla diyor ki; “İzzetim ve Celalim üzerine yemin ederim ki, bir evde 20 nüfus yaşasa, içlerinde mükellef olup, bir kişi namazı terk etsin. Hepsine toptan azap ederim.” Şimdi şu ciddiyete bakın. Kork Allah’tan ya. Kalbin titresin ya. “20 kişi bir evde yaşayacak, bir kişi namazı terk etsin” diyor, yemin ediyor Allah, “Hepsine toptan elim azap ederim”.

“Neden Yarabbi? Niçin tebliğ etmedin? Niçin, ona namaz kıldırmadın?”

Allah diyordu ki; “Ey kulum, şu gönderdiğim dini yaşayın, yaşatın. Bu dini mübinini insanlık namına perçinleyin”. Ayet-i kerime söylüyor bunu, “Bunu yaparken, ne kaybederseniz kaybedin, canınızdan, malınızdan. Ayağınızın altında cehennem ateşleri kaynasa, tepenizden cehennem ateşleri dökülse, hiç kaybınız yok. Sizin davanız Bana ait. Sizin müşteriniz Ben’im.” diyor Allahuteala. “O kaybettikleriniz karşılığında, size  cenneti veririm, satın alırım. Bununla uğraşın” diyor. Allah diyor ki; “Niçin zorlamadınız? Niçin tebliğ etmediniz? Niçin azarlamadınız? Niçin kalbini kırmadınız?”, “Ya, onun kalbi kırılır” dedik.

İnsanın kalbinin kırılması mı önemli Allah’ın mı? İnsanın hatırı mı önemli, Allah’ın mı? Biz Allah’ın hatırından geçtik, insan hatırını göz önünde tuttuk. Allahuteala apaçık bize mesajlar verirken, biz ne yaptık? Ya kalbini kırmayalım, kılar bir gün, falan filan… Sebepler bulduk. Yanlış, yaptığınız yanlış!

Ne diyordu Peygamberimiz; “Her nefsin, bir himmeti, bir gayreti var.” Biz gayret kanalına geçtik, dolu dizgin gittik ve bu günlere geldik. Şimdi, yakınmanın, ağlanmanın, “ah” demenin, “vah” demenin bir yararı yok. Daha çok yakınacağız. Çünkü biz himmet gözünü hiç görmedik. Allahuteâla’nın  mesajları apaçık. Resullulah (s.a.v.) Efendimiz bu mübarek mesajları hadislerle bize şerh etti, önümüze sundu. Uygulamadık. Ya dedik, olur bir gün felan filan… Bayatlamış bir boşver. Müslüman bu değil ki.

Şimdi toplumlar, dejenere, dejenere, dejenere… Neye kul oldular? Paraya kul oldular. Mala kul oldular. Neye kul oldular? Kadına kul oldular. Yani sekse. Bunlara kul oldular. Salat-u selam Efendimiz diyor ki; “Bir insan neyi en çok seviyorsa, Allah’ı o.” Biz acaba kalbimize danışalım. En çok Allah’ı mı seviyoruz? Kadını mı? Malı mı? Mülkü mü? Arabayı mı? Tarlayı mı? Ağacı mı? Neyi seviyoruz acaba?

Büyük Allah dostları diyor ki; “Size sorsalar Allah’ı seviyor musun? Sevmiyor musun?” Sukut edin. Ne ‘Evet’ deyin, ne ‘Hayır’ deyin. Sadece sükut edin. İçinize dönün bakın. Sükut edin. Günlük kullandığın çakmak kadar seviyor musun Allah’ı acaba?” diyor. Bunun değeri var. Düştüğünde alıp bakıyorsun, bir yeri çizildi mi diye.

Allah’ın “kıl” dediği namazı, kılmadığımız zaman, o üzüntüyü, o dikkati çekiyor muyuz? Çekmiyoruz. E nasıl Allah’ı sevmek bu? Ve o Allah dostları diyor ki; “‘Seviyorum’ deseniz yalan olur. Allah’a iftira etmiş olursunuz. ‘Sevmiyorum’ derseniz fasık olursunuz.”

İki uçta tehlike! İkrar etme. Yalanda konuşma, tersini de yapma, sus. Bu, sana ders olsun. Bundan sonra, şu çakmağa gösterdiğin itinayı, Allah’ın emirlerine gösterirsen, doğru yola girersin. Ha bu çakmak bir yere düştüğü vakit, üzüntü duyuyorsun bir anda. Alıyorsun, bakıyorsun bir yeri çizildi mi diye. Çizilmişse üzülüyordun. Ya Allah’ın emirleri için var mı bu kadar gayret?

Hadi ezan okundu. Lambur lumbur yatıp kalkalım. Namaz; 4 kategoride ele alıyoruz. Defalarca anlattım. “Salat-ı nefs”, “salat-ı cisim”, “salat-ı kalp”, “salat-ı ruh”.

Hz. Ali Efendimiz, namaza iki saat kala sapsarı kesilir suratı, kamburu çıkar yamulurdu. Ya Ali, ne oldu?  Ordulara tek başına giderdi. Koca orduyu tek başına göze alan adam.

“Ya Ali, ne oldu hasta mısın?”

“Hayır.”

“Peki, nedir derdin?”

“Rabbimin huzuruna çıkacağım.” İlmin kapısı diyor Efendimiz; “Şehri ben isem, kapısı Ali” diyor.

Caferi Sadık, Hz. Ali Efendimizin abisi. İmam-ı Azam Ebu Hanefi Hazretleri diyor ki; “Vallahi ve billahi, Numan, Caferi Sadık’a intisap etmese cehennemlikti” diyor. Düşün, Caferi Sadık kim? Bir müştehid Alim, “vallahi” diyor. Caferi Sadık Hz. Ali Efendimizin ağabeyi.

Hz. Ali Efendimiz, namaza iki saat kala sapsarı kesilir suratı, kamburu çıkar, yamulurdu. “O’nun, huzuruna çıkmaktan korkuyorum. Kulum desem, kulluk isteyecek kul olamıyorum.” O gayrette, o üzüntüdeydi. Ya biz?  Akıl bağda, bahçede, tarlada, makinada namaz kıldım ben. Salat-ı nefs. O çok önemli. Ama “Allah kahretsin seni” diyip tepene çalarlar o namazı! Derece kazanmadın, derecat yok…

Allahuekber… Tecelli eder kıbleden. Her zerrende hissedersin.  “Elhamdüllillahi Rabbil Alemin”… Beni duyduğunuz gibi duyarsın. Meleklere derki; “Bak, kulum ne kadar doğru söylüyor.”

E kardeşim, hadi kıyasla şimdi bu iki namazı.

Cenab- Hakk diyor ki; “Ben’im huzuruma geldiğiniz zaman tasayı, kasayı, dünyayı, malı, mülkü atın. Huzur, huşu içinde Benim huzuruma gelin ve namazı öyle kılın.” Böyle kabul olmuş bir rekat namaz, insanı cennete götürür. Allah, bu kadar da cömert. Bunu yapmaya gayret edelim.

Namaz, lambur lumbur yatıp kalmak için değil. Namazda, bizi nizama çağırıyor Allah. “Hayyalel sela, hayyalel fela” diyor.  Ne demek “Hayyalelfela”? “Selaya gel, namaza gel, felah bul”. Kurtuluş bu. Allah’ın kurtuluş yolunun, kapısını aç. O merdivenleri tırman. Allah’ın selamına, selametine git. Duyuyor musun? Ha işte, okunuyor canım, ezan vakti geldi. Namaz, huşu içinde, huzur içinde, ister 4 rekat kıl, ister 54 rekat kıl namazı; namaz gibi kıl. “Akimusselah.” “Namazı gereği üzerine kıl” diyor. Sadece spor yap demiyor. Bütün azalarınla namaz kılacaksın. Aklınla, kalbinle, gözünle… Her şeyinle…

 Namazdayken, salat-u selam Efendimiz diyor ki:

“Şöyle, gözüm kaydı, oradaki bir şeye baktı. Allah hemen sesleniyor; ‘Kulum o baktığın şeyden, Ben, daha hayırlıyım’” diyor. Niçin? Sen Allah’ı unuttun, bibloyu hatırladın. Kendine geldin, birazdan, camekana baktın. Allah yine sesleniyor; “Kulum, o baktığın şeyden, Ben daha hayırlıyım.” İkinci , üçüncüye de, Allahuteâla namazı paçavra gibi çalıyor başına. “Al. Senin namazında hayır yok” diyor. Bunların farkında mıyız?

Ya bir valinin huzuruna gidiyorsun. Put gibi duruyorsun. Dikkatle dinliyorsun. Ne derse doğru cevap veriyorsun. Nedir ki bir başbakan, vali!… Sen, alemlerin Rabb’inin huzurundasın. Acaba, o huzurda nasıl davranman gerektiğini hatırlıyor muyuz? Hayır. Anca, Allah Kerim. Allah, muhakkak “Kerim”. Sende, o Kerim olan Allah’a yaraşır bir hal, al. O atmosfere gir. O bilinçte ol. O şuurda ol. Olmamız lazım. Yine en iyi olanlar, sofilerdir. Şimdi, genel bir değerlendirme yapıyoruz.

Ne diyordu  salat-u selam Efendimiz; “Her nefsin, bir himmeti, bir gayreti vardır.” Dikkat et. Hadiste, bakalım biriniz dikkat edecek misiniz? Biriniz soracak mısınız? Bekliyorum. Onun için hadisi tekrar tekrar gündeme getiriyorum. Efendimiz; “Her nefsin, bir gayreti, bir himmeti var.” demiyor. Himmeti birinci dereceye alıyor, gayreti sonra. Bu şimdi, bugün tersine çevrilmiş, gayret yönünden. Himmet peşine gidecek, giderse, gitmez. Himmet, gayretin peşine, gitmez. Ama gayret himmetin peşine, gider.

Güneşe yüzünü dön. Gölge peşine gelir. Dünyada böyledir. Yönünü Allah’a dön, dünya peşine gelir. Ama güneşe sırtını dön. Her adımda gölge, senden uzaklaşır. Dünya, kaçar senden. Ucu sendedir, ama senin olmaz yine. Senin biriktirdiklerini başkası yer. Sen, başkasına hamallık edersin.

Onun için Allah razı olsun. Himmeti ilk kademeye alıp, himmetin kapıları neyle açılır. Seyr-i sülük. Sünnet-i seniyeye. Allahuteâla diyor ki; “Benim ipime sımsıkı sarılın.” İşte buralara açılır. Biz, O’nun ipine sımsıkı sarıldığımız zaman, adam gibi sarılırsan, Allah’ın istediği, Resulallah’ın gösterdiği şekilde yaparsan. Birçok şerler, hayr olur.

Şimdi tevekkül ehli öyle diyor. İbrahim Hakkı Hz.; “Hak, şerleri hayr eyler” diyor. Tamam kardeşim, senin gibi olsak öyle olur ama biz senin gibi olamıyoruz ki. Sen kendi bulunduğun noktadan, dem vuruyorsun. Ben, o noktaya gelsem, bende bunu biliyorum olacağım. “Hak, şerleri hayr eyler. Sanma sakın, gayr eyler.” Şu itimata bak, şu güvene bak, şu tevekküle bak! Yunus’ta diyor ki:

     Kullar senin. Sen kulların.

     Günahları çok bunların.

     Uçmayla sal bunları.

     Binsinler burak Çalabım.

Tevekküle bak. İyi de Yunus olsak öyle olur. Bir Yunus olalım, bir İbrahim Hakkı Hz. olalım, bir Şeyh Muhyiddin Arabi Hz. olalım, bir Sadrettin Konevi Hz. olalım, bir Mevlana, bir Yunus olalım. Niçin olamıyoruz? “Olamayız” diye  bir şey yok.

Abdulkadir Geylani demiyorum bak. Onun gibi, kimse olamaz. Onun derecatına gelecek bir Veli yok. Neden yok? Peygamber Salat-u Selam Efendimiz, miraca giderken, Burak’a binmek için yürüyünce ayaklarının altında bir şey hissetti. Ve kaldırdı onu, Burak’a binsin diye. “Ya Cebrail, bu nedir?” dedi. “Bu, senin soyundan gelecek olan Abdulkadir Geylani’nin ruhaniyetidir.” dedi. Peygamberimiz elini açtı orda; “Ya Rabbi,  bu zatın makamını bütün evliyanın makamlarının üzerinde tut” diyerek dua etti. Allah’ta kabul etti.

Onun için Abdulkadir Geylani Hz. Makamına hiçbir Veli’nin ulaşması mümkün değildir. Ha, ona yakın yerlere gelir. Ama onun dışındaki, her Velinin makamına, her dervişin makamına gelmesi muhtemeldir; çünkü kıyamete doğru dervişlerin, Velilerin güçleri artar. Devamlı artar.

Abdulkadir Geylani Hz. meclisindeki, sufilerin derecatını, bugün gerçek sofiler aşar. Niçin? Çünkü sufinin mirası sofiye, Veli’nin mirası Veli’ye kalır. Artı kendisininki var. Kendi artısıyla bir öncekini almıştı. Miras bıraktı. O miras bıraktığının da var.

Bir dağ başında, nasıl çığ koptuğu zaman büyüyerek inerse. Kıyamete doğru, Veli’lerin güçleri böyle artar. Bir evvelkini, bir evvelkini alarak, o onunkini, o onunkini alarak kendininki artarak gider. Bu lütuflar bugün insan için açık. Niçin diyordu salat-u selam Efendimiz:

“Benim yaşadığım dönemde İslam’ın 10 emrinden, 9’unu yapıp, birini terk eden helak olur. Öyle bir gün gelir ki; tefessüh dönemi, İslam’ın 10 emrinden, 9’unu terk edip 1’ini yapan kurtulur.” diyor. Niçin bu? Güçler ve lütuf artıyor. Allahuteâla’nın lütfu artıyor onun üzerinde. Allahuteâla’nın lütfu artmasa zaten, güç artmaz.

Güç; ne insandan, ne hayvandan, ne yediğinden, ne içtiğinden, ne parandan, ne pulundan gelmiyor. Bu manevi güç, sadece Yaradan’dan gelen. Yaradan’dan onun dozu arttıkça, güç yükseliyor. Ne taşıyor bunu sana?  Salavat taşıyor. Salavat, bunun gibidir. Allahuteâla’dan nurları alır, senin kalbine ulaştırır. Sonra, o salavat doğru meleklerden salat-u selam Efendimize taşınır. Hatta bir hadis-i şeriflerinde derler ki; “Ya Resullulah, felan sana, salat-u selam getirdi.” Peygamberimiz diyor ki; “Benim Ravza’mda, bana salavat getireni, yanımda oturan gibi görürüm ama dünyanın neresinde, bana bir salat-u selam getirilirse, anında haberim olur, bana ulaştırılır.”

Sanmayın boşa gidiyor, duyulmuyor, bilinmiyor. Böyle bir şey yok. Biliniyor, sayılıyor, büyütülüyor, ecirde büyütülüyor. Ha, biz böyle bir tefessüf döneminde, yani, zaman tertemizdir. Zamanda tefessüh etmiştir insan. Çünkü; artık kıyamet insanıdır, mahşer insanıdır bunlar. Yavaş yavaş her şeyin nasıl ömrü tükeniyorsa, bitiyorsa dünyada o hallere geliyor.

Dünyanın sonuna doğru azgınlık, küfür, artacak… Bunlar herkesin bildiği şeyler. Ama bu dönemde, kendine çeki düzen veren insanın, getirisi de çok büyük olur. Yani, akl-ı maaşı bırakalım. “Akl-ı maad” olalım.

Akl-ı maad dervişlerin aklıdır. “Akl-ı kül” evliyanın. “Akl-ı evvel”de Resullulah’ın aklıdır. Şimdi bunların farkında olalım. Akl-ı maaş, kimseye fayda getirmez. Akl-ı maaşta, 19 tane afet vardır. Hırs, tamah, gadap, şehvet gibi tam, 19 tane afet. Bu 19 afet, hiç bir dervişin kalbinde, gönlünde yoktur. En azından, bunların yarısını silip, atmıştır. Üçte ikisini silip atmıştır. %90’ını, 95’ini silip atmıştır. Kalan 3’ün, 5’in yani azınlığın esiri olmayalım. Onlar bizim esirimiz olsun.

Bunları bu şekilde, birde benliğimizi sorgularsak, akl-ı maaşın etkisinden kurtuluruz. O zaman birinci derecede Peygamber (s.a.v.) Efendimizin hadiste dediği; “Her nefsin, bir himmeti ve bir gayreti var.” Himmeti ön plana alırız. Himmeti ön plana aldığımız zaman, az önce bahsettiğim gibi dünya peşine gelir. Dünya için çok tasalanma. Çünkü Cenab-ı Hakk diyor ki:

“Ben, her kulumun rızkına kefilim.” Rızık için tasa eden ahmaktır. Ama sen elinden geleni yapacaksın. Sen elinden geleni yapmadan, yan gelir yatarda, “Allah Kerim” dersen, bu sadece ahmaklık olur. Cenab-ı Hak nimeti, sıhhati, nasibi, insanı, mahlukatı yaratmış, alemi dayamış, döşemiş. 1000 sene, 500 sene lazım olacak, alt katmanları yerleştirmiş ve sana da demiş ki; “Biraz gayret et. Evinden namazı kılıp, o gayrete çıkarsan, bütün çalışmalarını da ibadet kabul ederim” diyor. Böyle bir Yaradan. Bu kadar cömert bir Yaradan. Bir Rabbimiz Allah’ımız var. Öyleyse, sana düşen, birazcık gayret ve ona “Eyvallah” demek.

Bilirsin ki ben kulum, sen Sultanımsın.

Dilimde zikrin, kalbimde tercümanımsın.

Diyecen.  Buna takıl, yeter zaten, sana doğru yolu  ulaştırır. Hadi bakalım söyleyin, şimdi bir kaside…

 #Hz.Ali #Hz.İsa #Hz.Muhammed #islam #yeniyıl #noelgünü #noelkutlaması ##Salat-nefs #salat-ıcisim #salat-ıkalp #salat-ı ruh #ibadet #nefs #dervis #ibniarabihz #ibniarabi #YunusEmre #imamazam #AbdulKadirGeylanihz #namaz #ibadet

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız