Ya Ömer, Sen Belanın Kapısı Kilitisin!

0
353

Ya Ömer Sen Belanın Kapısı Kilitisin!

Bir gün salat-u selam Efendimiz ashabına sohbet ederken Hz. Ömer (r.a.)  geldi meclise selam verdi. Peygamber Sallallahu Aleyhi Ve Sellem Efendimiz hiç yapmadığı bir şey yaptı “Ya Ömer” dedi, “Sen belanın kapısı kiliti gibisin” üç sefer tekrarladı, ashabının hepsi bu laftan hiçbir şey anlamadı. Peygamber salat selam efendimize “Ya Resullulah, bu ne demektir?” diye de hayasından soramadı. Fakat hepsinin kafalarında kaldı bu ne demek acaba diye? Ömer ki adaleti ile bilinen bir zat, Ömer; “Belanın kapısı, kilitisin.” 3 kere Peygamber Aleyhisselam söyledi.

Fakat bu arada Kur’ân, peyder peyder, Hz. Cebrail Aleyhisselam tarafından indirilirken, Hz Peygamber (s.a.v.) Efendimizin bir katibi vardı,  Mervan. Ona gelen ayetleri yazdırıyordu. Mervan, Kur’ân’a hile kattı, eksiltmeler, ilaveler kendi işine gelir şekilde, Peygamberin (s.a.v.)’in yanında benlik yaptı. Cebrail Aleyhisselam, Peygambere haber verdi. “Bu kötü biridir Kur’ân’dan falan ayetleri tahrif etti, gerekeni yap” dedi.

Peygamberde (sallallahu aleyhi vesellem)  onu bir günlük yola sürgün etti.  Peygamber Salat-u Selam Efendimiz 23 yılını doldurdu bu dünyadan göç etti.  Yerine Hz. Ebubekir Sıddık geldi. Kendine göre bir devlet düzeni kurdu “Sünnettir” dedi, Mervan’ı bir günlük yola da o  sürgün etti. Bir günlük yolda sürgünken bir günlükte; o sürgün etti iki günlük yola Mervan sürgüne gitti, bir günlüktü; iki oldu.

Zaman içinde o mübarek bu dünyadan göç etti. Yerine hilafete Hz. Ömer (r.a.) geldi. Hz. Ömer bir devlet düzeni kurdu kendine göre, “Sünnettir” dedi Mervan’ı bir günlük sürgün etti. Müslümanlardan uzaklaştırdı ve günler, yıllar birbirini kovaladı. O da şehit edildi biliyor musunuz? Hilafet Hz. Osman’a geldi , Hz. Osman (r.a.) için peygamberimiz “Zinnureyn” derdi. Bu Nur üzerine nur demektir çünkü;  Hz. Osman’ın hayatı Kur’ân’dır, onun için nurdu yani. Peygamberimizin yıllar önce söylediği söz burada zahir oluyor. Ne demişti Ömer’e?

“Ya Ömer, sen belanın kapısı kilidisin!”  Ömer öldü, ne oldu? Belanın kapısı kilidi kırıldı. Ömer gitti, geldi Hz. Osman kendine göre bir devlet düzeni kurdu, içtihat etti, Mervan geri getirdi, kendine Katip yaptı. Halife, yani içtihat hakkını kullandı, Mervan ’ı getirdi katip yaptı. İçtihatta günah yok,  Kur’ân’ın bazı kısımları, Kıyamet sabahına kadar içtihata açıktır, içtihata kapalı konular vardır. Namaz gibi, oruç gibi, zekat gibi, hac gibi… Allahuteâla’nın kesin koyduğu kurallardır, kesinlikle içtihata kapalıdır.

Kur’ân’dan çok konu vardır, içtihat ilmin varsa Kıyamet sabahına kadar, içtihada açık olanlar vardır. Hz. Osman da bu içtihat hakkını kullandı, Mervan’ı getirdi kendine katip yaptı. Peki neden yaptı? “Kötüyü cezalandırmaktansa ziyade, ıslah etmek hayırlıdır” dedi ve Mervan’ı getirdi, kendine katip etti. Ama peygamberimiz Salat-u Selam Efendimiz söylediği ne olacak? Zahir olacak, belanın kilidi kırıldı, Ömer gitti ve kendine göre bir devlet düzeni kurdu. Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdullah’ı taa Emir olarak Horasan taraflarına yolladı. Yani bugünün valisi diyelim, gönderdi oraya. Hala Arap ülkelerinde, valilere emir denilir. Sonra Horasan halkı biat etmedi  Abdullah’a dediler  ki; “Ya Abdullah, sen doğrulardan sın, doğru sözlülerdensin ama halifeden bir ferman getirecektin. Bu görevle gönderilmiştir diye, biz bunu istiyoruz halifeden. Madem 2 atlı yollayın halifeden bir ferman alsın gelsin”, zor bir şey değil yani ve 2 atlı salındı. Medine’ye attılar geldi ” Ya Hz. Osman Emir’ül müminin halk sizden Abdullah için Ferman istiyor”,  Hz. Osman (r.a.) dedi ki Mervan’a; “Ya Mervan, bir ferman yaz, getir mühürliyeyim” dedi.

Arapça’da “Men kabele” bu adama itaat edin  anlamına gelirken, Mervan kötü insan ya, hemen “Men katele” yazdı. Yani “bunu derhal katledin” yazdı. Kelimeler birbirine çok yakın. Hz. Osman’ın, dalgın bir anına getirdi mühürletti, kapattı verdi. Belalar gelecek artık! Çünkü; burada içtihat tutmadı yani. O gün de olacak ya Abdullah bir arkadaşıyla ava çıkmış, atlıları görünce “Verin bakalım fermanı!” diyor bir açıyor, “Bu adamı derhal katledin! idaam edin!” yazıyor. Abdullah, “Osman, ben senden emirlik mi istedim, sen Allah için dedin, ben de kabul ettim, şimdi benim kellemi istiyorsun! Ben sana bunu bırakır mıyım” diyor. Atlıyor  o gece arkadaşıyla ata, fermanı da kimseye göstermeden gidiyor. Medine’ye gece gidiyor… Hz. Ali Efendimizde kapanmış zikre, tabi makamları çok yüksek, başını kaldırıyor, Peygamberimizin torunlarına “Hasan ve Hüseyin oğullarım, Osman tehlikede onu koruyun” diyor. Onlar da geldiler, Hz. Osman’ın evinin önünde nöbet tuttular.

Abdullah ve arkadaşı geldi, baktı ki evin önünde, Hz. Ali Efendimiz gibi bir bahadırın çocukları, Hz. Hasan ve Hüseyin var. Dedi ki:

“Bunlarla aşılmaz.” Arkadan geliyorlar pencereden giriyorlar. Hz. Osman, namazı kılmış Kur’ân okuyor, Kur’ân’da” Men Katele” ayeti var. Tam “Men Katele” ayeti ağzından çıkarken kılıcı indiriyor Abdullah, şehit ediyor Hz. Osman’ı… Ve girdiği gibi de oradan çıkıp, basıp gidiyor.

Bela başladı. Ne demişti yıllar önce salat-u selam Efendimiz; “Ya Ömer, sen belanın kilitisin” kilit  kırıldı çünkü… Bu sefer Hz. Ali Efendimize hilafet geliyor.  Hz. Ali Efendimizde kendine göre bir devlet düzeni kurdu.  Bu sefer Peygamberimizin, kayınçosu Muaviye Hazretleri vardı. Şam’ ın emiriydi. Dedi ki; “Ya Ali! Hz Osman’ın katillerini bulmadan, ben sana biat etmem.” Bakın şimdi, Peygamberimizin kayınçosudur Muaviye Hazretleri, Peygamberimiz; defalarca onun dizine başını koyup yatmıştır- öyle bir zat.

Dedi; “Ya Ali,  ben sana Osman’ın katillerini bulmadan biat etmem.”  Hz. Ali Efendimizde “Bu adaletin işi, devlet elbette bir gün yakalayıp cezalandıracak, o senin bana şart koşacağın şey değildir, kesinlikle bana biat edeceksin!”

“Ederim”, “etmem” iki taraf ordular hazırlamaya başladı. Hz. Muaviye Şam’dan üç yüz bin kişilik orduyla Hz. Ali Efendimiz Medine’den seksen bin kişilik orduyla validelerimizden de biri Peygamberlerimizin hanımlarından, büyük bir orduyla Mekke’den hareket etti. Fakat Hz. Peygamberimiz Salat-u Selam Efendimiz o hatununa bir gün demişti ki:

“Ya hatun, sen bir gün tarihi bir hata yapacaksın! Mekke’den çıktığın zaman, bütün köpekler peşine gelir, ulumaya başlar” dedi. Validemizin de niyeti iki ordunun arasına girip savaşı önlemek, sadece iyi niyet; onlar da kötü niyet zaten olmaz.

Şehirden ayrılınca yüzlerce köpek, peşinden ulumaya başladı. Validemiz dedi ki: “Resullulah bunu bana söylemişti, şimdi ben tarihi bir hatanın eşiğindeyim hatta yapacaksın!” dedi. “İyi de benim hatalı işim yok ki; ben, Müslüman Müslümanı kırmasın diye, bu ordu ile aralarına gireceğim, savaştırmayacağım” yani; fakat validemiz yola çıktığı zaman, çoktan iki ordu kapıştı. Validemiz içtihat edip Hz. Ali tarafına geçeceğine, hak, hukuk Hz. Ali’den yanayken, Hz. Muaviye tarafına geçti. Peygamberimizin dediği de açığa çıktı.

Hz. Ali Efendimiz, malum Zülfikar gibi bir kılıcın sahibi, ordusu da öyle baktı ki karşı taraf ekin biçer gibi biçilip, gidiliyor… O dönemin büyük alimlerinden Amr bin Asr,  Muaviye’nin arkadaşlarından (r.a.);  “Ali, sizi silip süpürecek sana bir hile öğreteyim kendinizi kurtarın!”

“Nedir?” dedi.

“Askerler, mızrakların ucuna Kur’ân taksın, onlar Kur’ân’a kılıç kaldırmaz”  dedi.

Hemen mızrakların ucuna Kur’ân geçirip taktılar ve Muaviye ordusu bunu takbik  etti. Hz. Ali Efendimiz o zaman dedi ki ordusuna; “Kılıçlarınızı kınınıza sokun, bizim Allah kelamına kaldıracak kılıcımız yoktur!” dedi ve bu şekilde yüz binlerce şehit! Şimdi iki tarafta Müslüman.  Allah, şehitliği murad ettiği zaman Müslüman’la Müslüman çarpışır; iki tarafta şehit olur. Ama şahsi bir kavgaysa iş değişir, insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kargaşa başladı çünkü; Peygamberimiz (s.a.v.) bunu zamanında söylemişti. Ömer’den sonra belanın geleceğini, “Sen bela’nın kapısı, kilitisin!” demişti ve bu dönemde üç kafadar çıktılar. Biri ibn Mülcemdir ve iki arkadaşları daha kılıçları, hançerlerini, zehirledi. Üçü de yemin etti!

Biri Muaviye’yi öldürecek, biri Amr İbni Asr’ı öldürecek, biri de Hz. Ali Efendimizi öldürecek. “Bu fitne böyle kalkar ortadan” dedi.

Biri Hz. Muaviye’nin yolunu bekledi. Sabah namazına giderken onu yaraladı. Kılıcının zehirli olduğunu anladı Muaviye Hazretleri, zehirli kesicinin yerini ateşle dağladı.

İkincisi Amr İbni Asır’ın yolunu bekledi. Amr İbni Asır o gün hastaydı yerine başkası gitti. Sabah namazını kıldırmaya, onu öldürüyor şehit ediyor.

Üçüncü de İbni Mülcem Hz. Ali Efendimizin arkasında, sabah namazına safa durdu. Hz. Ali Efendimiz sabah namazı kıldırmaya evvel çıktığı zaman, kazları vardı kümesin kapısını kırıp, çıktılar. Hz. Ali’nin, paçalarına yapışıyorlar, sürüklüyorlar Hz. Ali Efendimize;  “Gitme” diyorlar onlar. O da onları okşuyor diyor ki; “Ya mübarekler, takdiri ilahi bu, siz niye bu kadar telaşlanıyorsunuz? Ne var ki bunda?” diyor kazları teskin ediyor.

Sabah namazına, zammı suresinden sonra İbni Mülcem, Hz. Ali Efendimize kılıçla  vurunca böyle arkadan, önden çıktı iki karış, kılıcı çekti Hz. Ali Efendimiz. O zaman işte namazda, namazda elini bağlama ondan evvel yoktu. Bağırsakları dışarıya akmasın diye elini bağladı. Ve Tahiyatta okudu, 3 sefer “Allahümmağfirli ya Gafur” dedi, sağa-sola selam verdi ve cemaate dedi ki; “Bu namazı kaza etmeyin, namazınız tamamdır, namazı kaza etmeyin” dedi.

İbn-i Mülcem kaçamadı. Bir hasır vardı ona sarıldı kendini gizledi fakat kaçamadı. Hz. Ali getirin dedi:

“Ya Mülcem, benden bir kötülük gördün mü?”

“Görmedim!”

“İyilik gördün mü?”

“Gördüm!”

“Peki niye bu kılıcı zehire buladın?” dedi.

“İnsanların en şerlisini öldürmek için” dedi.

“O zaman o kılıçla sen öleceksin, insanların en şerlisi olarak sen öleceksin.”  dedi.

Sonra Hz. Ali Efendimiz; “Beni yıkayın, tabutlayın ama gömmeyin. Bir yüzü peçeli bir Arap gelir deve ile benim tabutumu ona verin, O beni yerime götürür” dedi.

Hz. Ali Efendimizi yıkadılar, pakladılar, kefenlediler  tabutuna koydular, yüzü peçeli bir Arap geldi. “Emaneti almaya geldim” dedi, deveye sardı çekip gitti giderken akrabaları, oğulları;  “Ya, bu bizim babamız, nereye götürüyorlar ki? Tamam, vasiyet etti ama biz yine de bunu alalım” dediler.  Devecinin yüzündeki peçeyi kaldırdılar ki Hz. Ali. Tabutu kaldırdılar tabuttaki Hz. Ali, şaşırıp kaldılar.  Hz. Ali Efendimizin gidişi o gidiş yüzlerce yıl bak mezarı dahi bulunamadı. Bundan 15 yıl önce bulundu Küfe’ de. Medine neresi, Küfe neresi! Biliyorsunuz, okullarda Emeviler dönemi, Abbasi dönemi, şu dönemi, bu dönemi konuşuluyor. Hz. Ali Efendimizin şehit edilişi ile “Emevilik” dönemi başladı.

#Hz.Ali #belanınkilitsin #Hz.ömer #dinisohbet #emevilik #mervan #Hz.Muaviye  #menkatele #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız