Vallahi Hiçbiri Senin Değil – Kıyamet Ne Zaman Kopar?- Gönül Alemi – Akıl Kaypaktır – Nefis Tezkiyesini Hafife Alma – Arkasında Kainat Var – Allah’tan Haya Etmek Lazım

0
36

   İyi de, Allahuteâlâ’nın bize o kadar merhameti, o kadar lütfu, o kadar rahmetine karşılık biz acaba onu ne kadar zikir ediyoruz? Salât-u Selam Efendimiz diyor ki:

   “Benim ümmetimin zakirleri, zikrettiği vakit, zikirdeki her kelime için 70.000 sevap alır ve her sevap onla katlanır, 700.000 olur.”

   Yav bu kazanç nerde olur kardeşim? Bir gecede burada alınan zikir, belki ömür boyu kıldığımız namazda alamayacağız. İyi de bu gaflet niçin? Geçmişteki bütün peygamberler, Peygamberimizin soyundan, yani ümmetinin içindeki Allahuteâlâ’nın kendisi için seçmiş olduğu kullarıdır sufiler. Bunlara “Salihler” denir.

   Daha evvelki bütün peygamberler diyor ki dua ederken:

   “Ya Rabbi! Bizi salihlerden et, salihlerle et.” Yani, o peygamberler bizden olmak için dua ediyor. Biz acaba bu hale ne kadar şükrediyoruz? Cenab-ı Hak diyor ki; “Size, kulak verdim işitesiniz, dil verdim konuşasınız, göz verdim göresiniz. Siz, ne kadar az şükrediyorsunuz!” Bizi uyarıyor yani. “Siz, ne kadar az şükrediyorsunuz…” Ama nefsî zaaflar, evvel Allah güdüyor bizi. En güzel telefon bende olsun, en güzel araba benim altımda olsun, en güzel karıyla ben evleneyim, en güzel şu, en güzel bu. O masa benim, koltuk benim, halı benim, şu karı benim, mal benim, mülk benim. Benlikten uzak durmak lazım.

   Vallahi hiçbiri senin değil. Vallahi billahi hiçbiri senin değil! Senin hangisi biliyor musun? Allah için verdin mi, çıkanı o senin. Yoksa, biriktirdiğin değil, onun hesabı kitabı var. Senindi de ne götürüyorsun öteye? Vebalinden başka ne götürüyorsun? Senin olan Allah için verdiğin. Onun dışındaki senin değil. Cenab-ı Hak kaç yerde Kur’ân’da diyor ki; “Yerlerin, göklerin her şeyin  mülkü bana aittir.” diyor. E her şey Allah’a ait, tabi sen n’apıyorsun?

   Geldik 50 bin yıllık yolculuktan!… Kimini villada, kimini gecekonduda, kimini dairede, kimini köyde, kimini kentte, burada bir iki dakika misafir ediyor; ondan sonra çekip gidiyorsun yine. Kalıcı değilsin…  E nerden senin oluyor? Senin değil işte! Ama, biz nefsî zaaflar, birde benlik.

   Mevlana’nın çok tembihi var; “Benlikten çık!” diyor. Kolay mı? Hadi çık bakalım! Çünkü; öyle bir alışkanlıkla gelmemişiz ki, aşağıdan yukarıya. Aman oğlum ha doktor ol, avukat ol, para kazan, bilmem ne yap, şu yap, bu yap…

   Yav bugünün öyle çocukları var ki, “Peygamber nereli?” diyorsun, düşünüyor, düşünüyor; “İstanbul’lu değil mi?” diyor. Düşün ne hale gelmiş ya! “Lazım da değil ya!” diyor, “Herhalde İstanbul’ludur.” diyor, yani başka nereli olabilir? Bu kadar meşhur biri olsa olsa İstanbul’lu olur.

   Estauzubillah:

   “İzazülziletilerdu zilzaleha”

   اِذَا زُلْزِلَتِ الْاَرْضُ زِلْزَالَهَاۙ

  Yer kuvvetli sarsıntılarla, yani, zelzeleler ile bir cuma günü akşam ezanından sonra,Dünya, yıldızlar bir paçavra gibi dökülür, Güneş parçalanır dökülür, dağlar hepsi toz bulutu gibi uçar gider. Kıyametin şeklini anlatıyor Cenab-ı Hak. “En son” diyor “yok olacak Medine” Medine, Mekke’den de kıymetlidir. Mekke’ye hacca gideriz, Kabe vardır ama Medine’de de Resulullah vardır.

   Bir kemâlat kazanmış derviş dâhi, Kabe’den daha muhteşem bir hal alıyor. Yani Kabe’nin çok çok fevkinde çıkıyor. İnsana verdiği değere bak Cenab-ı Hakk’ın… Ama biz, Allah’ın ipine bize bu kadar değer verdiği halde, ne kadar yapışıyoruz?  Bunun muhasebesini kaçta kaçı yapıyor? Hiç kimse yapmıyor.  Allahuteâlâ insanı:

   Estauzubillah:

    “Lekad halaknel’insane fiy ahseni takvimin”

    ”لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ“

   Yani, “Biz insanı en mükemmel şekilde yarattık, en muhteşem şekilde yarattık, en muazzam şekilde yarattık ve o muhteşem yarattığımız insana kendi ruhumuzdan üfledik.” İnsanın değeri buradan.

   Allahuteâlâ, insana kendi ruhundan üflediği için bizde gönül alemi oluştu. Ne arıyorsan, gönülde arayacaksın zaten, eğer gönülde bir şey yoksa, ötelerde bir şey arama.

   Akıl kaypaktır. Akıl nefse de hizmet eder, ruha da hizmet eder. Çünkü; kafirde de akıl var. Müminde olan akıl kâfirde de var. İyi de, aynı akıl ise müminde, Rahman’a hizmet ederken, kafirde ne yapıyor? Tâğutun yoluna hizmet ediyor. Akıl kaypaktır. Akıl her yöne hizmet edebiliyor. Ruh ile nefsin mücadelesi. İçimizdeki iki kardeş; biri kafir, biri mümin.

    Hadis-i şerifleri incelediğimiz zaman, nefisten nefise çok fark var. Yedi-yetmiş şeytan gücünde bir nefis. Yani öyle hafife alınacak bir şey değil nefis tezkiyesi… Onun için Peygamber Salât Selam Efendimiz diyor:

   “Hakiki mücahit kim? Nefsiyle mücadele eden…” Yani, düşmanla savaşmaktan daha zor bir olay. Çünkü; öldüremiyorsun bunu, yok edemiyorsun. Gece gündüz, olmayacak yerde kalbine bir ilham veriyor, bir vehime veriyor, bi şunu veriyor, bi bunu veriyor. Ne yapıyor? Niyetini zedeliyor. Allahuteâlâ, kan yollarımız yani, damarlarımızı şeytana otoban yaptı.

   Allah‘tan isterken ne dedi? “İşte onun kan yollarını da bana aç, işte,şunu  da ver, dört yönünü de ver, işte kadınları da ver.” Allah birçok şeyi verdi ona.

   Ha şimdi, bunların bilincinde olduğun zaman bunun tuzağına düşmüyorsun. Ama bilincinde değiliz. Neden? E ne gereği var canım… Dünyada para kazandık mı, güzel bir evin, güzel de araban oldu mu, güzel de bir evlilik oldu mu daha ne istiyorsun ki dünyada? İyi de, sonra ne yapacağız? Daha sonrası var.

   Şimdi, bir kilo meyve alıp geliyoruz eve, çeşitli meyvelerden alıyoruz, ne diyoruz? “İşte çalıştım, uğraştım, didindim, para kazandım, benim paramla aldım ben bunu. Bu benim” diyor yani. İyi de be mübarek! Biraz geriye doğru bak bu olaya, kör olma. Bak bir, geriye doğru bak!

   Allahuteâlâ çalışmadan, çabalamadan, sana o olaydan sadece belki binde bir pay vermiş. Şimdi, bir elmayı ele alalım, arkasında kâinat var. Bir muzu ele alalım, arkasında kâinat var. Kâinatı sen mi yarattın?  Bir kâinat var yani.

   Şimdi, toprağı kim yarattı? Allah. Suyu kim yarattı? Allah. Isıyı kim yarattı? Allah. Işığı kim yarattı? Allah. İyi de, şimdi bir de düşün! Sen, “Ben satın aldım, paramla aldım” bunu diyorsun. Şimdi, bir meyve ağacının meyve verebilmesi için, evvela toprak lazım, toprağa ekilecek arkadan su lazım, arkadan sıcak lazım, güneş lazım, ışık lazım.

   Güneş niçin lazım? Fotosentez için lazım. Yav, bir ısırdığın elmada, bir kâinat var arkasında. Şimdi, “Bunu, ben kazandım, bu benim” diyemiyorsun, diyemezsin!  Haya edersin Allah’tan! Sana orada küçük bir katkı payı, dünyada senin de bir şeyler yapman gerektiği için bir pay. Sana ayırmış minicik ama bunun lütfu bak ne karara dayanıyor.

   Güneş olmasa, meyve olur mu? Güneş olmasa, ekmek olur mu? Güneş olmasa, çimen olur mu? Hiçbir şey olmaz. Bir güneşle de değil, toprağı da yaratan Cenab-ı Hak. Suyu da yaratan O, ışığı da yaratan O…  Öyle ise işte, “Ben, çalıştım kazandım” diyorsun. Yav haya etmek lazım Allah’tan. Arkasında bir kâinat var. O olmasa sen uğraş bakalım, ne yapabileceksin, ne alabileceksin? Ne verebileceksin? Allahuteâlâ, sana hani biz doğmadan bebeğin beşiğini süsleriz ya… Bir beşik vermiş, dünya işte bir beşik.

   Buyur demiş, işte her şey hazır!…

#akıl #zihin #sanalalem #rüya #ruya #kafir #kıyamet #salihler #amel #mümin #zikir #zakir #tasavvuf#dinisohbet #islam #müslüman #ruh #insan #sanal #sufi #sofi #kıyametnezaman #kıyamaetnezamankopar #kainat #anakarnındayas

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız