UTANIP TERLEYEN KANDİLDEKİ NUR – “KÜN FEYEKÜN” – EHLİBEYT NURU İLE SULANDI – RABITA – ÇİZGİ ÖTESİ SOHBET GEREK – HALAKA-I ZİKİR

0
882

UTANIP TERLEYEN KANDİLDEKİ NUR 

Ben öyle sanıyorum Allahuteala Hazretleri’nin alemleri yaratmadan önce hükümranlığı suların üzerindeydi. “Kudret Denizi” yedi tane alemden birisi, Nefsi Safiye’de.

Hükümranlığı suların üzerindeydi, deryaların üzerindeydi, alemler yoktu, hiçbir şey yoktu, ne insan, ne mahlûk, ne ağaç hiçbir şey. Allah var, hükümranlığı var ve büyük sular var; Kudret Denizi.

Cenab-ı Hak alemleri yaratmadan önce O Kudret Denizinin üzerinde hükümranlığını sürerken, bir “Kandil” yaptı, kendisinin sık sık tecelli ettiği bir yerde, çok büyük bir Kandil yaptı, onun içinde de Ehlibeyt’in Nurunu yarattı. Alemleri yaratmadan evvel bu vardı.

“KÜN FEYEKÜN” 

Alemlerde, bir Yaradan Allah vardı, hükümranlığı Kudret Denizi ve o büyük Kandil’deki Resullullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Ehlibeyt’in Nuru vardı. Allahuteala, ona nazar ederdi, o da Allah’tan utanır, terler dururdu Nur. Bak, o Nur Allahuteala’dan haya eder, edepten terler dururdu ve Cenab-ı Hak alemleri yaratmayı murad etti, onu tasarladı, onu düşündü, onu planladı, her şeyi o Nur’dan yaratacaktı, her şeyi o Resulullah’ın Nurundan yaratacaktı. Çünkü kendisi varken, tek var olan şey O’ydu, başka hiçbir şey yoktu. Sırf kendisi var, su (Kudret Denizi) ve Ehlibeyt’in Nuru vardı. Ondan yaratacak bütün mükevvenatı. Yaratmayı murad etti ve bunu tasarladı. Cenab-ı Hak Yasin-i Şerifte:

“Estauzubillah”; “Kün Feyekün” geçer, “Kün” ol emridir, “Feyekün” de Kıyamet’in emridir. “Feyekün” ile de yok eder onu. Ona nazar ederek “Kün” emrini verdi. O Nur, büyük bir patlamayla kâinat oluşturmaya başladı.

EHLİBEYT NURU İLE SULANDI 

Bakın, alemlerde, ne görüyorsanız Resullulah (s.a.v.)’ın beti-bereketi Nuru vardır. Bütün alemleri, Resullulah (s.a.v.) Efendimizin, Nuru kaplamıştır, bütün mükevvenatı, ne görüyorsan Resullulah’ın (s.a.v.) Nuru vardır her zerresinde. Çok uzatmayacağım, ileriki saatlere kalmasın diye yani; özet olarak izah etmeye çalışacağım ve Cenab-ı Hak, o Nurdan ne görüyorsanız, bak alemlerde, o Nur’dan yarattı, cennetlere kadar, her şeyi o Ehlibeyt’in Nurundan yarattı.

Nurun özünüde, Resullulah’ın (s.a.v.) kendi zatı için gene ayırdı, daha sonra, Dünya’yı yarattı, bitkileri yarattı, meyveleri yarattı, hububatı yarattı. Bunlar, bak, buğday olmadan çürürdü, meyve çiçek yapar, tane yapar, olgunlaşmadan çürür, yenilebilecek hale, hiçbiri gelmiyordu. Cenab-ı Hak, tekrar bunları Ehlibeyt’in Nuruyla suladı, bugünkü kıvama erdi her şey.

İnsan ağzına ne alırsa alsın ilk akla gelecek, “Bismillahirrahmanirrahim” sonrada, “Allahümme Salli Alâ Seyyidina Muhammedin Ve Alâ Ali Seyyidina Muhammed.” Allah Resulullah’ın (s.a.v.) Nur’uyla bunu suladı, bu kıvama erdi, bu lezzeti biz öyle hissediyoruz yani; vesile sebep olarak, onun vesilesiyle diye salavat getirmemiz lazım.

Şimdi Cenab-ı Hak alemleri Habibullah’ın Nuruyla yarattı, bütün kâinatı ve bütün kâinatı Resullulah’ın Nuru kaplamış durumdadır. Şimdi, buna bir anti parantez koyalım, gelelim dervişlere, peki, ne ilgisi var çok ilgisi var.

Allahuteala, mümin kulları için, her mümin kul için, tam bu Dünya’yı çepeçevre kavrayacak bir Nur yarattı, bunu da bir esmanın içine gizledi. Her dervişin, Nuru bu Küre-i Arz’ı kaplar. Fakat bunu senin, benim bedenime yerleştirmedi. Bizim çekeceğimiz, bir Esma’nın içine yerleştirdi ve buradakilerin hepsi bu Esma’yı çekiyor.

RABITA – ÇİZGİ ÖTESİ SOHBET GEREK – HALAKA-I ZİKİR

Ben, size geçen ki toplantıda ne dedim, özellikle üzerinde dura dura. Tesbihe oturduğunuz zaman, ön şartlar bitti, zikre başlayacaksınız, “La İlahe İllallah, La İlahe İllallah, La İlahe İllallah” durduk, geldi mürşidin aldı, seni nereye “Rıza Kapısı”, “Sır Kapısı” sonra, Resullulah’ın Nuruna geldin, peki, bu yolculuk nasıl oluyor? Nur, nurda yürür, başka şeyde yürümez, işte; o esmayı siz çekiyorsunuz, o esmaya gizledi, o esmayı sen çekiyorsun, o Nur senin tasarrufuna giriyor, o Nur senin oluyor. Onun için; gözünü kapattığın an, Mürşidinle, Resullulah’ın (s.a.v.) Nur’una ulaşabiliyorsunuz. Senin Nurun, Resullulah’ın (s.a.v.) Nur’unda gark oluyor ve tesbihi öyle bitiriyorsun. Resullulah (s.a.v.) mı dersi çeker, sen mi bunu zamanla ayıramazsın. Öyle dervişler vardır ki, benim dervişlerimin arasında da var -siz onları tanımıyorsunuz, adamlar aynen benimle-seninle nasıl konuşuyorsak, Resullulah (s.a.v.) ile günde yetmiş defa konuşuyorlar. Adam kitabı alıyor, okurken, bir tereddütte kaldığı acaba dediği yer oluyor, misal midir gerçek midir? Hemen, o Nur’da yolculuk ediyor. “Ya Resullulah (s.a.v.), bu hadis sizden mi?” diyor.

Resullulah (s.a.v.)’de hadis ise “Benden evlat,” değilse “Mahaldir,” diyor.

Bu Nurda yolculuklarla sen Resullulah’ın (s.a.v.) aile fertlerinden biri olursun. Bunları sizlere söyleyen belki hiç olmadı. Kırk sene gitseydiniz, ama artık duvarları, tabuları kaldırmak lazım. Şimdi, bu şekilde Resullulah (s.a.v.)’e yakın olmak, onun potasında zikir etmek, onun dili mi, senin dilin mi ayıramazsın, öyle bir zaman gelir.

Gaye ne? Gaye bu, Resullulah’ın (s.a.v.) nasıl doğduğunu, ne zaman doğduğunu, işte hayatını aşağı yukarı bugün on yaşındaki çocukta biliyor. Bunu tekrar, tekrar, tekrar aç bir kitap oku, bir satır ha, bu böyle demektir, şu şöyle demektir demek değil! Bu devrin insanı, hiçbiri aptal değil artık. Mühim olan, çizginin ötesinde neler yapmamız gerektiği.

Bir şeyi de sizden rica ediyorum, bugüne kadar söylemedim, bugüne kadar da hoş gördüm, bunu söyledikten sonrada, hoş görmem bak. Bir şeyi bilmeyerek yapmak ayrıdır, bilerek hata yapmak; suçtur.

Her zikir meclisine bak, Resullulah (s.a.v.) Efendimiz gelir, bir tarafında Sıddık-ı Azam vardır, bir tarafında da Hz. Ali (kerrem allahu veche) vardır, sadece bu iki kişiyle gelir, başka kimse olmaz, her zikir meclisine bak, gelir oturur, zikri idare eden ben değilim Resullulah (s.a.v.) bak, bunu bilin ve buna göre de saygılı olun. Buna görede, temponuzu ayarlayın. Bugüne kadar söylemedim, artık hepiniz olgunlaştınız.

Yani Resullulah’a (s.a.v) karşı biz ne kadar saygılı olursak Cenab-ı Hakk’ın lütfu, keremi üzerimize o kadar fazla olur. Biz onu sevdikçe, Allah bizi sever, biz onu sevdikçe, Allah bizi sever. Zikir bazen burada kalır, bazen olduğu gibi Resullulah (s.a.v.) Efendimiz, Ravza’ya alır. Ravza’ya aldığı zaman, uzun tutarsa bak, kişi şu minderlerle kalkmaya başlar havaya, tavana kadar kalkar bak, bazı zikirlerin kısa kesilmesinin hikmeti bu.

Bu, ne benim elimde ne onun ne de bunun Resullulah (s.a.v.) Efendimiz dilediği zaman, Ravza’ya alır, senin bak astral bedenin her şeyin ordadır, senin sadece kalıbın buradadır, zikrin özünü oraya taşır. Zikrin özü, oraya gidince bir yerden patlak verir, cezbe başlar.

Bazen, Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buraya gelir, getirir bak, Mürşit O’dur. Mürşitler Mürşidi O’dur. Yani, bunları bilelim ha, ona göre saygılı olduğumuz zaman, Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize ne kadar yakın olursak, ne kadar saygılı olursak, ne kadar o büyük nurda bizim münferit nurla, yolculuklara devam edersek, bu baştan kolay değildir, kimi altı ayda muvaffak olur, kimi bir senede olur, kimi beş senede olur, kimi beş günde olur, bu yolculuklar ama artık, “FenâFîrresul Makamı”nı kazanın. Yani; o zaman Resullulah (s.a.v.) Efendimiz gibi düşünürsünüz, Resullulah (s.a.v.)’in gözüyle görürsünüz olayları, onun gibi muhakeme eder, onun gibi yargılarsınız.

Yani, hep, “Fenâfil-Şeyh Makamı”nda kalmak marifet değil. Hayat, harekettir.

“İki günü birbirine eşit olan mümin ziyandadır,” diyor hadis-i şerif.

İki günümüz, birbirine eşit olmayacak, arpa boyu da olsa her gün ne yürüyeceğiz, gideceğiz nereye gideceğiz? Cenab-ı Hakk’ın rızasına. Fenafil-Resul’de, kırk sene, yirmi sene kalmak yok. Oradada, devamı var nereye? Cenab-ı Hak, İnd-i İlâhîye (Fenâfillâh). Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanmaya. O zaman, kişide hoşgörü artar, tevekkül artar, tedbiri terk eder.

Şimdi, şu anda bir çocuk bir kabahat işlerse, azarlarız, o zaman azarlamazsın, çünkü biz günde elli tane hata yaparız, Allah bizi azarlamaz hoş görür. Bu ahlaktan aldığın zaman, sende öyle hoşgörülü olursun. Bak Allah dostlarına, o kadar büyük şeyleri hoşgörü ile karşılar ama Allah’a karşı bir yanlış olsun, orada hiç sabretmez. Orda da, tepkisini koyar.

Bizler Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ehli olduğumuz an ki; bu kolay, zor değil. Artık bundan ötede sözün bittiği yer.

#KünFeyekün #Ehlibeyt #Habibullah #ibadet #nur #yasin #dinisohbet #halka-izikir #zikir #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız