ÜÇLER, YEDİLER, KIRKLAR VE DİVAN EHLİ VELİLER KİMLERDİR? – HAFAZA MELEKLERİMİZ BİZ ÖLÜNCE NE YAPAR?

0
3674

Bu konu çok enteresan bir konu.

Bak hep duyarız; “Bir”, “Yediler”, “Üçler”, “Kırklar”

Nedir bunlar? Bunların hepsi, Peygamberimizin ümmeti, ama, bağlandığı yerler farklı. Her devirde, Peygamberimize vâris bir kişi gelir, zamanın imamı. Her devirde aynı. Her devirde, Hz. İsâ için; üç kişi gelir. Her devirde, Hz. Musa için; yedi kişi gelir. Her devirde, Hazreti İbrahim için; kırk kişi gelir. Her devirde bunlar var. Niçin? Hz. İbrahim hanif dini… Dünyaya tek bir din geldi, ikinci bir din gelmedi. Bugün, Tevrat’ta, İncil’de, Zebur’da bir çok ayet, Kuran’da da var.

Amentü billahi ve melâiketihi ve kütübihî”

Bütün kitaplara iman ediyorsun. “… ve Resülihi” bütün peygamberlere iman ediyorsun. Tek din geldi hanif, Hz. Adem’den Peygamberimize kadar bütün peygamberler “Lâ ilahe illallah” der.

Şimdi bakın, Hristiyan’lardan da cennete girenler var. Yahudi’den de var. Müslüman’dan da var. “Elhamdülillahi Rabbilâlemin” diyoruz. Âlemlerin, herkesin Rabbi.

Burada incelik ne? Şimdi, Amerika’nın ücra bir köşesinde veya bir yerinde veya Avusturalya’nın bir yerinde birisi doğdu (Allah adildir.) ve tahrif edilmiş İncil’e inandırıldı. Tahrif edilmiş Zebur’a inandırıldı. Bunun tahrif edildiğine, asla ihtimal vermedi. Ve buna iman etti. Bununla amel etti adam. Büyük günahları da işlemedi. Ölüm anı geldi.

Ölümü anında, Hristiyan ise bu adam, Hz. İsa Aleyhisselam’ın ruhâniyeti gelir ve kendisine ait olan üç tane vekille, bunun başına gelir der ki:

“Bak, sen buna inandırıldın, sen de buna temiz inancın yüzünden iman ettin, bir ömür bununla amel ettin ama, hepsi bâtıl”. Allahuteâlâ seyyihatı, hasenata; hasenatı, seyyihata çevirir. “Ben’im mekrimden emin olmayınız”.

Şimdi, canını vermeden, “La ilahe illallah Muhammed’in Resullullah” de, senin o batıl amelini, Allah hasenata çevirir ve cennete gidersin. Bu kişi, bu teklifi kabul ederde, “La ilahe illallah Muhammeden Resullulah” derse, cennete gider. Demez de itiraz ederse, cehenneme gider.

Aynı şey Musevi içinde geçerli, Hz. Musa’nın ruhaniyeti gelir ve kendisinin bu devirde yedi tane ruhaniyeti var. Her devirde bunlar var. Aynı teklif yapılır. Sadece Hz. İbrahim’e öyle güzel ki, hanif dinidir, tahrif edilmemiş dindir. İslam’dır. Zaten hanif dini Hz. İbrahim’in dini, İslam’dır.

“Bu teklifi kabul edenlerin seyyihatını, hasenata çeviririz” diyor Allah. Etmeyenlerinde “Hasenatını, seyyihata çeviririz” diyor. Ha, o tarzda giderse, cehennemin dibine gider. Şimdi, bu tür sorularda detaylı bilinmesi gereken şeyler var. Detaylı bilinmezse, bu kafirdir, bu cehennemliktir demek doğru bir olay değildir. Sen her gördüğünü Hızır, her geceyi Kadir bilecen, dervişin hali budur, müminin hali budur. Müslümanlar, birinin derdini kendini dert edinendir.

Mesela bir Müslüman’a; “Sen iyi misin?” demek; “Sen manyaksın” demek, “Sen aptalsın” demek,  “Sen kafasızsın” demektir. Müslüman asla iyi olmaz. Niçin? Çünkü; Filistin’deki Müslüman’ın derdi bana dertken, ben nasıl iyi olurum ya! Peygamber (s.a.v.) diyor ki; “Müslüman’ların derdini, dert edinmeyen onlardan değildir.” diyor. Şimdi, Müslüman’ın derdini, dert ediyorsan eğer Salat-u Selam Efendimiz buyuruyor ki:

“Bir insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolur, nasıl haşrolursa öyle kalkar.”

Bir günde iki kişi ölüyor. Biri hancı, biri hafız. Bunları götürüp defnediyorlar, sorgu sual melekleri geliyorlar. Hâfızın başında bekliyorlar, devamlı Kur’ân okuyor. “Hadi” diyor, “Hancının ifadesini alalım sonra geliriz.”

Geliyorlar hancının yanına hancı da; “Bir teneke saman 25 kuruş, bir teneke saman 25 kuruş.” Ömür boyu, 25 kuruşa saman satmış adam. Takılmış plak gibi dönüyor. “Hadi hafıza” diyorlar, hafız “Kur’ân okuyor”. Buna geliyorlar “Bir teneke saman 25 kuruş.”

Allahuteâlâ diyor ki;  “Kıyamete kadar, ölünceye kadar aynı şeyi söyleyip, duracaklar.” Ha burada neyi anlamak lazım; “İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolur.” Bugün, her derviş; Allah’ı zikrederek kalkar.  Allah’ın üzerine hiçbir şey farz vacip değil, ama, Allah’ın vaadi var. Allah vaadinden asla dönmeyendir. Onun için, ana konumuz, her devirde, devrin imamı vardır, Resûllulah (s.a.v.) Efendimizin vârisidir. Allahuteâlâ‘da, Kur’ân’da diyor ki:

“Biz, hiçbir kavme Resuller göndermeden onlara azap etmeyiz.”

Her kavimde, ne kadar kavim varsa yeryüzünde, Afrika’nın en ücra köşelerinde bile aklı başında bir iman ehli vardır. Bunları davet eder. Ha gelirsin, gelmezsin, o ayrı konu ve bunların bağlı olduğu tek merkezdir. Resullulah (s.a.v.) Efendimizin her devirde, bir “devrin imamı” vardır.

Hazreti İsa (a.s.)’nın her devrinde; 3 tane, Hazreti Musa’nın; 7 tane aynı devirde, Hazreti İbrahim’in de; 40 tane. “Birler”, “Üçler”, “Yediler”, “Kırklar” dediğimiz bunlar. Bunlar “Divan Ehli” velilerdendir.

“Divan Ehli” nedir? Her sabah fecr zamanı, Hira’da toplanan velilerdir. Yedi bin kişiler bunlar, tayy-i mekânla.  Her sabah 24 saat içinde dünya üzerinde olacak bütün olaylara orada karar verirler. Asla “Yahudi bunu öldürdü” deme, üzül ama deme.  O karar, orada verildi. Dünya üzerinde ne olacaksa, hayırda ve şerde burada karara bağlanır. Dilleri “Süryânice”dir.

Onun için, müminin hali susmaktır, teslimiyettir. Mesela, dil ile ikrar, kalp ile tasdik. İman, ama, Allahuteâlâ’nın kazâ ve kaderine rıza göstermeyen insan, iman etmiş olmuyor. Allahuteâlâ’nın kaza ve kaderine rıza gösterecek; yani, bir tarafı yaparken bir tarafı yıkmayacağız. “Bu ayet işime geliyor da bu biraz…”  dediğin an iman etmiş olmuyorsun. İmanda külliyen teslim, kime teslim Allah’a teslim vardır.

Şimdi, târikatlar için bir uydurma vardır. “Aklını birinin tekeline veriyor” diyorlar. Ya, böyle saçmalık olur mu? Allah diyor ki:

“Kim ki, aklını kullanmadı, ona mesuliyet yüklerim. Kim ki, aklını kullanmadı, onun üzerine pislik yağdırırım.”

Bir mürit aklını, külliyen Allah’a teslim etmeyi dilemedikçe, Allah onu mürşite yollamaz. Her mürit aklını, Allah’a teslim etmiştir. Zaten, Allah yolunda teslim etmek, Allah’a teslim etmektir.

Bakın birçok âyette Allah diyor ki:

“Ya Habib’im, sana tabi olmaları, bana tabi olmalarıdır.”

Peygambere tabi olmak, Allah’a tabi olmaktır. E şimdi mürşide tabi olmak, kime tabi olmaktır? Resullulah’a, tabi olmaktır. Resullulah’a tabi olmak, Allah’a tabi olmaktır. Tabi insan ne yapıyor, aslında dördüncü kademedir, aklı Allah’a teslim etmek. Allah’a teslim eden insan, zaten evvela namazda bir huşu hissetmeye başlar. O kadar rahattır ki, namazda bütün dertler atılmıştır, acele işi kalmamıştır. Bunların hepsi bitmiştir. Allah’ın huzuruna büyük bir huşu ile gider. Niçin? “Hasbinallah ve nimel vekil” dedi. “Hasbinallah” ne demektir? Bana, Allah yeter demektir! Ahmet’e, Mehmet’e, Hasan’a, Hüseyin’e gerek yok demektir. “Ve nimel vekil”; o ne güzel vekil demektir. Bunu samimi olarak diyeceksin, dille değil; kalpten, gönülden, bütün melekelerinle diyeceksin. Zaten, bir insana Allah vekil ise onun bütün dertleri bitmiştir. Burada da bitmiştir. Ötede de bitmiştir. Ne yaptı bu? Aklını Allah’a teslim etti.

Bugün veliler, bir saniye Allah’tan gâfil olsun, bedeni cenâbet biliyor. Kalkıpta, boy abdesti alıyor. Bu mümkün mü dersin, bu nasıl mümkün?  Akla güvenmiyor, aklın sahibine güveniyor. Akıl, biliyorsun nefse de hizmet eder ruha da…

E şimdi, akıl iyiye de hizmet ediyor, kötüye de hizmet ediyor ama aklı Allah’ın tekeline verdiğin an hizmet etmiyor artık. Nefsin bütün istekleri, arzuları, orada bitmiş oluyor. Yoksa, biliyorsunuz ki; nefsin hevâ ve hevesine uymak gizli şirktir.

Resullulah diyor ki; “Benim ümmetim, puta tapmaz ama ben onlar için gizli şirkten korkarım” diyor. Bu da nedir nefsin heva ve hevesi. Zaten seyr-i sülüğün ana gayesi nefsi arındırmaktır.

Neyden? Emmâre’den.

Neyden? Levvâme’den.

Neyden? Mülhime’den.

Bunlardan arındırmak, nefsi adam etmek. Nefis adam oldu mu?  Allah kalbine iman yazıyor sonra bir demir tozlarını, mıknatıs nasıl çekiyorsa, zikrin nurlarını o kalp çekmeye başlıyor. O çektikçe, nefisteki afetler azalıyor. Nefis, nurlanmaya başlıyor. Nefs nurlandığı zaman, tertemiz pırıl pırıl bir şey oluyor. Nefis tezkiyesi bu işte. târikatların asıl gayesi budur, nefis tezkiyesidir.

Ha sarıldıkça zikre kişi, kendini kimseden üstün görmez. Hırsı, tamahı, gadabı, şehveti buna benzer birçok şeyi ortadan kaldırır. Neden? Nefis tezkiye olmaya başladı, nefis arınıyor, arındıkça biliyor ki, mal da benim değil, mülkte benim değil, can da benim değil, hiçbir şey benim değil… Hepsinin sahibi var! İşte o zaman, O’nun (Allah’ın) “aman” kapısında bulunur ve her zaman için O’nun aman kapısının dilencisidir. Yatağa yattığı zaman çıkarır avucunu, yatağın dışında tutar. Niçin tutar? “Ya Rabbi, ben senin dilencinim”, para koy demiyorsun; hikmet koy, ilim koy, yumuşaklık ver, insanlık ver, seni sevdiğin kullarına verdiklerinden ver. “İhdinas sıratal müstekıym, Sıratallezine en´amte aleyhim” bunu istiyorsun.

Bir de Azrail insanın canını almaz.

Şimdi, İslam dininin bir insanın boynuna borç alması için birincisi aklı başında olacak, ikincisi iman etmiş olacak. Âyet-i kerimede; “Dinde zorlama yoktur” diyor. Eğer adam “İslam” olmamışsa, “İslam ol” diye zorlayamıyorsun, ama, “İslam” olmuşsa; İslam olduktan sonra, “ben namaz kılmam” diyemiyorsun, yapmam yok!

Aklı başında olmayan insan, hayvan mesabesindedir. Ötede onun için, cennet ve cehennem yok, mesuliyet yok. Bunlar ötede iptal ediliyor hayvanlar gibi… Başka bir deyişe göre de, ne kadar durduğunu bilmiyorum, Âraf’a gidiyor. Dünya gibi bir yer. Diğer âlem sırf cennet cehennemle sınırlı değil.

Birde Azrail insanın canını almaz. “Azrâil gelir, canımızı alınca…” der dururuz. Can alan Azrail değildir. Bir insanın ölümünü seyretsen, bir daha ömür boyu tebessüm edemezsin.

Bir ağır hastanın başına gidin, ilkin bakacağımız şey baş parmağını yummuşsa (deli ve çocuk hariç), baş parmağını içeri alıp yummuşsa, o gidicidir, hazırlık yapın, ama, ne kadar ağır hasta olursa olsun- baş parmağı dışarıdaysa- yumruk halinde defteri dürülmemiştir; yaşar. Bu birinci. İkincisi, bir insanın canını almaya dört grup melek gelir. Ayrıca, iki grup daha gelir. Grubun biri cennetten, nurdan bir şilte getirir. Aynı yeni doğan bebek nasıl bir şeye sarılır. İkinci grup melekte, cehennemden zift eşliğinde gelir. Ölen mümin ise, nura sarılır, ölen kafir ise, zifte sarılır.

Birinci grup melekler; ayak başparmağından canı çekmeye başlarlar dize kadar (kafirse 70.000 defa onu pırasa gibi doğrasalar razı olur), birinci grup, melek dize kadar alır çekilir, ikinci grup melekler; bele kadar alır, üçüncü grup melekler; gırtlağa kadar alır onlarda çekilir, Hazreti Azrail gelir başın canını alır. Can çıktı.  Müminse nurdan, değilse ziftten şilteye sarılır. Ve Arş-ı Âlâ’ya Allah’ın huzuruna çıkartılır. Eğer kâfirse, Birinci kat Semâ’nın kapıları kapanır. Allahuteâlâ:

“O zelili, çalın yere” der.

Mümin ise, bütün kapılar açılır ve melekler; “Allahuteâlâ sana rahmet nazarı ile bakacak” müjdesini verir. Ondan sonra Allahuteâlâ’nın huzuruna kadar çıkarılır. Allahuteâlâ, ona rahmet nazarından bakar. Ve geri getirilirken, “Onun kabrini, her tarafa kırkar arşın açın, cennet bahçesi yapın” der Cenab-ı Hak. Bak, mezar, ya cennet bahçesidir ya cehennem çukurudur, üçüncü bir başka hâl yoktur.

Şimdi varsayalım ki mümin…  Esas önemli olan şudur; “Öldü amel defteri kapandı.” derler. Kimsenin amel defteri ölmeyle kapanmaz kardeşim… Bu bir yalandır, bu bir iftiradır. Sadece kimin kapanmıyor diyorlar; vakıf bırakanın ve hayırlı evlat bırakanındır. Ya olur mu öyle şey!… Kimsenin amel defteri kapanmaz Kıyamete kadar, böyle bir şey yok. Bunu kim söylüyorsa yanlış… Âmentü’deki yanlış gibi…

Allahuteâla her insana, iki tane “hafaza meleği” veriyor. Hafaza meleğinin görevi nedir? Seni korumak.  Hafaza melekleri sadece, seni korumak içindir. Yoksa; seni var ya, yarım saat yaşatmazlar seni bu dünyada…

Sen öldün, hafaza meleklerinin koruyacak kimsesi kalmadı. Melekler yükselir Arş’a derler ki; “Ya Rabbi, bizi görevlendirdiğin kişi öldü, biz artık boştayız, burada kalalım seni zikredelim.”

Allahuteâlâ der ki; “Ben’i, burada zikreden kullarım çok.”

“O zaman yeryüzüne inelim, orada seni zikredelim.”

“Ben’i orada da zikreden kullarım vardır.”

“Ne yapalım, Ya Rabbi?”

“Gidin yaşarken koruduğunuz kişinin mezarının üzerine otağı kurun.”

Ölen mümin ise; “Onun mezarının üzerinde Kıyamet’e kadar zikredin, sizin zikriniz onun amel defterine yazılır.” Hafaza melekleri gelir, o mümin’in mezarının üzerine otağı kurar, kıyamet kopuncaya kadar zikreder. Senin defterine yazılır. Nasıl defter kapanıyor ölünce? Ölen kâfirse, hafaza melekleri yine göğe gider, aynı cevapları alır.

“Ne yapalım, Ya Rabbi?”

“Gidin, onun mezarının üzerine oturun kıyamete kadar onu azarlayın.” der Cenab-ı Hak.

Onlar giderler, mezarın üzerine otururlar derler ki; “Yazıklar olsun sana, Allah seni kahretsin, Allah sana ömür verdi, nimet verdi…” Ve kıyamete kadar, melekler bunu azarlarlar ve Kıyamet’e kadar onun defterine yazılır. Asla, ölünce defter kapanmaz. Bunu nereden bulmuşlar, nasıl bulmuşlar bilmiyorum. Zâhirde büyük hatalar var. Yıllardır duyarım ben bunu, ölenin amel defteri kapanır. Allah o kadar büyük ki; Allah’ın büyüklüğünden haberleri yok!

Allah, hayırda ve şerde devamlılık kılıyor sana. Eğer, hayır işlediysen, hiç uğraşmadan Kıyamet’e kadar sevap yazıyor sana, şer işlediysende günahını çoğaltıyor, haddini bildirmek için cehennemde. “O nasıl kötü bir dönüş yeridir” diyor Cenab-ı Hak.

İnsanlar farkında değil kardeşim. Nasıl farkında değil? Onun için, zahirde hata her zaman var. Allah, kendi ismiyle ağzımızı süslemişse, ne mutlu bize! Bundan büyük bir devlet yok! Zaten, zikredenlerden Allah çok büyük övgülerle bahsediyor. “Onlar, yanları üzerinde yatarlarken de, Rab’lerini zikrederler” diyor. İftihar ediyor kardeşim onlarla.

Yani; Hazreti Azrail yalnız başın canını alır. Asla, ne müminin, ne kafirin ölünce amel defteri kapanmaz. Hafaza melekleri bunu devam ettirir çünkü; bakın “Siz nasıl yaşadıysanız, öyle ölürsünüz” diyor Peygamber Efendimiz. Burada yine gizli bir sinyal var. Siz nasıl yaşadınız, zikrederek yaşadınız. Allah melekleri zikrettiriyor işte. Allah zikrettiriyor işte senin için, Allah’ın lütfu kesilmiyor. Allah’ın lütfu sadece dünya hayatı üzerinde yaşayan insanların üzerine değil. Bugün, bir Veli Dünya hayatında iken kındaki kılıçtır. Ama öldüğü zaman yalın kılıçtır. Gücü çok artar.

Divan ehli veliler; 7000 kişiler. O gün orada ne konuşulacaksa konuşuluyor, namaz kılınıyor, zikre oturuluyor, güneş doğuyor, birçoğunun gölgesi yok. Niçin yok? Gölgesi olmaz mı? Bunlar ölü veliler. Binlercesi, öbür alemden gelen veliler (evliyalar).

Onlara bakıyoruz saç, sakal aynı kılıkta geliyor hep, pırıl pırıl hiçbir zaman hiç değişmiyor.  Ya demek ki; fizik bedenden kurtulmak demek, her şey demek değil. Birçok Allah dostunun görevi devam edip gidiyor. Harakani Hazretlerinin bi çok kerâmeti halâ görülür. Öleli asırlar olmuş. Daha buna benzer birçoğunun…

#Allahdostları #kırklar #üçler #yediler #dinisohbet #SeyyidAliEfendi #iman #Hafazamelekleri #divanehliveli

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız