Şefaat Hakkı-Vasıtasız Allah‘a Ulaşan İki Şey – Gökyüzünde Uçan Okyanuslar – Kıyamete Az Kaldı – Hz. Mehdi’nin Zuhuru Uzak Değil – Tesadüf Yok Alemde – 2012’Den Sonra Dünya Başka Bir Evreye Giriyor

0
296

Peygamberimize kadar gelen hiçbir peygamberin şefaat hakkı yok. Ama bizim Peygamberimizin ümmetinin velilerinin şefaat hakkı var.

Düşünebiliyor musun? Allahuteâla’nın bu ümmete verdiği değeri bir düşün. Hiçbir peygamber şefaat edemezken ki Ulü’l Azim peygamberler; Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. İbrahim, Hz. Nuh, Hz. Adem, Hz. Şit -ki bunların dahi şefaat hakkı yokken, Peygamberimizin ümmetinin velilerinin şefaat hakkı var.

Gerçek alimlerin şefaat hakkı var, gerçek hacıların şefaat hakkı var, şehitlerin şefaat hakkı var, sabilerin şefaat hakkı var. Bu ümmetin sabileri öldü mü, doğru birinci seyr-i sülükte ulaştığımız 7. kat semavata, Hz. İbrahim (a.s.)’ın hocasıdır. Kıyamete kadar onları yetiştirir, kıyamette de onları peşine takar, mahşer yerine gelir. Her sabi, yetişkin olarak anasına babasına şefaat eder. Yani, bir müminin küçük çocuğu ölmüşse o, onun için cennet biletidir. Yani, daha evvel peygamberlerin yokken, bu ümmetin velilerinin, işte hacılarının yani gerçek gönlünü Allah’a bağlamış insanların şefaat hakkı var.

Bu da Allahuteâla’nın bu ümmete verdiği değerin ifadesi, çok açık bir ifadesi. Hani, Allahuteâla öyle bir lütufta bulunmuş ki bizlere ne kadar şükretsek az… Ama biz bu lütufların farkında değiliz. Sanki, yani çok önemli değilmiş gibi, şuymuş gibi, buymuş gibi… Zaruret hasıl olmadan, insanlar bir şeyin değerinin farkında olmuyor. Ancak, zaruret hasıl olacak, can yanacak, şu veya bu nedenden. Bugün, Allah razı olsun, dünya, uzatmaları oynuyor. Yani, şöyle bir şey diyelim peygamberlere şeriat verildi. Peygamberlerin görevi bu din-i mübini; Allahuteâla’nın emrettiği din-i mübini, bugün ki toplumlara yerleştirmek. “La İlahe İllallah!” dedirtmek! “La İlahe İllallah” biliyorsunuz cennet biletidir, imanın kapısıdır, daha birçok şey…

Birde, direk vasıtasız Allah’a ulaşan iki şey vardır; bunlardan biri “kelime-i tevhit”tir, diğeri de “Ayet-el Kürsi” dir. Diğer bütün ameller, bütün zikirler, bütün okuduğun Kur’ân, hadis belirli zamanlara kadar bekletilir ondan sonra vasıl olur Allahuteâla’ya. Ama bu iki şey, direkt hiçbir engel tanımadan Allahuteâla’nın huzuruna girer ve bunların ruhaniyeti vardır zaten. E şimdi, bakın peygamberlere daha evvelki…

Peygamberimiz sallallah-u aleyhi ve sellem diyor ki hadis-i şeriflerinde; “Benim ümmetimin velileri, Ben-i İsrail peygamberler mesafesindedir.” Yanlış anlaşılmasın, peygamber değil, peygamberler mesafesindedir. Ondan sonra… Benim ümmetimin velileri… Eğer öyle olmasaydı Hz. Musa gibi Ulü’l Azm bir peygamber, bir veli olan Hızır’a çırak olur muydu? Talebe olur muydu? Çünkü; velilere “velayet ilmi” verilir, peygamberlere “şeriat ilmi” verilir ama bizim Peygamberimizde tamamı vardır, Velayat İlmi’de, Şeriat İlmi’de, Ledün İlmi’de, Tevhid İlmi’de, Mengese İlmi’de, Batıni İlim’de, Sırlar İlmi’de…

Şöyle diyelim; bütün dünyadaki alimlerin ilmini, bilgisini, akli becerisini bir araya toplasak Peygamberimizin aklının bir çeyreği kadar olmuyor. Nasıl Ebu Bekir’in imanı, herkesin imanını toplasan bir araya, ondan ağır geliyorsa Peygamberimiz Sallallah-u Aleyhi ve Sellem Efendimizin ilmi de bu şekil. Yani, ona bütün ilimler verilmiştir ama ondan öncekilere bu verilmedi. Onun için öyle yüce bir peygamberin izinden giden insana ne yapıyor Cenab-ı Hak? Ona, şefaat hakkı tanıyor. Soyundan, sülalesinden kırk tane cehenneme gidecek adamı, kadını, neyse bunları alıp cennete götürebiliyor. Bu büyük bir lütuftur. Hele ki, böyle elzem bir hale gelmiş dünya artık, herkes biliyor uzatmaları oynuyor. Ondan sonra…

Dünya, sonuna doğru verimini arttırır ki sanıyorum bu evreye girdik, zaten üç buçuk yıl sonra dünya başka bir şeye giriyor. Yani başka bir zaman dilimine giriyor, başka bir yere yönelecek bir yere gidiyor yavaş yavaş. Dünyada, evrimler başlar, atom silahları patlamaz, arkadan ateşli silahlar patlamaz, arkadan benzin yanmaz, yani bugünün teknolojisinin tamamen sonu. Bir kuyruklu yıldız, Avrupa medeniyetini bitirir. Yani, bu çifte standardın cezasını fazlasıyla…

Muhyiddin İbn-i Arabi, Hazretleri; “Bir kuyruklu yıldızın kuyruğu, nükleer güçtür” diyor. “Avrupa’nın üzerinden bir gider, bir geri gelir hepsini melankoli eder” diyor. Hiç katkısız melankolidir; çünkü “Çifte standardın cezasını görecek” diyor. Bir deyişte de Amerika için, “Evvelinde tamtam ola Kızılderili Ülkesi” ya. Dünya, daha evvel ki buzul çağlarında Kızılderili’ler, Amerika’ya yürüyerek gittiler. Biliyorsunuz, kıtalar hareket halinde, Dünya hareket halinde; çünkü hayat hareket zati… Ya zaten bu dünyayı tahlil edebilse insanlar var ya Mevlana gibi sema yapmaktan başka çare bulamazlar.

Şimdi… Konudan konuya atlıyorum birbirinin arasına parantez koyarak. Mesela, dünyada denizler var, dereler var, sular var, okyanuslar var. Peki bu okyanusları taşıyan ne? Toprak mı? Hayır. Toprağı taşıyan okyanuslar. Her kıtanın altında 60 km kalınlığında levhalar var. Bu levhalar suların üzerine oturmuş, aynı köprülerin dubaları gibi. Bütün bak kıtaları bunların üzerine eklemiş Cenab-ı Hak. Yani şu, Küre-i Arz’ın yani, mesela; 2/3’ü sudur, 1/3’ü topraktır diyoruz ya, işte bu sular karaları taşıyor, karalar suları taşımıyor.

Şimdi, bir yağmur yağıyor, hele bu sene ki ağaçlar, ya gökte bizim okyanuslardan büyük okyanuslar uçup geziyor. Yağıyor, yağıyor, seller oluyor ya bir okyanusta su tükenir mi? Okyanus tepende geziyor, bak, şimdi, Allah’ın kudretini görelim burada. Bu okyanus havada uçuyor! Bu dünyanın, okyanusları uçmuyor mu? Bunun direği mi var yani? Yok değil mi? Bu da 3400 km. sürat ile Güneş etrafında turu bunlar, tamamen boşlukta bunları durduran gücü, kuvveti düşünelim. Bunlara bu hareketi veren gücü düşünelim.

Dünya, kendi dengesinden yani kendisine çizilen rotadan iki buçuk santim dışarı çıkarsa, iki buçuk santim bak… -262 derece olur dünyanın her tarafı. Düşünebiliyor musun? İki buçuk santim ile! İki buçuk santim içeri kayarsa kendisine çizilen rotadan +180 derece oluyor. Ya bu dengeleri koyan Allahuteâla’yı bir düşünelim ya.

Meksika’da bilim adamları yetmiş küsur metre toprak açtılar, fosfordan hava meydanları buldular. Bakın… Fosfordan. Bugün, hiçbir teknoloji yapamıyor bu hava meydanlarını. Ay’a çıksan o fosforu, o hava meydanını görebiliyorsun. Ama ya elektrik, ya aydınlatma bugünün belirli bir uzaklıkta yapılıyor. Peki, kim yapmıştı bunları? Okyanusun diplerinde piramitler bulunuyor. Peki, kim yapmıştı bunları? Ya bu Dünya çok evrelerden geçmiş. Yani yaşlı bugün bastonla gezen bir dünya.

Bismillahirrahmanirrahim…

Fakat mahşerin incisi bu ümmettir. Mahşerin incisi evvela Peygamberimizdir, sonra bu ümmettir. Allahuteâla bu ümmete değer vermiştir. Bizde Allah’ımızın değerini bilelim, bununla iftihar edelim. Böyle bir Rabbimiz var, O’nu çok sevelim ve O’ndan korkalım.

Şimdi efendim… Yok falan efendiymiş, yok falanın kerameti varmış, yok şu şuymuş, ya bunları bırakalım. Bunların bir anlamı yok, her şeyi veren Allah. Her şeyi veren Allah… Yani alan da, veren de, yaratan da, öldüren de, zengin eden de, fakir eden de, nimet veren de, alan da Allah. Şimdi, birçok yerde bunu görürüz. Nakşibendiler ile konuş; “Oo bizim şeyh gavslardan.” Etme eyleme, ya gavslardan 100 yılda bir tane gelir. Git Rufaiye; “Bizim şeyh gavslardan, en iyi bizimkisi.” Yahu bunlar boş laf! Mürşit dediğin bir öğretmenden ibaret. Peygamber Sallallah-u Aleyhi ve Sellem Efendimiz, birinin çok övüldüğünü gördü ashap tarafından. Onlara ne dedi, biliyor musunuz? “Siz, o adamı öldürdünüz” dedi. Yani, mutlaka insan mürşidini sever, ama bir hudut var, orda bitirir. Oradan sonra, Resullulah’ın hakkı başlar. Resullulah’ın dahi hudutu var, biter. Allah’ın hakkı başlar. Allah’ın hakkına hudut yok.

Ben birçok tarikat ehliyle uzun sohbetler ettim. E kardeşim, bizim mürşit; gavslardan, bizim mürşit; kutbul aktab, bizim mürşid; zamanın imamı, e öbürleri ne? Öbürlerini boş ver. Etme eyleme! Şimdi Allahuteâla’nın takdiri olmadan hiç kimse bu göreve gelemez. Allahuteâla bu göreve birini getirmişse, bunun yargısı sana düşmez artık! Bunu Allah onaylamış, bu emri vermiş, Resullulah emretmiş, bu iş buluşmuş. Bunların hepsi Resullulah’ın çıraklarıdır. Hepsinin gayesi nedir? Ha ama az ama çok elinden ne geliyorsa Cenab-ı Hakk’ın ipine sımsıkı sarılalım, Peygamberin sünnetine sımsıkı sarılalım, şu üç günlük dünya, şu üç günlük ömrümüzü bitirelim. Dünya çünkü kalınacak bir yer değil. Kimler gelmiş geçmiş…

Cenab-ı Hak, Kur’ân’da birçok kavimleri nasıl batırdığını bize açık açık anlatıyor. Öyleyse, onlardan ibret almamız lazım. “Siz hiç yeryüzünü gezip ibret almıyor musunuz?” diye soruyor Cenab-ı Hak bize.

Bak artık dört yüz türlü Kıyamet alameti yeryüzünde açık seçik görülüyor. Bir büyükleri kaldı, bunlara da sallallah-u aleyhi ve sellem Efendimiz:

“Bir tesbihin ipi kopunca nasıl dökülüyorsa, öyle arka arkaya gelir” diyor.

Bugün mesela, yapılan ibadetin çok büyük ehemmiyeti var. Niçin? Alem küfürün içinde, alem nefsin peşinde, alem Nefsin Emmare’sinin potasında gark olup gitmiş.

Salat-u selam Efendimiz diyor ki; “Çarşıda, pazarda yalanın, şeytanın bol olduğu yerde hafi zikir; ‘La İlahe İllallah’ veya herhangi bir zikri zikreder, her zikir yetmiş bin zikir olarak kaydolur.” Bak kazanca bak. Çünkü, orda yalan var, orda talan var, orda şeytan sahip olmuş akıllara. Orada, sen ne yapıyorsun? Sen zikrediyorsun Yaradan’ı ve oradaki kazancın çok fazla oluyor. “Dünya, ahiretin tarlasıdır” diyor, burada kazanacağız. Ne ile kazanacağız? Buna benzer birçok hal ile kazanacağız.

Şu halaka-i zikre gelip, buradan bir tek insan yoktur ki; soldaki defterinde bu kadar bir şey kalıpta gitsin, mümkün değil! O tertemiz oluyor. Ha bu çöpe de atılmıyor. O günah yeşile dönüyor, buraya dönüyor (sağ omuzu işaret ediyor). Şimdi bunlar kazanç kapıları. Onun için Allah razı olsun.

Salât-u selam Efendimiz, “Her nefsin bir himmeti ve bir gayreti vardır” diyor. Bir himmeti ve bir gayreti vardır… Eğer, bu gayret Allahuteâla’nın meşru kıldığı ve ucu O’na doğru giden yolda olursa kazancı büyük ama bu gayret tersinde de kullanılıyor.

Akıl; çünkü insanlar kaypaktır, kalleştir. Nefse de hizmet eder, ruha da hizmet eder. Eğer, nefse hizmet ederse “akl-ı maaş” oluyor, ruha hizmet ederse “akl-ı maad” oluyor. Yani aklımızı, akl-ı maaş noktasında tutmayalım. Çünkü biz yolcuyuz. Nereye gidiyoruz, hangi şehre, hangi köye, nereye gidiyoruz? Bunun muhasebesini yapalım. Gideceğimiz yer belli, gitmemek mümkün mü? Değil! Hayır zaten gitmek için mümin can atar. Niçin?

Salât-u selam Efendimiz diyor ki; “Bir mümin için en büyük ödül ölmektir.” Ya onun için bundan büyük bir ödül yok! Neden? Dünya, müminin zindanıdır, cehennemidir. Bundan azad olur. Allah’ın rahmetine gider. Salât-u Selam Efendimiz:

“Bir mümin öldüğü vakit, bir mümin öldü, ölen müminin ruhu, o kadar aydınlık, o kadar berrak görür ki alemi” diyor.  O kadar… Ve cemaate seslenir durmadan, “‘Çabuk! Beni yerime yerleştirin, beni yerime götürün. Ben, bir an önce yerime kavuşmak istiyorum.’ Bir kafir öldüğü zamanda: ‘O kadar karanlık, böyle sıkıcı, berbat bir şekilde görür alemi.’ diyor. O da; ‘Beni götürmeyin oraya, ben oraya gitmek istemiyorum’ diye direnir” diyor. Ve mümin kabre indirildiği zaman Cenab-ı Hak; “Onun kabrini kırkar arşın genişletin, her tarafa, orayı cennet bahçesi yapın.” diyor.

Bugün, bilim adamlarının büyük korkuları var. Üç buçuk yıl sonra bir başka döneme giriyor dünya, ondan sonra olacaklar olmaya başlıyor. Çok bir zaman yok.

Ha burada, insan yaşadığı gibi ölür, öldüğü gibi haşrolur, haşrolduğu gibi de kalkar. Onun için Elhamdülillah! Bu cemaatlere gelen insanlar için korkular yok. Azap korkusu da yok, cehennem korkusu da yok. Ama Allah korkusu her zaman olmalı çünkü; insan gönlünde çok şeyler akar gider. Düşünce akar, fikir de akar, birçok şey akar. Bugün insanda birçok telepatik güç vardır. Bunlar da şeysiz yani. Bunlarda vasıtasız akar.

E şimdi şöyle bir örnek verelim. Lisan yetmiyor bunları anlatmak için. Şimdi, hacı abi ile biz beraber yaşıyoruz. Bu, çalışmaya gidiyor başka bir yere. Ben gidiyorum başka bir yere çalışmaya. Ben gündüz kafamdan şöyle bir şey geçiriyorum ve unutuyorum arkadan;  “Ya akşam hacı abi ile falan yere güzel bir film gelmiş, sinemaya gitsek.” Yani kaynak yaparken böyle bir şey geçiyor aklımdan. Ve işime dalıyorum, onu unutup gidiyorum. Ondan sonra alışveriş başlıyor. Ne hacı abinin haberi var, ne benim. Bu sinyal hacı abinin beynine gidiyor, telepatik olarak ulaşıyor, onun haberi yok şimdi. Bu teklif ona ulaşıyor. Teklife cevap veriyor; “Ya oraya gideceğimize, falan yere gidelim.” O tekrar telepatik olarak, bana ulaşıyor, benim haberim yok ama bak. Beyinler gidip, gelmeye başlıyor, arada. Pazarlık başlıyor. Bir şeyde mutabık kaldılar. Eğer kalmazlarsa, mesele yok. Eğer; bir şeyde mutabık kalırsa, akşam ikimizin birden ağzından; “Ya şuraya gitsek” diye çıkıyor. “Ya ne tesadüf!” diyoruz. İkimiz aynı anda söyledik bu tesadüf değil bak, bu gündüzden hazırlandı ama o gidiş gelişlerde mutabık kalınmadıysa akşam o söz olmuyor. Mutabık kalındıysa, ikimizin ağzından aynı anda çıkıyor. Ya ne tesadüf! Tesadüf yok alemde!

İnsan o kadar muhteşem bir varlık ki, küçültülmüş bir kainattır. Çünkü Cenab-ı Hak:

“Ona ruhumuzdan üfledik” diyor.

İşte insan, Allahuteâla’nın bu dünya üzerindeki kader kalemidir. İnsan o kadar önemi bir varlıktır. Öyle olmasaydı, Cenab-ı Hak insanı muhataba almazdı. İnsanı muhatabı alıyor, insana peygamber yolluyor, insana kitap yolluyor, insana nasihatte bulunuyor, insanı korkutuyor, insana emrediyor. Yok mu başka? Alemde neler var yarattığı. Bu da insana verilen değerden. Ya insanda çok muazzam merhumlar… Zaten, sen nefsini bilirsen Rabbini bilirsin. Senden içeri, sen kendine ulaştığın an birçok mesela, insan bilinçaltına ulaşıyor. Bilinçaltı da Cenab-ı Hakk’ın kudretine açılan bir penceredir.

Hatem-ül-Enbiya geldi ve o tarihten bu yana da birçok zaman geçti. Ayetlere, hadislere, birçok olaylara baktığımız zaman, artık dünya beli bükülmüş bir ihtiyar. Ha burada ne var? Hz. Mehdi’nin zuhuru var, o da çok uzak değil.

İnşaallah, hepiniz onun askeri olursunuz. Şimdi, birçok uğraşmamızın, gayemizin esas şahikası, hedefi bu yani. Yoksa, nefsani bir istek, nefsani bir arzu veya nefsani bir hırs, şu veya bu değil. Ha gaye bu.

Çünkü bunlar gelecek. Bugüne kadar, Resullullah sallallah-u aleyhi ve sellem Efendimiz ne dediyse, hadis-i şeriflerini tahkik ettiğimiz zaman, milimi milimine bunlar zuhur ediyor. Ve onun velileri, onun ümmetinin velileri, Bosnevi Hazretleri, Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri- ki İslam’da iki tane “istidraç” yazan zat. Ne dediyse, onlar geldi.

Muhyiddin İbn Arabi Hazretleri diyordu ki; “Osmanlı’dan sonra Türk’lere ‘Terkler’” diyor. Terkler diyor, “Fırat Nehrini keser, göletler yapar ve oradan bir altın tepe çıkar. Bu da büyük fitnelere sebep olur.” Düşün, bin yıl evvel ki olay bu. Kağıt yok, ceylan derisi üzerine yazmış adam bunları. Bugün, Amerika altın tepeyi keşfediyor Fırat’ın yatağında. Yani, belki on milyon, belki yirmi milyon ton saf altın. Artık sular incelip, yukardan gözle görülecek hale de gelmiş. Bakın, adam bin yıl evvel bunu söylüyor. Bin yıl sonra, bu iş bak zahir oluyor. Bu, bu kadar açık seçik. Tam kılı kılına dediği gibi çıkıyorsa, başka sözleri yalan mıdır?  Onlar yalan söyleyecek insan değildir. Onun için Allah razı olsun. Onun için, bundan sonra, dünyada her an her şey olabilir. Artık, dünya beli bükülmüş bi ihtiyar, bastonla giden bir ihtiyar. Cenab-ı Hakk’ın kainatı büküp, düreceği zamana çok uzun zamanlar yok.

Bugün içinde istikamet sahibi giden bir mümin kırk şehit sevabı alır. Salât-u Selam Efendimiz; “Bir insanın imanının kurtulması, güneşin doğduğu yer ile battığı yerin içinde ne varsa, bunların hepsinden daha hayırlıdır” diyor. İşte böyle ortamlarda tebliğ edeceğiz. Tebliğ… Kime? Arkadaşımıza, akrabamıza, dostumuza, aile bağları ile bağlı olduğumuz insanlara tebliğ edeceğiz. Allah, tebliğe çok büyük mükâfatlar veriyor. Tebliğ edeceğiz. Nasıl? Onun anladığı bir dil ile. Israr yok, sadece tebliğ, Allah rızası için. Bütün peygamberler tebliğ ederlerken diyorlardı ki; “Yani, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim Allah’a ait.” diyor. “Ben Allah için sadece tebliğ ediyorum.”

Artık, bundan sonra ki dönem, zamanın sonu… Ha Kıyameti belki hiçbirimiz görmeyiz ama çocuklarımızın göreceği kesin. Yani, artık zaman bitiyo. Bak Maya Takvimi, bizim Adem’den sonra ki bir dönemin takvimi. Maya takvimi 2012 yılında bitiyor. Bu Maya Takvimi ile dünya üzerinde yapılmış birçok olaylar var. Maya Takvimi 2012’de bitiyor. Bundan ötesi yok! Bundan ötesi yok mu, var! Ama işte, 2012’de dünya başka bir evreye giriyor.

#Allahavasıtasızulaşan #HzMehdi #mehdi #kıyamet #mayatakvimi #terkler #şefahat #sefahat #sefahathakkı #şefaat  #dinisobet #sohbet #telepati #tesaduf #tesadüf #tesadüfyok #rastlantı #enefdalibadet #ibniarabi #muhyiddinibniarabihz #hatemülenbiya #kıyametalametleri #kıyamet  #kıyametalamaetleri  #mayatakvimi  #kuyrukluyıldız#dünyanınsonu #SeyidAliEfendi #2012 #kuranıkerim #Allahuteala

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız