Regaip Kandili – Allah’ı Sevmeyi Öğrenmeliyiz – Bir Kez Olsun Teşekkür Ettik Mi? – Allah’ın, Peygamberin ve Müminlerin Ayı Nedir?- Ben Bunu Hak Ettim Mi?- Allah’ın Kulun İmanını Koruması – Cennete Girmene Kefil Olurum!

0
372

Allahûteâlâ’yı sevmeyi öğrenmeliyiz. Şimdi ben dardayım, borçtayım, bükülmüşüm, yamulmuşum, “öf pöf” çekiyorum, “intihar mı edeyim” diyorum, bir hayırsever zengin tutuyor, bana bir omuz veriyor, beni o zor durumdan kurtarıyor. Bu adama, ömür boyu minnet duyuyorum. Ama ya Allahûteâlâ’ya neden minnet duymuyorsun ya? Şimdi deriz ki; “Ya neyimiz var?” filandır falandır, bir takım nefsi tezahürat. Ya Allah, sana iki göz vermiş, bir kere olsun elini açıp da; “Yarabbi, hakkını helal et, bir ömür boyu senin verdiğin gözlerle her şeyi gördüm.” Ya iki gözün kör olsaydı? Zor mu Allah için? Bu iki göz için acaba kaç sefer şükrettik, kaç kere teşekkür ettik?

Allah’a konuşan dili, lâl ediverse hayatın kararır. Ya o gözüne bir tane toz parçası giriyorda, dünya zindan oluyor sana. Ya kulak? İki kulak sağır oldu. Onun için kaç sefer teşekkür ettik Allah’a? Kaç sefer; “Hakkını helal et, Yarabbi, bunca nimet verdin” dedik mi? Demedik. Sanki, biz çok lazımız Cenab-ı Hakk’a. Bulunmaz bir matahız. Ömür boyu Cenab-ı Hakk bize sıhhat verdi, kaç defa teşekkür ettik? Bir domuz gribi yakalasa bizi, “üf püf”, dünya zindan, ahiret zindan. Hemen yıkılırız, bükülürüz. Ya 50 sene, 60 sene, 30 sene, 40 sene sana zındık gibi sıhhat verdi. Değil mi? Ne zaman onun için teşekkür ettik Allah’a?

Bir iyilik gördüğümüz insana 1000 teşekkür eder, yamuluruz onu gördüğümüz an, ayağa kalkarız, saygı gösteririz. Ama Cenab-ı Hakk anıldığı zaman, kalbimiz titremez. Allah altımıza dünyayı yarattı, toprağı yarattı, suyu yarattı, bitkiyi yarattı, ısıyı yarattı, 4 unsuru yarattı. Ha, bunlar olmasa acaba halimiz ne olurdu? Allah’a bir teşekkür ettik mi? Etmedik. Etmemiz lazım. Bunların farkına varmamız lazım.

“Halk içinde muteber nesne yok devlet gibi…” diyor Kanuni. Yani, en makbul meslek, devletin başı olmak yani kral olmak, padişah olmak.

“Halk içinde muteber nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyor.

“Osmanlı imparatoru olmak bir nefes sıhhat kadar değerli değil” diyor. İyi de bunca sene bize sağlık, sıhhat ihsan eden, kalbimize aktaran; gözümüzle gördük, kulağımızla işittik, dilimizle konuştuk söyledik, aklımızla idrak ettik. Allahûteâlâ, aklımızda 1 milim bir şeyi- düğmeyi çevirse donu başımıza geçirir, gezeriz. Hep Allah lütuf etti bize. Peki böyle bir Allah nasıl sevilmez kardeşim? Ha?  Böyle bir Allah’ı deliler gibi sen nasıl sevmezsin?

Allah’ı sevmenin en büyük alameti, O’nun yasaklarından kaçınmaktır. Bir insanın, bir küçük günahtan kaçınması 100 bin yıl nafile namazdan hayırlıdır. Nafile namaz, farz değildir. Ama haramdan kaçmak farzdır. Bir müminin; bak bunları bilmemiz lazım, bir müminin, bir küçük günaha, “dur bakalım” deyip, ondan kaçması, 100 bin yıl nafile namaz kılmaktan hayırlıdır. Yapıyoruz mu? “Ya ne önemi var, falan filan” deyip geçiştiriveriyoruz. Allah, öyle demiyor. Bu ay, Allahuteâla’nın rahmet çadırına alanlarından etmemiz lazım kendimizi. Bu Allah’ın ayı.

Enbiya Suresi ve devamındaki birçok surede Allahûteâla der ki; “İbrahim’i anın, Yakup’u anın, Yusuf’u anın.” Ayet-i kerime meali bunlar. Ve onları anlatırken diyor ki; “Bunlar, rahmetimize kabul ettiğimiz kişiler, bunlar temiz insanlardır. Rahmetimize kabul ettiğimiz kişiler.”

İşte rahmetine kabul edilen kişilerden olmamız lazım. Allahûteâlâ bizi böyle bir mübarek aya, böyle bir mübarek bir geceye ulaştırdı. Ulaşamazdık! Bunlar Allahûteâlâ’nın özel ikramları insanlara. Ulaştık. Ne yapacağız? Allahûteâlâ’nın rahmetine kabul ettiği insanlardan olma gayretinde gireceğiz. Peki bu nasıl olur?   Evvela, Allahûteâlâ’nın kesinkes yasaklarından kaçınacağız. Farzlarını da şeksiz, şüphesiz kesinlikle, yerine getireceğiz. Ve Allahûteâlâ’yı seveceğiz. Her şeyden çok seveceğiz. Çünkü; O’nun bize yaptığı iyiliği hiç kimse yapamaz. Bir sperm hücresi; seni neyden yarattı? Bir sperm hücresi toplu iğnenin başının on binde biri kadardır. Bak, seni ondan yarattı Allah. Allah’ın gücünü kudretini bir düşün. Bir toplu iğnenin on binde biri kadardan benim kadar, senin kadar bir hayta yarattı. İdrak eden akıl için, bu bile yeterlidir. Allahûteâlâ, her şeye kadir. Allahuteâlâ soruyor:

“Ya, Ben size hayret ediyorum, siz niçin aklınızı kullanmıyorsunuz?” diyor. “Siz zenginleri seversiniz, bilhassa hayırsever mümin, bir zenginse ona bayılırsınız. Ya en zengin, en hayırsever zengin Ben’im, niye Ben’i sevmiyorsunuz?” Ne kadar doğru bir soru. “Siz cömertleri seversiniz, en cömert Ben’im. Size gece-gündüz sağlık veriyorum, nimet veriyorum, sizin hayatınızı süslüyorum, beziyorum, yaşanır hale getiriyorum ama hiç Ben’i sevmek aklınıza gelmiyor” diyor. Öyle mi? Değil mi? “Siz alimleri, seversiniz.” Bir alim güzel vaaz etse, bilmem ne yapsa, ohooo böyle iğne yere düşse sesi duyulur. “Ya alimlerin alimi, Ben’im” diyor, “Ben’i niye sevmiyorsunuz?” Veya sevmek aklımıza gelmiyor? Böyle 72 tane soru soruyor bize. Bunlardan haberdar olmamız lazım. Böyle bir ayda, Allahûteâlâ’nın rahmetine girmeyi başaramayana “Yuh olsun, yazıklar olsun” derim.

Bu ay, Recep ayı Allahûteâlâ’nın ayıdır. Burada ne yapacağız? Allahûteâlâ’yı mutlaka her şeyden fazla sevmeyi öğreneceğiz. Çünkü; Allahûteâlâ’nın bize iyiliği gece gündüz. Allahûteâlâ, iki gece uykumuzu kaçırsa, drakulaya dönüyoruz. Allahûteâlâ bize huzurlu bir uyku veriyor, işte doğruları bulacak bir akıl veriyor, gönül veriyor, gece-gündüz atan bir kalp veriyor, göz veriyor, kulak veriyor, nimet veriyor, hayatımızı süslüyor, beziyor. Zor durumda kaldığımız zaman bir çıkış yolu ihsan ediyor.

E şimdi kardeşim, bir zenginden bir iyilik görüyorsun da ömür boyu ona minnet duyarken, niçin Allahuteâlâ’ya minnet duymuyorsun? Ki üzerinde, bu kadar nimeti varken. Allahûteâlâ, iki gözümüzü kör ediverse, dünya senin olsa ne ifade eder? Hiçbir şey ifade etmez ama yapmıyor. “Müminlerin dostuyum Ben” diyor Cenab-ı Hakk. Biz niçin Allah’a dost olamıyoruz ki? Olamıyoruz.

Bir dahaki ay, Resullulah’ın ayıdır; Şaban ayı. Onu da değerlendirmemiz lazım. Hangi idrakla? İki tane peygamber, küçükken peygamber olduğunu bilirdi, gerisi bilmezdi hiçbiri.  Biri İsa, biri Resullullah’tı. Resullulah(s.a.v.) Efendimiz doğduğu zaman dahi, kulak verdiler, bir şey söylüyordu “Ümmetim” diyordu. Resullulah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz doğduğu anda diyor ki bir hadis-i şerifinde; “Benim doğumuma o kadar çok melek geldi ki, baktığım zaman ufuk dahi melek doluydu. Hiçbir sayıya sığmayacak kadar melek geldi benim doğumuma. Ve bana Şaban ayında salavat getiren müminlerin kazancı ne olur? O sayısını bilmediğimiz melekler, gece-gündüz zikreder, Şaban ayında bana salavat getirenlerin amel defterlerine yazılır bunlar.”  Bakın salavatın getirilerine bakın. Cenab-ı Peygamberimiz söylüyor, ben söylemiyorum.  Ve bunun daha artıları var. Sidre’de ki, Sidre’nin üzerindeki milyonlarca, milyarlarca melek makamlarının, orada gece gündüz zikirlerinin, gene Küre-i Arz’ın üzerindeki müminlerin amel defterlerine yazılacağını…

Bir salavat adamın amel defterinden 10.000 büyük günahı siliyor. “Salavat getirene, ben kesinlikle şefaat ederim.” diyor.  Bakın bu nedir? Bu aydan sonraki ayda, ha bu ayda da her zaman, gece-gündüz yani. “La ilahe illallah Muhammeden Resullulah”.

Biz ne yapacağız? Allahûteâlâ’yı seveceğiz. Sonra da, Habib’ini seveceğiz. Dünyanın tamamını bir tarafına koysalar, bunlarla da eşdeğer görmeyeceğiz. Çünkü; dünya yalan, her şeyi bırakıp gideceksin. “Kişi, sevdiğiyledir” diyor salat-u selam Efendimiz.  “Kişi sevdiğiyledir”,  “Kişi sevdiğiyledir” 3 kere tekrarlıyor.

Dünya kafirdir. Dünyayı sonunda cehenneme atıyor Cenab-ı Hakk. Dünyayı sevmek kafiri sevmektir. Eğer, Dünya’yı seversek, biz Dünya ile oluruz. “Kişi sevdiği ile beraberdir” diyor. Dünya kâfirdir. Ve o kafir ile bir, nereye gideceksin? Cehenneme gideceksin? Dünyayı sevmeyeceğiz. Dünyaya sövmeyeceğiz de. Sevmediğimiz gibi de, sövmeyeceğiz de. Dünya, ahiretin de tarlasıdır. Nasıl cehennem, bugün bizim yaşamamız için hizmet veriyorsa, güneşi şarj ediyor. Güneş, fotosentezi yapıyor. Dünya üzerindeki, bitkideki, ıvır zıvır da ki, bu “fotosentez olayı” olmasa zaten hayat olmuyor. Kötünün de hizmeti var, bunların farkında olacağız, bunları bileceğiz, ona göre davranacağız.

“Bir salavat 10.000 büyük günahı siler” diyor, “İnsanın amel defterinden” evliya ittifaklan. Ama hurufuna kat sıtk-ı sadakatle. Hulkumdan aşağı geçmiyorsa çok şey ifade etmez. Kalp hissedecek.

E şimdi Allah razı olsun. “Dünya ahiretin tarlasıdır” diyor yine hadis-i şerifte. Çünkü; bir kafirle bulunupta Allah’ın ipine sıkı sarılmak oldukça zor bir iştir. Fakat getirisi de çok büyüktür. Allahuteâlâ neyi sistematizede var ediyorsa, zorlarda hikmet gizlidir, himmet gizlidir, rahmet gizlidir. Elhamdülillahirabbil alemin. Ramazan ayıda müminlerin ayıdır. Recep, Allah’ın ayı Celle Şanuhu. Şaban, Resullulah’ın ayı. Ramazan’da müminlerin ayıdır. Ramazan’da da hasadını toplayacaksın, çuvallarını dolduracaksın. Ama biz Allah sevgisinden gafil olarak ne yaparsak yapalım, bize çok faydası olmaz. Evvela ne yapıp edip, Allahûteâlâ’yı kayıtsız şartsız, her şeyin üzerinde sevmemiz ve O’ndan da korkmamız lazım. Müminin hali, ümit ile korku arasındadır. Mümin, bu atmosferde giderse, ötelerde işi çok kolay olur.

Allahûteâlâ insana çok büyük bir şeref ihsan etti. Ama insanlar, bunun farkına varmadı. Bugünkü insan hiç farkında değil. Ya bakın, bir düşünün, melekleri topluyor, meleklerin peygamberlerini de topluyor. Hz. Mikail, Hz. İsrafil, Hz. Azrail, Hz. Cebrail, meleklerin peygamberleridir. Diyor ki; “Ey melekler topluluğu! Ben insan yaratıyorum Ben, buna can verirken buna secde edin.” Ya bir düşün sana verilen şerefe bak, “Buna secde edin” diyor ya. “Adem’e secde edin.” Bütün melekler ve meleklerin peygamberleri Adem’e secde ediyor, İblis hariç. Düşün? Allahûteâlâ sana nasıl bir şeref vermiş? Nasıl bir yer vermiş? Bunun da farkında olmayan insan, neyin farkında olur ya, soruyorum.

Allah bize böyle şeylerden bahsediyor ama biz Allah’ı unutuyoruz. Bu olayları bilmiyoruz unutuyoruz. “Yok Yarabbi, bize şeref lazım değil, biz şerefsiz olarak gidelim cehennemin dibine” diyoruz tavırlarımızla. Bu hiçbir insana yaraşmaz, yakışmaz.

Ne yapacağız? Cenab-ı Hakkı kayıtsız şartsız seveceğiz her halükarda. Ha varsa bir terslik, senin çekemeyeceğin şey, bunun bir hikmeti vardır. Orada da, gene ona tevekkül edeceğiz.  Vardır bir hikmeti sebebi. Her zorluğu yenemez insan, yenseydi burası dünya olmazda başka bir şey olurdu.

Cenab-ı Peygamberimiz diyor ki, sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; “Bir insan, dünyada da, bu dünyayı hastalıkla geçirse…” Bir hadiste de diyor ki; “Siz, hastalığın gerçek anlamda ne olduğunu bilseydiniz, bir ömür hasta geçirmek isterdiniz.” Diğer bir hadiste de diyor ki; “Bir insan dünyada sıkıntılarla, üzüntülerle geçirmişse, ötede hesap, kitap yok.” diyor. “Onun üzerine ecir yağdıkça yağar, işte, ‘cennetlerden dilediğine gir’ denilir” diyor.  Ama biz şikayet ediyoruz bunlardan. “Ya, tüh be, öf be, hak mı bu ya? Ben bunu hak ettim mi ya?  Falan mı ya, fişman mı ya? Ya tevekkül et kardeşim. Sus.

“İnsanın, iki bela kapısı var. İki dudak arası, iki bacak arası. Bunlara sahip ol! Bunlara sahip olursan, ben senin cennete girmen için kefil olurum. Senet veririm sana.” Ama bu iki şeye sahip ol; iki dudak arası ve iki bacak arası. Bak cehenneme otobandır bunlar. Onun için oraya sahip olacağız!

Ha, dünyada üç gün sıkılmışız, üzülmüşüz, şu bu olmuş, ha bunlar için Allah’a küsenler var. Allah’a tavır alanlar var. İşte diyor bu servet içinde yüzüyor layık mı yani? İşte neymiş, “Benim neyim eksik, felan, filan…” gibi sorular. Allah’a soru sorulmaz. Allah’a isyan yapılmaz. Allah’a baş kaldırılmaz. Kafan ile 100.000 tonluk bir kayayı parçalayabiliyorsan, Allah’a kafa tut. Senin kafan 100 bin defa parçalanır, o taşa kafa vurduğunda. Biz bilmiyoruz bizim için hayırlı olanın en doğrusunu Allah biliyor.

Cenab-ı Hakk diyor ki bir kuts-i hadiste; “Ben, mümin kullarımın imanlarını, kimisini hastalıkla muhafaza ettiririm. O çok iyi olsa imandan çıkar. Onu hasta ederim, imanı muhafaza etsin diye. Kimini sağlıkla, o hasta olsa ters teper. Kimini fakirlikle, zengin olsa yoldan çıkar. Kimini zenginlikle, fakir olsa yoldan çıkar.” Yani, insanların nabzına uygun neyse, Cenab-ı Hakk onu tatbik ediyor. Niçin? Bizim iyiliğimiz için, bizi kurtarmak için. Bahaneler Allah’ı bahaneler. Yani; iman etmiş insanı kurtarmak için bahaneler arar. Ya böyle bir Allah nasıl sevilmez kardeşim? Sana şereflerin en büyüğünü vermiş, meleklere, meleklerin peygamberlerine insana secde ettirmiş ve demiş ki:

Esteizü billah; “Lakadhalaknelinsane fi ahseni takvim” demiş ayet-i kerimede. Sadakallahülazim.

“Biz, insanı en güzel surette en mütekabil en şu en bu şekilde yarattık.” Tam Türkçe’ye çevrilemiyor o ayet. “Lakathalaknelinsane fi ahseni takvim.” Ve diyor ki; “İnsana, Biz ruhumuzdan üfledik.” Allahûteâlâ kendi Zat’ının ruhundan üflüyor insana. Diyor ki; “Ey kulum, Ben seni meleklerden üstün yarattım. Eşref-i mahluk yarattım. Yaratılanların en şereflisi olarak yarattım.”

E biz ne yapıyoruz? Allahûteâlâ’nın bize bu kadar değer vermesine, bu kadar lütufta bulunmasına karşılık, O’nun düşmanının kuyruğuna yapışıyoruz. “Şeytan apaçık sizin düşmanınızdır.” diyor. Allah’ın da düşmanı. Veya onun ikiz kardeşi olan nefsimizin peşine koşuyoruz. Nefs şeytana bayılıyor, Allahûteâlâ’yı hiç sevmez. Ve salat-u selam Efendimiz diyor ki; “Hakiki mücahit, nefsinle, mücadele edendir.” Düşmanla kılıçla, kalkanla, silahla dövüşmekten çok daha büyük sevaba nail oluyorsun. Çok daha zor olan nefsinle mücadele.

“Hakiki mücahit, nefsinle mücadele edendir.”

 

    OKUDUĞUNUZ BU SOHBETİ SEYİD ALİ EFENDİ’NİN KENDİ SESİNDEN DİNLEMEK İSTİYORSANIZ LÜTFEN ALTTAKİ VİDEOYA TIKLAYIN.

#RegaipKandili #Kandil#Kandildeyapılacaklar #salavat #şartsızsevgi #kalptenibadet #şükür #şüküretmek #tövbe #şükretmekAllaha#Ramazanayı #Ramazan #Recepayı #Şabanayı #Sabanayı #hastalık #hastaolmanınmanası #hasta #Melek #Hz.Adem #hakikimücahit #ahsen #insan #kulolmak #ibadet #şikayet #isyan #eşrefimahluk

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız