OSMANLI DÖNEMİNDE KÂBE’YE TAYİN OLAN KADI – İHSANLA İBADET ETMEK NEDİR? – NAMAZDAKİ MAKAMLAR NELERDİR?

0
173

Yunus diyor ki:

     Bir hastaya vardın ise,

     Bir içim su verdin ise,

     Yarın anda karşı gele,

     Hak şarabın içmiş gibi.

Önümüz Ramazan ayı, Cenab-ı Peygamberimiz:

“Hakiki oruç tutan bir oruçluya, iftar ettirenin bedeni cehennem ateşine haram olur.” diyor. Bu fırsatı kaçırmayın. Yani; mutlaka, iftar sofranıza, her gün olmasa da, arada bir muhtaç bir insanı oruçlu çağırın. ( NOT: Bu Sohbet 2000 li yıllarda yapılmış olup, malum hastalıktan dolayı iftar sofranız da misafir bulundurmanız uygun değildir. ) Az sadaka, çok belâyı def eder. Kur’ân’a baktığımız zaman, üçte biri inkaftır, verin; muhtaca, fakire, yetime, dula… Yani, muhtaç insana veriniz. Veriniz. Veriniz!… Sadaka diyince, bir şey geldi aklıma. Osmanlı’da çok kaliteli idareciler, kadılar yetiştirilirdi. Bunların otağı, sultanın çalışma odasının yanı başındaydı. Böyle yetişmiş bir kadıyı, padişah Mekke’ye tayin ediyor.

Bak, çok enteresan bir şey yaşanacak. Osmanlı’da bir adet vardır. Onu bir yere tayin ettiğin vakit. Onun bir yıllık maaşını peşin verirlerdi. Bugün, bir aylığı da veremiyorlar da… Çağdaşlaştık geliştik ya!…O gün için toptan bir yıllık altın verilirdi eline. O da, hiç sıkılmadan gideceği yere giderdi. Geçim derdini düşünmezdi. Kadı Efendiye bir yıllık aylığı da veriliyor. Harcırahta veriliyor. Kadı Efendi hazırlığını yapıyor. Dışarı çıkıyor. Birisi geliyor.

“Selamün Aleyküm” diyor yolda.

“Aleyküm Selam!”

“Kadı Efendi, ben çok zor, çok muhtaç durumdayım, yani zillete düştüm. Bana biraz yardım et!” diyor.  Kadıda dirayetli bir zât. Şöyle bir bakıyor.

“Mübarek, ben senin üzerinde zikir nuru, tefekkür nuru, rabıta nuru görüyorum. Senin ne derdin varsa, söyle, hepsine çare olayım” diyor.

“Yok kadı efendi, benim şu kadar borcum var, yirmi altına ihtiyacım var.” diyor. Kadı hemen çıkarıyor, otuz altın veriyor. On altını geri iade ediyor. “Yirmi altına ihtiyacım var.” diyor, dua ederek ayrılıyor adam. Kadının yolculuğu bitiyor. Mekke’ye kadı olarak geliyor. Mekke’nin kadısı.  “Gider gitmez, ilk bir tavaf yapayım.” diyor Beytullah’ı.

Hac zamanı değil, Ümre zamanı değil, boş. Tavaf yaparken bakıyor, birisi Kâbe’ye dayamış ayaklarını horul-horul yatıyor. Kadı da o kadar güzel terbiyeyle yetiştirilmiş ki, içinden:

“Mübarek, biz, İstanbul’dan Kâbe’ye ayak uzatmıyoruz, bu nasıl bir hayasızlık?” diyor. Gidiyor, dürtüyor onu. Bir tavaf yapıyor. Bir daha dürtüyor. Yine, uyanmıyor adam. Yavaşça ayaklarından tutuyor, rahatsız etmeden ayaklarını kıbleden diğer tarafa çeviriyor. Çevirirken adam, şöyle bir gözünü açıyor, bakıyor. Bir daha uyuyor. Kafasını Kâbe tarafına getiriyor, hayasızlık olduğu için. Tavafını yapıyor. Gidiyor evine, ona tahsis edilmiş bir ev var. İşte oraya, buraya gitmiş kendini tanıtmış akşamda eve gidiyor. Pijamalarını giyiyor. Artık rahatlayacak adam, evine gelmiş. Tam oturacak. Tak! Tak! Tak! Kapı… Açıyor, iki tane zaptiye.

“Kadı Efendi, hakkında şikayet var! Seni götürmeye geldik.”

“Yahu, ben ne yaptım! Buranın yargı meclisi benim.” diyor.

“Kadılar kadısı yargılayacak seni! Bugün suç işledin. Yargılanacaksın!” diyor.

“Ya etme eyleme!”

“Yok, ya gönlün ile gelirsin ya da zorla götürürüz!”

“İyi!” diyor. Üzerine bir şeyler giyiyor, çıkıyor. Bu zaptiyeler bunu, doğru çöle götürüyorlar. “Ya Kardeşim, çölde ben nasıl yargılanacağım.”

“Yürü, bize emredildi, seni götüreceğiz.” Çölde büyük bir çadır ki, nur saçılıyor. Güneş gibi böyle. Kadı şaşırıyor. “Bu ne ola ki?”

“Gir! Kadılar kadısı içerde seni yargılayacak.” İçeri bir giriyor ki, Resullulah Efendimiz tahta oturmuş. Kadı hemen geliyor elini öpüyor. Karşısına dikiliyor. Efendimiz diyor:

“Kadı Efendi, bugün suç işlemişsin, şikayet var hakkında.” Bir bakıyor yanında şikayetçi dikiliyor.

“Ya Resullulah, ben bir suç işlemedim. Ben bugün geldim. Kimseyle dalaşmadım, kavga etmedim, kimsenin malına ters bakmadım. Ben nasıl suç işledim?”

“Yok suç işledin! Hakkında şikayetçi var!”

Kadı düşünüyor, düşünüyor…

“Ya Resullulah, ben bugünü gözden geçiriyorum. Bugün ne suç işledim? Kabe’yi tavaf yaptım. Birisi Kabe’ye ayaklarını uzatmış uyuyordu. Biz, Kabe tarafına İstanbul’dan bile ayak uzatmıyoruz. Bu, bize ters. Bana ters geldi. Ben, onu rahatsız etmeden şöyle çevirdim. Sonra gözünü açtı baktı. Sonra yine uyudu. Vallahi, bu suçsa, ben suç işlemişim o zaman.” diyor. Davacıda yanına dikilmiş. Davacıya, Peygamberimiz:

“Ne diyorsun?” diyor, o da diyor ki:

“Ya Resullulah, iyi niyetle suç işlemiş, o zaman bende geri alayım.” diyor. “E peki!”

Dava bitince şikayetçi çıkıyor, arkadan da kadı çıkıyor. Kadı diyor ki:

“Ya birader, ben sana kötülük etmedim. Beni rezil ettin Peygambere. Seni bir günahtan kurtardım” diyor. Bir dikkatli bakıyor ki İstanbul’da altın verdiği adam.

“Ya ben seni tanıdım. Ben, sana İstanbul’da da kötülük etmedim. Burada da seni günahtan korudum, ayağını çevirdim. İyilik ettim. Sen, beni Resullulah’a şikayet ettin” diyince adam gülüyor.

“Kadı Efendi, ben Hızır’ım. Dünya gözüyle sana, Resullulah’ı göstermek için yaptım. Sen çabuk panikledin çabuk çıktık huzurdan… Öyle yapmasaydın, biraz daha kalacaktık” diyor.    E şimdi kardeşim, böyle kadıların yargıladığı ülkeler nasıl olur, bir düşünün? Onu orda deniyor işte.  O cömertliğine karşılık, dünya gözüyle peygamberi göstermeyi murat etmiş Hızır. Hızır biliyorsun hikmetlerle yapar. Peygamberlerin çoğu bile onu anlayamadı. Hz. Musa bile anlayamadı.

Tasadduk diyince, o geldi aklıma. Derviş, namazın yarısı kılar. Avamın birçoğu namazın onda birini kılar. İmam, “Allahu Ekber” demiş elini bağlamış. Namazdan sonra bağa gidecek. “Eşeği şu kazığa bağlasam, üzümü yer.” diyor. Okuyor, ama, aklı orda. Onda birini kılanlardan. “Kiraz ağacına bağlasam, bu sefer fasulye yetişir, onu yer.” diyor. Uğraşıp duruyor, eşek bağlıyacak yer arıyor. Arkasında da keşfi açılmış derviş; “Ulan, bilmem nerene bağla” diyor. Bırakıp gidiyor.

İhsanı iyi bilmek lazım. İhsan nedir? İhsan, sen Allah’ı görüyormuşsun gibi namaz kılmak. Sen onu görmüyorsun; ama, o seni görüyor. Allahuteâlâ, bize şah damarımızdan yakın. Kendisi Kur’ân’da bunu defalarca dile getiriyor. Allah; Arş’ta, ama, dünyadaki her insanın yanında. Bir sürü cahil insanın sorusu var. Allah, öyle bir Allah ki bütün alemleri kudretiyle ihata etmiş, kuşatmıştır, bir güneş misali. Güneş doğar, Dünya aydınlanır. Her taraf güneşin ısısı, etkisi, fotosentez yapar bitkiler vs. ama güneş burada mı? Güneşin aslı nerde? Her yanımızda, bizi sarmış her tarafta. Vücudumuzu ısıtıyor, ensemizi ısıtıyor, bitkileri ısıtıyor. Hayat veriyor mülk alemine ama aslı nerde? Orada. Aslı orada ama bütün etkisiyle üzerimizde yani, dünyayı sarmış durumda.  Allahuteâlâ’yı böyle telakki et.

Allah’ın zatını, kendisinden gayrı kimse bilmez nerededir. Ama o güneş misali her şeyi kaplamıştır. Onun için, bize şah damarımızdan daha yakındır. İhsanı tam anladığımız zaman, namaza başlarken ilk tekbirde “Allahu Ekber” dediğimiz an, kıble tarafından tecelli eder Cenab-ı Allah. Her zerrende hissedersin. Yiğitsen, hadi bakalım o namazı, namaz gibi kılma. O zaman namazı gibi namaz kılarsın.

“Salat-ı Nefs”ten vazgeçersin.

“Salat-ı cisim”den vazgeçersin.

En az “salat-ı kalp” kılarsın.

Onun üzerinde de, “salat-ı ruh” var.

Şekil hepsinde bir ama içerik çok farklı.

Salat-ı ruhu kılmak için, yüksek Velilerden olmak lazım, çünkü; yüksek Veliler “salat-ı ruh” kılar. Sadece, bir tek başlangıç tekbirini hatırlar, başka bir şey hatırlamaz. Ondan sonra, onun bütün melekeleri çıkar, gider tee Arş-ı Ala’ya kadar, Kabe’yi tavaf eder gibi, Arş-ı Ala’yı tavaf eder. “Lilla El Fatiha” dediği an, bütün melekeleri geri gelir.

Hz. Mevlana diyor ki; “Ben, namaza durduğum zaman, ne kendimi bilirim, ne ne okuduğumu bilirime, ne kaç rekat kıldığımı bilirim.”

Bilmez, bütün melekeler ayrılır. Vücut burada yatar, kalkar, okur. Hiç yanılmaz. Ama bütün melekeleri gider, tee Arş-ı Ala’ya kadar. Yani, yedi kat semadaki her şeyi görür. Hisseder. İdrak eder. Hazmeder. Ve  “Lilla El Fatiha” dediği an geri gelir. Bu, “salat-ı ruh”tur. Bunu, şimdilik kılmamız çok mahaldir. Ama en azından “salat-ı kalp” ile kılalım. “salat-ı kalp”te asla vesvese yoktur. “Salat-ı cisim”de, bazen vesvese gelir, bazen gider. Bir bakarsın, Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlar, bir bakarsın serçe kuşu gibi bağa, tarlaya, ağaca, işe, fayansa, makinaya gider. Gider de gider, ama yine geri gelir. Birkaç hamleden sonra geri gelir, hoop “Allah’ın huzurundayım, namazdayım” der. Ha bu da makbul namazdır.

Hz. Ali Efendimize Peygamberimiz dedi ki:

“Ya Ali, vesvesesiz namaz kıl. Sana bir deve vericem.”

“Kılarım, Ya Resullulah.” Hz. Ali Efendimiz namazı baştan sona vesvesesiz kıldı, son rekatta “Acaba sarı deveyi mi, açık renk deveyi mi verecek” diye düşündü. Bitirdi namazı.

“Kıldın mı ya Ali?”

“Neredeyse başarıyordum. Ta sonunda sarı deveyi mi, açık renk deve mi diye düşündüm hemen geldi.” dedi, şimdi kolay değil. “İhsan” çok önemli bir olay. İhsanı tanıdığımız zaman, Allahuteâlâ’yı görüyormuş gibi ibadet eder kişi, çünkü; dünya üç günlüktür. Ne malın, ne şirketin, ne makamın, ne zenginliğin, hiç bir anlamı yok Allah katında. Bunlar çok değersiz şeyler. Seçilmiş ümmet bu ümmet. Torpilli ümmet, çünkü; Salat-u Selam Efendimize ümmet olmak, aklın alamayacağı kadar büyük bir devlet. Hz. Cebrail’in altı yüz bin kanadı vardır.

Kıyametin kopuşu nedir bilir misiniz? Kıyametin kopuşu Hz. İsrafil’in Sur’a birinci defa üfürmesidir. Bir meleğin üfürmesiyle, dünya üzerinde Kıyamet kopar. Dağlar, hallaç pamuğu gibi, kül gibi dünya dümdüz olur. Bir meleğin üflemesiyle.

Hz. Cebrail’in altı yüz bin kanadı vardır. Efendimizin yanına ilk mağarada geldiğinde, Peygamberimizin ödü koptu. Bir baktı ki, kanadının bir ucunun sonu yok. Diğer ucunun da sonu yok. Bunlar, Peygamberimizin nuruyla yaratıldı düşünebiliyor musun? Ehlibeyt’in nurundan yaratıldı. Melekler Peygamberimizin nurundan yaratıldı. Nurdan yaratıldı. Cinlileri, zehirli ateşten yarattı Cenab-ı Hakk. Şeytanlarda dumansız ateşten. Dumansız ateş nedir? Elektrik şimşek gibi, dumansız ateş. Cinlileri, “zehirli ateşten” diyor. Cinlerin bir kategorisi de cinler, yılanlar, akrepler, çiyanlar vs… Üç cins. Cinin üçüncü cinsi.  Hepsi zehirlidir.

#Ehlibeyt #cin #Allah #namazmakamları #namaz #ibadet #ihsanlaibadet

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız