Osmanlı Döneminde Kabe’ye Tayin Olan Kadı – İhsanla İbadet Etmek Nedir? – Namazdaki Makamlar Nelerdir?

0
1084

Önümüz Ramazan ayı, Cenab-ı Peygamberimiz:

“Hakiki oruç tutan bir oruçluya, iftar ettirenin bedeni cehennem ateşine haram olur” diyor. Bu fırsatı kaçırmayın. Yani; mutlaka, iftar sofranıza, her gün olmasa da arada oruçlu bir muhtaç insanı çağırın. 

(NOT: Bu Sohbet 2000’li yıllarda yapılmıştır.)

Az sadaka, çok belayı def eder. Kur’ân’a baktığımız zaman, üçte biri infaktır, verin; muhtaca, fakire, yetime, dula… Yani, muhtaç insana veriniz. Veriniz. Veriniz!

Sadaka deyince bir şey geldi aklıma. Osmanlı’da çok kaliteli idareciler, kadılar yetiştirilirdi. Bunların otağı, sultanın çalışma odasının yanı başındaydı. Böyle yetişmiş bir kadıyı, padişah Mekke’ye tayin ediyor.

Bak, çok enteresan bir şey yaşanacak.

Osmanlı’da bir adet vardır. Onu bir yere tayin ettiğin vakit, onun bir yıllık maaşını peşin verirlerdi. Bugün, bir aylığı da veremiyorlar da… Çağdaşlaştık, geliştik ya! O gün için toptan bir yıllık altın verilirdi eline. Oda, hiç sıkılmadan gideceği yere giderdi. Geçim derdini düşünmezdi. Kadı Efendiye bir yıllık aylığı da veriliyor, harcırahta veriliyor. Kadı Efendi hazırlığını yapıyor. Dışarı çıkıyor, birisi geliyor.

“Selamünaleyküm!” diyor yolda.

“Aleykümselam!”

“Kadı Efendi, ben çok zor, çok muhtaç durumdayım, yani zillete düştüm. Bana biraz yardım et” diyor. 

Kadıda dirayetli bir zât. Şöyle bir bakıyor.

“Mübarek, ben senin üzerinde zikir Nur’u, tefekkür Nur’u, rabıta Nur’u görüyorum. Senin ne derdin varsa, söyle, hepsine çare olayım” diyor.

“Yok kadı efendi, benim şu kadar borcum var, yirmi altına ihtiyacım var” diyor. Kadı hemen çıkarıyor, otuz altın veriyor. On altını geri iade ediyor.

“Yirmi altına ihtiyacım var” diyor, dua ederek ayrılıyor adam.

Kadının yolculuğu bitiyor. Mekke’ye kadı olarak geliyor. Mekke’nin kadısı.  “Gider gitmez ilk bir tavaf yapayım” diyor Beytullah’ı.

Hac zamanı değil, Ümre zamanı değil, boş. Tavaf yaparken bakıyor, birisi Kâbe’ye dayamış ayaklarını horul horul yatıyor. Kadı da o kadar güzel terbiyeyle yetiştirilmiş ki, içinden:

“Mübarek, biz İstanbul’dan Kâbe’ye ayak uzatmıyoruz, bu nasıl bir hayasızlık?” diyor. Gidiyor, dürtüyor onu. Bir tavaf yapıyor. Bir daha dürtüyor. Yine uyanmıyor adam. Yavaşça ayaklarından tutuyor, rahatsız etmeden ayaklarını kıbleden diğer tarafa çeviriyor. Çevirirken adam, şöyle bir gözünü açıyor, bakıyor. Bir daha uyuyor. Kafasını Kâbe tarafına getiriyor, hayasızlık olduğu için. Tavafını yapıyor. Gidiyor evine, ona tahsis edilmiş bir ev var.

İşte oraya, buraya gitmiş kendini tanıtmış akşamda eve gidiyor. Artık rahatlayacak adam, evine gelmiş tam oturacak, “Tak, tak, tak!” Kapıyı açıyor, iki tane zaptiye.

“Kadı Efendi, hakkında şikayet var! Seni götürmeye geldik.”

“Yahu, ben ne yaptım? Buranın yargı meclisi benim!” diyor.

“Kadılar kadısı yargılayacak seni! Bugün suç işledin. Yargılanacaksın!” diyor.

“Ya etme eyleme!”

“Yok, ya gönlün ile gelirsin ya da zorla götürürüz!”

“İyi!” diyor. Üzerine bir şeyler giyiyor, çıkıyor. Bu zaptiyeler bunu, doğru çöle götürüyorlar. “Ya Kardeşim, çölde ben nasıl yargılanacağım?”

“Yürü, bize emredildi, seni götüreceğiz.” 

Çölde büyük bir çadır ki, Nur saçılıyor, güneş gibi böyle. Kadı şaşırıyor “Bu ne ola ki?”

“Gir! Kadılar kadısı içerde seni yargılayacak.” İçeri bir giriyor ki, Resullulah Efendimiz tahta oturmuş. Kadı hemen geliyor elini öpüyor. Karşısına dikiliyor.

Efendimiz diyor  “Kadı Efendi, bugün suç işlemişsin, şikayet var hakkında.” Bir bakıyor yanında şikayetçi dikiliyor.

“Ya Resullulah, ben bir suç işlemedim. Ben bugün geldim. Kimseyle dalaşmadım, kavga etmedim, kimsenin malına ters bakmadım. Ben nasıl suç işledim?”

“Yok suç işledin! Hakkında şikayetçi var!”

Kadı düşünüyor, düşünüyor…

“Ya Resullulah, ben bugünü gözden geçiriyorum. Bugün ne suç işledim? Kâbe’yi tavaf yaptım. Birisi Kâbe’ye ayaklarını uzatmış uyuyordu. Biz Kâbe tarafına İstanbul’dan bile ayak uzatmıyoruz. Bu, bize ters. Bana ters geldi. Ben, onu rahatsız etmeden şöyle çevirdim. Sonra gözünü açtı baktı. Sonra yine uyudu. Vallahi, bu suçsa, ben suç işlemişim o zaman!” diyor. Davacıda yanına dikilmiş. Davacıya, Peygamberimiz:

“Ne diyorsun?” diyor, o da diyor ki:

“Ya Resullulah, iyi niyetle suç işlemiş, o zaman bende geri alayım” diyor. “E peki!”

Dava bitince şikayetçi çıkıyor, arkadan da kadı çıkıyor. Kadı diyor ki:

“Ya birader, ben sana kötülük etmedim. Beni rezil ettin Peygambere. Seni bir günahtan kurtardım!” diyor. Bir dikkatli bakıyor ki İstanbul’da altın verdiği adam.

“Ya ben seni tanıdım. Ben sana İstanbul’da da kötülük etmedim. Burada da seni günahtan korudum, ayağını çevirdim, iyilik ettim. Sen, beni Resullulah’aşikayet ettin” deyince, adam gülüyor.

“Kadı Efendi, ben Hızır’ım. Dünya gözüyle sana Resullulah’ı göstermek için yaptım, sen çabuk panikledin, çabuk çıktık huzurdan. Öyle yapmasaydın, biraz daha kalacaktık!” diyor.  

E şimdi kardeşim, böyle kadıların yargıladığı ülkeler nasıl olur, bir düşünün? Onu orda deniyor işte.  O cömertliğine karşılık, dünya gözüyle Peygamberi göstermeyi murat etmiş Hızır. Hızır biliyorsun hikmetlerle yapar. Peygamberlerin çoğu bile onu anlayamadı, Hz. Musa bile anlayamadı.

“Tasadduk” diyince, o geldi aklıma.

Derviş, namazın yarısı kılar. Avamın birçoğu namazın onda birini kılar. İmam, “Allahu ekber” demiş elini bağlamış. Namazdan sonra bağa gidecek. “Eşeği şu kazığa bağlasam, üzümü yer…” diyor, okuyor ama aklı orda. Onda birini kılanlardan. “Kiraz ağacına bağlasam, bu sefer fasulyeye yetişir, onu yer…” diyor, uğraşıp duruyor, zihninde eşek bağlayacak yer arıyor. Arkasında da keşfi açılmış derviş; “Ulan, bilmem nerene bağla!” diyor. Bırakıp gidiyor.

“İhsanı” iyi bilmek lazım. İhsan nedir? İhsan, sen Allah’ı görüyormuşsun gibi namaz kılmak. Sen onu görmüyorsun ama o seni görüyor. Allâhu Teâlâ, bize şah damarımızdan yakın. Kendisi Kur’ân’da bunu defalarca dile getiriyor.

Allah; Arş’ta, ama dünyadaki her insanın yanında. Bir sürü cahil insanın sorusu var. Allah öyle bir Allah ki bütün âlemleri kudretiyle ihata etmiş, kuşatmıştır bir güneş misali. Güneş doğar, dünya aydınlanır.

Her taraf güneşin ısısı, etkisi, fotosentez yapar bitkiler vs. ama güneş burada mı? Güneşin aslı nerde? Her yanımızda, bizi sarmış her tarafta. Vücudumuzu ısıtıyor, ensemizi ısıtıyor, bitkileri ısıtıyor. Hayat veriyor mülk âlemine ama aslı nerde? Orada. Aslı orada ama bütün etkisiyle üzerimizde yani, dünyayı sarmış durumda.  Allâhu Teâlâ’yı böyle telakki et.

Allah’ın Zat’ını, kendisinden gayrı kimse bilmez nerededir. Ama o güneş misali her şeyi kaplamıştır. Onun için bize şah damarımızdan daha yakındır.

İhsanı tam anladığımız zaman, namaza başlarken ilk tekbirde “Allahu ekber” dediğimiz an, kıble tarafından tecelli eder Cenab-ı Allah. Her zerrende hissedersin. Yiğitsen, hadi bakalım o namazı, namaz gibi kılma. O zaman namazı gibi namaz kılarsın.

“Salat-ı nefs”ten vazgeçersin.

“Salat-ı cisim”den vazgeçersin.

En az “salat-ı kalp” kılarsın.

Onun üzerinde de “salat-ı ruh” var.

Şekil hepsinde bir ama içerik çok farklı.

Salatı ruhu kılmak için, yüksek Veli’lerden olmak lazım çünkü yüksek Veli’ler “salat-ı ruh” kılar. Sadece bir tek başlangıç tekbirini hatırlar, başka bir şey hatırlamaz. Ondan sonra, onun bütün melekeleri çıkar, gider tee Arşı Ala’ya kadar, Kâbe’yi tavaf eder gibi, Arşı Ala’yı tavaf eder. “Lilla El Fatiha” dediği an, bütün melekeleri geri gelir.

Hz. Mevlana diyor ki; “Ben, namaza durduğum zaman, ne kendimi bilirim, ne ne okuduğumu bilirim, ne kaç rekat kıldığımı bilirim.”

Bilmez, bütün melekeler ayrılır, vücut burada yatar, kalkar, okur. Hiç yanılmaz. Ama bütün melekeleri gider, tee Arşı Ala’ya kadar. Yani, yedi kat semadaki her şeyi görür. Hisseder. İdrak eder. Hazmeder. Ve “Lilla El Fatiha” dediği an geri gelir. Bu, “salat-ı ruh”tur. Bunu, şimdilik kılmamız çok mahal değildir. Ama en azından “salat-ı kalp” ile kılalım. “Salat-ı kalp”te asla vesvese yoktur. “Salat-ı cisim”de, bazen vesvese gelir, bazen gider. Bir bakarsın, Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlar, bir bakarsın serçe kuşu gibi bağa, tarlaya, ağaca, işe, fayansa, makinaya gider. Gider de gider ama yine geri gelir. Birkaç hamleden sonra geri gelir, hoop “Allah’ın huzurundayım, namazdayım” der. Ha bu da makbul namazdır.

Hz. Ali Efendimize Peygamberimiz dedi ki:

“Ya Ali, vesvesesiz namaz kıl, sana bir deve vericem.”

“Kılarım, Ya Resullulah.”

Hz. Ali Efendimiz namazı baştan sona vesvesesiz kıldı, son rekatta “Acaba sarı deveyi mi, açık renk deveyi mi verecek?” diye düşündü. Bitirdi namazı.

“Kıldın mı ya Ali?”

“Neredeyse başarıyordum. Ta sonunda sarı deveyi mi, açık renk deve mi verecek diye düşündüm, hemen geldi” dedi, şimdi kolay değil.

“İhsan” çok önemli bir olay. İhsanı tanıdığımız zaman, Allâhu Teâlâ’yı görüyormuş gibi ibadet eder kişi, çünkü; dünya üç günlüktür. Ne malın, ne şirketin, ne makamın, ne zenginliğin hiç bir anlamı yok Allah katında, bunlar çok değersiz şeyler. Seçilmiş ümmet bu ümmet, torpilli ümmet, çünkü; salatu selam Efendimize ümmet olmak, aklın alamayacağı kadar büyük bir devlet.

Kıyamet’in kopuşu nedir bilir misiniz? Kıyamet’in kopuşu Hz. İsrafil’in Sur’a birinci defa üfürmesidir. Bir meleğin üfürmesiyle, dünya üzerinde Kıyamet kopar. Dağlar, hallaç pamuğu gibi, kül gibi dünya dümdüz olur. Bir meleğin üflemesiyle.

Hz. Cebrail’in altı yüz bin kanadı vardır. Efendimizin yanına ilk mağarada geldiğinde, Peygamberimizin ödü koptu. Bir baktı ki, kanadının bir ucunun sonu yok. Diğer ucunun da sonu yok.

Bunlar, Peygamberimizin Nur’uyla yaratıldı, düşünebiliyor musun? Ehlibeyt’in Nur’undan yaratıldı. Melekler Peygamberimizin Nur’undan yaratıldı, Nur’dan yaratıldı.

Cinlileri, zehirli ateşten yarattı Cenab-ı Hak. Şeytanlarda dumansız ateşten. Dumansız ateş nedir? Elektrik, şimşek gibi dumansız ateş. Cinlileri, “zehirli ateşten” diyor. Cinlerin bir kategorisi de cinler, yılanlar, akrepler, çiyanlar, vs… Üç cins. Cinin üçüncü cinsi.  Hepsi zehirlidir.

OKUDUĞUNUZ BU SOHBETİ SEYİD ALİ EFENDİ’NİN KENDİ SESİNDEN DİNLEMEK İSTİYORSANIZ LÜTFEN ALTTAKİ VİDEOYA TIKLAYIN.

————————————————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#Ehlibeyt #melek #Cebrail #cin #seytan #çıyan #akrep #yılan #nur #elektrik #şimşek #Allah #namazmakamları #namaz #ibadet #ihsanlaibadet #ihsan 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız