Nefisteki 4 Unsur Nedir? Mürşide Gidince Kazanılan 7 Furkan Nedir? Nefis Makamlarında Nurlar Nasıl Kazanılır? Zamanın Dürülmesi! Ancak Müminler Kardeştir! Hz. Ebu Bekir Deyince Düşün!

0
276

         Nefisteki 4 Unsur Nedir? Mürşide Gidince Kazanılan 7 Furkan Nedir?

Nefis Makamlarında Nurlar Nasıl Kazanılır?

Zamanın Dürülmesi! Ancak Müminler Kardeştir!

Hz. Ebu Bekir Deyince Düşün!

   Nefis tezkiyesine girmemiş insanda hırs, dedikodu… Dikkat et, konuştuğunun %70’i, %80’i dedikodudur. İşte bunlar nefisteki âfetler, apaçık görülüyor. Ancak, ne yapıyorsun bunu nefis tezkiyesi ile, zikir ile terbiye ediyorsun, tefekkür ile o nefisteki afetlerden arınıyorsun.

   Nefs-i Emmare; Nefs-i Emmare’de dört ayrı makam var. Ateş, toprak, hava, su -alemdeki dört unsur Nefs-i Emmare’de var.

   Kelime-i tevhit zikriyle başlayan zakir, ne yapar? “La ilahe illallah” diye, diye; toprak tabakasından kurtulur. Nereye gelir, biliyor musun? Ateş tabakasına gelir. Kendini beğenmeye başlar orada, ateş her şeyi yakıp kül eder, güçtür yani; kendini beğenmek de farkına varmadan olur, kıyaslama yapar. Ben, şundan güzel namaz kılıyorum, camide şu kadar insan var zikir etmiyor, ama, ben zikir ediyorum gibi duygulara kapılır. Bir alttaki tabakadan daha kötü duruma düşer, benlik devreye girdi.

   Hz. Mevlana; “Benlikten çık!” diye tembih ediyor. Hadi çık hadi! “Benim evim, benim arabam, benim tarlam, benim koyunum, hep benim…” Ya bunların hangisi benim? Benim, hangisi biliyor musun? Verdiğim, tasadduk ettiğim benim. Bir deftere yazılıyor bunların hepsi. Hangisi benim? Ben bırakıp gideceğim, sonra sorgulanacam ben? Benim değil.

   Yunus diyor ki; “Mülk senindir, kerem kânı kimsenin olmaz Allah’ım.”

  Cenab-ı Allah kaç tane ayette; “Yerlerin ve göklerin mülkiyeti benimdir.” diyor, “bize aittir” diyor. Sen; sadece ve sadece kısa bir süre Allah’ın misafir ettiğisin, paraya, mala, mülke, ona, buna bekçilik edersin, senin değil…Senin olsa götürürdün. Götüremiyorsun, öyleyse senin değil. İşte Mevlana’nın benlikten çık dediği bu. Mülk Allah’ın. Benim olan tasadduk ettiğim. Eğer bir fakire, bir yoksula, bir yetime verdiysem; işte o benim… Niçin? Yazıldı! Nereye yazıldı? Amel defterine yazıldı. Ve Allah onu büyütüyor, nasıl bir fidan ektiğin zaman, yılların içinde büyür; o fidan, meyve verir hale geliyorsa, Allah da senin hayırlı amelini büyütüyor. Allahuteâlâ yalnız insanı; üç canı bir arada yarattı ve onun için,

   Estâuzubillah; Le kat halakna fi ahseni takvim

   Ahsen sıfatıyla yarattığı tek varlık, insandır. Onu kendine muhatap etti. Bak, Kur’ân gönderilen, Peygamber gönderilen tek varlık. İşte insanlara dört tane büyük kitap, yüz küsur tane de suhuf yolladı (küçük kitap). İnsanlar dört bilir; yüz dörttür. Öbürleri cüzdür.

   Allah, insana öyle değer verdi ki, değer vermeseydi muhatap almazdı. Hazreti Cebrail’i peygamberlere yolladı, peygamberlere kitap yolladı, peygamberler irşad ilmi ile uğraştı, insanlara “Tevhid Dini”ni yaydı. Ha buna her ümmetten uyan oldu, uyumayan oldu, kafir oldu, münafığı oldu. Çünkü; cehennemde dolacak cennette… Cennetler dolmazda, çünkü; herkesin payı var, yeri var… Allah!

   Bakın, o kadar bâriz ve açık ki; insan nefsinde âfetlerin olduğu, Allahuteâlâ’nın “Ahsen” sıfatında yarattığı insan, nefis tezkiyesine girmezse, dünyaya geldiği gibi hayatını devam ettirirse, hemen beşinci ayet devreye giriyor.

   “Sümme redednahü esfele safiliyne”, ne oluyor “aşağılıkların aşağısı…”, “esfele safiliyne” zümresinden oluyorsun.

   “Esfeles safili”nden cehennemlerden altı tanesi, her gün yetmiş bin defa Allah’a sığınır! Cehennemken, o esfeles salifin cehenneminden yetmiş bin kez Allah’a sığınır.  Nefs, sadece kötülüğe açık değildir, on dokuz âfetle geldi. Sen arınmadın!

   Allah diyor ki:

   “Sana çok büyük bir nimet hazırladım cennette, ama nefis tezkiyesini yap, bununla uğraş, bunu arındır, gel işte cennetime…” Böyle olmasa Salât-u Selâm Efendimiz hadis-i şeriflerinde; “Hakiki mücahit, nefsinle mücadele edendir.” der miydi?  Demek ki, nefiste neler var? Eksikler var ki, biz onunla mücadele ediyoruz.

   Bir derviş bir mürşide gittiği vakit… Mürşite gidebilmesi için bir kere nasibinde olacak bir. İkincisi, mutlaka Allahuteâlâ’ya mülâki olmayı düşünmüştür. Bilerek veya bilmeyerek…O yana özlem duymuştur. O hâl olmadan, Allah sana mürşidi nasip etmez. O hâl sen de zuhur olduğu zaman Allah, sen de bir hâlk eder seni mürşite yollar…

   Mürşite gittiğin an “yedi tane furkan” kazanırsın. Sen nereye gidiyorsun? Sen Peygamber Efendimizin hadis-i şerifte beyân ettiği yoldasın. Yolun neydi?  Ne diyordu Peygamberimiz; “Hakiki mücâhit; nefsinle mücadele eden.” Bir düşmanla mücadele etmek kolay, yenersin, yenilirsin, ya ölürsün ya öldürürsün biter, ama nefis öyle değil, nefis ömür boyu… En büyük veliler, nefisten “El aman!” diyorlar.

   İşte, bu hâlde Allahuteâlâ seni bir mürşite yollar. Mürşite gittiğin an, sana yedi tane “Furkan” verilir. Birkaçını sayayım:

   Birincisi, “sırat-el müstâkim”i verir sana.

   İkincisi, “ihlâs”ı verir sana verir, sana takvâyı verir sana. Bunları daha   hak etmemişken!…

    Kul hakkının, dışındaki geçmiş günahların siler,

    Anadan doğma gibi yeni bir defter açar sana, dört.

   Beşincisi artık sana hiçbir cin zarar veremez ve arkasından da hiçbir büyü seni tutmaz.

    Niçin? Allahuteâlâ’nın:

   “Onlar, Ben’im has kullarımdır.” dediği kulların grubuna girdin. Allah’ın güzel himâyesine girdin. Ne cin sana zarar verir, ne de seni tutacak bir büyü vardır. Yedi tane Furkan verir, Cenab-ı Hakk o kadar cömert ki gider gitmez verir. Ne yaptın Nefs-i Emmare’de?

   “Toprak” tabakasından zikirle, “ateş” tabakasına geldin. Sende, “ucûb” başladı. Çok tehlikeli bir şey… Şeytanı, şeytan yapan şeye geldi, zikirle geldi. Niçin mürşit lazım? Ha sen orada yardım görmeden bak nasıl yukarı gidiyorsun? Geçersin(!!!) Orada, sen var ya döner durursun, döner durursun. Bir gün de dine imâna söverek, kalkar gidersin. Daha tehlikeli…

   Burada, toprak gibiydin sen, tembel…Yiyordun, içiyordun yani bir hayvan gibi yaşıyordun, ama oradan oynadın. Böbrekteki taş yerinden oynadı, artık acı verir. Ateş tabakasına geldi, ucûb başladı. Orada işte, mürşitin himmeti gerekir. Mürşit seni, himmetle oradan kurtarıyor.

   Oradan sonra nereye geliyorsun? “Münâfıklık Makâmı”na geliyorsun. “Su”ya geliyorsun. Âlemdeki dört unsurdan üçüncüsü…

   Ne dedik? Toprak, ateş, su, hava.

   Suya geliyorsun. “Su”; münâfıklık makâmıdır. Su, hangi şişeye girerse, onun şeklini alır. O kişi, çok güzel münâfıktır. Orada yine, mürşitin himmeti gerekir.

   Oradanda, bir kademe daha atlarsın, “hava” tabakasına. Burada kişi, kendini acayip beğenmeye başlar. Bakın! Bir tek Nefs-i Emmâre’de oluyor bunlar. Mürşitin seni oralardan aşırıncaya kadar neler çektiğini bir bilsen var ya…

   Geldin “hava” tabakasına. Garanti bir havalara girersin. “Lâ ilâhe illallâh” diye, diye tevhid tokmağı ile vura, vura, vura mürşitte yardım eder sana. Birkaç yerde, yardım şarttır. “Hu” esmâsıda öyledir. “Hu” esmâsından kayan gider. Mürşitlerinde, müritte en dikkat ettiği yer, “Hu” esmâsıdır. Oradan bir kaydı mı çünkü; bir adım sonrası cennet, bir adım gerisi cehennemdir. Sırat Köprüsü’dür burası.

   Ne yaptı, ondan da geçti, yavaş-yavaş boyunduruk iz çıkardı, “Ha öyle değilmiş ya!” demeye başlar. Bismillah ders geçer. Nereye geçer; “Lafsa-i Celâle”.

   “Nefs-i Levvâme” ye geçer. Şimdi, bakın bu kelime-i tevhitten, “Lafsa-i Celâl” e geçmede;  “yedi tane afet” silinir nefisten. Her derste, nefisten yedi tane âfet silinir. %98 afet vardır her nefiste. Hepimizde, %2 nur vardır doğuştan. O, %2 nur olmasa, asla dünyada; hiç kimse, secde edemez. Nefis, ruhun gücünde olur. Ruh, nefisten 2° (2 derece) üstündür. Onun için, zar zor avam namaz kılar. Gelir, arada sünnetini terk eder, işte; şu olur, kazaya kalır kılar, falan, filan, o nefiste ki %2 eksik afettendir.

   Ruh, %100 nur dolu iken, nefis %98 afetle doludur. Emmâre’den, Levvâme’ye geçtin; yedi tanesi gitti afetlerin, 91 tane kaldı.

   İkinci derse geçtin- orada “Allah, Allah, Allah”.

   Üçüncü esmâya, “Hû” esmasına geçersin; yedi daha gider. 14 tane eksildi ikinci derste.

   “Hû” esmâsından, “Hakk” esmâsına atlarsın; yedi tane daha gider.

   Birincisi seyr-i süluğü tamamladığın zaman; yedi esmâdır bu, “Kahhar” esmâsına kadar… 7×7 = 49; kazanılan nurlar, 2’ de yaradılıştan gelen nur var, 51 yarıyı geçtin.

   Bak, birinci seyr-i süluğü tamamlayan “zâkir”; büyük velilerdendir ve hâlâ %48 afet vardır, keşfi açılmıştır, kerâmet gösterecek hale gelmiştir, ama, nefis daha arınmadı bak!

   Salât-u Selâm Efendimiz ne diyor; “Hâkiki mücâhit, nefsinle mücâdele edendir.” Kolay değil, çok zor… Birinci seyr-i süluğü “hâkiki” olarak geçen, fevkalâde büyük velilerdendir. Fakat hâlâ nefiste afetler vardır.

    İşte, ondan sonra, “Fenâfillah” yedi daha gelir nurlardan.

    “Bekâbillah”, yedi daha gelir.

    “Zühd Makâmı”, yedi daha gelir.

    “Muhsinler”, yedi daha gelir. Nefis nakavt! Nefis, ruh kadar berrak olur. İşte o zaman, kişi; huşû içinde namaz kılmaya başlar. “Allah-u Ekber” dediği zaman, o elini bağladığı anda kıble tarafından Cenâb-ı Hakk’ın tecelli ettiğini gözüyle görmüş kadar iyi bilir, her zerresinde onu hisseder.

   Namaz, Nefsi Emmâre’yle başladı. “Salât-i nefs” deriz, Emmâre namazına.

   “Salât-i Cisim” e geçtin. “Zühd Makâmı”na geldiğin vakit, “Salât-i Ruh”.

    “Salât-i Ruh” nedir biliyor musunuz? Namaza “Allâh-u Ekber” der, durur, gerisini bilmez. Ne okuduğunu bilir, ne kaç rekat kıldığını bilir, ama, hiç eksiksiz kılar. Okuduğu da doğrudur, kıldığı da. El bağlama ile bütün melekleriyle yedinci kat semâvata kadar çıkar, Arş’ın etrafını tavaf eder, eder, son Selâm ile geri gelir.

   Sonra, “Ulul Elbab Makâmı”na gelir… Allâhuteâlâ’nın izniyle hepimiz bu yolun yolcusuyuz. Kimimiz yarı yoldayız. Kimimiz yarıyı geçti. Kimimiz baştan hareket ettik. Bu yol güzel bir yoldur.

   Allâhuteâlâ, bir insanın ağzını zikir ile süslemişse, kendini zikir ettiriyorsa, bu her türlü nimete ermiştir. Onun ermediği hiçbir nimet kalmamıştır. Ha dünyada, üç gün zorluk çekebilir, yoklukta çekebilir, bunların önemi yok ki, bunlar gelip geçici şeyler. Gün; iyi de olsa, kötü de olsa, akıp gidiyor, durmuyor, zaman akıp gidiyor.

   Zaman şeridi kâinatın büyütülmesidir. Şu zamanda, bu yaratılıyor, şu zamanda şu yaratılıyor ve zaman akıyor kâinatla birlikte.  Bu, geri dönülmeye başladığı an, hangi zamana geldiyse, o zamandaki insan diriliyor. Ölüm; fizik bedende, bu çok önemli bir şey değil. İnsandaki birçok hal fizik bedende değil, zaten; fizik beden de olmuş olsa mezarda çürüdüğü an ilmin, bilimin hepsi çürür, yarın Mahkeme-i Kübra’da verecek cevabın olmaz. Berzah hayatı da, ha kezâ öyle.

   E şimdi Peygamber Salât-u Selâm Efendimiz; “Yeryüzünde cennet bahçeleri vardır, rastlarsanız oradan faydalanın” diyor. Yeryüzündeki, cennet bahçeleri zikir meclisleridir. Bu ibadetlerin ruhu, ibadetlerin canı…

   Elhamdülillah, bunları bize Allah nasip etmiş ve ne kadar şükür etsek az! Onun için, tekerrür eder yani dersler… Hepimizde aynı şey olur, hepimiz aynı şeyi yaşıyoruz. Mutlaka eksiklerimiz var. Allâhuteâla’nın rahmetidir, lütfudur.

   Geçtiğimiz dersler tekrarlar, tekrarlar; o arınır ve temizlenir, yerine gelir o arınır, ötekine gelir; o arınır temizlenir. Zaten, böyle olmasa biz üç ay -beş ay sonra, zikir çekemeyiz gücümüz yetmez, eksik var. Yani, virüs giren beden gibi olur. Bunlar Allâhuteâla’nın yardımı… Tereyağından kıl çekilir gibi, can çıkar gider, yani tebessüm halindedir, yüzü aydınlanır öyle gider. Allah öyle gidenlerden etsin, yoksa Dünya’ya neleri gelmiş, geçmiş Peygamberimize kalmamış, sana, bana mı kalacak?

   Onun için; hırsı, tamahı, kıskançlığı, haseti, riyayı, kibiri, dedikoduyu, zinayı, içkiyi, bilmem neyi… Yani, bunlardan uzak durmak lazım. Bir insan kendisi için arzu ettiği her şeyi; bütün müminler için istemiyorsa, kendisi için istemediği şeyi, yine onlar için de istemiyorsa, o kâmil iman sahibi olmaz, mümkün ve kabil değil.

   Hazreti Mevlâna’nın deyişi; “Sen Bensin işte, Ben Senim işte.” diyor.

   “Biz o bademler gibiyiz; sayıda çokuz ama asılda bir.”

   Kır tane bademin içi aynı şeydir, insan budur. Fasıktır, kâfirdir, münafıktır, tamam ona sözüm yok ama müminse, onu öz kardeşin bileceksin. “Ancak, müminler kardeştir” diyor Cenab-ı Hak… Kardeşsek; birbirimize, kardeş gibi davranacağız, el gibi durmayacağız. Nasıl, ananın doğurduğu bir mümin kardeşini seviyorsan, aynı ölçüde mümin kardeşini de sevmek zorundasın.

   Nefs Allâhuteâla’ya Kalû Belâ’da:

  “Sen sensin, bende benim” dediği gibi davranmayacağız. Eğer, bir mümini düşünmüyorsan, o nefsin huyu vardır bizde daha… Nefis ne dedi Allâhuteâla’ya; “Sen sensin, ben benim.” Onun için, mümin kardeşlerimize böyle davranıyorsak, nefsin çok büyük hükmü var üzerimizde. İşte, kemâlât, kemâlât, kemâlât!… Nefsin afetlerinden arınma; insana kemâlât, “İnsân-ı Kâmil Makâmı”na götürdüğü zaman, bunların hepsi zaten biter.

   Hz. Bekir (r.a.) ne diyor; “Ya Rabbim, bütün müminleri cennetine koy, benim vücudumu o kadar büyüt ki, bütün cehennemleri benim vücudumla doldur.” Tüm dualarında böyle diyordu, yoksa “sıddık” olmak kolay mı? Peygamberimizin en yakın arkadaşı, dostuydu, ilk iman eden şeksiz, şüphesiz…

   Miraç olayında bile Ebû Cehil ve kâfirler güruhu; “Gidip Ebu Bekir’e söyleyelim de bununla arkadaşlığı bitirsin.” dediler. “Ebu Bekir, bu senin Peygamber ‘gökyüzüne çıktım, Allah’la konuştum, gezdim’ diyor.” Yani, amaçları reddedecek onu uzaklaştıracaklar Peygamberden. Ebu Bekir Sıddık Radiyallahu an diyor ki; “Bunu Muhammed mi söyledi? Öyleyse doğrudur!” diyor. Şeksiz, şüphesiz… Şu imana bak! Ama kafir bunu anlamıyor ki…

   Bugün, Ebû Cehil’in soyu da var, Ebû Bekir’in soyu da var, insanlığın içinde, ikisi de var. Peygamberimizin avucunda, “Sübhânallah” zikrini yapan çakıl taşları, Ebû Bekir’in avucunda da yapıyor. Ebû Bekir dediğin vakit düşünecen yani. Ama Ehlibeyt’in nuru çok yüce tabi. Ondan yarattı Cenab-ı Hak her şeyi…

#Lafsa-iCelâl #nefs #mursit #mürsit #mürsid #nefsteki4unsur #topraksuhavaates #nefsafetleri #insan-ikamil #furkan #fenafillah #bekabillah #Sıratelmüstâkim #nur #ahsen #nefsiemmare #nefsilevvame #nefsimutmain #nefsimülhime #zikir #kelimeitevhit #salatıruh

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız