NEDEN EVLİLİKLER HÜSRANLA SONLANIYOR?

0
349

NEDEN EVLİLİKLER HÜSRANLA SONLANIYOR?

Şimdi, Peygamber salat-u selam Efendimizin sünnetidir evlenmek. Ashaptan, bir zatın karısı, kendisinden 15 dakika evvel vefat etti. 15 dakikada, “Çabuk, bana bir hatun bulun, nikah yapın, ben Allah‘ın huzuruna bekar gitmekten haya ederim.’’ dedi. Ama bu, o gündü. Bugün değildi. Bugün, birçok evlilikten, bekarlık çok daha iyidir, eğer; saliha bir hatun bulunursa, evlilik Peygamberimizin sünnetidir. Çünkü; Peygamberimiz; “Ben, ümmetimin çokluğu ile övünürüm’’ diyor.

Şimdi, mutlaka insanlar evlenecek… Bu çok hassas bir konu…

Nur Suresi’nin (3.cü Ayeti) nde Allahuteâlâ der ki:

“Zina yapan erkek, zina yapan bir kadınla veya müşrik kadınla evlenebilir, asla mümin bir kadınla evlenemez.’’ der. Yasak koyar.

“Zina eden kadın da ancak zina yapan bir erkekle, ya da müşrik bir erkekle evlenebilir. Mümin bir erkekle evlenemez.” Allah’ın kesin koyduğu bir hükümdür. Açın, Nur Suresi 3.cü Ayet’e bakın, noktası virgülüne kadar aynıdır.

Şimdi soruyorum hepimize; acaba hangi erkek evlenmeden evvel zina yapmıyor? Şimdi, evlilik, temelde, başlarken birtakım yanlışlar üzerine inşa ediliyor İslam’a göre. Şimdi, bu kesin Allah’ın koyduğu bir kural… Buna; şu şekil, bu şekil vs. bahaneler uydurma imkanı yoktur.

Bu çok güzel bir konu. Bu konuyu tam anlayalım, tam müteala edelim, sonra konumuza devam edelim … Şimdi, Nur Suresi’nin 3.cü Ayet’inde ne diyor Allahuteâlâ:

“Zina eden bir erkeğe, zina eden bir kadın veya müşrik bir kadınla evlenebilir. Zina eden kadınla, zina eden bir erkek veya müşrik bir erkekle evlenebilir. Bunun dışında, müminlere bu haram edilmiştir” diyor. Hüküm bu…

Şimdi, kendimizi ele alalım…

Şu Türk Milleti’nde, “Müslüman’ım” diyen milyonlarca erkek şu oluyor, bu oluyor, evlenme çağına kadar, bu defalarca başından geçiyor ve sonra temiz bir kız bulup evleniyor, bu ayetten haberi yok, hiç haberi yok, o böyle Allah’ın yasak ettiği bir iş yaptığının farkında bile değil. Bu nadiren kız, kadın içinde oluyor, erkeklerde bu daha yoğun bir halde var.

Şimdi, Türkiye‘de diyelim 30-40 milyon insan namaz kılıyor, hiçbirinin bu ayetten haberi yok. Başlarken hayata, Allah’ın kesin yasak ettiği, haram kıldığı, Allah‘ın kesin hükmüne karşı gelerek evliliğe başlıyor. Ondan sonrada diyor ki; “Geçinemiyorum, karı dırdır ediyor…’’ bir ton elim azap… Birçoğu boşanma ile bitiriyor. Neden?

Bir kere evlilikte, Allah’ın rızası söz bu konusu değil. Şimdi, bu ayete bir kere… Kur’ân’dan bir nokta eksiltemezsin, bir noktada ekleyemezsin. Bu bidat ehli olur. Bid’at ehli de, cehennem köpeğidir. Allah, ne diyor, mühim olan budur. Bu, müminin anayasası gibidir. Ona göre yaşayacaksın. Ama habersiz adam… Burada, günahta kasıt yok, günah var, kasıt yok. Eğer birçoğunun ayetten haberi olsaydı, belki bunu yapmayacaktı. Yapmayacak ama haberi yok. Haberi olmaması mübah mıdır? Yine değil.

Senin, dünyada yemeye, içmeye, kazanmaya, gezmeye, tozmaya, uyumaya, film seyretmeye, maça gitmeye, pikniğe, balığa gitmeye … Say da say; arabayla gezmeye, alışverişe gitmeye, her şeye vaktin var. Ama Allah’ın kesin koyduğu hükümleri öğrenmeye vaktin yok! Bak! Buna hafifletici sebepler bulamayız. Çünkü; ilim öğrenmeyi o kadar şiddetle tavsiye ediyor ki, Cenab-ı Peygamberimiz.

Farz kendi arasında ikiye ayrılır; “Farz-ı ayın”, “farz-ı kifaye”.

İlim öğrenmek kesinlikle farz-ı kifayedir yani; farzdır. Hafife alınacak bir olay değildir. Bu millet, şundan, bundan, birçok sebepten dinini öğrenemiyor ve birçok günahla evliliğin eşiğine geliyor. Allah‘ın haram kıldığı bir evlilik yapıyor. Sonrada, birçoğu, evlilikte huzur bulamıyor. Evlilikte huzur bulan insanlarda var. Bunlar, yaptığı hayırla, hasenatla, sadakayla, Allah’ın ipine sıkı sarılmayla, şunlan-bunlan Allah‘ın affına, hoşgörüsüne uğruyor. Nadirende evlilikte tesanütü bulanlar var.

Bu devrin en yaygın hastalığı bak, birçok insan evliliği boşanma ile bitiriyor. Hani, “Saliha bir kadın bulursam evlenirim, bulamazsam böylesi daha iyi” diyor. İşte bunun kökenindeki hastalık, Allah’ın hükmüne uymamaktan kaynaklanıyor…

Eğer; bugün, şu cemaatteki bir genç evlenecekse, geçmişinde muhakkak günahlar vardır. Allahuteâlâ’ya sıtk-ı sadakatle tövbe edecek… “Ya Rabbi, ben bunu bilmiyordum?”  Bilmemekte suçtur. “Onun içinde tövbe ediyorum, bunu bugüne kadar öğrenemediğim içinde sana tövbe ediyorum, yaptığım günaha da tövbe ediyorum, bu hükümden benim haberim yoktu.’’ Ve bunun için hem tövbe edecek, hem de bir miktar sadaka verecek. Sadaka; birçok belanın dahi hükmünü ortadan kaldıran bir ibadet. Ondan sonra, kafasına uygun bir evlilik yapabilir. Çünkü; kasıt yoktu. Haberi yoktu. 

Bunları yapmadan da, lambur lumbur evlenirsin. Birçoğu mutluluğu bulamıyor. Niçin, hükme uygun bir evlilik yapmıyor. Tövbe edecek! Bu ayeti bilmediği içinde tövbe edecek. Ondan sonra, kafasına uygun, tabi ki bir derviş mutlaka, ancak, mutlaka imanlı, Allah’a yönelen, namazını kılan, orucunu tutan… Yani; kendi kafasına uygun birini arayacak, bulacak… Bu devirde evlenirken çok iyi düşünmek lazımdır.

Hayat yalnız geçmeyebilir, geçedebilir. Yani; çok önemli bir olay değil. Ama bir genç için bu yaşta evlenmemek diye bir şey olamaz.

Peygamberimize ümmet lazımdır. Hayırlı evlat yetiştirmek lazımdır. Muhakkak gereklidir ama evvela bunun altyapısı lazım. Allah’a tövbe edecek, “Ben bunu bilmiyordum” diyecek, bilmemekte hatadır. Tövbe edip, bir miktar sadaka verecek, ondan sonra evlilik düşünecek.

“Evli insanın bir namazı, bekar insanın 40 namazına eşittir’’ diyor Peygamberimiz (s.a.v.).

Denizde kılınan namazların, karada kılınan namazlara göre de üstünlüğü var. “Deniz; kudret-i ilahidir. Denize bakmak dahi, ibadettir” diyor Peygamber Efendimiz hadis-i şerifte.

Bir şeyin temelini buzdan atmayacaksın, yazın buz erir, o bina çöker buzdan olursa, evlilikte böyle bir şey. Evvela, tövbe diyeceğiz, samimi olarak tövbe edeceğiz. Mutlaka, herkesin geçmişinde bu tür günah vardır çünkü.

Abdulkadir Geylani Hz. -ki evliyanın en büyük makamlarına sahip bir zat:

“Allahuteâlâ, beni bir oda dolusu altın ile imtihan etsin, imtihanı kazanırım ama beni bin mil uzaktaki bir kadının başörtüsü ile imtihan etse, kaybederim.’’ diyor.

Erkek, kadına karşı zayıftır. Erkekte bir nefis vardır, kadın da dokuz. O dokuz nefse sahip olur, erkek bir nefse sahip olamaz. O yönde iradesi yeterli gelmez, kapılır.

Herşeyi biliyoruz ama Kur’ân’dan habersiz yaşıyoruz. 40 tane film seyrediyoruz. Üç sene sonra görünen, bilmem ne filminin detayına kadar anlatabiliyoruz. Ama Allahuteâlâ’nın gönderdiği anayasadan haberimiz yok. Bu yanlış! Haberimiz olacaktı! Ama Allahuteâlâ, tövbe kapısını hep açık tutar, müminlere de şefkatlidir, merhametlidir. Hem bilmediği için, hem yaptığı hatalar için, tövbe edecek, bir miktar sadaka verecek. Hayırlı bir niyetle bu işe adım atabilir.

Kur’ân’dan haberli yaşamamız lazım. Kur’ân nurdur. Kur’ân zikirdir. Kur’ân; Allahuteâlâ ile konuşmaktır.

Biz, bir başbakanın huzuruna kabul edilirsek, on yılda bir kere, kalan ömrümüzde bunu büyük bir şerefle anlatırız… “Filan adam, başbakan iken ben onun makamına gittim, şöyle konuştum, şunu” dedim…  Allah ki, alemlerin sahibidir. Ondan, yüce bir varlık yoktur. Bizi, her gün 5 sefer huzuruna kabul eder. Öyle bir lütuftur ki, huzura kabul edilmek! O namaz ile 5 sefer huzura kabul edilirken, O’nun gönderdiği yasadan haberimiz yok.

Yani, ne kadar olgun müminiz? Ne kadar o konuda başarılıyız? Bunu da, herkesin kendi vicdanına bırakmak lazım. Herşeye zaman buluyoruz ama Kur’ân öğrenmeye zaman bulamıyoruz. Bence bu çok büyük bir gaflet… Kur’ân’ı iyi bilirsen, attığın her adımın muhasebesini yapabilirsin.

Allahuteâlâ, beni nerede serbest bırakmış? Nerede yasaklamış? Nerede ne yapmam lazım?

Eve hangi ayakla girilir? Evden hangi ayakla çıkılır? Camiye hangi ayakla girilir? Tuvalete hangi ayakla girilir? Buna kadar, hadis-i şerifler bize her şeyi açıklamıştır. Böyle yaşarsak, dünyada ve ahirette mutlu oluruz. Ama bu kuralları benimseyemiyoruz, yaşayamıyoruz, hal edemiyoruz… Tıraş olmayı, para kazanmayı, saçımız yağlanmışsa, yıkayıp millete güzel görünmeyi, bu hallerin önünde tutuyoruz. Burada, o kadar yanlış, eksik var ki. Halbuki, ben yarın tıraş olsam da olur, saçımı yarın yıkasam da olur, dişimi bir gün sonra fırçalasam da olur.

Şeriatın 8 hükmü vardır:

Farz, vacip, sünnet, mütehap, mübah, haram, mekruh ve müfsid. 8 temel.

Benimsememişiz, o kadar rahatız ki, yapsak ne olur, yapmasak ne olur, düşünsek ne olur, düşünmezsek ne olur, kale alsak ne olur, almazsak ne olur, adam sen de olmuşuz… Halbuki; diğer hallerimiz, “adam sende” olup, bunlara riayet etmemiz gerekir.

Biz, kaftan yapmışız dünyayı. Ahiretin olduğu yere dünyayı, dünyanın olduğu yere de, ahireti koymuşuz. Rahatız yani… Ne olacak yani… Cennetin tapusu nasılsa bizde? Şimdi, dervişler için cehennem pek söz konusu olmaz ama Allahuteâlâ’nın yüceler yücesi, (Allahuteâlâ ki, hakkını hiçbir zaman ödeyemeyeceğiz de) huzuruna bin bir eksikle gitmek birçok mahcubiyet getirir bize. Dünyada yaptığımız birçok hal, birçok mahcubiyet getirir. Ve onlar sırtımıza yüklenir. Onun için, mümkün mertebe Allahuteâlâ’nın huzuruna çıkmaya bir miktar da olsa, yüzümüz olmalı ki, bu da bu dünyada kazanılır.

Haberiniz yok birçok şeyden… Namaz kılıyor muyuz? Kılıyoruz. 

Haccac-ı Zalim niye huzuruna gelen kimseyi kelleyle çıkarmadı?  Adam hepsinin kellesini vurdu. Adam kelleden kale yaptı. Horasan’da, insan kellesi kalesi. Adam zeytin satıyor, bir zeytinden çıkan yağı hesap ediyor.

“Namaz kılar mısın?”

“Kılarım.”

“Farzları nedir?”

“Bilmem.”

“Oruç tutar mısın?”

“Tutarım.”

“Farzları nedir?”

“Bilmem.”

“Zekat verir misin?”

“Veririm.”

“Farzları ne?”

“Bilmem!

“Şu yaptığın mesleği anlat” desen, profesör adam! Zeytin şöyle tuzlanır, şöyle yağlanır, ağacı şöyle ekilir, şu şöyle zamanda şu kadar yağ verir, tek zeytinden çıkacak yağı biliyor.  “Vurun” diyor boynunu.

“Ne yapayım anne, ne yapayım, bu kelle vurulmaz mı?” diyor.

Haccac-ı Zalim’in, kelle kestiği adamlardan acaba bizim farkımız ne? Şimdi, kıyaslayalım! Ben kendimi kıyaslıyorum, kardeşlerime sözüm yok! Elektriği bilirim, inşaatın her dalını da bilirim, tesisat bilirim, şunu bilirim, bunu bilirim, bir sürü bildiğim var. Allah’ın hükmünde bilmediğimi yazıp ayağımın altına koysalar başım Arş’a değer. Ben nasıl Müslüman’ım ya?

Yahu, bu dünyada hep mi kalacam ki, bu kadar şey öğrenmişim. Bu dünyada, ben, yüz bin yıl mı yaşayacağım? Hayır. Bile-bile nedir yani, bu gaflet… Bu ne delalet!

Ben, kendimle konuşurum bazı, kimse yokken. Biri görse, “Çizdirmiş, uçurmuş” der kafayı. Kendi-kendime, çok yerde cevap veremem. Dünyada kalacağın kadar dünyayı, ahiret için de, o kadar orası için çalışmak lazım. Yapıyor muyuz? Hayır. Neden acaba?

Zulmet, yoğun bir zulmet. Nerden kaynaklanıyor? Cemiyetlerden! İşte, birçok Allah dostu kaçmıştır inzivaya, inzivaya çare yok.

Kur’ân’da size defalarca anlattım. Muhkem ayetler, emirler var, yasaklar var, farzlar, haram, helal, müteşabih ayetler var. Geçmiş kavimlerden, Peygamberimiz anlatır.

“Ya Habibim, bunlar olurken, sen bunların yanında değildin. Gaybdan sana sorarlar; Biz, sana bir miktar bilgi verdik’’ diyor Cenab-ı Hak. Yani; Kur’ân 7 harf üzerine nazil oldu; 7 makamı vardır, 7 cephesi, 7 penceresi olan Kur’ân. İkincisi; temiz bir müminin ikiz kardeşidir. Kur’ân’ı öbür âlemde, birçok mümin, yaşlı adam gibi görür. O, şikayetçi olur, çıkar. Der ki; “Yarabbi, ben bundan şikâyetçiyim!’’

Adam bakar; “Ya ben, bunu hiç ömrümde görmedim. Bu adamdan bir hak almadım, bir kötülük etmedim niye bu benden şikayetçi?’’

İşte, o; Kur’ân’dır. Birine de çıkar şefaat eder. “Ya Rabbi, ben buna şefaat ediyorum.’’ Yine bakar vatandaş, “Ya ben, bu amcayı hiç görmedim, hiç tanımadım, hiç iyilik etmedim, bu bana niye şefaat ediyor?’’

Kur’ân çok nurlu bir ihtiyar gibi… Kur’ân mahlûktur yani!…

#Kuran #KuranıKerim #Nursuresi #evlilik #zina #eşseçimi #karıkoca #geçimsizlik #evliliklerdegeçimsizlik #kader #niyet #zulmet #eşlerarasızulum #hangiayaklaevegirilir #hangiayaklacamiyegirilir #ibadet #farz #vacip #sünnet #haram #oruç #namaz #sadaka #dinisohbet #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız