Nasıl Yaşarsan, Öyle Ölürsün! – Kral Görmeden Nasıl Ümmet Oldu? – Sıkıldın mı, Derdin mi Var, Uyuyamıyor musun, Bunu Oku! – Namazda Nereye Bakılır? – Amel Defteri Kapanır mı?

0
1235

“Nasıl Yaşarsan, Öyle Ölürsün!”

Hadis-i şerifte ne diyor, “İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolur, nasıl haşrolursa öyle kalkar.”

Bir bölgede aynı günde 2 insan ölüyor, biri hafız, biri hancı. Aynı gün, aynı saatte, o bölgede iki cenaze çıkıyor. İkisini de gömüyorlar, sorgu sual melekleri geliyor, biliyorsun mezarda sorgu sual…

“Rabb’in kim, kitabın ne, Resûl’un kim?” bir sürü soru var.

Hafızın yanına geliyor melekler, hafız durmadan Kur’ân okuyor, çünkü; hayattayken durmadan Kur’ân okuyormuş, ölüncede okumaya devam ediyor. Meleklerde Kur’ân’a saygısından sorgulayamıyorlar. Bekliyorlar, bekliyorlar durmayınca:

“Bari gidelim, şu hancıyı sorgulayalım, bu da o zamana kadar Kur’ân’ı bitirir”.

Hancıya gidiyorlar; “Rabb’in kim?” 

“Bir teneke saman 25 kuruş…” diyor. Ömür boyu saman satmış adam.

“Rabb’in kim?” 

“Bir teneke saman 25 kuruş…”

“Peygamberin kim?” 

“Bir teneke saman 25 kuruş.” 

“Bari” diyor melekler, “Bi de hafıza gidelim, ona bakalım”, gidiyorlar Kur’ân okuyor, buna geliyorlar, “Bir teneke saman 25 kuruş.” 

“Ya Rabbi, ne yapalım?” diyor melekler.

Diyor ki; “Bir insan, nasıl yaşarsa öyle ölür, bunu biliyorsunuz, siz hafızın başında bekleseniz Kur’ân okur, hancının başında bekleseniz ‘1 teneke saman 25 kuruş…’” der.

Şimdi, insan nasıl yaşarsa öyle ölür, Peygamber Efendimiz söylüyor. Hani, biz de yarın imkanlarımız genişleyince, “1 teneke saman 25 kuruş” demeyelim, hafız gibi Kur’ân okuyalım ya da bundan da daha efdali “La ilahe illallah” diyelim, kabirde de diyelim, Mahkeme-i Kübra’da da (Mahşer’de) diyelim. “Bir teneke saman, 25 kuruş” dersek, yazıklar olsun bize! Onu demeyeceğiz, ne diyeceğiz, “La ilahe illallah” diyeceğiz.

Şimdi, bir örnek olarak anlattım bunu. Dünyada; yokuşta var, inişte var, varlığı da var, yokluğu da var. Bunlar zaten, hayatın şiarıdır, olması gereklidir. İnsan, hep bollukta olursa, mirasyedi gibi şımartır kendini insan, kendi kendini dolduruşa getirir. Onun için, insan her türlü aşamadan geçecek, hani çile fırını nedir? Hiç dert görmemiş insan asla olgunlaşmaz.

“Ham insan, olgun insanları anlamaz” diyor Mevlana.

Yunus değişik bir dille ne diyor; “Bilmeyenler, ne bilsinler, bilenlere selam olsun!”

Kim biliyor? Birinci derecede; Allah’ın rızasını, Allah’ın hoşnutluğunu, Resûlullah’ın hoşnutluğunu, Allah’a giden sırât-ı müstakîm yolunun güzelliğini farkında olan insanlar kimlerdir? Zakirlerdir, zikredenler. Allah onlara; “Özel kulum”, Resûlullah “Ev halkım” diyor. Öyle ise, biz “1 teneke saman 25 kuruş” demeyeceğiz.

Peygamber birçok hadiste, Allâhu Teâlâ birçok hadis-i kutsi de:

“Ey esirgenmiş ümmet!” yani; Hz. Adem’den bugüne gelen, mesela, her Peygamberin ümmeti var. 

En esirgenmiş, en seçilmiş ümmet. İki ümmete Allâhu Teâlâ değer vermiş; bir Yahudilere zamanında, bunlarında üzerinde bu ümmete, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin ümmetine değer vermiş, esirgenmiş ümmet. Çünkü; ilk Peygamber Hz. Muhammed’dir, son Peygamber odur. Çünkü; Allâhu Teâlâ âlemleri yaratmayı murat ettiği zaman, Ehlibeyt Nur’undan, ilkin salatu selam Efendimiz’in ruhunu yarattı ve onu karşısına aldı ve ona; “La ilahe illallah Muhammed Rasûlullah” dedi. Allah kendisi dedi. Hemen akabinde, karşısına dikilen Resulullah Efendimiz’in ruhu; “La ilahe illallah Muhammed Rasûlullah” dedi.

“Ya Habib’im, seni yaratmayacak olsaydım, âlemleri yaratmazdım, seni yaratacağım için âlemleri yarattım.” Bütün âlemler Ehlibeyt’in Nur’undan yaratıldı. Şimdi, biz böyle bir Peygambere sahibiz, onun için ne kadar iftihar etsek azdır. Ben Rabbimle her zaman iftihar ederim. Onunla bir sevince, bir surura ulaşırım, hemen akabinde de Resulullah’la.

Kral Görmeden Nasıl Ümmet Oldu?

Bakın, bizden evvelki ümmetler, Resûlullah için ne diyordu, 1000 yıl geriye gidelim. Medine; Peygamber salatu selam Efendimizin ömrünü tükettiği yer ve kabri şerifleri de, Medine’de Ravza-ı Mutahhara’da.

Bakın, 1000 yıl evvel, daha Medine yok ortada, Yemen krallarından bir kral bir seferden dönüyor, yanında da 400 tanede alim var, ordusundan hariç. Medine’nin olduğu araziye geldiği vakit, daha Medine yok orda, boş arazi, “Orda bir mola verelim” dedi. 

Peki hangi dine mensuptu? Hz. Davud’un Zebur’una. Bozulmamış orjinal Zebur’la amel ediyor.

Orada alimler krala dedi ki; “Kralım, burada bir gece konaklayalım.”

O gece konakladılar. Sabahleyin kral yola devam edecek, bu alimlerin hocaları, kralın huzuruna birkaç kişiyle gitti, dedi ki; “Kralım, bize izin ver, biz burada kalalım, burada 400 tane ev yapalım, buraya yerleşelim, burada bir şehrin temelini atalım.”

“Peki neden?” dedi Kral.

“Çünkü; bizim bütün tefekkür ettiğimiz, tevekkül ettiğimiz, rabıtayla ulaştığımız, her yerden aldığımız cevap; yani, bütün kitapların anlattığı, bütün peygamberlerin methettiği, geleceğini haber verdiği ‘Ahmed’ denilen o Peygamberin şehri; burası, o burada yaşayacak. Biz burada bir şehir kuralım, burada yaşamaya başlayalım, hizmete başlayalım” dedi.

Yemen Kralı dedi ki; “Bir şartla, sizi burada bırakırım”.

“Nedir şartın?” dedi.

“Ben” dedi, “O mübarek Peygambere bir mektup bırakacağım, siz bunu nesilden nesile aktarıp o mektubu Peygambere teslim edeceksiniz.”

“Peki, bu bize şereftir!” dediler.

Kral, ceylan derisine asırlarca bozulmayacak bir mektup yazdı, kapattı, kilitledi, o alimlerin reisine teslim etti. Bu insanlar orda 400 ev yaptılar, Medine’nin temel atılışı böyle oldu, Efendimizden 1000 yıl önce. Ve Eyyüb-El Ensari Hz.’nin evi, Peygamberimizin misafir olduğu evdi yani o alimlerin hocasının eviydi.

Bu mektup, elden ele silsile yoluyla Eyyüb-El Ensari’ye ulaştı. Peygamberimizin devesi gitti, Eyyüb-El Ensari’nin evinin önüne çöktü (Peygamberimiz Medine’ye Hicret ettiğinde).

Peygamberimiz onun evine misafir olunca, dedi ki:

“Ya Resullulah, emanetin var”.

“1000 yıl evvel yazılmış emanet mi?” dedi Efendimiz,

“Evet!” dedi.

“Alimlerin hocası, tarafından yazılan mı?” dedi.

“Siz, bizden iyi biliyorsunuz” dedi. Mektubu Peygamberimize teslim etti. Efendimiz mektubu açtı, mektupta yazılıyor ki; “Ya Resullulah, seni görüp sana iman etmediğim için büyük bir üzüntü içindeyim, ben sana inandım ‘La ilahe illallah Muhammeden Rasûlullah’ dedim, ne olursun, beni Mahkeme-i Kübra’da ümmetinden ayrı tutma, benden şefaatini esirgeme” diye yazmış.

Bakın, bir kral, 1000 yıl evvel Resullulah’a iman ediyor, 400 alim biliyor, oraya temel atıyor. Yani, biraz keşfi açık olan, Resûlullah Efendimize bu şekil tazim ediyor sevgisini, bağlılığını gösteriyor ki, bu Peygamber bizim için; “Kardeşlerimi özledim” diyor. 

Ashap diyor; “Ya Resûlullah, biz kardeşin değil miyiz?”

“Hayır!” diyor, “Siz kardeşim değilsiniz, siz Ashab’ımsınız. O ümmetim, yani, o mümin kardeşlerimi özledim” diyor bizim için. Miraç’ta kaç sefer geri dönüyor, bizim yükümüzü azaltmak için, Allâhu Teâlâ ile pazarlık ediyor.

Doğarken; “Ümmetim” diyor, kabirden kalkarken, “Ümmetim!” diyecek yani; bu kadar bize şefkatli, merhametli bir Peygamber.

Peki, Allâhu Teâlâ’nın çok değer verdiği; “Adını, Adımın yanına yazdım” diyor. Allah’ın adının yanında, başka hiçbir Peygamberin adı yazılı değil. Yani; bunun değerini bilmemiz lazım.

Sıkıntın Mı Var, Derdin Mi Var, Uyuyamıyor Musun, Bunu Oku

Birçok alim, birçok Allah dostu diyor ki; dualar veya buna benzer şeylerin taşıyıcısı, biz buradan mesela, bir değerli şey yollayacağız, kargoya veriyoruz, nasıl bir vasıta taşıyorsa onu bütün duaları hedefe taşıyan ve bunların karşılığını getiren; salavatlardır. Hurufunakat sıdk-ı sadakatle getirilmiş bir salavat, evvela kişinin amel defterinden, 10 bin büyük günahı siler. “İki salavat arasına koyun dualarınızı” diyor, Allah salavatları kesin kabul eder, kabul edince, aradaki duayı çıkarıp, “Bu işe yaramaz” demez, duayı da kabul eder. Birçok alimin, Allah dostunun içtihadı görüşü bu.

Onun için sıkıldın, salavat getir içinden. Derdin var, salavat getir; rahatlatır. Gergin misin, salavat getir. Uyuyamıyor musun, salavat getir; ilaç gibidir. Ama hurufunakat sıdk-ı sadakatle bir salavat getirirken kalp, yad ellerde geziyorsa, bu salavat olmuyor.

Peygamber salatu selam Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki; “Kimi insanlar; namazın onda birini, kimisi onda ikisini, kimisi onda üçünü, beşini…” Bunları niye sayıyor, onda onuna kadar? Sen namazın ne kadar farkındaysan, o namazın o kadar bölümünü kılmış oluyorsun.

“Elhamdülillahi Rabbil âlemin”, tamam, Allah’a hamd ettiğini biliyorsun, bakın eğer; biz, İmam Şafi’nin mezhebinde olsaydık, her namazı iade etmemiz gerekecekti.

İmam Şafi’nin içtihadı nedir, biliyor musun?

İyyake nağbudu ve iyyake nestein” derken, “Ya Rabbi, yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım dilerizi bilmiyorsa, o namaz namaz değildir, o namazı iade etmen lazım” diyor. Yani; bunların farkında olacağız. Neyin farkında olacağız? Namazın farkında olacağız, zikrin farkında olacağız, salavatın farkında olacağız yani; yaptığımızın farkında olacağız.

Tespih çekiyoruz, “La ilahe illallah, la ilahe illallah, la ilahe illallah…”  Allah’tan başka ilah yoktur, üçünde, beşinde biliyoruz, onuncu da uçtu gitti… Daldan  dala konan kuş gibi. O aralar boşluk işte. Şimdi birçok Allah dostu da diyor ki; “Zikrederken, gönül hep yad ellerdeyse, Allah’a yaklaştırmaz, daha da uzaklaştırır.” 

Namazda Nereye Bakılır?

Namaza durdunuz, “Allahu ekber” başlangıç Tekbir’i, okurken gözün şöyle koltuktaki çiçeğe gitti, Allah hemen sesleniyor; “Kulum, o baktığın yerden, Ben sana daha hayırlıyım” diyor. Biraz sonra gözün, başka yere daha gitti, Allah yine sesleniyor; “Kulum, o baktığın yerden Ben sana daha hayırlıyım!”, üçüncü defa, başka bir şeye baktığın an namazı paçavraya çeviriyorsun!

Allah’ın huzuruna durduğun vakit secde edeceğin yere bakacaksın, birçok insan rukuya gittiğinde apış arasına bakar, kafayı fazla eğer, bu da doğru değil. Secdede alnını koyduğun yere bakacaksın. Yani her şeyin kuralı, kaidesi varsa, namazda ki kural, kaide de ayaklar fazla açılmayacak, yani 8-10 santim. Bunlar namazdaki hayasızlıklar, edepsizlikler oluyor.

Bir davada, “Ben haklıyım” deyip iddialaşmayın, asla! 

Bak hadis-i şerifte Efendimiz buyuruyor ki; “Bir mümin, şakadan da olsa yalan söylemeyi, haklı olduğu halde münakaşayı terk etmezse, kesinlikle imanı, kemâlât bulmaz.” Yani, mümin müminin kardeşidir, illa “Ben haklıyım şöyleyim, böyleyim…” deyip, iddialaşmayı, didişmeyi ortadan kaldıralım.

Burada ne oluyor, hoşgörü. Hoşgörünün diğer bir adı ne? Sabır. Sabır zaten, imanın yarısı. İmanın yarısı şükür, yarısı sabır. Hepsi, aynı kaynağa dönüp dolaşıp, imanın kaynağına dönüyor. Öyle olunca, işte “Ya bu bana yapılır mı? Ya ben, burada şuna uğradım, ya…” Bunlar, aslında bizim işimiz değil.

Dünya öyledir. Haksızlığa da uğrarsın, zulme de uğrarsın, hastalıkta gelir, iptila da gelir, kaza, bela da gelir, en yakınından ihanette görebilirsin. Yani bunlar zaten dünyanın şiarı. Dünya, cennet değil ki! Dünya müminin cehennemi, zindanı.

Öyleyse, burada, dört başı mamur bir hayat asla hiçbir insan için söz konusu değildir. Mutlaka iyi günün olur, kötü günün olur. Yani, boydan boya mutlu insan yok. Mutlu zamanlar var o zamanın içinde. Günler var, zamanlar var, Allah’a şükredeceksin, devam edeceksin.

Bir gün Hz. Ali (k.v.), Hz. Ebu Bekir ile karşılaştı. Dedi ki; “Ya Ebu Bekir, sana gıpta ediyorum, sen bu kadar yüce makamlara nasıl ulaştın?”

Ebu Bekir Sıddık dedi ki; “Ya Ali, benim ulaştığım ne var ki, sende dört haslet var ki, bu dünyada kimseye nasip olmadı!” dedi.

“Ya Ebu Bekir!” dedi Hz. Ali Efendimiz.

Resûlullah buyuruyor ki; “Terazinin bir kefesine Ebu Bekir’in imanını koysalar, diğer kefesine bütün insanların imanını koysalar, Ebu Bekir’in imanı ağır gelir.”

“Ya Ali, sende dört hal var ki” diyor, “Onlar, her şeyden daha değerli.”

“Ne var bende?” diye soruyor Hz. Ali.

“Onu bana değil, Resûlullah’a sor!” diyor.

Hz. Ali Efendimiz; “Yav, ne var ki bende dört hal?”

Çünkü; kendisinde bir şey göremiyor, amel Allah katına yükselir, kul unutur onu. Bütün Allah dostları, kendilerinde bir hayır görmez. Hz. Ali Efendimiz, Resûlullah Efendimize gitti.

“Ya Resûlullah, Ebu Bekir bana, ‘Sende dört hal var ki, bu Hz. Adem’den bu yana hiçbir insana nasip olmadı, bunlar nedir?’ diye sordu.”

“Ya Ali!” dedi Efendimiz, “Sendeki bu dört hal, bana bile nasip olmadı” dedi. Hz. Ali daha da şaşırdı!

“Ya Ali, benim dahi, seninki gibi bir kayınpederim yok, ikincisi Hz. Hatice gibi bir kaynana kimseye nasip olmadı, üçüncü Hz. Fatıma gibi bir zevce kimseye nasip olmadı, Hasan ve Hüseyin gibi iki tane cennet reyhanı hiç kimseye nasip olmadı!” dedi.  

Peygamberimiz ile o günün Ashab’ı, Efendimizle yakın ilişki içindeydi. Mesela, biri bize bir şey dese merdivenden inerken, kulak ardı eder, hemen unuturuz, ama onlar öyle değil. Onlar bir beden gibi yaşadılar, bir duvar gibi yaşadılar.

Her dönemin dervişleri, o Peygamberlerin döneminde yaşayan Ashab’ı gibidir, yani onların mesafesindedir. Çünkü Resûlullah Efendimiz; “Onlar benim ehlim gibidir” diyor.

O zaman, bize düşen nedir? Bize yaraşır şekilde yaşamaktır. Yalandan uzak, küfürden uzak, gıybetten uzak. Şimdi, şurada, bir berduş içip içip nara atsa, kimse ayıplamaz ama buranın kaymakamı aynı şeyi yaparsa, herkes ayıplar. İşte bu bir örnektir, bir misaldir.  Müslümanların içindeki dervişlerde böyledir.

O yaparsa ayıp olur. Çünkü; bir cahilin işlediği günahla, aynı günahı işleyen alimin cezası aynı değil. Çok farklı şeyler içeriyor. İşte, o seçilmiş ümmete yaraşır şekilde, yaşayacağız.

Süleyman Çelebi ne diyor; “Bir kez ‘Allah’ dese şevk ile lisan dökülür cümle günah misli hazan”. Yani; hurufunakat sıdk-ı sadakatla kişinin lafza-ı Celal’i “Allah, Allah, Allah!” diye kalpten gelerek haykırması, “Dökülür, cümle misli hazan!” 

“Yani, son baharda rüzgarın yaprakları alıp götürmesi gibi, günahları öyle dökülür” diyor.

OKUDUĞUNUZ BU SOHBETİ SEYİD ALİ EFENDİ’NİN KENDİ SESİNDEN DİNLEMEK İSTİYORSANIZ LÜTFEN ALTTAKİ VİDEOYA TIKLAYIN.

———————————————–

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#nasılyasarsanöyleölürsün #ölünün #ameldefteri #ameldefteri #salavat #ibadet #hafazamelekleri #vakıf #hayırlıevlad