NASIL İMAN EDİLİR? BİR GÜNLÜK RIZIK SIRRI NEDİR? ŞÜKÜR VE HAMD ARASINDA FARKI BİLİYOR MUSUNUZ? SİGARANIN İSLAM’DA  HÜKMÜ NEDİR?

0
213

İmanın Üç Sacayağı

   Peygamber(s.a.v.) Efendimiz hadis-i şeriflerinde; “Küre-i Arz’ın üzerindeki en şerli şey; sigara içmektir, mideyi tıka basa doldurmaktır.” diyor.

   Ne oluyor? Kolesterol oluyor, gaz yapıyor, geğiriyorsun, bir sürü şey… Hayatımıza baktığımız zaman şimdi bakın stres, Allah’a itimat etmemekten başka bir şey değildir. İmana müracaat nasıl ediyoruz?  Lâ ilâhe illallâh Muhammeden Resulullah. Dil ile ikrar, kalbimizle tasdik ediyoruz. Yeter mi? Hayır! Allah’ın, azabından emin olmayıp, rahmetinden ümit kesmiyoruz. Yeter mi? Hayır. Allah’ın kaza ve kaderine, rıza göstereceksin. Bu, üç hâl birleştiği zaman, iman etmiş oluyorsun. Îman ettin. Allahuteâlâ âlimlerdeki tek tasarruf eden güç…

   Cenâb-ı Hak:

  Estâeuzubillah; “İlla lillahi…” “Ben ilâhınız mıyım?” diyor. “Evet.” Hemen arkadan gelen ayet ne diyor?

   “Ve innâileyhiraci’un.”; “Öyleyse, her şeyi yapan Ben’im.”

   Öldüren, can veren, aklına ne geliyorsa her şey… Allah, bu kadar açık beyanda bulunurken bize. Biz, nefsin vesveselerine uyuyoruz. Ya bir daha iş bulamazsak! Ya bir daha söyle olmazsa! Bunlar, şeytan ile nefsin tuzakları sana.

   “Ben, kulumun rızkına kefilim” diyor. Allah, söz veriyor, “kefilim” diye. Biz Allah’ın sözünü kaptırıyoruz elimizden, nefsin vesveselerine. Bu sefer, Allah, zorlaştırıyor işimizi. Neden? Allah’a, güvenmedik, inanmadık. Ondan sonra, Allah ne yapıyor? Kısıyor.

   “Madem, Bana itimatın yok, seni yaratan Ben’im.” Kısıyor…

   Şimdi, bakın kişi, adam gibi yaşarsa, yemin ederim, baykuş gibi oturduğu yerden, ayağına rızık gelir adama, ama yapmıyoruz kardeşim. Günde kaç sefer, Allah’a şükür ediyor muyuz?

   Bakın Efendimiz (s.a.v.) diyor ki;   “Şükür, bir şeyi ziyadeleştirir.”

   Şimdi, sofraya oturuyoruz çoğu zaman besmeleyi unutuyoruz, sofradan kalkıyoruz, şükrü unutuyoruz. Nefis, “Hemen yiyelim, doyalım…” Falan filan gerisi… Bu değil ki!… Sofradan kalktığın zaman, herhangi bir nimete, bir yudum çaya, “Elhamdülillah” dediğimiz zaman, sağdaki ve soldaki melekler; “Rabbilalemin” derler. “Elhamdülillahi Rabbilalemin” dersen tamamlarsan, onlar; “Amin!” der.

   Az paraya, çok şükür edersen paranın bereketi çoğalır, anlamayacağın yerlerden sana gelmeye başlar. Nimete şükür edersek, nimet çoğalır, hastalığa şükür edersek, hastalık çoğalır.

   ŞÜKÜR İLE HAMD ARASINDAKİ FARK

   Kötü şeye, şükür yok; hamd var. Hamd kabullenmektir. Hastalıklara; “Hamdolsun”, “Şükürler olsun” demeyeceksin çünkü; ziyadeleşir, çoğalır. Her nimete şükür etsek, etmiyoruz. İşte bu seferde, dara düşüyoruz.

   İbrahim Aleyhisselam o kadar çok şükür ediyordu ki, yiyecekleri koyacak yer bulamıyordu. “Ya Rabbi, yeter, verme” diyordu. Cenâb-ı Hak; “Ya İbrahim, sen şükür edenlerdensin.”

   Allah’ın âdetleri var. “Âdetullah” diyoruz.

  Şükür, ziyadeleştirir; ama, şükür sadece “Elhamdülillahi Rabbilalemin” demek değildir. Nedir biliyor musun? Gözüne, eline, beline, diline mümin gibi sahip olmaktır. Ondan sonra, “Elhamdülillahi Rabbilalemiyn.” Onun, bunun karısına, kızına böyle bakarsın, ondan sonra, “Elhamdülillahi Rabbilalemin”. Yalancısın sen! Evvelâ, mümin gibi yaşamak lazım. O zaman, nimet çoğalır işte. Reçeteleri var.

   Bakın, “Lâ ilahe illallahu melikül hak kul mubin.” Bunu, yüz defa okursan, o günkü yemeğini alırsın, bir yerden gelir; ama, yan gelip yatıp, bunu yapmak yok, sen elinden geleni yap, darda kaldığında, zorda kaldın, ondan sonra, Allah’ın kapısını vur. Elinden geleni yap, zikret ve o gün için, yemeğin ayağına gelir.

   Ha “Bunu öğrendim” diye, Hazreti Ali Efendimizin bunu okuyunca elindeki şeyi altın oldu, ben de neden olmadı?  O pozisyonda değildi, kulun yapacağı en son. Sen, elinden geleni yap, en son Allah’ın yardımı orada, senin pilin bitti, burada Allah’ın yardımı gelir, bunu da bilin. Şükür, bir şeyi ziyadeleştirir!

   “Inna ileyhi Innaileyhiraciun

   “Sizin ilâhınızın ve her şeyi yapan benim.”

   Tasarrufun, yegane tek sahibi; Allah’tır. Yok şeyh efendi, yok hoca efendi bunların hepsi hikaye, bunlar ki; sadece sebep olur! Sadece, tencerenin içindeki kepçedir, tencerenin içindeki, kepçeyi yüzyıl bırak, kendi kendine yemek veremez ancak bir el tutacak onu.  Kepçe, burada sebeptir sadece.  Ama hadis-i şerifte diyor ki; “Sebebe, teşekkür etmeyen, Allah’a teşekkür etmiş olmaz.” Burada ince bir çizgi vardır. Bunların farkında olmamız lazım. Derste gidiyoruz, öbür taraftan da kaybediyoruz. Şükrü bilmiyoruz, diğer taraftan da kayıp gidiyoruz. Saygımız, sevgimiz birazcık oluşmuştur, ama o istenilen derecede değil. Nefsin zaafları!

   Bakın, birinci seyr-i süluğü bitirmiş veliyi- ki; baya babacan bir Veli’dir, onlar, bile nefisten “El aman” diyorlar. Veli olmakla da, nefsinin afetleri bitmiyor. Verdiğin senindir.

   Bir “Müslüman’a iyi misin?” demek, “Sen, manyaksın” demektir. Müslüman iyi olmaz, hiçbir zaman iyi olmaz, çünkü; “Diğer Müslüman’ların derdini dert edinmeyen, onlardan değildir” diyor hadis-i şerifte. Filistin’de, benim Müslüman kardeşlerim, öldürülürken, ben nasıl iyi olacağım? Bir sürü mümin, açken, ben nasıl rahat olurum?  O zaman, ben mümin değilim, imanımdan şüphe etmem lazım. “Müminler, bir beden gibidir” diyor hadis-i şerifte. Baş parmağına, bir diken batsa, acısını tüm vücutta duyar. Aynı, böyle olmamız lazım, ama olamıyoruz, olmamız lazım.

   Şimdi, rüzgâr eken, fırtına biçer kardeşim. Onlara da kalmaz. Allahuteâlâ ihmal etmez imha eder. Yeri gelince, vakti gelince… Sabrı çok geniştir. Kul gibi değil, vakti gelince hesabı sorulur. Hadis-i şerifte diyor ki:

   “Bir yılan öldüren, kâfir öldürmüş gibi ecir alır.”  Meselâ, dünya hayatında birçok konuya olay oluyor.

   Ne oluyor mesela?  Karınca, giriyor evinin altına, bırakırsan Afrika’da koca evleri deviriyor. Onu, öldürmenden bir ceza almazsın, başka çare yoksa… Karıncanın ne yediğini biliyor musunuz? Harmandan, oradan, buradan, ne taşır? Buğday taşır, çer çöp taşır. Onu, yemek için mi, taşır zannediyorsunuz? Asla, yemez karınca, öyle berbat bir hayvan ki bildiğin gibi değil. Bak, bir temele girsin, altında kuyular açar. Aşağıda tarlalar hazırlıyor, onlar; o buğdayı, çeri, çöpü çürütmek için, ondan mantar yapıyor, o mantarı yiyor sadece. Bu bir örnek, yani, buna benzer bir sürü örnek var. Bunu öldürmenin bir şeyi yok yani, zarar veriyorsa bir şey çaresi yoksa. “Munzurın, katli vacip”. Bunu müştehid alimler vermiş.

   İçtihat! İçtihat kapısı Kıyamet sabahına kadar açıktır. Bazı şeyler hariç; namazın, orucun, zekatın, Peygamberin yaşadığı şeylerin, içtihata açıklığı yoktur. Onun dışında, ilmin varsa, içtihat kapısı açıktır. İşte, bunun için Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu bildiği için, yani Müslüman’lar için çok zor bir dönem olduğunu bildiği için, şöyle bir hadis söylüyor; “Benim zamanımda, İslam’ın hükümlerinin onda dokuzunu yapıp, birini terk eden helak olurdu. Öyle bir zaman, gelecek ki; insanlar İslam hükümlerinin onda dokuzunu terk edip, birini yapan, kurtulur.”  İşte, biz böyle bir zaman diliminde yaşıyoruz.

   Ha biz, şimdi Hidâyet Kutbu’nun civarında olduğumuz için ne kadar şükür etsek, şükrümüzü edâ edemeyiz. Onlardan biri olsaydık ebedi hüsrana gidiyorsun. Ebedî hayat karşısında, dünya üç günlük, kaç yaşında olursan ol, yani uğrak yeri.

   Peygamberimiz öyle diyor; “Siz, uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı, bir ağacın altında verdiğiniz; bir mola kadardır.” Burada, kalıcı değilsin. Öyleyse, onlardan olmadığımız için çok şükür etmemiz lazım.

   Niyet, çok önemli. Allah katında en değerli şey, niyettir. İlk önce niyetine bakar. Sonra ilmine, sonra namazına, sonra ameline… Amel; üçüncü sırada.

   Bütün Allah dostları şöyle söyler:

   “Niyet hayırsa, âkibet hayır olur. Niyet şerse, âkibet şer olur.” Asla akibet hayır olmaz. Gündüz, temiz bir camdan dışarıyı nasıl net görüyorsan, Allahuteâlâ bizim niyetlerimizi bu şekilde görür. Öyleyse, Allah’tan utanmayı bileceğiz.

   Kalbimize bir kötülük gelip, düşündüğümüz zaman, terleyip, bunalıp kamburumuzun çıkması lazım, Allahuteâlâ’nın karşısında; “Ya Rabbi, hata ettim. Ya Rabbi, nefsimin şerrinden sana sığınırım.” dememiz lazım. Hemen, istiğfar etmemiz lazım.  Niyet, temiz olacak. Allahuteâlâ’nın, ilk baktığı şey; niyet.

   Aslında, insanın-insanla tezat olması, çok büyük bir cahiliyettir. İnsanın insanla, hiçbir tezat olmaması lazım. Biz, bademler gibiyiz aynen. Sayıda çokuz ama aslında, tek bir ağaca bağlıyız. Hangisini kırsam, vitaminin içindekiler de hepsi aynıdır. Ama işte, niyet! Niyet; kimini kâfir yapar, kimini münâfık yapar, kimini fâsık yapar, kimini putperest yapar, kimini mümin yapar, kimini “Veli” yapar…

   Şimdi, bakın Balıkesir’de bir sürü meyhane var. Herhangi bir sıradan berduş girer, içer, nâra atar, çıkar, kimse ayıplamaz ama Balıkesir Valisi, bu meyhaneye gidip, çekip, nâra atsa sokaklarda; “Ulan, yazıklar olsun sana yakışır mı bu?” derler. Bu, bir örnektir. İşte derviş ile diğer avamın arasındaki farkta böyledir. Meyhane, bir günah simgesi, bir örnek. Herhangi bir günahta, valinin sarhoş olup, nâra atması kadar, ayıp bir şey olur, dervişin, alelâde günah işlemesi. Dervişe yakışmaz. Neden? Allahuteâlâ, kendi ismiyle onun ağzını süslemiştir. Sonrada, yavaş yavaş kalbini süslemiş. Eğer, kalbine inseydi zaten o, o günahı işlemeyecekti zaten. Demek; daha dilinde, yani; kuşu öldürmemiş,  gölgesini vurmuş, onun için, derviş, derviş gibi yaşamalı.

   Şimdi, bakın, avam var, has (havasa yakın kişi) var, havas (evliya yakın kişi) var insanların içinde.

   Bakın, şeriatta; senin malın senindir, benim malım benimdir. Yasadır bu. Târikatta; senin malın senindir, benim malım da senindir. Hakikat; marifet, târikatın içindedir. Hakikatte; ne senin malın senindir, ne benim malım benimdir; mal Allah’ındır. Ölçü bu, ne zaman yaparız, o zaman makam açılır. Makam açılmadan da, kişi velidir ama kendisi farkına varmaz, yani; tasarruf gücünün anahtarı, kendine verilmez. Neden? Kişi, evvelâ şeyhinin ahlakıyla, ahlaklanır. Buna “Fenâfil Şeyh” denir. Şeyhinin ahlakı ile tamamen ahlaklanmak lazım. Onun sevdiği şeyi, seveceksin. Onun kızdığı şeye, kızacaksın. Yani, onun karakterini alman lazım. Onun gözünde, görmen lazım olayları, bunlar makamdır.

   Sonra, bunu başardığın an, seni mürşitin Resullulah’a götürür, hemen arkasından, “Fenâfil Resül Makamı” gelir. Peygamberimizin gözüyle, O’nun anlayışıyla görürsün bütün olayları.

   O kadar mı? Hayır. “Fenâfillah” gelir. Cenâb-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanır.

  “İlmel yakın”, “Aynel yakin”, “Hakk-el yakin” makamları kütür kütür, “Vahdet-i Vücut”, “Vahdet-i Şuhut Makamları” çözülür gider. Ama bunu hak edecek bir hale gelmemiz lazım, öyle bir potansiyelin oluşması lazım. Onu geçiremiyoruz. Kolay değil, hakikaten zor. Eğer, kolay olsaydı, Salat-u Selam Efendimiz:

   “Hakiki mücahit, nefsinle mücadele edendir.” demezdi. Nefisle olan savaş, düşmanlığı olan savaştan çok daha zor. Çünkü; onu yok edemiyorsun, öldüremiyorsun, gece-gündüz pusuda, köpek gibi peşinde bu. Bir zayıf anını, bulduğu an hamle yapıyor.

   Hacı Kâzım Kulevî Hazretleri, zamanın “Gavs”ıydı, yani; Peygamberimize varis olan, o devrin imamıydı.

   Ölmeden bir hafta, önce görüştük. “Getir, getir” diyor. Neyi? Raftaki sigarayı, hala içiyor.

  “Zinânın tövbesi var, gıybetin tövbesi yok” diyor Salat-u Selam Efendimiz. Günde acaba ne kadar gıybet yapıyoruz? Zinânın tövbesi var, gıybetin tövbesi yok diyor hadis-i şerifte.

   Allahuteâlâ, Kur’ân’da ne diyor:

  “Siz ölü kardeşinizin etini yiyebilir misiniz? Yiyemezsiniz, tiksinirsiniz. Öyleyse, gıybet etmeyin.” Adam, bütün gün gıybete veryansın eder, farkında değil, sigaraya laf eder. Ya, sigara nedir? Sigara; mekruhtur.

   Şeriatın, sekiz hükmü vardır. Acaba haberimiz var mı? Farz, vacip, sünnet, haram, mekruh. Hangisine giriyor bu? Gıybet hangisine giriyor? Harama giriyor direk. Ama bu mekruha giriyor, soğan-sarımsak yemek gibi…

   Farzda kendi bünyesinde ikiye ayrılır; “Farz-ı ayn”, “farz-ı kifâye”.

   Farz-ı ayn; mutlaka 15 yaşına giren herkesin, mutlak yerine getirmesi gerekenler.

  Farz-ı kifâye; mesela verilen selâmı almak, verilen selâmı kimse almazsa, boynumuza borç kalır. Kur’ân dinlemek, cenaze namazı kılmak…

   E şimdi, bir insan bir şeye tavır alırken, ilimsel olarak hangi noktadadır, bunun farkına varmak lazım. Bunu bilmiyorsa, bu adam, sadece cahillerdendir. Cahil Müslüman’da, şeytanın maskarasıdır. Bu hadîs-i şeriftir. Şeytana, maskara olmaktansa öğren, ilim öğrenmek farzdır!

   Amerika’daki futbolcunun ayakkabı numarasını biliyoruz. Biliyorsunuz Haccac-ı Zalim’i anlattım size. İçimizde firavun gibi bir nefis var. Gece gündüz onlar… Sigara nedir ki?   Günde, kırk tane olumsuz şey düşünüyorsun. Ha, ben tasvip etmiyorum ama günah yönünden aldığınız zaman, onlar daha babayiğit günahlar.

   Hacı Kâzım Kulevî Hazretleri’ne diyemedim ben; “Sen niye sigara içiyorsun?” diyemedim. Erkeksen de. Zaten, çok cezbeli bir zâttı.

   Beyazıd-ı Bestâmi Hazretleri ölünce, imam yıkıyormuş, tırnakları uzamış, tüyleri uzamış, imam yıkarken söylenmeye başlamış; “Ulan, mübârek bir de evliya olacan, bu ne hâl?” Söylene- söylene yıkıyormuş.

Beyazıd-ı Bestâmi kalkıp oturuyor; “Hoca Efendi, vallahi içimi temizlerken, dışımızı temizlemeye fırsat kalmadı” diyor. Hoca “küt” bayılıp düşüyor.

     Her olur olmaza sırrın söyleme

     Ben bilirim diye dava eyleme

     Arif Meydanın da şaşarsın

     Var git.

     Çokta çekme bu dünyanın yasını

     Giyipte sallanma hop libasını

     Bal diye içersin ahu tasını

     Sonra zehirlenip ölürsün

     Var git.

     Yunus ta….

     Yunus bu sözleri çatar,

     Sanki balı yağ’a katar,

     Halka matahların satar,

     Yükü gevherdir tuz değil.

     Sen elif dersin hoca,

     Dilersen var bin hacca,

     Hepisinden iyice,

     Bir gönüle girmektir.

     Dört kitabın manisı,

     Bellidir bir elifte,

     Sen elifi bilmezsin,

     Bu nice okumaktır. (Yunus)

Yunus, Mevlânâ… Allah Dostları söylemiş, güzel söylemişler…

#AynelYakin #Hakk-elYakin #FenâfilŞeyh #Farz-ıKifâye #FenâfilResül #Vahdet-iŞuhutMakamları #vahdet-ivucut #İştihat #şükür #hamd #Fenafillah #Farz-ıAyn #seyr-isuluk #dinisohbet #SeyyidAliEfendi

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız