KÖTÜ RÜYA GÖRDÜĞÜN ZAMAN ŞERRİNDEN KURTULMAK İÇİN NE YAPMALISIN? NİÇİN RÜYA YORUM İSTER? ALLAH İLE KUL ARASI HİCAP PERDELERİ! KAZIM KULEVİ HZ. NİN MÜRŞİDİNİ BULMASI! DABBETUL ARZ ÇIKIŞI

0
282

KÖTÜ RÜYA GÖRDÜĞÜN ZAMAN ŞERRİNDEN KURTULMAK İÇİN NE YAPMALISIN?

   Gördüğü rüyayı kişi tahlil eder, kafasından geçirir hayır mı, şer mi? Eğer şerri umarsan hemen, sana göre, (yani belki değildir, sana göre, bana göre, herkes gördüğü rüyayı kendi yorumuna göre doğruda olmayabilir yorumu), eğer bu bir şerri ihtiva ettiğine ihtimaller, daha ağır basıyorsa, Salat-u Selam Efendimiz:

   Hemen, soluna dönüp, üç sefer tükürük çıkmamak kaydıyla, ağzından “tü-tü-tü” deyip, ardından salavat getirilir, 3- 7 kaç tane olursa (tek sayı daha efdal) “Ya Rabbi, bu rüyanın şerrini üzerimden def et” diyor. “O, rüyanın şerri ortadan kaldırılır” diyor. Hayırsa, rüyayı birine anlatmadıkça, rüya devreye girmiyor.

NİÇİN RÜYA YORUM İSTER?

   Hadis-i şerifte diyor ki; “Gördüğünüz rüyalar, anlatılmadığı müddetçe Arş-ı Alâ’nın altında asılı durur, anlattığın an, oradan çözülür tahakkuk sahasına yeryüzüne iner. “Peygamberimizin rüya hakkında bize bildirdikleri bunlar.” Yani; şer gibi bir rüya gelirse, aynen o şekilde üç sefer salavat getir ve “onun şerrinden Allah’a sığının, o devreden çıkar, o iptal edilir.” diyor.

   Hayırlı rüyada birine anlatmadıkça tahakkuk devresine girmiyor, Arş’ın altında asılı kalıyor, “inmez aşağı” diyor. Onun için bütün Allah dostları der ki; “Adamın canı ile oyna, rüyası ile oynama”, o kadar önemlidir rüya.

   Peygamberimiz diyor ki; “Cahile rüya anlatmayın, ehli olmayana da anlatmayın.” Hadi gel, “Ben akşam şöyle bir rüya gördüm” deme, rüya çok önemli.

   Rüya; Yaradan’dan gelen mesajdır, yorumladığı vakit, eğer bir şeyler ihtimali varsa, o reçeteye başvuracaksın, ehil olana anlatabiliyorsun.

   Kötü rüya ise, yüzde yüz emin olursan, çok anlatmaya gerek yok onu, şerrini def et, soluna tükürerek. Çünkü; derviş, tamamı ulvi rüya görmeyebilir, gündüz etki altında kalmıştır, gündüz çok güzel bir kadın görmüştür; cezbetmiştir, nefsi ağır basmıştır, ona bakmıştır. Dünyanın bin bir hali vardır, çok yoğun stres altındadır, baskı altındadır, karısı ile kavga etmiştir, kafası allak bullaktır, bu dönemlerde, bu zamanlarda görülen rüyalar çok ulvi rüyalar değildir, dünya rüyasıdır galeye alınmaz.

   Öyle rüyalar vardır ki, sen şer sanırsın, hâlbuki büyük müjdedir.

   Adamın biri hacca gitti, tarihte çok Osmanlı dönemlerinde bir rüya gördü. Dedi ki; “Kan, ter içinde uyandım.” Adamın kafasını Kabe’ye döndürmüşler; gelen hacı vuruyor, giden hacı vuruyor! Gördüğü rüyaya bak! Adam, bir uyanıyor kan ter içinde… Bu ne hal diyor? Dönüp gideyim tavaf etmeden, demek ben buraya layık adam değilim, zanna bak.

   O arada ıvırı zıvırı toparlıyor, o zaman atla-eşekle gidiliyor, tâvaf etmiyor, yürürken bir veliye denk geliyor, veli olduğunu ne bilsin, veli görürken onu keşfediyor.

   “Merhaba kardeş, ne o suratın beş karış?”

   “Sorma ya!”

   “Sordum söyle.”

   “Söylenmez ki.”

   “Sen söyle başını Kabe’nin duvarına mı dayadın?”

   “Evet ya böyle, böyle oldu.”

Adam tebessüm ediyor. “Ne güzel bir rüya herkese nasip olmaz, sana müjdeler olsun Kabe’nin suyunu sen getireceksin.

   Ve bir yıl sonra, o Kabe’nin o dönemdeki suyunu getirmek, ona nasip oluyor. Yani; bizim şer sandığımız her şey, şer değil.

ALLAH İLE KUL ARASI HİCAP PERDELERİ

   Şeyden gelirken, “hicap perdeleri” var. Hicap perdelerinde biraz dejenere olur, biraz şekil değiştirir, biraz anlam değiştirir, zaten tabir onun için gerekir, bu işte usta olanlar, onun ana konusunu yakalar rüyanın içinde, şu kadar bir şeydir ana konusu orada. Onun ne beklediğini anlar yani; ama, öyleleri de var ki, hicap perdeleri tamamen kalkmıştır. Rüya görmez, bu gece yarını yaşar. Camiye giderken, imam ne okur, bilerek gider. Hicaplar kalkıyor yani…

   Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) Hz. Cibril ile Sidre’ye kadar gitti dedi ki:

   “Ya Resullulah, bundan öte bir adım atarsam yanarım, bundan sonra yalnız gideceksin.”

   Peygamberimiz iki şey sordu ona, dedi ki:

   “Ya Cebrail, Allah’ı gördün mü?”

  “Ne gezer” dedi, “aramızda tam yetmiş bin hicap perdesi var, birine yaklaşırsam kül olurum” dedi. Hz. Cibril ile Allah arasında yetmiş bin hicap perdesi var.

   Bütün insanlarla da, Allah arasında yetmiş bin hicap perdesi var. Otuz bini zulmanidir, kırk bini nuranidir. Bu perdelerin kalkması, Allah’ın elindedir. Dervişler, bu perdeleri onar- onar kaldırır. Cibril kaldıramıyor. İnsanı düşünün ne olduğunu…

   Nefs-i Emmare’de on bin, Nefs-i Levvame’de on bin, Nefs-i Mülhime’de on bin hicap, siyah olanlar kalkıyor. Ondan sonra, bir seyr-i sülukte hepsini kaldırıyor. Eğer adam gibi yaşarsan:

   “Ya Erhamerrahimin, Ya Erhamerrahimin, Ya Erhamerrahimin.” desin üç kere “Lebbeyk” der Cenab-ı Hak. Adam gibi yaşasın, ama, hicapları kaldırır. Niçin diyor Cenâb-ı Hak; “Ben, size şah damarınızdan yakınım, derviş Ben’im yol arkadaşım gibi”, şu lütfa bak! Bu laf yeter, başka lafa gerek mi var? Yan, tutuş ya! Yanamıyoruz. Yanabilse uçarak gider, ayakları yere değmez. İşte, bu işte, yanmak lazım, uçmak lazım.

   Neden Yunusların, hepsinin çile odaları vardı? O nefsi, o bahaneler uyduran, nefsi susturmak için o odalar vardı. Bugünde Allahuteâlâ, dervişleri fakirlikle, yoksullukla, çile ile aklını devşirmeye uğraşıyor, onlarda lütuf bak.

   İnsanlar zannediyoruz ki, şer bunlar, şer değil bunların hiçbiri. Mümin iyide olsa, kötü de olsa, geçer gider durmaz yani. Öyleyse, ezelde taksimat yapıldı. Allahuteâlâ; sebep ediyor, bunu sebep ediyor, lütuf ediyor. Bugün benim payıma ne düşmüşse, ben bunu yiyorum, içiyorum, yarını çok tasa etmenin bir anlamı yok ki. Allah, yarının namazını benden, bugünden istemiyor ki, sen yarının rızkını bugün Allah’tan istiyorsun, yarın değil, bir ay sonrasının, bir yıl sonrasının da istiyorsun.

   Onun için Yunus, Allah razı olsun, “Yanmak lazım, tutuşmak lazım senin aşkına dokunan meydana gelmez Allah’ım” dedi.

   Yunus çok cici bir adam, çok iyi bir kardeş, çok iyi bir yoldaş öyle güzel bir tevekkülü var ki!… Ne kadar saf, arı, duru… Allahuteâlâ’ya; “Kullar senin, sen kulların” diyor, lafın güzelliğine bak. “Kullar senin ama sende kulların.” diyor.

   “Günahları çok bunların uçmayla sal bunları, binsinler bırak Çalabım” diyor. Şu güzelliğe bak adamda abi ya! Böyle olmamız lazım, her birimiz bir Yunus olabiliriz, yemin ederim olabiliriz. Bugün Yunus olmak, onun Yunus olduğu dönemden daha kolay. Niçin? Küfür çok, o küfre göre kazanç çok, bugün her birimiz bir Yunus olduğumuz zaman var ya baktığımız taşta konuşur, ağaçta, hepsi konuşur, melekler gelir elimizi sıkar, “Tebrik ederiz sizi” der, namerdim sıkar! O imkan, hepimizin elinde var. Bugün biraz Yunus olmamız lazım, bu o kadar büyük bir fırsat ki, böyle kötü bir cemiyetlerin içinde açmış çiçekleriz, biz zikir ehli olarak, bu çiçeğimiz çok güzel; ama, koku veremiyoruz hala, koku vermemiz lazım, buram- buram kokmamız lazım.

   Resullulah Sallallah-u ve sellem, ta dış kapıdan zikir meclisine gelirken, ta buraya Ravza’nın kokusu vuruyor, alıyor muyuz? O, mübarek kalkıyor geliyor, adam yerine koyuyor bizi, Allahuteâlâ tecelli ediyor. Bu akşam, işte Allahuteâlâ’nın nazarıydı. Bunu hak edelim. Cenab-ı Peygamberimiz kalkıyor, adam yerine koyuyor bizi, melekler halka oluyor Arş’a kadar, daha ne istiyoruz?

   Hala mirasyedi gibi davranırsak, hala şımarık çocuk gibi davranırsak… Çok nazımız çekiliyor! Abdulkadir Geylani Hazretleri geliyor, Ahmed Bedevi hazretleri geliyor, Ahmed Rufa-i Hazretleri geliyor, Şeyh Muhyiddin Arabi Hazretleri geliyor, neler geliyor… Okşuyor her birinizin başını, “Aferin size” diyor, “daha çok yapın, Allah sizi affediyor”, hepimizi okşuyor, seviyor, zikrederek geri geri çekiliyorlar.

   Bunları hak edelim, bu lütuflar büyük lütuf. İşte Yunus gibi diyelim; “Ya Rabbi, kullar senin sende kulların” tevekküle bak.

   “Dört kitabın manası bellidir bir elifte.”

   Elif nedir? “Ehadiyet”, “Teklik” ne güzel ifade ediyor.

   “Yarabbi, sen Hak’sın!” diyor, “Dört kitap belli” diyor, yani “Dört kitabın manası bellidir” diyor.

   “Sen elif dersin hoca manası ne demektir?”

   Avamdaki hoca elifin ne olduğunu ne bilsin.

     Sen elif dersin hoca,

     Dilersen var bin hacca,

     Hepsinden iyice

     Bir gönüle girmektir.

   Allahuteâlâ niye diyor; “Ben alemlere sığmam, mümin kulumun gönlüne sığarım.” Gönlü düşün, nasıl bir şey, bir tek insanda var, bu başkasında yok.

   Nedir mürşitin gayesi? Seni, Allah’ın razı olduğu bir kul yapma, yoksa onun neyi var yani, bütün gaye Allah için. Mahkeme-i Kübra’da, bir melek çıkıyor, bağırıyor; “Allah için birbirini sevenler ayrılsın şuraya, Allah için birbirini sevenler ayrılsın buraya, size sorgu sual yok, cennete dilediğiniz kapıdan girin.”

   Allahuteâlâ, ne yapsın başka daha. Birer nazlı bebeğiz anasını satayım. Nebatat bir meme, hayvanat bir meme. Bin bir nazla emeriz bunları! Ama nankörlüğe gelince de, meydanı kimseye bırakmayız, Ahmet’te var Mehmet’te var…

   “Ya Habib’im, sana ‘yedileri’ verdik, onların saltanatına sakın aldanma!”. Nedir “Yediler”? Fatiha’nın yedi ayeti. O “Yediler”, seni oooo neler yapar, dünyaya bakma, bu dünya üç günlük yer, bırakıp gideceğiz. Bugün Müslümanlığın elinde de bir şeylerin olması gerekli dönem. Olacaksa herhangi bir sebepten zaten olur, olmayacaksa da, bunun için tasa etmeye gerek yok.

   Onun için, Allah razı olsun, burada bulunan cemaat o kadar şanslı insanlarız ki; Allahuteâlâ, “Güzel kullarım onlar” diyor.  Resullulah Efendimiz; “Benim ehlim gibidir, ev halkımdır” diyor. Daha biz naza çekiyorsak, çok büyük bir yanlış olur. Bu lütuflar, herkese nasip olan bir lütuf değil, niceleri var, siz her geleni tarikata giriyor mu sanıyorsunuz?

   Niceleri geri çevirdiğimizi bilseniz. Sanıyon mu her gelen lambur-lumbur tarikata giriyor. Ezelde nasibinde yoksa, adam kırk mürşit geziyor.

KAZIM KULEVİ HZ.’NİN MÜRŞİDİNİ BULMASI!

   Hacı Kazım Kulevi Hazretleri; Ehlibeyt, Türkiye’de gitmediği mürşit kalmadı, hiçbir mürşit kabul etmedi, en son Bekir Sıddık Visali Hz.’lerine gitti, nasibini orda. Adam otuz sene, kırk sene geziyor, yok… Kimse kabul etmiyor, en son Validemiz, Fatumatül Zehra validemiz gitmesi gereken mürşidinin resmini gösteriyor; “Bir deniz kenarında, git mürşidini bul” diyor. “Mürşidin bu.” Keşfi kerameti açılmış adamın, mürşide gitmeden. Fatumatül Zehra validemiz, mürşitlik yapmış ona.

   Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, müritleri ile oturup sohbet ederken bu içeriye girince kalkıyor, adap tutuyor Hazret ona, müritler şaşırıp kalıyor “Kim ki bu” diye. Bir de bakıyorlar ki, kelime-i tevhid dersi alıyor, Nefs-i Emmare’de! Daha da şaşırıyorlar bu sefer müritler, bu nasıl iş diyorlar, adam ilk ders almaya geliyor -Bekir Sıtkı Visali Hazretleri, Kutbul Zaman yedi yüz yılda bir tane gelmiş- hiçbiri cevap bulamıyor bu olana, dersini alıp gidiyor.

   Bekir Sıtkı Visali Hazretlerine de bir gün önceden, Peygamberimiz haber vermiş, “Bugün, evlatlarımdan biri gelecek, sen onun mürşidi olacaksın” demiş. O gidince, herkes şaşkın, büyük bir soru dolu bakışlarla bakıyor. Bekir Sıtkı Visali Hazretleri kafasını kaldırıyor. “Çocuklar, niçin şaşırıyorsunuz? Adam Evlâd-ı Resul, Peygamber torunu nasıl adap tutmam ki ben. Adam, buraya gelene kadar zaten keşfi kerameti açılmış, açılmasa da, adam Peygamber soyundan, bize düşen onlara saygı göstermek, onlara hürmet göstermek.”

   Bu yol, böyle güzel bir yol, her gelen lambur lumbur girebilir diye bir olay yok. Evvela kendinden başlayacaksın, titiz davranmaya, sonra en yakınlarından. “Siz çobansınız” diyor hadis-i şerif. Neyin çobanısınız? Ailenizin. “Onları cehennem ateşinden koruyun” diyor.

   Onları kendi parmağımızı ateşe girince nasıl çekiyorsak, öyle ateşten uzak tutmaya gayret edeceğiz. Tarikatlara kabul görmek, ezelde senin nasibin de yoksa hiç mümkün değil. Hz. Ali ne diyordu:

   “Ben evvelimden korkarım, ahirimden hiç korkmam.”

   Kalu Bela’da ne olduysa oldu, film çekildi sahnede oynuyor, münafığı da, kafiri de, mecusisi de, putperesti de, Müslüman’ı da ne varsa belli oldu. Çünkü; Allahuteâlâ bizim ruhlarımıza hitap etti.  Ruhlar mümindir. Hepsi müminken kaypaklık yapanlar oldu.

   Allahuteâlâ kudret elini koydu Hz. Adem’in sırtına, milyarlarca ruh çıkardı Adem’in sırtından, Alem-i Berzah’a yolladı.

   “İzzetim ve Celalim üzerine yemin olsun ki, bunların hepsi mümin ve cennetliktir.” Bu sefer yeddi kudretiyle elini koydu, o ilk çıkanın doksan dokuz katı daha çıktı. “İzzettim ve Celalim üzerine yemin olsun ki, bunların hepsi cehennemliktir.” dedi. Allah, biliyordu yani. Allah, için bilmemezlik diye bir şey yok, ortalığa saldı mı ne yapacağını biliyor bunların, hepsi cehennem ameli işleyecek. Ben bunların işlediği amellerden razı değilim ama işleyecekler işte… Görüyoruz güruhları, Deccal’in avamesini görün, Deccal fazla uğraşmayacak!

DABBETÜL ARZ ÇIKIŞI

   Dabbetül arz! Herkes duyar. Sanki, bir dağdan bir deve çıkacak! Çıkışı üç gün sürer, üç gün, belki bir çoğunuz göreceksiniz. Dünya, geri sayıma başladı. Üç gün, dağın altından çıkışı sürer. Düşün, kafası ne kadar, bu kadar bu kadar değil. Bundan sonra her an her şeye gebe yani…

#kötürüya #kabus #rüyabozma #ruyabozma #maneviruya #manevirüya #manevirüyayorum #hicapperdeleri #DABBETULARZ #Dabbetülarz #kıyamet #rüya #dinisohbet #BekirSıtkıVisaliHazretleri #Kutbulaktap #SeyyidAliEfendi

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız