KADİR GECESİ SOHBETİ-KADİR GECESİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM? SALAVATIN FAZİLETLERİNDEN BİRİ-HALKAYI ZİKİRLE ARINAMADIĞIMIZ GÜNAH NEDİR? KUL HAKKINDAN NASIL KURTULURUZ? GIYBET NEDİR? ŞERİAT NEDİR? TARİKAT NEDİR?

0
273

   Namazda bile şey yapamıyoruz. Aslında cevaz var böyle zamanlar için kılınır yani sandalyede de külhanbeylik yaptık. Bunlar aslında şeydir; kazanç kapıları… Cenab-ı Peygamber Salat-u Selâm Efendimiz:

   “Üç gün bir yeri ağrıyan, yani hastalık çeken müminde hiç günah kalmaz” diyor hadis-i şerifte.

   Diğer bir hadiste de:

   “Siz hastalığın ne olduğunu bilseydiniz, bir ömrü hasta geçirmek için can atardınız!” İyi de dünya hayatında insana hoş gelmiyor. İnsanın neresi ağrıyorsa, insanın ilgisi oraya kilitleniyor. Müminin dört başı mamur bir hayatı olmaz dünyada. İster zengin ol, ister fakir ol, ister şu ol, ister bu ol hiçbir anlamı yok. Onun için, müminin cehennemi, zindan-ı dünya. Müminden iptila eksilmez; biri giderse, biri hemen gelir -o gider, o gelir.  İşte arındırmak için Cenab-ı Hak mümine bol bol ikramda bulunuyor dünyada.

   Bugün Kadir Gecesi malum. Yani; Kadir Gecesi olduğunu bilmiyoruz da, Kadir Gecesi deniliyor. Bunu insanlar yıllardır anlata gelir. Yani, Kadir Gecesi’ni aşağı yukarı mümin olan herkes, bu hayatı yaşayan, bunun içeriğini, detaylarını, ne yapıp, ne yapmaması gerektiğini zaten bilir. Ama yine de biraz ondan dem vurmak lazım.

   Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; “Kadir Gecesi’ni ramazanın son 10. gününün tek gecelerinde arayın.” diyor. Bu 21 olabilir, 23, 25, 27, 29’u…

   Çok nadir hallerde de Abdülaziz Debbağ Hz.; “Ramazan’ın dışına da taştığı olur.” diyor Kadir Gecelerinin. Bu çok nadiren olan bir olay olsa gerek.

   Kadir Gecesi’nin daha başka özellikleri de var, insanlar bunu az çok hissedebiliyor. Kadir Gecesi çok soğuk olmaz, çok sıcak olmaz, rüzgar hızlı esmez. Yani ılıman, yumuşak, sevimli bir gece.

   Şimdi fakat hadis-i şerifte, Salat-u Selâm Efendimiz ne diyor:

   “Niyet amelden üstündür.” 27. Gece, Kadir Gecesi değilse dâhi, Kadir Gecesi olarak niyetinde bu var. Kadir Gecesi olarak bunu karşıladığın an, aynen Kadir Gecesi’nin ecrini alıyorsun. Aynı o ecri alıyorsun… Cenab-ı Hak çok cömert. Bu ecirden hiçbir kaybın olmuyor. Bu gece fecir zamanına kadar selamettir. Allahuteâlâ, 1. Kat semavatta tecelli eder. Çok kalabalık melekler grubu iner, Hz. Cebrail iner yeryüzüne.

   Bu geceyi çok iyi değerlendirin. Hatta, teravihi bile yatsıdan sonra burada kılmasak bile olur. Eve döndüğünüzde nafile ibadettir teravih, bunu kılın. Onun üzerine de biraz ilave yapın. Çünkü; bu gece yapılan her türlü ibadet 83 yıl, 7 ay gibi bir karşılık buluyor. Düşünebiliyor musun? Bir ömrü bu gece karşılıyor, bir ömrü… Ki her insan 83 yıl da yaşamıyor. 83 yıl, 7 ay gibi bir zaman.

   Yani, bu gece uyumamak lazım, bu gece dünya işi ile uğraşmamak lazım! E şimdi zikirden sonra eve dağılan insan; eve gider, iki rekat nafile namaz kılar, bilemedin biraz tesbih çeker, vurur kafayı yatar. Ama sizin teravihi ben evlere yüklersem 20 rekat, hadi biraz da ilave yapalım; şöyle yarım saat, bir saat derken, biraz zikir- fikir derken tan yeri ağarır. Yani, o şekilde de metezoru bu iş değerlenmiş olur.

   İnsanın nefsi böyledir, Allah’ı sevmez, şeytana bayılır. Allah’ın düşmanıdır içimizde taşıdığımız nefis. Ruh ise Allah’ın dostudur. İçimizde iki kardeş; biri kafir, biri mümin.

   Bu gecenin her türlü ibadeti; bir gecede 83 yıl, 7 ay gibi bir karşılık buluyor. Bu Cenab-ı Hakk’ın çok büyük bir lütfu, cömertliği. Biliyorsunuz Kur’ân; bu gecede nazil olmaya başladı. Bilip, bilmediğinizi bilmiyorum, Peygamberimizin peygamberliği bu gece ilan edildi, kendisine tebliğ edildi.

   Şimdi, 27. gece Ramazan gidiyor ama Muhammed Aleyhisselam’a, “Hoş Geldin!” diyeceğiz. Bu gece tebliğ edildi. “Ya Resullulah! Sen hoş geldin! Canıma hoş geldin, fikrime hoş geldin, niyetime hoş geldin, gönlüme hoş geldin, hayatıma hoş geldin, yaşantıma hoş geldin… Ramazan bitti ama ben seninle artık çok mutluyum, çok huzurluyum!”

   Yani, senin yolunda, senin izinde, senin bayrağını taşıyacağım gibi niyetlerle ne yapacağız; Ramazan’dan sonrada aynı sevinç, aynı sürur içinde ne yapacağız.   Cenab-ı Hakk’ın ipine sımsıkı sarılacağız. Çünkü; Peygamberimizin, peygamberliğinin bildirildiği, ilan edildiği gece “Kadir Gecesi”dir. Cenab-ı Hakk bir ayet-i kerime de; “Siz Kadir Gecesi’nin ne olduğunu bilir misiniz?” Bize soruyor… O gece, 83 yıl 7 ay gibi bir ecir kazanabileceğin gece!

   Yani Cenab-ı Hakk’ın senin ömrüne koyduğu mihenk taşı bunlar. Onun için bu geceyi iyi değerlendirmek lazım. Ve yılın içinde, 52 tane Kadir Gecesi var, bunu şimdilik bilmenize gerek yok. Sadece bu değil; bir yılın içinde 52 tane Kadir Gecesi var. Sonraları zaten bunu kendiniz öğreneceksiniz ama biz evvela bir Kadir Gecesi’nin kadrini bilelim. Onu değerlendirmesini öğrenelim. Sonrası zaten gönüllerde coşar, taşar, gider, açılır, gider.

   Şimdi, şu toplumlara bakıyorum, cemiyetlere bakıyorum; çok iğrenç, çok bayağı bir hal almış. Yani Ben-î İsrail’den tarihteki hiçbir farkı yok. Ben-î İsrail bu tavırlarla Allahuteâlâ’nın lanetini kazandı. Allah lanetledi sonunda onları. Yani biliyorsunuz Musa’ya yaptıklarını işte… Kızıldeniz 12 yerden yarıldı, karşıya geçtiler. “Biz açız!” dediler, Allah, bıldırcınla kudret helvası yolladı cennetten. Gene nankör geldiler; arka arkaya, kaç tane… Biliyorsunuz Samiri, Musa Tur-i Sina’ya çıktı; ardından buzağı yaptı, ona tapmaya başladılar. Hatta “Harun Aleyhisselam’ı bile sen öldürdün!” diye iftira attılar kendi peygamberlerine.

   Bu kadar ileri gittiler. Şuandaki bu kavminde %95’inin hiçbir farkı kalmamış durumda. Bu kadar bozuk cemiyetlerin içinde Allahuteâlâ’nın ipine sarılan için, Salat-u Selâm Efendimiz şöyle bir müjde veriyor bize:

   “Zamanın tefessühünde -ki tamamen, zamandaki insan tefessüh etmiş- istikamet sahibi mümin 40 şehit sevabı alır” diyor, 40 şehit sevabı…

   Bugün Canan-ı Hak bir şehite; “Kabirden kalk!” diyor, “İşte cennetler; yürü git! Sana sorgu sual yok!” diyor. Gerçi sufiye de yok, hakiki derviş ise kişi, ona da yok, bunu da… Defalarca size dedim. Dedim ya, bunlar bu gece yıllardır anlatıla gelmiş. Herkes bazılarını biliyor. Yani; her müminin gönlünde Kadir Gecesi’nin aşağı yukarı bir profili mevcut.

    Cenab-ı Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

   “Dünya, ahiretin tarlasıdır” diyor. “Dünya, ahiretin tarlasıdır.” Ne yaptıysak burada yapacağız; ne yaptıysak burada yapacağız, çünkü; insanın önünde kabir hayatı vardır, Berzah vardır, mahşer vardır, cennet vardır, cehennem vardır. Yani; “Siz” diyor, Sallallah-u Selam Efendimiz diğer bir hadislerinde:

   “Siz, çok uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı bir ağacın altında bir uzun yola giderken, bir ağacın altında verdiğiniz mola kadardır.” Dünya hayatı bu!

    Dünyanın bin yılı; Cenab-ı Hakk’ın bir günü, cennetin bir saatidir. Cenab-ı Hakk’ın; yukarıların zamana göre, en uzun yaşayan insanımız birkaç dakika yaşıyor. Bu zaman içindeki zaman, küçük zamana büyük zaman, büyük zamana küçük zamanı Cenab-ı Hak sığdırabiliyor. O, O’nun becerisi. Böyle olunca, madem dünya ahiretin tarlasıdır, burada alabildiğine, elinden ne geliyorsa, yani ibadette tahihatte, Cenab-ı Hakk’ın hoşnut olacağı amellere gayret edeceğiz. Akıllı insanın edebi, şiarı, şahikası bu olur, başka bir şey olamaz. Ki bu dönüm noktaları olan yılda üç beş gece var. 52 tanede başka var, o sonraki. Yani ikinci boyuttaki muhatap olacağımız konular. Burada değerlendireceğiz ve bol salavat getireceğiz. Bütün Allah dostları diyorlar ki:

   “Kitaptan hiç ihtilafa düşmeden, hurufun ahtab sıdkı sadakatle getirilen bir salavat, insanın amel defterinden on bin büyük günahı siler, döker” diyor, “Helak eder.”

   Bak bir salavat on bin büyük günahı! Ki ben hiç sanmıyorum ki, hiçbir dervişin, zikredenin amel defterinde on bin büyük günah olmaz. Büyük “günah-ı kebair” dediğimiz, yani büyük günahları olmaz. Küçük günahlar zaten Allah’ın ipine sarılan insanlar da abdestle, namazla, bir arkadaşına söylediği hoş güzel bir kelamla ve böyle selamla, buna benzer birçok şeylerle zaten dökülüyor, öyle kalıyor.

   Burada ne anlıyoruz? Salavatın getirisinin ne kadar büyük olduğunu anlıyoruz, ne kadar Cenab-ı Hakk’ın cömert olduğunu öğreniyoruz, görüyoruz. Burada bir salavat adamın günah defterinden on bin büyük günahı dökerse, gerisini sen düşün…

   Ve yine Salât-u ve Selâm Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde buyuruyor ki:

  “Benim körelmiş sünnetimin sadece bir maddesini hayata geçiren insan, yüz bin yıllık ecir alır.” Yüz bin yıllık ecir alır diyor ve “Onun şefaatine ben kesinlikle vesile olurum” diyor. Böyle bir vaadi var.

   E şimdi de Allah razı olsun, öyle olunca ne yapacağız? Rabbimizi çok anacağız, Habibullah’a bol bol salavat getireceğiz bu gece. Zaten burada “halaka-i zikir” kurulacak ki ona giren insanda menfi bir şey kalmıyor. Günahtan yana bir şey kalmıyor, kul hakkı hariç.

   Bu gece, sizden özellikle de bir isteğim, bir istirhamım olacak. Kul hakkı dediğimiz zaman, bu sırf para pul, mal, matah ile sınırlı değildir. Araba kullanıyoruz; biri bir biçimsiz hareket yapar, “Lan hayvan oğlu hayvan! Falan filan” deriz. Bunlar hep kul hakkıdır. Bunun için ne yapacağız? Bu gece oturacağız Cenab-ı Hakk’ın huzuruna ve diyeceğiz ki; “Yarabbi, elimden, dilimden, gönlümden, gözümden; hangi hakları gasp ettiysem, evvela müminleri, sonra da bütün kulları, mümin olmayanlarda dahil… Bunların günahları namına… (kendi günahının namına değil!)” Bunların günahları namına ne yapacağız? Oturacağız, 1-2-3 tespih çevireceğiz. “Estağfurullah el azim, Estağfirullah el Azim, Estağfirullah el Azim.

   Onların günahları namına, onlardan gasp ettiğin hakları onlara iade etmiş olursun ve yarın mahşerde bundan sorguya çekilmezsin. Yani kul hakkı hariç, zikir meclislerinde günahlar dökülüyor. Ama kul hakkı dökülmez.

    Şimdi Salat-u Selam Efendimiz diyor ki:

   “Gıybet zinadan büyüktür!” Hadis-i şerif bu. “Gıybet zinadan büyüktür!” Gıybet o kadar sinsi bir haldir ki; yani aklın alamayacağı kadar sinsidir. Riya gibi, bir mermerin üzerinde yürüyen karıncanın ayak sesi kadar sinsidir. Bayram kardeşimiz burada yok. “Yav, Bayram’ın boyu uzun veya boyu kısadır” demek, onun arkasından gıybettir ki böyle haklar mutlaka üzerimizde mevcut. Yani, senin nefsinden kaynaklanarak işlediğin günahlar, bu tür gecelerde tövbe ile, istiğfar ile, zikir ile, fikir ile, salavat ile helâk olurken kul hakları kalıyor. Kul haklarını da bu şekilde kapattığımız zaman, böyle bir mübarek geceden sonra tertemiz bir defter ile yolumuza devam ederiz.

    Mürşidimiz; “Kardeş senin yaşın kaç?”

    Kardeşimiz; “59”

   Mürşidimiz; “Az kalmış, 63’ten sonra Pir-i Fani olur kişi, 70’ten sonra günah defterini kaldırırlar. Bu hiç yok artık, müminse!” Günah defterini kapatırlar, sadece sevaplar yazılır. Ve diyor; “Hesabı da çok kolay olur onun. 80’e girdiği vakit zaten melekler dâhi ona saygı gösterir ve ‘derler ki’ ” diyor, “Bu yeryüzünde Allah’ın esiri!”

    Başka bir kardeşimiz; “Yaşım 69 efendim” diyor. Mürşidimiz; “Siz de Allah’ın izniyle artık Sırat Köprüsü’nü geçmişsiniz, Allah mübarek etsin.”

   Şimdi dünya ahiretin tarlası ise burada ibadette hırsımız da olacak, gayretimiz de olacak, ondan sonra her türlü içtihate gün vereceğiz çünkü; burada ne kadar çok ekersek, orada o kadar çok biçeceğiz. Malda, matahda dünya için fazla. Hırs çok iyi bir hareket değil, o şeytandan geliyor. Ama Allahuteâlâ’nın yolunda, sırat-el müstakimin yolunda, kişinin gayreti ne kadar fazla olursa ötelerde işi yolu o kadar kolay olur. Bunun bilincinde olarak böyle bir gece, böyle geceler fırsattır insanlar için. Bir daha ki böyle bir geceye kavuşup kavuşamayacağımızı bilemeyiz, yarına çıkıp çıkamayacağımızı bilmeyiz, o da ayrı bir konu…

    Onun için Kadir Gecesi’nin profilini zaten herkes biliyor. Bunu uzun uzadıya işte Kadir şöyledir, Cibril şöyle indi, melek şöyle indi, Allah beni bundan sorgulamayacak. Şimdi Allahuteâlâ bana:

   “Sen Musa’nın, İbrahim’in, Âdem’in hayatını neden öğrenmedin?” Sormayacak. Ben bundan sorgulanmayacağım ki hiçbir mümin sorgulanmayacak. Şimdi; Allahuteâlâ’nın bize çizdiği, bize gösterdiği farz-ı ayın olan yani, mutlakiyet ifade eder. Allahuteâlâ ayet-i kerimelerde de bunlarda “innallahe” yani kesinlik ifade eder, bu şekilde ifade eder, bize ulaştırır.

  Yarın Mahkeme-i Kübra’da sorgulanacağız, bize yararlı olacak. Yani; bizi zora sokmayacak amel, bize lazım olan bu. Yoksa İslâm Kültürü mesela; şunun hayatı, bunun hayatı veya filan velinin hayatı, nerede doğdu, ne yaptı, nereye gitti, ne kadar müridi vardı? Bunlardan sorgulanmayacağız. Evvela ne yapacağız? Şeriat, şeriat… Bütün peygamberlerin getirdiği ilimdir.

    Tarikat, şeriatın incelmiş halidir, bir üst basamağıdır.

   “Şeriattır cümle işlerin başı, şeriatsız tarikat şeytan işidir”

   Şeriattan bir iğne kadar taviz veriyorsa bir tarikat; o bozulmuştur, o kokuşmuştur, o artık tehlikelidir. Bunun bilincinde olarak…

   Peki şeriat nedir? Kur’ân ve hadis! Allah ne diyor? Resullulah ne diyor? Ya falan efendi şunu demiş, falan bilmem ne, bunlar boş laf! Allah’ın ve Resullulah’ın sözünün üzerine hiçbir söz olamaz. Bunları kale almayacağız hiçbir zaman. Hani bu gece, yarın gece değil! Hiçbir zaman! İşte böyle temiz bir gönülle bu gecede, Allahuteâlâ’ya açılan eller asla ve asla boş dönmez.

 

#KadirGecesi #ibadetler #salavatınfazileti  #ibadet #zikirçekmek #halka-iZikir #salavat #kulhakkı #sıratköprüsü #sıratkoprusu#şeriat #tarikat #zikir  #seriat #dinisohbet #SeyyidAliEfendi

NOT: KADİR GECESİNİ NASIL DEĞERLENDİRELİM? SALAVATIN FAZİLETİ! KUL HAKKINDAN KURTULMA? ŞERİAT, TARİKAT? Adı ile yayınlanan sohbet 2010 yılı öncesine ait olup içeriğinde ki eskimeyen ilim gönüllere şifa olur inşaallah.

 

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız