İNSANIN KULLANMA KLAVUZU KURAN’DIR – BENLİĞİ SORGULAMAK LAZIM – KEMÂLAT KAZANMANIN SIRRI NEDİR?

0
291

İNSANIN KULLANMA KLAVUZU KUR’ÂN’DIR! BENLİĞİ SORGULAMAK LAZIM! KEMÂLAT KAZANMANIN SIRRI NEDİR?

Allahuteâlâ’nın indirdiği kitap. İlk ayette ne diyor; “Ya Habibim! Oku.” Nasıl oku? “Rabbi’nin adıyla oku.”  Oku, yani; kullanma kılavuzunu oku.

İnsan, Kur’ân’ın atmosferinde yaşarsa, hem dünyada, hem ahirette mutlu olur. Yani, Allah’ın ebedî saâdetine gider. Kesinlikle insanın uyması gereken insanın kullanma kılavuzudur, ama, bugün için bu rafta kalmıştır. Yani, Kur’ân’ın büyük bir bölümünü terk ettik biz. Yani, kullanma kılavuzdan uzak kaldık ki, insan o kadar dejenere olmuş ki aklın alamayacağı kadar. Yani; harammış, helalmiş, sözmüş bunların hiç ehemmiyeti yok. Niçin? Kullanma kılavuzunu terk ettik.

Allahuteâlâ’nın, “Al, bununla amel et.” Senin her türlü halin, nereden başlayıp nereye gideceksin…

Estauzubillah; تُولِجُاللَّيْلَفِيالْنَّهَارِوَتُولِجُالنَّهَارَفِياللَّيْلِوَتُخْرِجُالْحَيَّمِنَالْمَيِّتِوَتُخْرِجُالَمَيَّتَمِنَالْحَيِّوَتَرْزُقُمَنتَشَاءبِغَيْرِحِسَابٍ

“Tulicul leyle fin nehari ve tulicunnehara fil leyl ve tuhriculhayyaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minelhayy, veterzuku men teşaubi gayri hisab.”

Yani, beşikten mezara, ölüden diriye, diriden ölüye kadar, Allahuteâlâ bir yol haritası çizmiş bize… Ama uyan kim? Yok! Niçin? Bu kullanma kılavuzuna uymadığımız zaman benlik oluyor, bizde benlik.

Hz. Mevlana’nın dediği benlik. Diyor ki; “Benlikten çık, uzak dur. Benlik puttur.”   Kolay mı benlikten çıkmak? “Benim pantolonum, benim saatim, benim kazağım, benim evim, benim karım, benim çocuğum…” Vallahi, benim değil bunların hiçbiri…

Yunus diyor ki; “Mülk senindir. Kerem kânı kimsenin olmaz Allah’ım.” Öyleyse, niye götüremiyorum. Kimse bir şey götüremiyor.

Allahuteâlâ, bu kullanma kılavuzunda yüzlerce yerde diyor; “Yerlerin ve göklerin mülkü; Allah’ındır.”

Ya sen, Allah’ın misafirisin bu dünyada. Senin olan bir şey yok, sadece senin tasarrufuna, kısacık bir zaman için verilmiş; ama, biz bunu görmüyoruz, Allah’ın malına sahip çıkıyoruz.

Mevlana; “Benlikten çık” diyor. Kolay mı çıkmak? Böyle bir toplumda, böyle bir atmosferde, böyle bir toplumda, hadi çık bakayım benlikten de göreyim seni! Her şeye, “benim” diyoruz. “Ben kazandım, ben şöyle yaptım, ben böyle yaptım, ben böyle attım, ben böyle tuttum… Ben… Ben… Ben…” Hadi çık, bakalım benlikten… Çıkamıyorsun!

Kim ki; benliğini sorgulamadan ölürse ötede hiç şansı yok… Benliğini sorgulayacan bir kere. İşte, bu benliği sorgulamaya başladığın an sana kemâlât ulaşır. Onu, sorgulamadıkça kemâlat yolu bekleme!

Kur’ân’a bakıyoruz kılavuza, “Benim deme” diyor. “Tasadduk et, hayır yap, ver, şu yoksula, kula” diyor.    Peygamberimiz; “Çok fakirsen, bir hurma dahi olsa tasadduk et” diyor. Edemiyoruz. Niçin? Benlik devrede. “Para benim, tarla benim, şu benim, bu benim, tapa benim, halı benim, kilim benim, her şey benim…”

Bugün, Allah dostlarına soruyoruz nasılsın? “İyiyim” demiyor kardeşim. “Kötüyüm” de demiyor. “Allahuteâlâ’nın ilmiyle evrilip, çevriliyoruz.” diyor.  “Nasıl dilerse, öyle olur” diyor. He işte bu, benliği sorgulamaktır. Ama biz, benliğimizi sorgulayamıyoruz. Sorgulamak lazım. Allahuteâlâ’nın bize gönderdiği kullanma kılavuzu… Şimdi, bütün alem isyan etse, hiçbir kaybı yok. Neden? Eksik sıfatlardan münezzeh. Bütün dünya, başını secdeden kaldırmasa; Allah’ın kazancı yok.

Allahuteâlâ, sadece yasalar koymuş. “Bunlara uyarsanız rahmetime, uymazsanız, zahmetime gelirsiniz.” diyor. Bu kadar açık ve net. Bu kullanma kılavuzda, insana bunları döne-döne tembihlenmiş; ama, biz bundan uzaklaşmışız, benliğimize köle olmuşuz, esir olmuşuz, put yapmışız. Ben, ben, ben, ben… Bırak “ben”i ya!

Baktığını görmek lazım, her zaman söylerim. Kimi insan bakar, detayı görmez. Adama soruyorlar, kaç çocuğun var diye “üç” diyor. “Yanında ki?” diyor, “dörtte kızım var” diyor. Adam kızları evlattan saymıyor.

Düşünebiliyor musun? Senin ümmeti olduğun Peygamberinin dört tane kızı vardı. Sen, neden kız çocuğundan utanıyorsun veya o hale geliyorsun? Senin ümmeti olduğun Peygamber, dört tane kız babası idi. İnsanlar Kur’ân’ı terk etti işte, bu hale geldi. O Peygamber ki, şüphemiz mi var? Birçok mucize getirdi ki, Allahuteâlâ’nın Kur’ân’da saydığı peygamberlerin hiçbirinde görünmeyen. Bir konuyu gündeme getirelim.

Efendimiz bir gün, seçkin ashab ile otururken bir bedevi geldi. “Ya Muhammed, sen ben Peygamberim demişsin.”

“Evet dedim” dedi.

“Sen Peygamber misin?”

“Evet!” dedi Peygamberimiz.

“Öyleyse bana bir mucize göster” dedi. Bu kafir bir putperest. O alemlere rahmet gönderilen Peygamberimiz o bedevinin yüzüne baktı, baktı… Etrafa baktı.

“Kardeş şuradaki ağacı görüyor musun?”

“Görüyorum, ya Muhammed.” dedi. “Git, o ağaca de ki; Allah’ın Peygamberi seni çağırıyor de” dedi. Bedevi pek inanmayarak gitti.

“Nasılsa ben bunu mahcup ederim, nasıl olsa gelmeyecek” diyerek yüksek sesle:

“Ey ağaç, seni Allah’ın Nebi’si, Resul’ü çağırıyor” dedi. Ağaç bir öne zorladı arka kütüğünü söktü, bir arkaya zorladı, ön kütüğünü söktü, bir sağa zorladı, sol kökünü söktü, bir sola zorladı, sağ kökünü söktü, toprağı yara-yara geldi, Peygamberimizin önüne geldi, durdu… Herkesin gözü yumruk gibi… Bedevinin gözleri böyle olmuş kocaman, olacak bir şey mi?  Bedevinin yüzüne bir daha baktı Peygamberimiz:

“Ya Bedevi, ağaca de ki; ‘Resullulah, sana yerine dön diyor’ de” dedi.

Bedevi; “Ya ağaç, duydun peygamberi dön yerine”. Ağaç yine toprağı yara yara geldi, köklerini yerleştirdi dibi kapandı, düzeldi durdu. Bu kalabalık bir cemaatin önünde yaşanan bir sahne. Ve bedevi geldi, Peygamberimizin eline yapıştı. Dedi ki:

“Ya Resullulah, izin ver, sana secde edeyim.” Kafir yani, kime secde edeceğini bilmiyor ki. Bu söz, yanlış bir olay değil hani olağanüstü bir şey gördü bu cahil bedevi. Secde edecekti, Peygamberimiz tuttu kaldırdı.

“Hâşâ, bir kulun bir kula secde etmesi söz konusu değildir ancak secde alemlerin Rabbi Allah’a yapılır. Eğer, kulun kula secde etmesini Allah emretseydi, mutlaka kadınlar kocalarına secde ederlerdi ki, bu dahi söz konusu değildir” dedi.

Peygamberimizin buradaki mesajı… Şimdi, bunun gibi yüzlerce binlerce mucizeyi herkesin gözü önünde… Ha tövbe bir şeyi unuttum.

Ağaç yara yara Peygamberin önüne gelince, “La ilahe illallah Muhammeden Resullulah” diye feryat etti. Ağaçtan böyle bir ses yükseldi. Ondan sonra Bedevi dedi, “Yerine dön” diye…

Kardeşlerim, biz böyle bir Peygamberin ümmetiyiz. Yani; peygambere yaraşır gibi yaşamanız gerekir. Elhamdülillah, zikir kardeşlerimizden bir sıkıntımız yok, Allah hepsinden razı olsun.

Peygamberimiz bir hadisinde diyor ki:

“Siz, bir siyah öküzün üzerindeki küçücük bir ben kadarsınız.”  Bunu haber veriyor. İnsanlığı siyah öküzün üzerindeki tüyler kabul et, yani; misal olarak veriyor. “Siz, onun üzerindeki bir küçük ben kadarsınız” diyor. Kim bunlar? Hakiki müminler. Yani, bu kadar azsınız. Bu neye benziyor? Milyarlarca kömürden, bir avuç elmasın daha değerli olması gibi… Yani, bugün, insanların hepsini böyle kabul edersen, Allahuteâlâ’nın ipine sarılmış, gönlünü O’na çevirmiş insanlar, işte o bir avuç; elmastır.

Bugün Allahuteâlâ’yı zikir edenler, aynı Peygamberimizin ashâb-ı gibidir. Aynı Hazreti İsa’nın Havari’leri gibidir. Yani; bu öyle bir devlettir ki, bunu şimdi, şu yaşadığımız dünyada anlamanız mümkün değildir. Bunu, ancak insan, ölüm dediğimiz dünya hayatı derin uykudur, bundan uyandığımız zaman anlayacağız.

Burada konu neydi? Konu benlikti. Benlikten çıkmak lazım, en azından sorgulamak lazım. Ya “benim” diyoruz, ama benim biraz param var. Kalp krizinden gidiyorum. Hani benim idi bu para. Benimdi, benim olmaktan çıktı. Televizyon benimdi, dolap benimdi, kapı benimdi… Nerede benim, neden götüremiyorum? Yani; bunlar Cenab-ı Hakk’ın tasarrufudur. Bunu bilmemiz lazım. Malın, mülkün sadece bize emanet olduğunu bilmemiz lazım. Bunu bildiğimiz zaman, zaten benliği sorgulamaya başlamışızdır. Bu sorgulama zaten kendiliğinden gelişir. Allahuteâlâ önünü açar gider.

KEMALAT KAZANMANIN SIRRI

İnsan aklının biliyorsunuz, dehâların dahi %7’si, %8’i çalışır, gerisi uyuşuk ve uyku halindedir. Müteharrik bir düşünce, müteharrik bir akla sahip olmanın bir reçetesi var. Secdede uzun kalmak. Peki secdede uzun kalmakla aklın ne ilgisi var?

Allahuteâlâ bir ayette diyor ki; “Kökü sabit dalları göğe doğru uzanan bir ağaçtan anlatıyor. Kökü sabit kolları göğe doğru uzanan bir ağaç. Peki bu nedir? Bunu düşünmekle asla bulamazsın. Bunu aramak için evvela Küre-i Arz’ın merkezine inmemiz gerekiyor. Dünya’nın merkezinde…

Dünya biliyorsunuz yuvarlak, tam yuvarlak da değil, biliyorsunuz yumurta gibi. Dünyanın tam merkezinde, çelikten milyonlarca defa sert bir kütle vardır. Yuvarlak. Merkezde. Bunun üzerinde 600 km. kalınlıkta 6000° harareti olan bir lav tabakası vardır. 6000 km. hızla bu çekirdeğin üzerinde döner. Bunların üzerinde, -dünyada milyarlar verdiğimiz bir yüzük- elmas var ya, bunun dağları var. Yoksa, her şey erir, kurur. Elmas dağları ile o lav dışarıdan çevrilir. O, elmas dağlarında antenler gibi, üst katmanlara uzanan kollar var. İşte; bu lav, elektromanyetik dalgaların başlangıcıdır. Allahuteâlâ’nın kökü sabit dediği ağaç, elektromanyetik dalgalanmalar oradan başlar. Ve bu elektromanyetik dalgalar, aynı ağaç gibi yukarı doğru uzanır gider.

Allah bunları yaratmasaydı, Dünya üzerindeki, her metrekare toprağa, her dakikada, 6000 şimşek düşüyor yani, Kıyamet dahi bunun yanında küçük kalacak kadar dehşetli bir hal alıyor. Bu elektromanyetik dalgalar, o lavın dönüşü ile elmas dağlarından, aynı ağacın dalları gibi ozon tabakasını delerek geçerek gider.

Allahteâlâ’nın ayet-i kerimede; “Kökü sabit, göğe doğru uzanan ağaç” dediği budur. Bu Kur’ân’ın batın kısmıdır. Bir zahir, bir batın kısmı vardır. İşte; bu elektromanyetik dalgaları, insan ayaklarından yukarı, bunları devamlı alır. Her varlık alır. Bu dalgalar olmasa, hayat olmaz zaten.

Ne bitkide, ne ağaçta, ne fotosentez… Güneş, yeterli değildir fotosenteze. Allah’ın gizli nimetleri vardır böyle.

İşte; insan alnını secdeye koyduğu zaman, genellikle ikinci, üçüncü, beşinci kat olmamak kaydıyla, genellikle, toprağa yakın yerlerde alından bunu alıyor. Bunu aldığı zaman, direk beyninin %4’ünü, %5’ini, yüze beş buçuğa, altı ya, milim milim yüzdeleri yükseltiyor.

Neden Allah dostları bir secdeye kapanıyor? Peygamberimizi bile validelerimiz diyor; “Biz öldü sandık. O kadar uzun kaldı ki secde de…” Neden duruyordu Peygamber secde de? İşte, Allah’ın nimetini alıyordu. Çünkü; Peygamberimizin ilmi, dünyadaki Hz. Adem’den bu yana gelen bütün alimler, bütün peygamberlerin, hepsinin ilmini toplasan, Peygamberimizin ilminin yanında çok küçük kalıyordu. Bütün insanların, imanın Hz. Ebu Bekir’in imanı, yanında küçük kaldığı gibi.

İşte bakıyoruz, Allah dostları secdeye kapandığı zaman uzun kalıyor. Bunun gayesi, o dalgalarla aklın sınırlarını genişletmek değil. Bu sadece secde edip, secde de kalan Allahuteâlâ’nın ikramıdır. Velinin gayesi, elektromanyetik dalgalar değil. Onu, aklına bile getirmiyor. O, Yaradan’ına secde ediyor, uzun kalıyor. Uzun kaldığı içinde, Allahuteâlâ ona ikramda bulunuyor. Hiç farkında olmadan, biz böyle Allahuteâlâ’nın böyle ikramlarını görürüz. Hiç ruhumuz bile duymaz.

Onun için Allahuteâlâ’nın, hakkı asla ödenmez.  Allahuteâlâ’nın, o kadar çok hakkı vardır ki, üzerimizde görmediğimiz, bilmediğimiz. Daha bunun gibi niceleri vardır. Ama biz bu hallerden bihaberiz. Halbuki; sufi, Allah’ı zikreden insan, asla aptal insan değildir. Böyle bir şey söz konusu bile değildir.

Sufi; akıllı, zeki, imanın tadını almış, Allah’ına, Peygamberine saygılı, sevgili, örnek bir insandır. Ve böylede olmamız lazım. Bununda, birinci derecedeki şartı benliği sorgulamaktır. Hz. Mevlana; “Benlikten uzak dur” diyor. Yani; dünyada sunulan her nimetin geçici olduğunu, sadece onun tasarrufunu Allahuteâlâ’nın bize verdiğinin bilincinde olacağız.

Yani yapışıpta; “Benim arkadaş, kimseye zırnık koklatmam, beni ne ilgilendirir, çalışsaydı, etseydi…” falan filan gibi haller bize yakışmaz.

#secde #benlik #dinisohbet #SeyyidAliEfendi #kemalatkazanmak #Allahınlütfu #Kur’ân

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız