İmam Gazali’nin Kitap Yazması – Allah’ın Arkasından Konuşma – Canı Yanandan Gayrısına

0
460

Namaz. Hepsini Cebrail’den (a.s.) öğrendi Peygamberimiz. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hatem-ül Enbiya’nın Mürşid’i var, sen kimsin ki, yani şöyle diyorsun, böyle diyorsun…

Bütün evliya diyor, “Şeyh’i olmayanın Şeyhi şeytandır” diyor. Mutlaka bir yerde olacaksın. Çünkü bir koruma kalkanın yok.

Allah sûfiler için ne diyor; “Onlar Ben’im özel kullarım” diyor. “Onların üzerinde o kadar şeytanın etkisi yok” diyor.

Peygamberimiz ne diyor; “Onlar benim ev halkım.” Şeytan sana ne yapabilir ya, sana bir günah işletse bile Allah hemen tövbeyi sana nasip ediyor. O günahtan kendini temizliyorsun.

Şimdi bakın İslam’ın kelam alimi gibi o büyük insanlar hepsi tasavvuf ehliydi. Allah; “Onları sevdirdik” dedi rüyasında Gazali Mürşid’e gitme konusunda nasıl iştahlandı.  Sonrasında adam namaz aralarında minareye kendini kilitliyordu, zikir, zikir, zikir, zikir, zikir… Kısa bir sürede aldı gitti, İmam Gazali oldu.

İmam Gazali “İhyâ’u Ulmû’id-Din”i yazmaya karar verdi, dört cilttir, şu kalınlıktadır o kitaplar. Annesine dedi ki; “Anne, ben kitap yazıyorum. Kapımı çalmadan sakın girme odama. Bir şey için girip, çıkman gerekirse mutlaka kapıyı çal” dedi.

Bir gün annesi yiyecek bir şeyler hazırladı; “Çoktan beri bu kitap yazıyor” dedi. Kapıyı açtı bir girdi. Dört rahle, dört İmam Gazali, dördü de yazıyor. Baktı, baktı hangisi oğlu, hangisi değil, hepsi aynı.

“Anne, ben sana ne dedim? Kapıyı çalmadan girme”.

İşte dört Gazali yazdı bütün kitapları. Bir insan hayatı nasıl insanlar akıl erdiremiyor ama bu benim anlattığım olayları bilmiyorlar, bilmeyince:

“Ya nasıl olur? Gazali ömründe her gün bin sayfa yazması lazımdı” diyorlar bir günde.

Şimdi yol budur. Yunus’un da dediği. “Yol odur ki doğru vara” dediği budur. Uydurulmuş şeyler tarikatlar hakkında, adam binlerce müridini tarlada, tapada çalıştırıyor. İşte şöyle süpürüyor, böyle bilmem ne yapıyor, daha sen bir tarikatın içine girmemişsin, adamlara bin tane iftira atıyorsun. Menzil’e her gün kırk otobüs, elli otobüs gider, binlerce insan, bir iğne götürüyor musun? Bir iğne götürsen, kabul ediyor mu adam? Bir de seni yediriyor, yıkanıyor, paklanıyor gidiyor, adam sana masraf ediyor, ee bu adamı sen nasıl karalıyorsun? Bilmiyorsun haberin yok, racon kesiyorsun, karşıdan iftira atıyorsun, şimdi eğri oturup doğru konuşmak lazım.

Adam benim tarikatta olduğumu bilmiyor. Gene bir yolculuktaydım, uzun bir yolculuk trenle. Adam bir tarikattan konu açtı, “Onlarböyle, onlar şöyle…” attı tuttu tarikat hakkında. Bende dinledim birkaç saat, ondan sonra dinledim hiç sesimi çıkartmadım, “üff” tarikat neymiş!

“Bitirdin mi?” dedim.

“Bitirdim” dedi.

“Ben Mürşid’im, tarikat Şeyh’iyim. Şimdi söyle bakalım, anlattıkların mesela bin kelime konuştuysan, kaç kelime doğru, kaç kelime yalan?”

“Valla Şeyh’im, hepsi yalan” dedi.

Rezil oldu, yerin dibine girdi. İki saat dinledim onu, ya böyle yapma işte, racon kesme, karalama, iftira atma, bak rezil oldun işte.

Biri de bana namaz kılmayı öğretmişti işte, Çanakkale’ye giderken. Yani insan hayatta neler görüyor neler geçiriyor, nelere muhatap oluyor. Ama yoldan taviz vermeyeceksin kardeş, yol doğru yoldur; Allah’a giden yoldur.

İnsan Allah’ın arkasından konuşmaz, asla. Bizim de arkamızdan bir dostumuz konuşursa, ağrımıza gider. Allah’ın da arkasından konuşma, Allah’a arz et halini.

De ki; “Ya Rabbi, biraz fazla oluyor, biraz ayarı hafiflet” de. Biz bazen kaçırıyoruz ipin ucunu, “Ne istiyorsun?” diyoruz. Bu da denilmemesi gereken bir şey.

Ama daha evvelkilerin dediği gibi:

“Bilirsin ki ben kulum Sen Sultan’ımsın dilde zikrim, kalpte tercümanımsın.”

Ondan evvel ne diyor:

“Noksanı tartarsın, sen noksancı mısın?” diye soran Azmi Baba hemen toparlıyor arkadan, sopayı yemeden:

Bu kışlara bedel bu yazı yaptın

Evvel baharı sonra güzü yaptın

Mizanı iki göz terazi yaptın

Noksanı tartarsın sen noksancı mısın?

Mizan’da sevap, günah tartılıyor ya. Tartmasan da olur, yani tartma. Güya Allah’a akıl mı veriyorsun. Ama arkadan da çok ağır bir kelime. “Sen noksancı mısın?” diyor.

Allah’a, bu Allah’a denilmez, Allah ne yapıyorsa Hak’tır, doğrudur. İşin en doğrusunu Allah yapar. Ama hemen toparlıyor.

Bilirsin ben kulum sen sultanımsın

Kalpte zikrim dilde tercümanımsın

Allah’ın gönlünü alıyor. Allah’ın da dostlarına hırsı, kızgınlığı çabuk geçiyor. Çabuk yumuşuyor, öyle güzel bir Allah.

İnsanız, beşeriz. Gücümüz bir yere kadar.”

Allah’ta bunu bildiği için “Canı yanandan gayrısına, kötü sözü haram kıldık” diyor. Canı yanıyor artık. Kötü söz kullanamazsın Allah’a karşı ama biraz şeyin üzerine çıkıyorsun yani. Bu doğru mu, bu da doğru değil. Bunu da yapmamak lazım!

OKUDUĞUNUZ BU SOHBETİ SEYİD ALİ EFENDİ’NİN KENDİ SESİNDEN DİNLEMEK İSTİYORSANIZ LÜTFEN ALTTAKİ VİDEOYA TIKLAYIN.

————————————————-

NOT: Sohbetlerde işittiklerinizi veya okuduklarınızı kendi kendinize yapıp, vird haline getirmeyin, tasavvuf ehli iseniz Mürşid veya vekile danışmadan günlük zikir dersine ekleme ya da çıkarma da yapmayın. Ama arasıra yapılmasında da mahzur olmadığını da belirtmek isteriz.

#İmamGazali #İhyâuUlmûidDin #İhyauUlmuidDin #Allahınarkasındankonuşma #mürşit #mürşid #mürsidikamil #Şeyh #Şeyhiolmayanınşeyhişeytandır #canıyanan

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız