Hangi Gün Ne Yaratıldı? – En Büyük Dua – Günlük Rızık İçin Reçetesi – Benlik Puttur-Ehlibeyt Nuru – Vahiy Kesildi mi? – Farz Değil Diyemezsin – Kıyamete Doğru Velilerin Gücü Artar – Vahded-i Vücut, Vahded-i Şuhut Yolu, İlmel-yakin, Aynel-yakin, Hakkel-yakin Makamları – Şeriatsız Tarikat Olur mu? – Bir Gün Allah’a Dedik mi?

0
372

Biz, her şeyi kendi nefsimize yüklüyoruz. Şöyle yaparsak, böyle tutarsak, şöyle çalışırsak, bunu alırsak, bunu yersek, şunu edersek… Hep benlik, benlik, benlik… Benliği sorgulayacağız. Hz. Mevlana; “Benlikten çık, uzak dur!” diyor. Benlik puttur.

Biz zayıf varlıklarız. İnsan çok güçlü bir varlık değil, topraktan…

Hz. Adem topraktan yaratıldı. Allahuteâlâ, toprağı Cumartesi günü yarattı. Pazar günü, dağları yarattı. Pazartesi günü, ağaçları yarattı. Salı günü, tiksinti veren şeyleri yarattı ve böyle ta Cuma günü ise insanı; Hz.  Adem’i yarattı. Onu; Hz. Adem’i, bu dünyanın her yerinden toprak aldırdı. İyide, kötüde Âdem’in bedenindedir. DNA, her şeyi onun içine yükledi.

Hz. Adem insanlığın atasıdır. O da hata yaptı…  Demek ki, insan hataya açık bir varlık. Ama salât-u selam Efendimiz; “Günah işleyen helak olur” demiyor. “Tövbeyi, geciktiren helak olur!” diyor.

En büyük dua samimi istiğfardır. Hepimizin hataları, günahları, birçok eksikleri var. İkinci en önemli şeyde, Allahuteâlâ’yı birazcık tanıyıp, O’na bel bağlayamıyoruz.  O’na tam güveneceğiz, O’na tamam bağlanacağız, O’na tam teslim olacağız.

Muhyiddin Arabi ne diyor; “Vallahi ve billahi, Allah’tan gayrı varlık yok!” Nedir burada ifade etmek istediği?  Yunus ne diyor:

     Yusuf’u aradım İlhan ilinde,

     İlhan bulunur da Yusuf bulunmaz.

Çokluk aleminde tekliği aradı, tekliği buldu, çokluğu yok oldu. Bildi ki, hepsi Allah’ın çizdiği tablolar. Güç kudret Allah’ın… Her güzellik onun katında, her kötülük şeytanın ve nefsin. Mutlaka ve mutlaka, katkısız, Allah’a bel bağlayan insana, hiç ummadığı yerden rızıklar gelir. Hiç ummadığı yerden, düğümler çözülür.

Çok geçim sıkıntısı yaşıyorsak bu zikri:

Lâ ilahe illallahü melikül Hakkul MübinBaşka bir çare yoksa, bol bol okuyup bir vesile ile yevmiyeni alırsın inşaallah.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Kıyamet’e doğru insanların büyük bir çapta tefessüh edeceği; cücelerin dev, devlerin cüce olarak görüneceğini, yalancıların baş tacı edileceğini, doğrularında doğrucularında yalancı olarak görüleceği gibi daha bir sürü şeyi bize haber veriyor.

Bugün, Cenab-ı Hakk on iki tarikata izin verdi, on üçüncüye izin vermedi. Zikir yolu Peygamberimiz (s.a.v.) ile başlar ve günümüze kadar ulaşır. Diğer bir hadiste ise salât-u selam Efendimiz; “Cahil Müslüman, şeytanın maskarasıdır.”

“Cahil Müslüman” bir zahiri ilim meclisi ile, bir bâtıni ilim meclisini birbirinden ayıracak kadar, ferasete sahip değildir. Bugün, hiçbir din-i cemaat kesinlikle, bir zikir meclisi değildir. Cemaatleri de geçelim, birçok kürsüde yumruğunu vurarak, senelerce vaaz veren müftü ve üst makamlarda görev yapanlar bile imansız ölüyor. Çünkü; Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime var.

“Nefis tezkiyesi” bambaşka bir şeydir. Nefis tezkiyesi Resullulah’ın miracı gibidir. Salat-u Selam Efendimiz; “Gafillerin içinde, zikreden -çarşı veya pazar gibi mekanlarda, kişinin kalbi Allah’ı zikretmesi- Allah için savaşa girip, bütün arkadaşları savaştan kaçtığı halde tek başına Allah rızası için düşmanla savaşan gibidir.” buyurmuşlar.

Zikrin ehemmiyetini arz etmek için başka bir örnekler verecek olursak; “Bir kişi yalnız başına zikir ediyor. Bu kişide, Allah rızası için büyük bir orduyla tek başına savaşan gibidir.”

Ve “Karun’un hazinelerinin sakladığı yerlerin sadece anahtarlarını 40 veya 70 deve taşırdı. Karun, bu hazineleri Allah için tamamını tasadduk etse, zikir ondan büyüktür, değerlidir” diyor salat-u selam Efendimiz. “Zikredenler, benim ev halkım gibidir.”

Cenab-ı Hakk’da; “Onlar, Ben’im özel kullarım.” diyor ve çok bariz bir şekilde zikredeni diğerlerinden ayırıyor. Diğer bir kuts-i hadiste ise, “Benim, kendim için seçtiğim kullar var”. Kimler? Salihler, Salihler kim? Allah’ı zikir edenler.

Bütün peygamberler dua ederken, “Ya Rabbi! Bizi salihlerle et ve salihlerden et!” Diğer hadislerde ise, “Yarın Mahkeme-i Kübra’da o zakirler -Allah’ı çok zikreden- herkes hesaba çekilirken, korku ve azap içindeyken; onlar, inciden tahtlar üzerine oturtulur, izzeti ikram edilir, onlara şehitler ve Peygamberler özenir, imrenir. Melekler konuşurlar; “Bunlar, Allah’ın nasıl kullarıdır?”

Yani, zikrin ehemmiyeti, bu kadar büyükken, sen bu meclisle zahiri bir meclisi aynı kefede göremezsin. Çünkü; Allahuteala görmemiş,  Peygamber Salat-u Selam Efendimiz görmemiş, bizlerde hiç göremeyiz. Çünkü; bir insanda Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime varsa, onun aklı; “akl-ı maaş”tır (dünya aklı). Bu kişi, asla dünya atmosferini, öteleri aşıp ve basireti açılıp da Allah’ın ferasetiyle bakamaz. Ancak, kişi ne zaman ki Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime, Nefs-i Mutmainne, Nefs-i Radiye’ye  geldi; Ben-î İsraîl Peygamberler mesafesine geçti, kişide artık birçok şey çözülmeye başlar, farkında olsa da, olmasa da… İşte orda, kişide sukût-u fikir, konuştuğu zikir, bakışı ibret olması  lazım.

Bir gün Hz. Musa’ya halktan biri sordu:

“Ya Musa! Halkın içinde senin ayarında insan var mı?”

Hz. Musa; “Tabi, çok!” dedi.

Halktan biri; “Peki, kim onlar?”

Hz. Musa; “Sükûtu fikir, konuştuğu zikir, bakışı ibret olanlar!” dedi.

Nefs-i Radiye Makamı’ndan sonraki, Nefs-i Merdiye (Kayyûm Esmâsı’nda) kişinin hali değişmeye başlar. Kendisi farkında olsa da, olmasa da… Birinde iğrenç bir günah gördüğünde, hemen “Bende yok, elhamdülillah” der. Öyle demesi, o halden etkilenmedir. Neden, beş on sene evvel demiyordun? Evvelden tepki veriyorsun belki, ama sinirden o kişiye bir sopa çeksem gibi şeyler diyordun, bunu demek marifet değil.

Beyazıd-ı Bestami Hazretleri bir sözünde; “Ben edebi, edepsizden öğrendim.”

Alemlerde ne Hz. Adem, ne Hz. Nuh, ne Hz. İbrahim, ne Hz. Musa… Hiçbiri miraç yapmadı, yapamadı. O yol kapalıydı. Ne zaman ki Hatemü’l Enbiya geldi, ondan sonra açıldı. Allah (c.c.) alemleri yaratmadan önce, Ehlibeyt’in nurunu yarattı. Sonra, onu bir kandile koydu, o nur Allah’tan utanıp terlerdi. Her şeyi, o nurdan yarattı ve o nur ilk yaratılan Hz. Adem’in alnında belirdi. Hz. Adem’den, Hz. Şit Peygambere geçti. Hz. Şit Peygamberden, Hz. Nuh’a; Hz. Nuh’tan Hz. İbrahim Peygambere ve böyle nesilden nesile nur devam etti.

Şimdi konumuza dönecek olursak, Peygamber (s.a.v.) Efendimize kadar, Allahuteâlâ, miraç yolunu kimseye açmadı. Haberdar bile değildi insanlar. Peygamberler dâhi haberdar değildi. Vahyediyordu Cenab-ı Hakk, ikincisi de Hz. Cebrail ile irtibat kuruyordu. Vahiy kesildi mi? Hayır! Vahiy kesilmez! Ama “Peygamberimizin gelişiyle, Kur’ân-ı Kerim’in inişiyle, bir vahiy kesildi” der zahiri alimler. Asla başka kitap yoktur, asla başka peygamber yoktur ama vahiy kesilmez. Cenab-ı Hak kemâlât kazanmış velilerin gönüllerine vahiy eder. Birçok veli, birçok sırrı nereden bilecek Allah bildirmezse? Allahuteâlâ bildiriyor.

Burada öyle bir büyüklük, öyle bir muhteşemlik, öyle bir muazzamlık var ki bu ümmet için; bu ümmet seçilmiş ümmet, bu ümmet torpilli ümmet. Rasulullah(s.a.v.)Efendimize ne yaptı Allahuteâla? Kendi ayetlerini göstermek için, kendi katına aldı. Kuran-ı Kerim’de miraç olayı:

“Biz, bir gece yarısı kulumuz Muhammed’i (bakın kulumuz Muhammed’in ruhu veya kulumuz Muhammed’in astral bedenini demiyor, mental bedenini de demiyor, aurasını da demiyor, kulumuz Muhammed’i! Bütün melekeleri ile) Mescid-i Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya, ulaştıran Allah’ın şanı ne yücedir! O, her şeyi hakkıyla bilir, hakkıyla görür!”

Miracın başlangıcı… Devamında Hz. Cebrail, Mescid-i Aksa’da Peygamberi bekliyordu. Neyle? Burak’la (Burak cennetteki binektir). Yunus Emre Hz. ne diyor Allahuteâla’ya? Tevekkül şiiri bu:

     Kullar senin, sen kulların

     Günahları çok bunların

     Uçma ile sal bunları

     Burak binsinler Çalabım

Ne güzel bir temenni… Bu yan parantez.

Miraç… Peygamber (s.a.v.) Efendimiz; alemleri göre göre, gök kapılarından geçe geçe; cehennemleri de gördü, cennetleri de, Berzah Alemi’ni de, Misal Alemi’ni de gördü ve Allah’ın katına kadar yükseldi. Cenab-ı Hakk’tan hediyelerle -ki namaz bunlardan biridir, geri döndü geldi. Daha evvel, hiçbir peygamberin gitmediği yol açıldı.

Bu yol nedir? Seyr-i sülûk  yoludur. Şimdi, sen nasıl “zikir farz değil” dersin! Allahuteâlâ Kur’ân’da, “Çok namaz kılın” demez, “Çok oruç tutunda” demez, “Çok hacca gidin” de demez. Çokluk kelimesini birçok ibadetlerde kullanmıyor ama zikirde; “Ben’i, çokça zikredin” diyor. “Eder misiniz?” demiyor, “Edin” diyor.

Zikir farzdır ve farz-ı ayndır. Salât-u selam Efendimiz diyor ki; “Bir bedende baş ne ise ibadetlerin başı da zikirdir” diyor açık bir şekilde. Bazılarında zikir olur mu, olmaz mı diye bir sürü münakaşalar olur. Ya kıl namazı, bak işine gibi şeyler…Yahu hüküm kesme! Allah’ın “Yapın” emrini verdiği şeyde, şu veya bu şekilde, ona bahaneler uydurulmaz. Yaparsın yada yapmazsın ama dilinle günah işleme.

İnsansın, iki günah kapısı vardır bunlar; iki dudak arası ve iki bacak arası. Ama iki dudak arası, öbüründen daha tehlikelidir. Onun için, ona sahip olacaksın. Çünkü; bunların hepsi kayda geçiyor, yarın sorusu suali yapılacak.

Peki ne oldu burada? Burada, çok muhteşem bir şey oldu. Alemlerde daha evvel hiç olmayan, bir olay oldu. Allahuteâlâ o ümmeti büyük şereflerle şereflendirdi. Çünkü; peygamberlerin en iyisini onlara gönderdi ve hiçbir peygambere nasip olmayan zikir yoluyla, miracın yolunu açtı. Her dervişte, eninde-sonunda ruhani miraç yapar ve Yaradan’ın huzuruna çıkar.

Bu 2. Seyr-i sülûğun yarısından sonraki “Ulûl Elbab Makamı”na doğru başlar. 1. Seyr-i sülûk nedir? Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmâine, Radiyye, Mârdiyye, Safiyye. %51 nefsin afetlerinden arınır kişi ama daha afetler var. Oradaki veli bile, nefsine el aman der. Yunus Emre Hazretleri bile, 2. Seyr-i sülûğun 4. Makamında. Bugünün velisi, o makamı geçiyor. Niçin? Kıyamete doğru, Allah’ın velilerinin gücü artar. Peki bunun hikmeti nedir?

Misal; bir kardeşimiz veli -mürşit- onun bir potansiyeli var. “Manâ İlmi”nden, “Ledün İlmi”nden vesaire yani; bir sermayesi var diyelim, daha güzel anlaşılsın. Birde artı kendi özellikleri var. Şimdi, bu kişi öldüğünde onun manevi mirası, ona en çok benzeyen birisine geçiyor. Artı, birde o geçen kişinin, kendi güçleri vardı. İşte, bu olay, Kıyamet’e doğru velilerin güçlerini arttırıyor. Yani, bir çığın koptuğu zaman büyüdükçe büyümesi gibi Kıyamet’e doğru işte, bu manevi güçler büyür. Çünkü; fitne çoktur.

Konumuza dönecek olursak; burada daha evvelki peygamberlere nasip  olmayan bir yol, Peygamberimizin miraca çıkmasıyla açılıyor. Peki kime? Niçin diyordu Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Benim ümmetimin, velileri Ben-î İsraîl Peygamberleri mesafesindedir.” Peygamber değildir, asla, yanlış anlaşılmasın.

26 tane peygamber vardır. Şimdi, birçok veliye verilen ilim, daha evvelki peygamberlerde yok. Mesela; Tevrat, İncil, Zebur… Bu, üç tane kitap, dördüncüsü Kur’ân-ı Kerim. Bunlarla sınırlı değil, birde yüz tane suhuf vardır, küçük kitaplar. Bu peygamberlerin hepsi şeriat ilmiyle geldi. Yani, bozuk bir kavme, arızalı bir kavme. Onları din yoluna yani, bir treni rayına koyar gibi, Allah’ın dosdoğru koyduğu yola koyma gayretine girer.

Tasavvuf bunun bir üst derecesidir. Şeriatsız, tarikat asla olmaz. “Şeriattır cümle işin başı, şeriatsız tarikat şeytan işi.”

Kur’ân anayasadır. Asla, onun dışına çıkmamak kaydıyla, tarikatta artılar vardır. Şeriatta, kimse oturup Allah’ı zikretmez. Kılar namazı, tutar orucu, verir zekatı ama tarikat daha incedir. Büker boynunu, Allah’a teslim olur. Yüzlerce defa, Yaradan’ı zikreder ki, Cenab-ı Hak ne diyor; “Nafilelerle kulum, Bana yaklaşır.” Yaklaştıkça ne olur? Sevgi artar.

Sıfat-ı Zatiye, Sıfat-ı Subûtiye, Sıfat-ı Fiiliye; bunlar yavaş yavaş zahir olur.

Sonra “Mengese İlmi”nin kapısına gelirsin, bunları anlatmak bir ay sürer o yüzden özet geçiyoruz.

Derviş “İlmel Yakın Makamı”na gelinceye kadar; bilir, bilmez, yanlış bilir, unutulur vesaire. Ama orda nakş olur.

Ne diyordu Yunus Hazretleri:

     Sana ibret gerek ise

     Gel göresin muhsinleri

     Gel taş isen eriyesin

     Görüp, duyup bunları

Peki, Muhsinler ne? 2.Seyr-i sülûk; “Fenafillah”, “Bekâbillah”, “Züht”, “Muhsinler” dördüncü makam. Bugünün dervişi geçiyor. Muhsinlerden sonra “Ulûl Elbab” geliyor, ruhani miraç yapıyor. Ondan öteye gidilir mi? Allah bilir!

Geriye iki makam kalıyor. “İhlas Makamı”; her yüzyılda sadece, Peygamber soyundan dört kişi gelir. Bunlara “Kutbul Aktap” diyoruz.

Onunda bir üstü, “Bi Hakk-ı Takva”. Bu kişide, her asırda bir tane peygamberin soyundan gelir ve vârisi olur. Bu kişilere de, “Gavsul Azam” diyoruz.

Yol bu… Fakat bir sürü yere çatal var. “İnd-i İlahiye” 21.Sır Makamı’na geliyorsun, sonra yol “Vahdet-i Vücud”a mı? “Vahdet-i Şuhut” ’a mı? Vahdet-i Vücuda ise Muhiddin Arabi Hazretlerine yönelirsin. Vahdet-i Şuhut ise Abdûlkadir Geylani Hazretlerine. Peki, bu yolda tekrar ne var? “İlmel Yakîn”, “Aynel Yakîn”, “Hakkel Yakîn”.

İlmel Yakîn’de kişide aşk yoktur, ilim olarak bilir. Aynel Yakîn hal olur sende. Hâl olmadan, şeytanda da ilim var, o yüzden bir şey fayda etmiyor.

Aynel Yakîn’de hal alıyor, boynu bükülüyor.

Hakkel Yakîn, Allah’a aşık olma noktası.

Oradan, Ulûl Elbab Makamı ve sonra bir bakıyorsun Levh açılıyor. Nerde? Mescid-i Aksa’da Kudüs’te. Sonra bir tayy-i mekan… Bakıyorsun Cenab-ı Hakk’ın yanındasın. Bu Ruhani Miraç, bu olay Resullulah (s.a.v.) Efendimizden evvel, hiçbir peygambere nasip olmamış. Peygamberimize (s.a.v.) ve ümmetine verilen değeri bir düşünelim…

Cenab-ı Hak peygamberimize; “Seni, yaratmış olmasaydım, kâinatı yaratmazdım.” buyuruyor. Onun ümmetine verdiği değere bak ki; biz bu kadar büyük, bu kadar muhteşem değere sırt çevirip, onun düşmanı olan şeytana, onun düşmanı olan nefse uyuyoruz. Aşağılıkların aşağılığı oluyoruz.

Estauzûbillah; “Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik”

   ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ

“Summe redednahu esfele safilin.”

Bir evvelki ayette ise:

Estauzûbillah; Lekad halaknâl insâne fî ahseni takvîm.

“Ant olsun ki, insanı en iyi biçimde yarattık, aklı selim yarattık, suretini güzel yarattık, yeryüzüne halife olarak yarattık ve ruhumuzdan üfledik.”

İnsanı bu kadar muhteşem yaratıyor. İnsan niçin muhteşemdir?

Allahuteâlâ’dan bir nebze var, onun ruhundan bir nebze var.

Allahuteâlâ, sana elçi yolluyor, peygamberler elçidir. Diyor ki:

“Ey kullarım, sizin için güzel cennetler yarattım, güzel mülkler yarattım, ölümsüz bir hayat yarattım. Orada, ibadet yok, ölüm yok, hastalık yok. Böyle güzellikler yarattım ve size bir de elçi yolluyorum. En sevdiğimi yolluyorum. Buna tabi ol, iman et! Ve benim rahmetime gel!” Bu nankör insan napıyor? Hadi yav! Vesaire. Üç günlük dünya… Yunus Emre Hazretlerine diyor:

       Geldi geçti ömrüm benim

       Şok yel esip geçti gibi

       Hele bana öyle geldi

       Sol göz yumup açmış gibi.

Bütün hayrlar Allah’ın katındayken, bütün şerler nefsin taşıyacağı yerdeyken, bu kadar doğruyla yanlışı ayıramayacak kadar, basiretsiz misin? Ki Allahuteâlâ’nın, hangi nimetine şükretmeye gücümüz yeter? Sırtım kaşınıyor, parmağımı uzatıyorum tam orayı kaşıyorum. Gözümü var bu parmağın? Nefes alıyorum, 32 derece olarak. Yazı da aynı, kışı da… Böyle bir klima var mı yeryüzünde? Görüyor muyuz bu nimetleri? Hayır! Şaşı olmuşuz, kör olmuşuz. Allahuteâla’nın şükrünü asla edâ edemeyiz.

“Kardeş hakkını helal et!”  Peki bir gün boynumuzu büküp dedik mi; “Yarabbi, hakkını helal et! Yarabbi senin hakkın çok…” dedik mi? Demedik! Dememiz lazım! Niçin diyemiyoruz? Nefsin hoşuna gitmiyor. O nefsin başını kesmedikçe, kâmil iman sahibi olamayız. İmam-ı Rabbani diyor ki; “İnsan, öz kardeşini öldürmedikçe, kâmil iman sahibi olamaz” diyor.

Peygamberimizin hadisine bakıyoruz; “Her insan, doğmasıyla beraber, birde şeytanın çocuğu doğar.” Artık o onun üvey kardeşi gibi ve ömür boyu takılır peşine. Yani, onu öldürmedikçe, İmam-ı Rabbani’nin dediği  bu yani… Tutupta  öz kardeşinin katili olacak değil. Hep bunların farkında olmamız lazım. Gafletle geçerse ömür, ötelerde yolumuz çok büyük yokuşlara sarar. Çünkü; Cenab-ı Hakk ayetinde; “Dünyada siz Ben’i nasıl unuttuysanız, Ben’de sizi şimdi cehennemde unuturum!” Allah için birbirlerini sevenler dâhi kurtuluyor. Hadis-i şerifte; “Allah için birbirlerini sevenler ayrılsın.”

Guruplar ayrılır ve der ki Cenab-ı Hak; “Ben’im için birbirinizi sevdiniz. İşte hesap kitap yok… İşte gidin cennetlere…” Allahuteâlâ bu kadar cömert. Bu kadar cömert bir Rabbimiz var, bu kadar iyi bir Rabbimiz var. Buna hâlâ itaat etmiyorsak, hâlâ teslim olmuyorsak, hâlâ gece- gündüz şükür etmiyorsak, gerçekten biz her şeye layığız!

Ya, bir sinirli Allah’ımız olsaydı? Duman ederdi alemi. Bu kadar muhteşem bir Allah. Hadis-i şerifte; (Daha evvelde anlattım bunu, tekrarlamada yarar var, yer etsin gönüllere) “Mahkeme-i Kübra’da Allah’ın huzuruna adam geliyor. 85 yaşında bir sürü büyük günah…

Allah diyor ki; “Kulum, bunları sen mi işledin?”

“Hayır” diyor, “Ben işlemedim.”

Allah bilmez mi onun işlediğini? Ama inkar ediyor adam. Bir daha  soruyor; “Sen işlemedin mi?”

“Ben işlemedim.”

“Sen işlemedin mi?”

“Ben işlemedim.”

“İyi o zaman, gir cennete” diyor Cenab-ı Hak.

Melekler; “Yarabbi, biz yazdık, çizdik bu işledi.” Allah ne diyor biliyor musun?

“Meleklerim, Ben bilmiyor muyum! Saçı sakalı ağarmış. Sen, yalan söylüyorsun demedim, yüzüm tutmadı” diyor. Böyle bir Allah’ımız var. Elhamdülillah…

#Ehlibeytnuru #yaratılış #ademilehavva #hz.Adem #kainathangigünyaratıldı #hangigünneyaratıldı #ego #benlik #Sıfat-ıZatiye #Sıfat-ıSubûtiye #Sıfat-ıFiiliye #Fenafillah #Bekâbillah #Züht #Muhsinler #nefsmakamları #hücre #Nefs-iemmare #Nefs-iLevvame #Nefs-iMülhime #Nefs-iMutmainne #Nefs-iRadiye#vahiy #VahdediVücut #VahdediŞuhut #İlmelYakin #AynelYakin #HakkelYakinMakamı #dna #Ledunİlmi #Mengeseİlmi #dervis #nefsmertebeleri #nefismertebeleri #nefismakamları #seyrisuluk #tarikat #1.seyrisuluk #2.seyrisuluk #dua #gunlukrızıkduası #rızık #darlık #geçimsıkıntısı #tasavvuf #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız