CENNETİN SERMAYESİ VE NİMETİN SERMAYESİ – NİYET NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR?

0
321

CENNETİN SERMAYESİ VE NİMETİN SERMAYESİ

Ya Allahuteâlâ bize daha ne yapsın? Cennet’in sermayesini de elimize vermiş, nimetin sermayesini de elimize vermiş, ikisi de bizde. Adam gibi bu ikisine de sarılsak, adam gibi de bu dünyada yaşar gideriz. Cennetin de, nimetinde sermayesi kulun eline verilmiş. Biri kelime-i tevhit, biri de şükür; “La ilahe illallah, Elhamdüllilahi Rabbil alemin.”

Alimler; gerçek alimler, veliler yani Allah dostları.

Ne diyor hadis-i şerifte; “Talebe, hocasına gitmek için yola çıktığı an her adımında bir derece yükselir. Bir günah dökülür.” Ne kadar uzak diyarlara gidersen… Kazandığın üfff!…  Ağa olup gidiyorsun. Bir kaza, bela oldu yolda; “O, şehittir ilim meclisine gidiyordu” diyor. Hükmü şehit değil direk şehit oluyor. “Mahkeme-i Kübra’da hesap kitap görmez. Miskten tahtlar üzerinde oturtulur. Ona sorgu, sual olmaz” diyor.

Bütün alemlerde ilim görüyorsun. Öyle bir ilimle inşâ edilmiş ki; hayret edip hayran kalıyorsun. Biyolojiye gir; “Eh be kardeşim, bu ne hesap Yarabbi” dersin. İnsan vücuduna gir, öyle. Ağacın kök kısmına doğru bir bakteri yaratmış Allahuteâlâ, o bakteri olmasa hiçbir ağaç ikinci sene yaşayamayacak. O, ağacı kemirdiğinde herhangi zararlı bir bakteriyi yok ediyor. Bak! Ağacın etrafına bekçiler koymuş Allahuteâlâ. Ama biz bugün o bekçileri yanlış alanda kullandık. Allah’ın işine müdahale ettik. O bakteriyi aldık. Domatese, bilmem nereye aşıladık. Zararlı zarar veremesin diye meyveye aşıladık. Ama o bakterinin yeri ora değil. Halbuki o ağacın dibinde bekçi sadece. İnsanlar birçok araştırmada hataya, delalete düştüler. Ve bu dalaletinde hatanın da cezasını yine kendisi çekti. Ve çekmekte. İşte ilim, hilim bilmektir. Hilim, kendin bilmektir. Ha kendini biliyor musun? “Kim ki nefsini bildi, Rabbini bilir. Kim ki nefsini bilmedi zaten Rabbini bilmez.” Bu hadistir. İlim, hilimle birleştiği vakit kıvama erer. O ilmin olduğu yerde, melekler saf tutar Arş’a kadar ve o cemiyetlere Allah’ın rahmeti sel gibi akar gider. “Ve o cemiyetteki kişiler ayağa kalktığı zaman, günah defteri bembeyazdır. Günahlarının hepsi helak olmuştur” diyor hadis-i şerifte. Niçin? Gaye neydi Allah rızası. Yaradan’ı zikretmek. Yaradan’ın ilminden yararlanmak.

  NİYET NEDEN ÇOK ÖNEMLİDİR?

İşte hadisteki; “Niyet, amelden üstündür.” Burada tezahür ediyor. Evvela niyetle başlıyor her şey. Niyet hayırsa akıbet, hayır oluyor. Niyet şer ise akıbet, şer oluyor. Evvela niyet. Namaza bile durduğumuzda, “Vaktin farzına” diyoruz. Niyet evvela. Niyet olmazsa namaz olmuyor. Oruca kalkıyorsun. Niçin? Niyetin oruç tutmak. Her şeyde ilk adım niyet. Bir ev yaptırsan ilk olarak niyet ediyorsun. Niyet nedir? Bir şeye karar vermek. Namaz kılmaya karar vermek namazın niyeti. Oruç tutmaya karar vermek, orucun niyeti. Ev yapmaya karar vermek, ev yapmanın niyeti. Yani her şeyin ilk adımı niyet. Evlenmeye kalkıyorsun, düşünüyorsun, taşınıyorsun, evlenmeye niyet. Seferi olarak yola çıkıyorsun, bu niyet. Söylense de söylenmese de niyet. Niçin? Düşünce neydi? O eylemi yapmak. Hayırda ve şerde. Hayırda niyet, yapılmış gibi ecir alıyor. Şerde niyet, şer işlenmezse yazılmıyor.

Mahkeme-i Kübra’da birtakım kişiler gelir. Derler ki:

“Ya Rabbi, bu defterler bize yanlış verildi. Bunlar bizim değil.”

“Neden?” der Cenab-ı Hakk.

“Valla biz dünyada fakirdik, bu defterlerde camii yaptırmışız, su akıtmışız, bin tane fakir giydirmişiz, doyurmuşuz, biz kendimizi doyuramazdık. Bu defter bizim değil. Yanlış.” Allahuteâlâ o zaman der ki:

“Kulum sen felan yaşta, felan yere giderken, felan yerde, felan kişi hali vakti yerinde güzel bir camii yaptırıyor muydu? Onu görmüş müydün?” “Yaptırıyordu, gördüm.”

“O zaman ne düşündün?”

“Valla Allah bize de verse de bundan daha iyisini yaptırsam.”

“Samimi olarak bunu düşün mü?”

“Evet.”

“Ha işte yaptırmış gibi ecir aldın. Bu defterler size yanlış verilmedi” diyor.

Bütün Veliler niyet hayırsa akıbet hayır olur diyor ya, niyet hayır ise samimi isen Allah’ı üç kağıta getirmek gibi bir niyetin yoksa ki müminde bu asla olmaz. Aynı o eylemi yapmış gibi ecir alıyorsun. Ama bir kötülük düşündün. Şuna, şunu yapacağım dedin. Karar verdin. Son anda vazgeçtin. İşine gelmedi herhangi bir sebepten. Ona da suç olarak yazılmıyor. Şer niyetinde, eylem gerçekleşmedikçe vebal sahibi olmuyorsun. Hayır niyetinde olay gerçekleşmese de ecrini alıyorsun. Allah’ın cömertliğine bak, lütfuna bak!  Allah bize daha ne yapsın kardeşim.

Şimşek gürültüsü ile yağan yağmurda şimşek, üre üretir yağmurun içinde. Bitkinin gıdası ile iniyor yağmur. Kırbacı sallayınca imal ediliyor.

Hep öyle mümin, müminin aynası gibi. Hele tarikat, zikir bağı olursa… Biliyorsun Allahuteâlâ zikir eden kullarına; “Seçkin kullarım” diyor onları ayırıyor. “Onlar Kabe gibidir hepsi. İmanın kemale ermesi odur. “Adama deli diyecekler ki iman kemale ersin” diyor Hz. Ali Efendimiz.

Şimdi bir valinin bile evine girsek el pençe divan duruyoruz önümüzü ilikliyoruz felan filan… Dergahlar Allah’ın evi mesafesinde, dergaha giren Allah’a misafirdir. Camiye giren Allah’a misafirdir. Orda yüceler yücesinin huzurunda olduğumuzun bilincinde olmamız lazım. İşte bazı şeylerden bazı şeyler zuhur eder. Her şey bir başka şeye alt yapıdır. Mümin için hiçbir iptilâ devamlı kalıcı değildir. Asla. Buna izin vermez Cenab-ı Hakk. Bütün iptilalar bir dönem içindir Mümin için. Rab’dır ya, terbiye edendir.

Dersten sonra rüyaları alalım. Kural öyledir aslında… İşte model eskidikçe… Allahuteâlâ diyor ya; “Hayatın en zor dönemi olan yaşlılık”. Bunlarda Allah’ın selamı…  Hz. Ali ile Hz. Ebu Bekir’de (r.a.) Hz. Ali Efendilerimiz, bir gün başına iptila gelmeyince; “Ali kulunu unuttun ya Rabbi” derdi. Çünkü; hadis-i şerifte Peygamberimiz öyle buyuruyor; “Dünya üzerindeki Müminin üzerine düşen küçücük bir üzüntü gam dahil cehennem azaplarından bir azaptır. Benim ümmetimin cezası Dünyadadır cehennemde değil.” Bu ümmetin cezası Dünyada. Dizi, başı ağrıyacak, parasız kalcak, bilmem ne olcak, komşusu dedikodu edecek, karısı huysuz çıkacak, bilmem ne olacak, evlat asi gelecek… Bunlar bu ümmetin cehennemi.

Bismillahirrahmanirrahim” diyerek bir şey içiyor Seyyid Ali Efendi.

“Zemzem mi içiyorsun?” diye soruyor Ağabeyi.

“Evet” diyor Seyyid Ali Efendi ve sohbete devam ediyor.

Münafık bunu doyasıya içemiyor. Hiçbir münafığın boğazından bu doyasıya geçmiyor. Hadis var bunun hakkında. “Elhamdülillah münafık değilmişim. Ya Allah, Ya Hakk, Ya Rabbi…”

#cennet #niyet #kader#münafık #zikir #dinisohbet

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız