Bu Beden Dünya Sezonu İçin – İkinci Yaratılış – Riyası Olmayan İbadetler – Nasıl Seyr-i Sülukte Hızlı İlerlenir? – Tebliğ Her Müminin Görevidir

0
188

Yunus’a has değil. Ondan içeri, bir o var… Ancak, senden içeri sene ulaştığın an, o gönül ve kalp Allahuteâlâ’ya giden, yani; O’nun rahmetine giden, O’nun hikmetine, himmetine giden, yani, bütün güzelliklerine giden yolun başı sana açılır; yol zordur, yol kolay değildir. Yol uzundur ama yol rahmettir; yol, zahmet değil! Ondan sonra, bu yolda zevkle yürünür.

Biz mesela; her şeyi şu göğsümüzün altındaki yumruk kadar et parçasında ararsak ve ona sığdırmaya kalkarsak, bu mümkün değil. Allahuteâlâ onu bildiği için, emaneti verdiği tek varlıktır insan. Ona, kendi ruhundan ruh üfledi ve onda çok müteharrik, çok muhteşem, çok muazzam bir gönül alemi var, kalp alemi var. Bu sana ait, yani senin ki sana ait, onun ki ona ait, herkesin ki kendisine ait. İşte bu zaten kemalat kazanmak, seyr-i süluk yapmak, nefis tezkiyesi yapmak, bu bütün gaye buraya ulaşmak, o kapıya ulaşmak. Biz hep o kapıyı çalıyoruz. Bu kapı aralandı mı bütün güzellikler sana aralanır. Artık sen ağasın.

Hani, Mevlana diyor ya; “Çık” diyor şu şeyden yani ölümü, ölüm anını anlatırken, “Gel muştusu ulaştı cana” diye başlıyor, “Çıkalım göğe de, orada ağa olalım” diyor. Yani, ağa olmanın yolu, onun için, Allah razı olsun, her şeyi insanın şu geçici yaratılan yani nasıl bir sezonda bir ot, bir sezonda bir gül, bir sezonda meyve gelir geçerse, bu bedende bir sezonda geçmek için yaratılmıştır.

Dünya sezonu ama Cenab-ı Hakk bunun içinde bir sır saklamıştır mercimek tanesi kadardır. Onunla da seni ebedi alemde bu bedenin yerine yaratacak yani; senin tohumun, onun tohumu, nasıl bir susamı toprağa atınca bu kadar oluyorsa, bizim bedende mahşerden sonra o ne olacak? O büyüyecek, ondan büyüyeceğiz, bizi Allah’ın yarattığı sperm hücresi ne kadardır biliyor musunuz? Bir toplu iğnenin başının on binde biri kadardır, bir iğnenin başını düşün, onun on binde biri kadar!… Allah, seni beni ondan yaratmış. Sezonluk beden bu, dünya sezonu için yani nasıl bir meyve bir yaz gelip geçiyor veya bir gül, bir çiçek bu da bir ömür için. Dünya kısacık bir dünya ömrü için yani, sezonluk yaratılmış bu ama doğruları yanlışları bununla yapacaksın yani; kârı, zararı bununla ne yapacaksın, bununla kazanacaksın veya bununla kaybedeceksin! Onun için, bunun içinde bir cevher saklamış. Yani, dünyaya yağdırıyor Cenab-ı Hak, erkek menisi gibi bir yağmur yağar üzerine, o toprak altında patlıyor, ondan sonra kırk arşın olarak büyüyorsun.

İkinci yaratılış, ikinci ana topraktır.

Onun için, “Ettehiyyatü lillahi vessalavatü vettayyibat …”

Bak, “tayyibat”, tayyibat toprakta, tayyibatı açtığın vakit altı yıl sürer anlatılması. Tayyibat bir ağaç, on senede on ton meyve verir, dibinden bir gram eksilmez. Nedir bunun sırrı? Tayyibat buna ekşi verir, ona tatlı verir, ona acı verir, ona şunu verir, buna kırmızı verir, ona mavi verir, nedir bunun sırrı? Tayyibat nasıl anlatacağım, anlatmakla biter mi? Ha işte, bu tayyibat, bizi anadan daha şefkatli bir şekilde, kırk arşın olarak ayaklarının altından köklenir, büyüyeceğiz kırk arşın. Ondan sonra, otuz altı metre mi otuz dört metre mi ne yapıyor! Öyle yaratılacağız!…  Kaç yaşında otuz üç yaşında, kadınlar kaç yaşında? On sekiz yaşında. Peygamberimize bir yaşlı kadın geldi:

“Ya Resullulah, ben cennete girecek miyim?” dedi, “Hayır hiçbir yaşlı cennete giremez.” dedi Peygamberimiz. Kadın başladı ağlamaya:

“Yahu niye ağlıyon? Yaşlı olarak girmeyeceksin, on sekiz yaşında olarak gireceksin.” dedi. Tayyibattan tekrar yaratacak. O uzun bir yol tabii Mahkeme-i Kübra, cennet cehennem, sorgu sual vesaire… Şimdi, zikrin riyası pek olmaz. Neden biliyor musun? Orucunda riyası olmaz, zikrin de pek riyası olmaz. Zikir, en az riya karışan ibadetlerdendir.  Çünkü; bir kere sen Ayvalık’tan kalkıp buraya gelme mecburiyetinde değilsin. Sende bu aşk, sevgi olmasa buraya gelmezsin de, gider bir gazinoya oturursun veya gider başka bir iş yaparsın. Demek ki, samimiyet var ki geliniyor. Eee geldik, burada bizi gören Allah’tan başka kimse yok. Burada adama cezbe gelir, bağırır, çağırır. Bunda riya yok ki, gören yok ki, kimin için yapıyor. Riya değil ki bu, bu bir gerçek! Bir takım işte içtihati göze alarak bir yere gidiyorsa, orda pek riya söz konusu olmaz.

Tabii ki kalpten yapmak! Başta kalpten yapılmaz. Baştan, zikirde kalpten yapılmaz. Baştan, Nefs-i Emmare azgındır yani, zor gelir. Vird çekmek zor gelir ama onu çeke çeke artık kalp ve gönül hangi kalp! Ruhun kalbi zaten bunla uğraşıyor ve bu kalbi yavaş yavaş yola getirmeye başlıyor. Bu kalp yola geldiği zaman ki, Mutmain’i geçmen gerekiyor, Raziye, Mardiye’de zaten “iman” yazılır içine, bu o fitne şeyini de kapatır. İşte o zaman, birleşme hasıl olmaya başlar. İkisinin arasında rabıta kurulur. Artık, onu Allah’tan gayrı ki, Allah’ın öyle bir adeti yok. “Adetullah” diyoruz. Kimse onu bozamaz bak, kabil değil, ne nefsin gücü yeter, ne şeytanın gücü yeter, hiç kimsenin gücü yetmez. Hiç kimsenin gücü yetmez!…

Şimdi mutlaka, yani ihlas çok önemli çok değerli bir şeydir. Yani samimiyet ve ihlas yani gösteriş için değil, gösteriş için yapıldığı zaman kişi zaten ecir kazanacağı yerde münafık olur. Tam tersi olur yani münafık olur. Allahuteâlâ münafıklara da bu tür yolları mutlaka çok uzun sürmeden önünü kapatır çünkü; biz güdülenleriz, Allahuteâlâ bizim her halimizi görüyor ve bize şah damarımızdan daha yakın. Öyleyse, bir insanın gayesi gerçekten samimi değilse, Cenab-ı Hak çabuk onu koparıyor o cemiyetten, öyle veya böyle bir sebep halk ediyor koparıyor, uzaklaştırıyor. Yani, Allah samimi olmayanı barındırmıyor zaten bu tür toplumlarda. Ben nelerini gördüm kaç senedir, kırk senedir. Allah, samimi değilse muhakkak bir sebeple onu uzaklaştırıyor. Mutlaka samimiyet yani hurufuna, sıtk-ı sadakatla bunlar değerli şeyler ama baştan, kişi bu vasıfları da kazanamaz yani belirli bir süre onu kazanmaması, ona kayıpta anlamına gelmiyor, kazanacak, yani o aday, mutlaka o imtihanı verecek, o ehliyeti alacak, yani daha sonra.

Bir de mesela; tamamen art niyetle gelenlerde olur nadirde olsa! Tarikatlara gelene “Niçin geldin?” gidene; “Niçin gidiyon?” denilmez. Canı isteyen gelir, canı isteyen gider. Yani, bir yaptırım gücü, tepeden inme şu veya bu yoktur yani çünkü; bu Allah rızası içindir. Samimiyet ihlasla düze indi mi bunlar değerli şeyler, bunlar olursa yol kısalır. Çabuk gidersin hedefe, çabuk ulaşırsın. Allah’ın rızasına çabuk ulaşırsın, yani getirisi çok olur ama kişinin kalbi çatallanıyorsa zaman zaman yol uzar. Yani; çelme takılır oradan atılmaz, niyeti kötü değil acabaların içinde! Acabalar da yine nefis ve şeytanın tuzaklarıdır. Bugün Peygamber (s.a.v.) Efendimiz miraca çıkıp döndüğü zaman:

“İşte, ben miraca çıktım akşam” dedi. Ebucehil ve o tür Kureyş kafirleri Ebubekir’e gittiler.

“Ya Ebubekir’i gördün mü? Senin Muhammed (s.av.) kalkıyor ben göklere çıktım, Allah’la konuştum” diyor. Yani Peygamberimizi (s.a.v.) gözden düşürecek! Ebubekir Sıddık ne dedi? Ebucehil’e dedi ki:

“Bunu Muhammed (s.av.)’den mi duydunuz?”

“Evet, O’ndan duydum” dedi.

“Öyleyse, kesin doğrudur” dedi.

Şu hale bi bak, tek şüphe etmedi bak! O zamanın insanı, ben göklere çıktım, uçak yok, şu yok, bu yok o dönemde yedi kat semavatı geçtim, Allah’la konuştum ve döndüm. Bu devirin insanını, nasıl inandıracaksın? Miraç olayını anlatıyor. Yani o gırgır etmek için Ebubekir’e gitti; “Bunu Muhammed (s.a.v.)’den mi duydun?”

“Evet”

“Öyleyse, kesin doğrudur” dedi.

Bak sadakata bak! Sıddık olmak kolay mı? Tabi onlar kendileri bozuldu. Böyle bir şey beklemiyorlardı. Yani, o da onlara katılacaktı onlara göre. Yani, bugün sadakat, ihlas çok önemlidir. Şimdi, bugün içinde Ebu Cehil’in soyu da vardır, Ebubekir’in soyu da vardır. Ebucehil ömür boyu Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizle uğraştı ki, akrabasıyken ya! En sonunda Allah ne yaptı?

Tebbet yeda ebi lehebiv ve tebb.” Bak, “elleri kurusun” dedi ve kurudu hemen.  Alıyor sahabi bir çocuk geliyor Peygamberimize (s.a.v.)’a, “Hadi, peygambersen buna itiraf ettir bakalım!”

Peygamberimiz yapamayacak sanıyor. Peygamberlerin mucizeleri var, yani onu mars edecek, yani aklınca kendi kafasına göre rezil edecek, üç aylık bebeği almış geliyor, “Hadi buyur!” diyor.

Bir sürü millet içinde Peygamberimiz (s.a.v.) mahcup edecek. Diyor Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

“Ya bebek, ben kimim?”,

La İlahe İllallah Muhammeden Rasullulah!”.

“Üff be, çok kuvvetli bir sihirbaz bu” diyor. Gene, iman etmiyor arkadaş ya! Gene, iman etmiyor. Ya Peygamberimizin (s.a.v.) yakın akrabası ya, yani -ki el değil ki, bir kere geceden kalkıp, sabah namazında geçeceği yerlere diken serpmiş ki Peygamberimizin (s.a.v.) ayaklarının altına batsın diye!  Amcası ya! Yani, böyle bir kin, böyle bir nefret nasıl oluyor? Oluyor işte! Kafirlik bu! Bugünkü kafirlerde, aynı kini, aynı nefreti bizim için duyar. Sakın sanmayın başka bir şey duyar. Eğer, ağız yapıyorsa takiyedir. Yani; onlar, Müslüman’a yakıştırır takiyeyi ama esas takiyeyi onlar yapar.

Onun için, Allah razı olsun, samimiyet, ihlas tabii ki her şeyin başıdır. İnsan, davasında samimi olacak, Allah’ın yolunda samimi olacak. Davul önünde oynayıp, kürsü dibinde ağlamayacak! O zaman münafık olur insan. Hangi grubun adamıysan, grubunda olacaksın. Güvercinle, karga bir arada uçmaz kardeşim. Güvercinler güvercinlerle, kargalar kargalarla uçar. Onun için, biz karga değiliz, yerimizi bileceğiz, davamızı bileceğiz. Davamız, Allah’ın davası! Allahuteâlâ bize emrediyor ayet-i kerimede:

“Bu dini yayın, yaşayın, yaşatın. İnsanlık nizamına perçinleyin.”

Minel müminine”, “her mümin görevli” diyor, her mümin bu konuda görevli!

“Bu dini yayarken, yaşarken, yaşatırken, insanlığın nizamına perçinlerken, canınızdan, malınızdan, çoluğunuzdan, çocuğunuzdan, ne kaybederseniz kaybedin! Sizin müşteriniz, Allah’tır” diyor. Kaybedeceğiniz hiçbir şey yok! Ayağınızın altında cehennem ateşleri kaynasa, tepenizden cehennem ateşi dökülse, kaybedeceğiniz hiçbir şey yok! “Müşteriniz Ben’im” diyor Allahuteâlâ.

“Sizin bu kaybettikleriniz karşılığında, size cenneti veririm! Satın alırım” diyor. Öyleyse, Müslüman ne kaybeder kardeşim ya! Müslüman davasından bir milim şaşmayacak. Müşterim Allah, benim ben ne kaybedeceğim? Ama tebliğ her müminin görevidir. Birçok ümmetleri helâk ederken birilerini ayırdı Allahuteâlâ:

“Onlar tebliğ ettiler, ya Cibril onları ayır” dedi.

“Onlar tebliğ ettiler” tebliğ bu kadar önemli bir olay, böyle olmasa bu ayette böyle tembihlemez bizi Cenab-ı Hakk, “Bu dini yayın, yaşayın, yaşatın, insanlık nizamına perçinleyin, korkmayın ya sizin müşteriniz Ben’im” diyor. “Ne kaybedersen et, onu ben satın alırım” diyor Cenab-ı Hakk.

 “Bu senin kaybettiğin şeyi, ben satın alırım, sana cenneti veririm karşılığında, senin müşterin benim, ne kaybedeceksin sen” diyor. Davan Allah’a ait, Allah’a ait davada, asla kayıp yoktur, hep kazanç vardır. Bunu, böyle bileceğiz.

#Allah #seyrisüluk #seyr-usuluk #Allahrızası #Allaınrızasınaulasma #tebliğ #teblig #dinisohbet #zikir #zikr #beden #alemler #kıyamet #boyutlar #fizikbeden #dünyabedeni #dunyabedeni #Hz.Ebubekir #7katsema #7katsemavat

 

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız