BERAT NEDİR VE EZAN SAATİ CENNETTE NELER OLUR?

0
265

    BERAT NEDİR VE EZAN SAATİ CENNETTE NELER OLUR?

   Berat, Arapça bir kelimedir, berat; savrulan, saçılan anlamına gelir. Peki savrulan, saçılan ne anlama gelir? Yılda en kapsamlı, Allahuteâlâ’nın Rahmeti’nin savrulup saçıldığı gece, bu gecedir. Peki ne saçılıyor? Cenabı-ı Hakk’ın Rahmeti.

   Bu gece öyle bir gece ki; hiçbir kelime, hiçbir ifade şekli bu geceyi ifade edemez! Allahuteâlâ’nın yüce kelamı, bu gece Allahuteâlâ’nın izniyle Dünya’nın semasına indi ve Kadir Gecesi’nde yeryüzüne inmeye başladı. Kur’ân’ın düsturu, Allahuteâlâ bu gece vaad etti. Berat savruldu, saçıldı Allahuteâlâ’nın Rahmeti bu gece savrulurdu saçıldı… Bütün melekler iner yeryüzüne bu gece, o, insanlara “Yazıklar olsun” ki defalarca “Yazıklar olsun ki, Sohbet-i Canan’dan uzak kalanlara…”

   Sohbet-i Canan Allahuteâla’nın hoşnut olacağı sohbet, ibadettir, aynı nafile namaz kılmak gibi, aynı nafile oruç tutmak gibi, nafile hacca gitmek gibi ibadettir.

   Berat’ın kendine özgü ibadet şekli yoktur. Bu gecenin kendine özgü bir ibadeti yoktur! Birçok gecelerin yoktur kendine özgü, bir şekil, şemali, olsaydı, onun farkı olması gerekirdi. 

   Nafile ibadetlerin şekli, şemali, şu veya bu şeklinde bir ifade şekli yok! Şurada bir yatsı namazı kılacağız, yirmi bin kat olarak yazılır, bu da tam elli yılın ibadeti Kur’ân okursun, okursun her harf yirmi bin harf olarak yazılır. Elif, lam, mim… Elif ayrı, lam ayrı. Ayrı, ayrı, her birine yirmi bin harf.

   Bakın, “Berat” neydi? Allah’ın Rahmeti’nin savrulduğu saçıldığı geceydi.

  Cenab-ı Hakk’ın Rahmeti, öyle tezahür etmiş ki, her amel, yirmi bin kat olarak yazılır. Bir namaz; yirmi bin namaz, bir oruç; elli bin oruç. Bugün oruçlu olanlar, 50 yıl oruç tutmuş gibi kayda geçti.

   Nafile namaz kılarsın, bu geceyi değerlendirmiş olursun, oturur Sohbet-i Canan yaparsın yani, Allahuteâlâ’nın hoşnut olacağı bir sohbet.

   “Din, nasihattir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.).

   Peygamber Efendimiz Ashabını sohbetle yetiştirdi; dini sohbet çok önemlidir. Büyük dergâhlarda görürsünüz, zikir halinde, adam kalkar gider abdest alır, gelir ama sohbet başladığı zaman; yanındaki başını kaşısa rahatsız olurlar, işaret eder “Çık dışarı!” diye. Bu kadar ehemmiyeti olan bir olaydır.

   Allahuteâlâ’nın Rahmeti, bütün alemleri öyle kuşatmıştır ki; biz bunun farkına varamayız. Bakın bir kuraklık yaşıyoruz, bize bulutlar mı merhametsizlik ediyor? Öyle mi sanıyorsun? Veya yağmur, buluttan döküldüğü zaman, bulut mu Rahmet etti?  Yağmuru getirdi, indirdi tepemize! Şurada, armut ağacı var, armut ağacı bana şefkat etti de mi meyve verdi? Falan tarlaya mısır ekliyoruz, tarla mı bana himmet etti? Hayır! Bunların hepsinin, dizaynını idare eden bir varlık var, kimdir? Cenab-ı Hak’tır. Çünkü; bir elmanın sapından tutup suya batırdığın zaman, nasıl her tarafı su oluyorsa, Cenab-ı Hakk’ın rahmeti merhameti, nimeti, her şeyi bütün alemleri kuşatmıştır.

   Sanma ki efendim, “Ben gayret ettim, ben kafamı çalıştırdım, şöyle ettim, böyle ettim de böyle oldu”. Bunların hepsi boş laflar, Allah diler olur, dilemez olmaz. Ne akan dere, merhamet eder, ne bulut ne ağaç… Merhametin yegane sahibi, bunları bir sisteme bağlamıştır ve bunları, insanın hizmetine sunmuştur. Her şey insan için… Yani; Dünya’da üzerindeki, her şeyde insan için, insana hizmet için yaratıldı.

   Bu gece, bir yılın, yani; önümüzdeki bir yılın her şeyi takdir edilir. Zengin mi olcan, fakir mi olcan, hasta mı olcan, ölecek mi, doğacak mı yanacak mı, zelzele mi olcak, yani; ne olacaksa bir yılın muhasebesi yapılır ve bu gece Cenab-ı Hak; görevli melekler teslim eder. Allahuteâlâ ezelde her şeyi taktir etti “Kalu Belada”. Ama her yılın programını görevli meleklere verir; tahakkuk safhasına girer. Bu gece öyle bir gece. İbadetlerin padişahı zikirdir.

   “Fesehbih bihamdi rabbike vestağfir hu”, Habibi’ne sesleniyor,

   “Ya Habib’im; Ben’i hamd et, Ben’i tesbih et, istiğfar et, Bana şükret” diyor. “Et” diyor. Yani edebilir misin? degil. Emir var, emir olan ne olur? Farz olur ve emredilen yerine getirilir. Bırak emri, askere gidersin komutan çağırır “Git, şu suyu doldur, gel der” doldurmam mı diyeceksin? Diyemezsin! Kayıtsız-şartsız onu yerine getireceksin. Çünkü; emirdir.

   “Eder misin?” demiyor “Et!” diyor et, emir var! Cenab-ı Hak; “Ya Habibim!” diye bunu Peygamberimize söylüyor; “Beni zikret, Bana hamd et, Bana istiğfar et” dolayısıyla bize söylüyor. Bugün, duaların çok nadir kabul olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Allah’a dua edersin, olmaz, bi daha edersin yine olmaz, böyle gelir geçer… Şüpheye düşersin! Şeytan ve nefis boş durmaz! Allah, bu kadar duyarsız mı gibi düşüncelere saplanırsın ki; bu çok yanlış bi şey.

   Şimdi Cenab-ı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)  ashabına diyor ki:

   “Ey ashabım, öyle bir gün gelir ki, Emri bi maruf terk edilir.”

   “Bu da mı olur, ya Resullulah?”

   “Evet, o da olur. O zaman, insanlar dilde dost, kalplerde, düşman olur, sıla-i rahim kesilir. Allahuteâlâ, o topluma lanet eder; o toplumların, gerçeğe gözünü kör eder, kulağını sağır eder ve aralarında ki iyilerin duasını da kabul etmez” buyurmuştur.

   Neden? Dünyayı gözden çıkardı? Neden?  Kıyamet’in geri sayımına başladı! O günleri yaşıyoruz ama bu ayrı konu; böyle gecelerde Allah’ın Rahmeti, çok coşmuştur, böyle gecelerde, dua edeceğiz. Peki, o zaman ne yapacağız? İstiğfar edeceğiz.

   Allahuteâlâ diyor ki:

   “İstiğfar edin; azınızı çoğaltayım. İstiğfar edin; nimetinizin bereketini artırayım. İstiğfar edin, sizi zengin edeyim. İstiğfar edin; malınızı, mülkünüzü ziyadeleştireyim. İstiğfar edin; tarlanızı, tapanınızı cennete çevireyim” demek ki; bu tür asrı zulüm olan asırlarda, en çok sarılmamız gerekli olan istiğfardır.

   Samimi olarak “Estağfirullah el azim” en güzel duadır.

   Halife Ömer zamanında, bir kuraklık oldu. Dediler ki:

   “Ya Emir’ül müminin, yağmur duasına çıkalım.”

   “Ee çıkalım!” dedi. Herkes açtı elini, Halife Ömer, Allah’a bağıra, bağıra:

   “Estağfurullah el azim, Estağfirullah el azim, Estağfirullah el azim” diyordu.

   “Ya Ömer, ne yapıyorsun sen?” dediler.

   “Biz yağmur duasına geldik!”

   “İyi ya, ben de yağmur duası yapıyorum!”

   “Burası yağmur duası yeridir, biz yağmur duası istiyoruz. Allah’a, sen istiğfar ediyorsun!”

   “Evet” dedi. “Ben, Allah’ın yağmurunun kapısını çalıyorum.”

   “Ben” dedi Allah’ın rahmetinin kapısın çalıyorum; ben Allah’ın kullarına olan dilek kapısını çalıyorum”, böyle 70 madde saydı.

  “Estağfurullah el azim”i o biliyordu, Allahuteâlâ’nın lütfunu biliyordu Halife Ömer…

   Bunu o dönemde yapıyorsa, bizim bugün bunu, haydi-haydi yapmamız lazım; bunları ganimet, fırsat bilmek lazım, bunları değerlendirmek lazım, Cenab-ı Hakk’ın; kullarını affetmek için bahaneleridir bunlar… O affı sever, affetmek için bahaneleridir. Affetmek için yapılan her zikir, her namaz, okuduğun Kur’ân, her sohbet, yirmi bin kat olarak yazılır bu da 50 yıl ibadet sevabıdır.

   O, Kur’ân’da ki; “Fesehbih bihamdi Rabbike vesteğfir hu inneke Kane tevvaba” bu sûrenin tamamını okuyan salat-u selam Efendimizle bütün savaşlara girmiş gibidir.

  “Ya Habibim! Bana hamdet, Bana şükret ve istiğfar et.” Dört madde sayıyor burada.

   Bir nokta daha var; Allahuteâlâ’yı zikret, sakın Allahuteâlâ’nın “Zat”ını düşünme! Allahuteâlâ’nın nimetlerini tefekkür et, sakın Allahuteâlâ’nın “Zat”ını düşünme! Allah’ın rahmetini tefekkur et, sakın Allahuteâlâ’nın “Zat”ını düşünme! Allahuteâlâ’nın gücünü, kuvvetini tefekkür et, sakın Allahuteâlâ’nın; “Zat”ını düşünme asla!

    Sadece zikret diyor, Allahuteâlâ’nın Zat’ını düşünen; zındıktır.

   (Allahuteâlâ ’ya şekil veren kafasında herhangi bir şekile büründüren).

   O, şekilden münezzehtir. O kadar yücedir ki, O’nu ancak kendisi bilebilir. Allahuteâlâ’nın, bin bir türlü nimeti var yeryüzünde, bunların hepsini tefekkür et ama asla Zat’ına bir şekil vermeye kalkma! Birçok ayette insanlara apaçık ne yapıyor? Farzları vacipleri, sünnetleri. Yani; insanın Dünya üzerindeki yaşam tarzını çok net olarak gösteriyor.

   Cenab-ı Hak çok kibardır; “Biz” diye düzgün üslup kullanır.

   O insana karşı Cenab-ı Hak, o kadar düzgün üslup kullanır ki… Ne diyor Cenab-ı Hak, dünya çizgisinden kabre kadar bir çizgi çekiyor diyor ki:

   “Ey kullarım, Biz diriden ölüyü çıkarırız.” nedir diriden ölü çıkan?

   “İnsan küçültülmüş bir kainattır”. Cin Sûresi’nin (4. Ayet)

   “Biz, insanı en üstün surette, en muhteşem şekilde yarattık ve ona ruhumuzdan üfledik” ve insanı Cenab-ı Hak kendine muhatap aldı. O, Cin Sûresi’nde bunu ifade ediyor. Burada, bizlere yol haritasını veriyor diyor ki; “Biz ölüden diriyi çıkarıyoruz” nedir bu?

   İnsan vücudunda, her dakikada 30 milyon hücre yeniden yaratılır, 30 milyon hücre gözeneklerden dışarı atılır. Bunlar, vücuttaki bölgesel kıyametlerdir.  O yaratılan kaburgaların altındaki üniversitelerde, 30’ar bin şifre öğretilir ve göreve başlar, insan zaten; kendini bilirse Rabbini bilir, insan kendini bilmediği için, Rabbini bilmez!

   Ayetin devamında “Ölüden diriyi çıkarırız” diyor. Biliyorsunuz, insanın bel kemiğinin, son baklavasında mercimekten büyük bir cevher vardır. Biz, bunu 1969’da, Berlin’de, 17 Haziran Üniversitesi’nde üzerine deney yaptık. 1000 derece hararetle yakamadık onu. Yalnız, insanda bunu yok edemezsiniz! Demiri, eriten asitler eritemedi.  Yok olmaz! İşte, insanın tohumu. 

   Bu beden, çürüyecek mezarda ama Kıyamet’te, arada zaman var, erkek menisi gibi yağmur yağdıracak. İşte, o senin tohumuna değdi, nasıl bir susam tanesini toprağa atınca, bu kadar susam yetişiyorsa, nasıl taneler atılıp topraktan yetişiyorsa, işte Allahuteâlâ senin için de böyle diriltir.

   Anadan doğma, tekrar diriltmeye başlar. İşte, o çekirdek tohum çatlar, ana rahmindeki gibi. Cenab-ı Hak seni tekrar yaratır ve insan nereden geldik, nereye gidiyoruzu bilse hiçbiri sapıtmaz! Ana rahmindeki bebek, 50 bin yaşındadır. Erkekler 33, kadınlar 18 yaşında dirilirler. Biz, uzun bir yoldayız ama dünya hayatı küçücük bir moladır. Cenab-ı Hak, yumruk gibi hamuru yufka gibi açar, yayar.

   Kıyamet’ten sonra, Dünya’da, ister denizde öl, ister yangında öl, nerde ölürsen öl, o tohum çürümüyor, yanmıyor, oradan seni tekrar yaratacak! Yok olmuyor. Ondan sonra, ruhlar bırakılacak insan mezarı, yarıp kalkacak, çırılçıplak anadan doğma, sonra Mahkeme-i Kübra’da, Dünya hayatındaki, her karenin hesabını vereceksin!

   Allahuteâlâ, zikir ehli için birçok hükümden muaf tutuyor; yani, dervişler için Mahkeme-i Kübra’da sorguya suale tutmuyor. Bütün ümmetler, büyük korkular, büyük azaplar, büyük endişe altında hesap, kitap verirken onlar inciden tahtalarda oturtulur, onlara izzet ve ikram edilir.  Salat-u selam Efendimiz’den hadistir.

   Bütün peygamberler ve şehitler onlara özenir ve imrenir, melekler derler ki; “Bunlar nasıl Allah’ın bahtiyar kulları ki, böyle bir günde onlara izzet ve ikram” ediliyor?

   Dervişlerin akibeti hakkında, devam eden hadislerde de var, daha da güzelleştiren ama konumuz o değil. Şöyle, bir genel çerçeve…

   İşte bunlar, böyle gecelerde; Allahuteâlâ’nın Rahmeti’nin saçıldığı her amelin 20 bin kat yazılıyor, bu da 50 yılı karşılıyor. Bundan, büyük cömertlik olur mu? Bundan, büyük rahmet olur mu? Bundan, büyük lütuf olur mu?

   Böyle gecelerde, Cenab-ı Hakk’a yönelmek lazım, af dilemek lazım, ona boyun bükmek lazım, yani; kendi nefsimizi muhasebeye çekip, daha iyi, daha güzeli, daha doğruya yönlendirmeye gayret etmek lazım!

   Dünya üzerinde, her ezanda, biliyorsun, Dünya yuvarlaktır, şimdi, burada ezan okunur, 5 dakika sonra, başka yerde okunur, 10 dakika sonra, başka yerde okunur, yani; ezan hiç kesilmez… Dünya, üzerinde insan dönebilen biri olsa böyle bir yolculuk olsa, her 50 kilometre, 100 kilometrede ezan sesi duyar, dünyanın her yerinde.

   Allahuteâlâ, Arş-ı Alâ’da bir horoz yaratmıştır. Öyle bir horoz ki, ayağının bir tırnağı Dünya’dan daha büyük; her ezan sesi okunduğunda silkelenir öter, her ötüşü ile cennetteki huriler de bayram havası vardır- “Dünya üzerinde ümmeti Muhammed’in namaz saati” diye! Ama Dünya üzerinde, bunun farkında olan kaç kişi var? Orada “Bayram” edilir! Dünya üzerinde milyarlarca duymayan kulak var. Ne kadar acı bir şey!

   Salat-u Selam Efendimiz; “Her sabah, evden çıkarken, satılık bir matahsınız” der. Ashapta; “Ey Allah’ın Resulü, biz mal mıyız satılalım, Allah Resulü; “Keşke, mal olabilseniz, sizi, siz satacaksınız! İçinizdeki nefis! Kişi, zaaflarına kapıldı mı, şeytana çoktan satıldı! İçinizdeki nefis kafir!”

   Bütün Allah dostları ne der; “Kim ki, Rabbini bildi, nefsini bildi. Kim ki, nefsini bilmez, Rabbini bilmez!”

   Bütün gaye; Nefs-i Emmare, Nefs-i Levvame, Nefs-i Mülhime’den kurtulmak. Mutmain Makamı’na, gelince artık onu kimse satamaz, hatta onun olduğu yerde, şeytan bile duramıyor, rahatsız oluyor! Nefis Makamları’ndan ancak, zikir yoluyla kurtulunur, başka reçete, başka yol yok!

   İmam-ı Azam, Ebu Hanefi mezhebi müctehid alim, 70.000 bin küsür fetvası var! “Vallahi ve billahi, eğer zikir yoluna girmeseydim ömrümün son 2 yılında cehennemliktim!” diyor.  İmam Gazali keza öyle, İslam’ın kelam alimi, “Kalplerin Keşfi” gibi, “İhya-i Ulumiddin” gibi güzel eserler yazmıştır. Ama gel de anlat bugün!

   Peygamberimiz (s.a.v.) hadisi şerifinde, Has kullara “Siz” diyor, “Bir siyah öküzün üzerindeki beyaz bir renk kadarsınız insanlar arasında.” Öyle!

   Adam, bir futbol maçına Amerika’ya gidiyor, Avrupa’ya maça gidiyor, israf ediyor. “İsraf edenler” Cenab-ı Hakk’ın hitabıyla, “şeytanın kardeşleridir.” diyor, ama git camiye akşam namazına, 5 kişi yok! Bir şarkıcı gelse, şehrin yarısı orada! Bu delalet değilde nedir ya? İnsanlar, Rahman’a gidemiyor sanki boynunda kement var, geri asılan gitmiyor! Ama yarın mezar var, hesap var, ne olacak? Düşünen yok ki! Bu insan mıdır? Allahuteâlâ’nın hitap ettiği insan, bu mudur? Salat-u Selam Efendimiz, Mahkeme-i Kübra’da, Cenab-ı Hak:

   Hz. Adem’i çağırır, “Ateşin hakkını ayır bunlardan” der!

   “Kaçta kaçını?” der,

   “%99” diyor Cenab-ı Hak.

   Balıkesir’de 300.000 insan var, böyle meclislerde, kazaları da toplasan 10.000 kişi çıkmaz! Bu gece düğün yapan bile var! Bu gece insanın kendi karısını bile haramdır. Allahuteâlâ’nın, rahmetinin saçıldığı gündür… Yahu, insan haya eder biraz!

   Allahuteâlâ  Asr Sûresi’nde belirtiyor, “İnsan ziyan içinde!”…

#Berat #beratgecesi #ezansaati #cennet  #hz.ömer #hz.omer #kuranıkerim #Allahınrahmeti #cennettenelervar #iman #nefs #arşıala #arş #horoz #dinisohbet #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız