ALLAH’IN RIZASINA KAVUŞMAK İKİ ADIM…

0
338

ALLAH’IN RIZASINA KAVUŞMAK İKİ ADIM…

“Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicunnehârafîlleyl, ve tuhriculhayaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minelhayy, ve terzuku men teşâubi gayri hısâb.”

Geceyi, gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de, hesapsız rızık verirsin. Ne anlam ifade ediyor? Önemle üzerinde durmamız gereken bir ayet. Biz, diriden ölüyü çıkartırız, ölüden diriyi çıkartırız. Peki, nedir bu diriden çıkan ölü? İnsan vücudu, boyutları sıkıştırılmış bir kâinat, insan vücudunda her dakikada bölgesel bir kıyamet kopar, ama biz bunun hiç farkına varmayız. İnsan vücudunda, her dakikada otuz milyon hücre ölür ve bunlar gözeneklerden dışarı atılır, otuz milyon hücre dirilir. Bir odanın içinde, bir kişi hiçbir yerden toz almayacak şekilde kapatılsın, orda yatsın kalksın, bir ay sonra raflar tozlanır, bu ölü hücredir vücuttan atılan.

Allahuteâlâ ne diyor; “tuhriculhayaminel meyyiti” Biz diriden ölüyü çıkartırız. Neydi diriden çıkan ölü, vücutta bölgesel kıyametteki, her dakikada ölen otuz milyon hücre, bir dakika o hücreler için uzun bir ömür ve insan vücudunda, her dakikada, otuz milyon hücre tekrar yaratılır. Bunların, vücutta kaburgaların altında üniversiteleri vardır, buralarda hücrelere otuzar bin şifre öğretilir. Bunlar, vücudu çok iyi biliyor, her şey öğretiliyor ve göreve başlıyor. Uzun bir ömür görev yapıyor, bir dakikada yaşlanıyor ve ölüyor, gözeneklerden atılıyor ve yerine yenisi yaratılıyor.

İnsanın cahili diriden, ölü çıkma anlamını çok farklı anlıyor, işte yiyor içiyor da, bitkide can var, şunda can var, bunda can var, bunu yiyor içiyor ve dışkı olarak çıkarıyorlar gibi, çok yanlış düşüncelere saplanıyor. Allahuteâlâ, o kadar basit şeylere hitap etmez, O’nun şanı yücedir.

Allah’ın hitap ettiği şeyde, mutlak enteresan bir şey vardır. Fırının vitrininde ekmek görürüz; ölüdür bu. Kesilmiş tavuk görürüz; ölüdür bu, ıspanak yerinde diriydi ama kökünü kestik, tezgâha koyduk; ölüdür bu.

Bir insan, canlı canlı ne yiyor ya? Hiç canlı-canlı bir tavuğu bağırta bağırta yediğini gören var mı veya bir ineği tutup bir tarafından, bağırta- bağırta yiyor muyuz? Hayır! Yediğimiz her şey ölü, ama senin vücudunda can oluyor, onlara bak ne oluyor, ölüden diri oluyor. Ölü diriye doğru yürüyor. Esas, ölünün diriye doğru yürüdüğü, yer mezar, vücut ölüyor, ebedi hayat buluyor ya cennet için ya da cehennem için.

Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicunnehârafîlleyl, ve tuhriculhayaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minelhayy.

Meyyitten de hayat çıkıyor, Allahuteâlâ’nın hitap ettiği, meyyitten çıkan hayat ne? Meyyit mezara iniyor, vücutta bölgesel kıyametten sonra genel kıyamet çıkıyor, genel kıyamet ölümdür, o meyyitten de ebedi hayat için ya cennet, ya cehennem için bir hayat çıkıyor, uzanıyor, gidiyor. Ölüden de, diriyi çıkarıyor. Allahuteâlâ’nın, hitap ettiği bu çok basit şeyleri, Allahuteâlâ’nın, hitabına muhatap görmeyeceksin, bu çok büyük edepsizlik olur. Allahuteâlâ, bir şeye hitap etmişse, bunun altında çok güzel, çok enteresan gerçekler vardır. Allahuteâlâ, onlara dikkat çeker.

İnsan vücudundaki, bölgesel kıymetlerin insan hiç farkına varmaz. Her dakikada, otuz milyon hücre ölür ve ömürleri biter, vücuttan bunlar atılır, yerine, otuz bin hücre yaratılır. Bunlar üniversitelerde okutulur, otuzar bin şifre öğretilir ve bunlar göreve başlar. Bu hücrelerin içinde DNA çubukları vardır, bunları birbirine eklediğin zaman dünyanın çevresini yetmiş iki bin defa dolanıyor. Allahuteâlâ Kur’ân-ı Kerim’de:

“İnsan, küçültülmüş birer kâinattır.” diyor, ama insan kendini bilmiyor. Bütün evliyalar diyor ki, “Kim kendini bildi, Rabbini bildi, kim ki kendini bilmedi, Rabbini bilmedi.” Kendini bilmek, kendini terbiye etmekle, sınırlı değil, sende neler var neler…

Hücreler ne yapıyor, kromozom ne yapıyor? DNA ne yapıyor. Kalp ne yapıyor? Ciğer ne yapıyor, göz ne yapıyor, akıl ne yapıyor, gönül ne yapıyor? Varda var… Bunlara cevap aramak lazım.

Yunus’un şeyhi diyor ki; “Ey Yunus, senden içeri bir Yunus var ancak yolun ona uğrarsa, oradan Rabbine gidersin, senden içeri Yunus’a ulaşmadıkça çok yerlere ulaşamazsın.”

Allahuteâlâ bir şeyi boşa söyler mi? Haşa kesinlikle söylemez. Ne diyor:

Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicunnehârafîlleyl(leyli), ve tuhriculhayyaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minelhayy(hayyi), ve terzuku men teşâubi gayri hısâb(hısâbın).”

İnsanın, mutlak ve mutlak, kendisini hesaba çekmesi gerektiğini, yani bunlardan haberdar olması gerektiğini söylüyor, ha insan bunlardan haberdar olmazsa, nefsini mutmain edemez, nefsini mutmain etmeyen; insanın cennete girmesi, söz konusu değildir. Hepsi, birbirine zincirin halkaları gibi ilişkili şeyler.

Biz, diriden ölüyü çıkarırız ha nedir bunlar? Otuz milyon hayatın bir anda bitişi fevkalade, enteresan bir olaydır, ha hücrenin ölümü, ha bir insanın ölümü, hiçbir fark yok, yani, ölüm; canlı olan, her şey için aynı şeydir.  Tavuğun ölümü de, kırkayağın ölümü de, böceğin ölümü de aynıdır. Senin hayatın, sana ne kadar ehemmiyetli ise herkesin hayatıda, ona o kadar ehemmiyetlidir. Her dakikada, otuz milyon hücre ölür ve otuz milyon hücre yaratılır- bunlar bölgesel kıyamet. Vücut yaşlanır, ölür, bu genel kıyamettir, hayatı tamamen biter.

Ve arkadaki ikinci ayet, “Tuhricul meyyite minelhayy” devreye girer hemen, meyyitten ebedi hayata uzanan bir hayat türü ortaya çıkar; ya cennete, ya cehenneme. Salat-u selam Efendimiz ne diyor:

“Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolur, nasıl haşrolursa öyle de kalkar.”

Konuya dönersek, ölüden de diriyi çıkartırız, ya ebedi azaba, ya da ebedi mutluluğa uzanan, bir hayat çıkacağını Cenab-ı Hak ifade ediyor. Şimdi, ayet ve hadisler üzerine tefekkür etmemiz gerekir, bunlar hikmetin kapılarıdır. Bakın, bir insan dünya işine çok gayret eder, sürekli arı gibi uğraşır, dünya zulmettir, dünyasız ahiret olur mu? O da olmaz ama dengeli tutacaksın, dengeli insanın, nizamı kendi içindedir, tartacak dünya ile kaç saat uğraştın. Hepimiz, dünya ile kalktığımız andan itibaren uğraşıyoruz. Dünya ile bu kadar uğraşırken, ahiretle ne kadar uğraştık? Namaz saati gelir, “biraz sonra yaparım şunu da bitireyim” diye diye… Ya etme eyleme, kerahat vakti gelir, lambur lumbur kıl namazı, “ben kıldım”, sonra, Allah paçavra gibi başına çalar. Ne kadar zaman ayırdın, ahirete çalışırken, beşer dakika lambur lumbur, hadi, yatsıyı da evde kıldın biraz daha zaman harcadın, yarım saat.

Peki, dünyaya ne ayırdın, on saat, Allah’a ne ayırdın yarım saat, ya senden, daha cimri kim olabilir, cimri insan; cennete giremez. Hem Allah beyan ediyor, hem de Efendimiz, cimrilik, sırf mal mülkle sınırlı değildir. Oraya da zaman ayırmak gerekir, yoksa gönül hikmetle dolar mı? Ne gözümüz, ne gönül, ne akıl, ne kalp, hiçbir melekemiz hikmete ulaşmaz. İşte o zaman, Allah; dünyayı da alıyor elinden. Diyor ki; “Eeeeyyy ehl-i dünya, al sana, orayı da zindan ediyorum, Bana tercih ettiğin şey buydu, hadi buyur bakalım!” diyor.

Bakın, bugün güneşe sırtınızı dönün, gölgenizi yakalayamazsınız, her adımda, gölge; bir adım ileri gider, dünyada da böyledir. Allah’a sırtını döndüğün an, Allah’ı yakalayamazsın, ama yönünü güneşe dön, her adımında, gölgen seni takıp eder, seninle gelir. Onun için, hallerimize, tavırlarımıza, en azından niyetimize dikkat edeceğiz, Allahuteâlâ’ya, zaman ayıracağız, ha işimiz buna uygun değil mi, o zaman Allahuteâlâ’yı aklımızdan silmeyeceğiz, zikredeceğiz, şükredeceğiz, hamd edeceğiz, bu da ibadettir. Ama gönlümüz başka yerlerde olursa, işte; o zaman gaflette oluruz. O zaman, ikinci ayet, senin için tehlikeye girer, diriden ölü çıkar ama neresi için çıkar, cennete mi cehenneme mi?

İşte, bu sorudan emin olabilmemiz için ki, kimse yüzde yüz emin olamaz. Burada ne yapacağız? Her hâlükârda, elimiz karda da olsa dünya işinde, gönlümüz yarda olacak. O zaman, kişi ibadet üzere olur, o zaman kişi, kendini bilenlerden olur. O zaman kişi; sırât-l müstakîmde yürüyenlerden olur. O zaman, kişiye ihlas sıvanır, ihlas bulanır, o zaman kişiye; hikmet kapıları açılır.  Ama, biz yirmi dört saatin, sekiz-on saatini uykuda geçiriyorsak, sekiz- on saatini de, işte güçte geçiriyorsak, kalan bir kaç saati de televizyon başında geçiriyorsak, o aralarda da, beşer-onar dakika ahirete ayırıyorsak, bu yeterli mi, yoksa değil mi, kendi mizanımıza koyup, tartacağız. Bu kadar çalışmayla, “ben neyi hak ettim” diyeceğiz. “Biz, dünya hayatında her gün, ahiret hayatına çalıştığımız kadar çalışsaydık, kuru ekmek bulabilir miyiz?” diye soracağız. Peki, bu dünyada, ahiret için çalıştığımız kadar, çalıştığımızda kuru ekmek dahi bulamıyorsak, bu kadar az çalışmaya; ahiretten beklentimiz ne olur? Bunu kendimize soracağız. Çünkü; her şey bir çalışmanın semeresidir.

Biz, ebedi yaşayacağımız yer için çok küçük zamanlar ayırıyoruz ve kendimizi haklı çıkarmak için şöyle telkinlerde bulunuyoruz; “Allah, beni zengin etseydi, bende dünya için, bu kadar zaman harcamazdım.” Ya Allah Allah, Yaradan’dan çok mu biliyorsun sen? Allahuteâlâ diyor ki; “Kiminin, imanını fakirlikle korurum, kimininkini zenginlikle, kiminin hastalıkla, kimininkini de sağlıkla korurum” Allah, ne yapıyorsa, en doğrusu bu, sen şimdi, Allah’ı mı sorguluyorsun?

Sen, “Abdiyet Makamını” yakalamaya bak, kul olmaya bak, her hâlükârda, o zaman dersin ki; “Ya Rabbi, elimden bu kadar geldi” ama biz elimizden geleni yapmıyoruz. Sıkıntı şurada; insan kendini sorgularken, kendine yüz verir, işimize gelmez, şımartırız kendimizi, adam gibi sorgulamayız ama yapmamız lazım. İşte mizan, o zaman doğru tartar.

İşte, ayette Allahuteâlâ diyor ki; “Biz ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartırız”, burada çok büyük bir ibret var. “Ey kulum, her dakikada senin vücudunda bölgesel kıyametler koparıyorum, sonra bir genel kıyamet kopacak, sonra o meyyitten bir hayat çıkacak, bu hayatı doğru yere yönlendir, cennete yönlendir” diyor. Ama bu meyyitten, hayat çıktığı zaman cennete degilde, cehenneme yönlendirirsen ki, kendini sorgulamadın, sana yazıklar olsun!

Bunu, bize apaçık söylüyor, yapıyor muyuz? Yapmamız lazım! Eğer; biz bu kemalat yolunda, mübarek yolda, adım-adım Rahman’ın rahmetine yürüyeceksek, bu soruları zamanı geldiğinde, kendimize soracağız.

Hz. Ömer ne için diyordu; “Bugün, ben Allah için ne yaptım?” Her gün kendini sorguluyordu, yevmiye verip, peşinde adam gezdiriyordu, “bende münafıklığın yetmiş iki maddesinden hangisi var, bunu tahlil et, ben edemiyorum, sen takip et ve bana söyle” diyordu, öyle sorguluyordu, bu insanlar kendini. Ya biz, dünyada bizim, ahirette bizim havasındayız. Öyle yağma yok!

Kendimizi sorgulayacağız. “Nefsinizi, mutmain edin” diyor Allahuteâlâ. Kendimizi hiç sorguya tabi tutmazsak nefsimiz nasıl mutmain olur? Fena rüzgarına ver, her şeyini. Malın, mülkün, evin, araban, çoluğun, çocuğun hepsi gitsin. Dik nefsini, çırılçıplak Allah’a hesap vereceksin, ver bakalım hesabını! Eğer; verebiliyorsa adam, o nefse helal olsun. O adam, Allah’ın rahmetine gider ama kem küm ediyor veremiyorsa iş tehlikeye girer.

Peki, kendimizi nerde sorgulayacağız? Allahuteâlâ’nın ayetlerinin potasında sorgulayacağız. Allah, apaçık çok güzel şeyler söylüyor, her şeyi güzel Allahuteâlâ’nın söylediği. Biz hangi noktadayız, bugün kendimizi, sorgulama noktasındayız. Günde bu kadar az ayırdığımız zamanla, kazandığımızdan ne umuyor, ne bekliyoruz? Bu bir kapıdır, bu kapıdan gireceğiz ve tefekkür edeceğiz. Hiç kimse, dünyaya ayırdığı zaman kadar, ahirete zaman ayıramaz, velilerden gayrısı, ama bununla, ben hiç olmazsa günde yarım saat ayırıyorsa, bir saat ayırabilsin gayretindeyim.

Veliler devamlı zikre ulaşır, onlar; yirmi dört saat ibadettedir, hepinizin geleceği nokta budur ha! O zaman, yirmi dört saat, Allahuteâlâ’nın huzurundasın, çalışırken de, uyurken de, gezerken de, o kalp zikreder. Kalp zikrederken de, vücut ibadettedir. Bu ayet, ahiretin kapısı gibidir, müminlerin dünyadaki yolculuğudur, bunun farkında olmak lazım. Ayet-i kerimede Allahuteâlâ, çok güzel şeylere dikkat çeker.

Allahuteâlâ’nın kurduğu sistemde, insan nefes aldığı zaman havadaki oksijen kana karışır, hücreler oksijeni taşıyıp, kromozonla müşterek çalışmayla onu yakıt haline getirir. Bir arabada, benzin nasıl enerji verir, bu arabayı hareket ettirirse, oksijen de insanda o hale çevrilir, enerji verir.

Nefesi, dışarı verirkende, bir sürü yaramaz madde dışarı atılır, bu nedenle Peygamber Efendimiz; “Asla, yiyeceğe üflemeyin!” der, şiddetle yasak eder. Vücudun bir sürü emekle, zahmetle attığı malzemeyi, sen yemeğin içine atıp, yemiş oluyorsun. Bir de, terle atılan bir sürü toksin var, bunlar diriyken deforme oluyor, ölüyor ve ter ile vücut onları dışarı atıyor.

Allahuteâlâ’nın, bu yüzden dikkat çektiği   şeylerde bir kelimeye bakıp, bunun anlamı, şudur deyip, kestirip atamazsın, kulun sözü öyledir ama Allahuteâlâ’nın sözü, öyle değildir. Ayet ve hadislerde zaten, diğer sözlerden ayrılan bir özellik var, apayrı bir boyutta, apayrı bir haz verir, hemen fark edilir. İşte, bu ayetlerde böyle.

Dünyadaki ahirete doğru giden yolculuğumuz, daha sonra ölüden çıkan diri, ya cennete ya cehenneme… Esas Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği ayetler:

“Kulillâhum memâlikel mulkitû ’tilmulke men teşâu ve tenziul mulkemimmenteşâ’, ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’, biyedikelhayr, innekealâ kullişey’inkadîr. Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicunnehârafîlleyl, ve tuhricul hayyaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minelhayy, ve terzuku men teşâubi gayri hısâb.”

Bu kısmı, Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. Dünya hayatında da, okunduğu zaman, bir sürü yararı var. Müminlerin çok sık okuması gereken ayetler.

Allahuteâlâ; “Kur’ân mümine şifadır” der. Kafire değil, onun azgınlığını artırır, küfür sebebidir. Nefiste, şeytanın yoldaşıdır, ulvi olan hiçbir şeyden hoşlanmaz.

Yıllardır söylüyorum, Allah’ın rızasına kavuşmak; iki adımdır. Birinci adım; nefsinin kafasına bas, ikinci adım Allah’ın rızası. Bütün mesele, onun tepesine basmak, bir türlü ona kıyamıyoruz… Bas korkma… O, şeytana dost, Yaradan’a değil!

#Allahrızası #ibadet #ölüdendiriyiçıkartmak #Allah #Kuranıkerim #nimeteuflemek #nimet #hava #oksijen #kromozon #dna #hücre #ölü #diri #dinisohbet

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız