ALLAH VAR MI? VAR, NİYE YOK GİBİ YAŞIYORSUN O ZAMAN – AMENTÜ DUASINDAKİ YANLIŞ – MAKAMLAR VE GAVSUL AZAM – RABITA NASIL YAPILIR?

0
271

Tarikatların hepsi kulağımızın işittiği, dilimizin söylediği değil. Onun dışında, çok haller vardır. Misal aleminden gelen hallerdir. O, tarikat terbiyesi, eğitimin bir kısmıdır. Olması lazımdır. Bazı şeyler Allahuteâla’nın takdirinde olur. Bunlar, sırf hayır ile de sınırlı değildir. Sınırların dışına taşan, Allahuteâla’nın taktirleri vardır. Salat-u selam Efendimiz bir hadisinde diyor ki:

Mahkeme-i Kübra’ya bir adam getirtilir. Herkesin bir defteri varken bunun 40 defteri, sol elinde, hepsi büyük günahlarla dolu.

Cenab-ı Allah der ki; “Kulum bunların hepsini sen mi işledin? Ne bekliyorsun Ben’den?”

“Beklemeye yüzüm yok ki, der” diyor. Ve kendiliğinde döner cehenneme yürür. Cenab-ı Allah kulu çağırır.

“Kulum, gel buraya.” Gelir diyor.

“Bunları her ne kadar sen işlesen de, bunlar Ben’im takdirim ile oldu, sen cennetliksin, yürü cennete der” diyor.

Her şey Allahuteâla’nın taktiri ile olur, ama, bunlar müstesna hallerdir.

Ve “İnna lillahi ve inna ileyhi raciun” ayetleri ile. “Her şeyi yapan Ben’im” diyor Cenab-ı Hakk. Zengin eden, fakir eden, dirilten, öldüren, hasta eden, sıhhat veren … Evvela soruyor.

İnna ileyhi (Ben sizin Rabbiniz miyim?)

Ve inna ileyhi raciun (Öyleyse her şeyi yapan benim.)” diyor. Bu ayet ile “La faile illallah” zikriyle aynı kavşakta birleşir; ama, o fiili sen arzu edersin, yaşantın ile meydana getirirsin; Allah sadece fiili yaratır.                          

AMENTÜ DUASI

Amentü’nün son maddesini, ben kabul etmiyorum. Asla, kabul etmedim. Etmem. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine. Şeri Allah’tan gelmez. Şerrin fiilini yaratır Allah. Bu çok yanlışı nasıl yerleşmiş ise bilemiyorum. Diğer maddeler tamam; ama, “Hayır ve şerrin Allah’tan geliyor” dediğin an, yargının ortadan kalkması gerekir. Eğer, bana şerri Allah işletiyorsa, çok müstesna haller var, ama Allah onu sorumlu tutmuyor. Şer, Allah’tan olsa idi, bunların hiçbirini sorumlu tutmaması gerekirdi. Ya, “Amentü” gibi imanın şartlarına, bu nasıl giriyor? Şerri de Allah işletiyorsa, cehenneme, yargıya gerek yok! Ama Allah, Kur’ân’da yüzlerce yerde hayır ve şerrin hesabını vereceğimizi beyân ediyor. Birçok ayette de:

“Size bir hayır isabet ederse, Kat’ımızdandır, şer işlerseniz nefsinizdendir” diyor. Kur’ân apaçık bunu derken, “Amentü” gibi bir şeyde, nasıl hayır ve şer Allah’tan gelir anlamıyorum. Bunu, ben asla kabul etmedim.

Birkaç tane bana ters gelen şey var, çünkü; “Aklınızı kullanın” diyor Cenab-ı Hakk. “Aklınızı kullanmazsanız, sizi mesul tutarım” diyor. Şerrin ilmini yaratır Cenab-ı Allah. Sen, onu hak edersin. Bir şey yaparsın, fiilini yaratır. Sana, mani olmaz yani. Sadece, bırakır izin verir. Emanet denilen şeyde, hür iradedir.

Amentü gibi bir şeyde, bunun olması çok büyük bir çelişki yani. Şerde, hayır da Allah’tan gelirse, nasıl yargı olsun ki? Ben, hem sana yaptıracağım bu işi, hem de neden yaptın diyeceğim?  Allahuteâlâ gibi o kadar muhteşem bir zât, ikilem içinde olabilir mi? Allah, iyiler iyisidir. İyi kelimesi bile, O’nu hakkıyla ifade etmez. Öyleyse, O’na neden iftira atılıyor ki? Allah’a iftira atmaktır bu. Şerri bana Allah işletiyorsa, yargılamaya aldığı zaman:

“Ya Rabbi, sen işlettin, burada benim payım yok ki, ben zayıf bir kuldum. Güç, kudret; sendedir.”  Böyle bir şey yok ki, bunu Allah şiddetle red ediyor.  Amentü’nün içine bu girmiş. Bu nasıl olur? Bu, bence şirktir. Peygamberimiz diyor:

“Benim ümmetim puta tapmaz. Ama onlar için gizli şirkten korkarım.” diyor.

Sadece bunlarla da sınırlı değil. Müslüman cemaatlerde gördüğüm buna benzer bir sürü şey var. Adam, hiç farkına varmadan dolu dizgin gidiyor öyle. Adam, camiye giriyor sol ayakla. Yani, hangi ayakla girip, hangi ayakla çıkacağından bile haberi yok. “Cahil Müslüman, şeytanın maskarasıdır.” diyor hadis. Hayır ve şerri Allah verirse, kul sadece bir robot olur.

Bir kelime ana konuda açık olarak neyi ifade ediyorsa değeri odur. Hayır ve şer Allah’tan geliyor. Şer kelimesi bariz açıktır. Birkaç anlama gelen bir kelimede değil. Her türlü olumsuzluk şerdir. Dine aykırı olan her şey, şerdir. Allah’ın yasak ettiği her şey şerdir. Şimdi bir kaza, şer değildir. Kaza iptiladır. Kaza ile Cenab-ı Hakk, senin günahlarını temizliyor, dereceni yükseltiyor veya cezalandırıyor. Bunların hiçbiri şer değil.

Efendimiz; “Benim ümmetimden cehenneme giren pek olmaz. Onların cezaları bu dünyada.” diyor. Bu ümmet seçilmiş ümmet, bu ümmet torpilli ümmet, ama ümmet olabilmek önemli. Artık ümmet mi, hillet mi belli değil çoğu!…

     İlham aldım hayaline baktıkça,

     Derdim arttı şu gözden yaş aktıkça,

     Evir çevir şu maziye baktıkça,

     Izdırap düşer anla be zalim.

     Yolumu çevirdin divane ettin,

     Zehirli bir hançersin bağrıma battın,

     Yaktın kül ettin uzağa attın…

Deyimleri var ya onun tezahürüdür bu.

Benim bir dostum vardı. Ben ona iki kibritli bir kutu vermiştim.  21 yıl sonra yolum ona uğradı. Hala onu taşıyor cebinde. Başkada söyleyecek söz yok. Büyük Velilerde, zikirde kişi kalkar, gider abdest alır, gelir, oturur bir mahsuru yok, bir şey demez; ama, sohbet ederken, birisi kafasını kaşısın, “Çık dışarı!” der. Sohbet, bu kadar önemli. Çünkü; dini sohbet başladığı an Allahuteâla’nın melekleri halka kurup   çevirmeye başlıyor. Döne… Döne… Döne tee Arş-ı Alâ’ya kadar… Ve diyorlar ki:

 “Devam edin Allah size rahmet ediyor.” Ve Allahuteâla meleklerle konuşmaya başlıyor. Diyor ki:

“Ey meleklerim, kullarım ne yapıyorlar?”

“Ya Rabbi, senin hoşnut olacağın sohbetteler.”

“Onların nefisleri yok mu?”

“Var.”

“Sizin nefisleriniz var mı?”

“Yok.”

“Onlarla siz kıyaslanacak olsanız ne olur?”

“Ya Rabbi, onlar bizden üstündür.” 

Allahuteâla iftihar ediyor meleklere karşı. Sohbet sonunda da Efendimiz: “Ayağa kalktıkları zaman, defterleri bembeyaz olur hiçbir şey kalmaz.” diyor.

Biliyorsunuz, Kur’ân’ı en iyi anlayan Peygamber Efendimizdi. Kur’ân’ı hadisler ile şerh etti. Yani, daha iyi anlayacağımız hale getirdi. Diğer hadislerinde de; “Üç-beş Müslüman bir araya gelirde, yalnız dünyayı konuşur, kalkarlarsa, onlara lanet olsun.” diyor. Allahuteâla’nın hoşnut olduğu beş kelimede olsa kullanılacak.

Diğer hadiste de; “Bir alimi ziyarete gittiniz. O alim bir nebzede olsa size bir şey verirse, kabul olmuş 100 tane hac yazılır o cemiyetteki herkese. Allahuteâla bütün alemleri ilim, irfan ile yaratmıştır. Her şeyin temelinde ilim vardır. Yunus ne diyor;

     İlim hilim bilmektir.

     Hilim, kendin bilmektir.

     Ya sen kendini bilmezsen.

     Ya nice okumaktır.

İlim, hilimle birleşirse, o yoğurt olur mayalanan süt. Süt, karın ağrıtır ama yoğurt ağrıtmaz. Bu zahiri ilim ile batınî ilmi ayırmak için kullanılan bir mecazi kelimedir.

Salat-u selam Efendimiz diyor ki; “40 tane hadis bilen Mahkeme-i Kübra’da, alimler grubunda yer alır. O, alim sayılır. “Bak, kırk tane hadis bile, alimlerle haşr olur, alimlerle beraberdir, alimlerden sayılır o. İlmin afeti, unutmaktır. İlmi zâyi etmekse, ehli olmayana öğretmektir (hadis-i şerif). Yani, birine bir ilim vereceksen, evvela onun kitabesini oku. O, ilme o layıksa ver.

Büyük Veliler der ki; “Köpeğin boynuna inci takma, inci köpeğe yaraşmaz.” Yani, o ilmin kadrini bilene ver. O ilmi, o kaldırıp çöpe atacaksa hiç verme. Mümine ver, ne vereceksen. Kafire, münafığa, putpereste vermeye uğraşma. Salat-u selam Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde:

“Ey ashabım, bir gün gelir bazı şeyler terk edilir.” Ashap büyük bir hayretle; “Bu da mı olur Ya Resullulah?”

 “Evet, bu da olur. O gün diller dost, kalpler düşman olur. Sıla-ı rahim kesilir. Allahuteâla, o toplumlara lanet eder. Onların gözlerini, gerçeğe kör, kulaklarını sağır eder. Onların içindeki, iyilerinde duasını kabul etmez.” 

Bugün, o günleri yaşıyoruz. Zamanın tefessühü. Ama zamanın tefessühünde, istikamet sahibi mümin; 40 şehit sevabı alır.

Bugün, zamanın tefessühünün en azgın zamanıdır.  Bugün, istikamet sahibi mümin 40 şehit sevabı alır. Şehite der ki Cenab-ı Hakk:

“Kabirden kalk, cennetime gir. Sana, sorgu sual yok.”

Bugünkü bu cemaatlere gelenler, 40 şehit sevabı alır. Ötede ağadır hepsi. Bunların çoğu, çok uzun sürmeden Veli’dir. Kendileri de bilmez; ama, bu devir öyle bir devir. Tefessüh devri. Bir Veli Kâbe’den büyüktür. Allah katında değeri o kadar büyüktür.

Şimdi, uzaktan gelen insanın aldığı ecri, gözünüzden perde kalkıp, ne aldığınızı bir görseniz siz var ya… Yemin ederim dersin ki, “Fizanda zikir yapalım gidelim. Oraya yayan gidelim” dersiniz.

O arabanın, her tekerleğinin dönüşünde neler yazılıyor, giderken gelirken. Bunları, sonra göreceksiniz şimdi, bu insanlar veresiye çalışıyor. Ötede, herkesin amel defteri boynuna asılır. Salat-u selam Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde öyle diyor:

“Hesap, kitap vermek için senin nefsin sana yeter.” Başka bir şeye gerek yok. “Nefs tezkiyesi” en önemli faktör. Hadis-i şerifte ne diyor; “Hakiki mücahid, nefsinle mücadele edendir.” Nefs, kafir çünkü; Allah’ın düşmanı. Ruh, mümindir. Allah’ın dostudur. Nefs ise kafirdir. Allah’ın düşmanı şeytanın dostudur.

Kul; müsbet ve menfiden imal edilmiştir. Hayır ve şer insanda mevcuttur. Akıl, “akl-ı maaş” denilen noktada kilitlendiyse; “akl-ı maaş”, nefse de, şeytana da, ruha da hizmet eder. Kaypaktır. Ama “akl-ı maaşı” terk edip, “akl-ı maad” olduysan, dervişin aklı artık asla şeytana ve nefse hizmet etmez. O, Rahman’ın emrine girer. Ondan sonra, “Akl-ı kül” var ki; büyük Velilere nasip olur.

Zaten, insan ilk olarak, şeyhinin ahlakı ile ahlaklanır. Buna, “Fenafiş-şeyh” diyoruz. Yani; öyle bir an gelir ki, artık her şeyi mürşitinin gözüyle görürsün. Onun kızdığı yerde kızarsın, onun sabır ettiği yerde sabır edersin. Bu dervişin alacağı makamlardır. Sonra yeterli mi? Hayır. Devam eder yol.

“Fenafir-Resul” makamı gelir. Bu makamda, gözünü yumduğun an, zikirde salavatlardan sonra başladığın an, otomatik olarak şeyhin sureti gelir, senin suretini alır. Bir bardak suya, bir damla düşmüşsün gibi. Şeyhte fani olursun. Şeyh gider, ilkin Rıza Makamına. Rıza kapısını geçer. Ravza’dadır bunlar. Saniyede olur bunlar. Rıza kapısına bir gelir, kapıdan geçmeden halim selim, bir hal alır. Birçok bilmediği şeyi bilir. Hemen arkasından, “Sır Kapısı” gelir. Sır Kapısına gelir, bilmediği sır kalmaz. Ondan geçer, Resullulah’ın suretinde mürşidin yok olur.

Ne yapmıştın sen? Şeyhinin ahlakıyla ahlaklanmıştın. “Fenafil Şeyh”.

Bu yolculuğa başladığın an, “Fenafir-Resul Makamı” gelir. Resullullah’ın ahlakıyla, ahlaklanırsın. Resullallah gibi sabredersin, onun gibi kızarsın, onun gibi yer, içersin. Bunada, “Fenafir-Resul Makamı” denir. Ve o anda, o zikir bitinceye kadar, her şeyi; Resullallah’ın gözüyle görürsün. Sen, Resullulah’sın O, sensin. Sen, onda yok oldun, fani oldun. Bu bir bardak su, gitti bir ummana döküldü, onda karıştı, gark oldu gitti. Bu kadar mı? Hayır. Devamı var.

“Fenafillah” var. Fenafillah ne? İşte, 21.ci makam. “Son Sır Kapısı”dır. Son Sır Kapısı’na geldiğin an, Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla, ahlaklanırsın. Peygamberlerde aynı yerdeydi. Artık Fenafillah’ta da, Allah’ın ahlakının bir nebzesiyle ahlaklanırsın. Bundan sonra, senin bütün hoşgörülerin, bütün kızgınlıkların; Allah için olur. İşte Mahkeme-i Kübra’da:

“Allah için sevenler birbirinden ayrılsın” diye bir melek çıkar, bağırır.  

Allah için sevenleri ayırır Cenab-ı Hakk der ki; “Size sorgu sual yok, siz yürüyün cennete!”

“Siz, Ben’im için birbirinizi sevdiniz.” Ama bunlar çok kolay işler değil.

“Fenafil Şeyh”, “Fenafir Resul”, “Fenafillah”

Bu kadar mı? Hayır. 

“Bekabillah”, “Zühd”, “Muhsinler”, “Ulûl Elbab”, “İhlas” ve “Bi Hakkı Takva” Makamı. Devam eder kişi. Ben daha evvelde anlattım. Ben sekiz sene önce bunun cevabını çok aradım bulamadım. Yunus diyor ki:

     Sana ibret gerek ise gel göresin Muhsinleri

     Gel taş isen eriyesin görüp duyupta bunları.

Ya Muhsinler kim? Salihleri biliyorum. Peygamberler dahi dua ederken; “Ya Rabbi, bizi Salihlerle et, salihlerden et” diyor. Salihler kim? İşte, bu cemaattekiler. Dervişler, salihlerdir. Peygamberler buna dua ediyor ya. “Ya Rabbi, bizi Salihlerle et, Salihlerden et” diyor. Yani, bulunduğunuz yerin kıymetini bilin. Allah, size neler nasip etmiş bunun farkına varın, buna çok şükredin…

Yunus diyor ki:

     Sana ibret gerek ise gel göresin Muhsinleri

     Gel taş isen eriyesin görüp duyupta bunları.

Ya kim bu Muhsinler? Kim bu Muhsinler? Arıyorum. Yok! Ne kadar amelle uğraştım, ulaşamadım. Nasıl ki, kalp ameliyatı oldum. “Küt, küt, küt”, ikram ediverdi. “Zül Celali Vel İkram”.  “Celal” geldi, arkadan “İkram” geldi.

2.ci seyr-i sülûkte. “Fenafillah”, “Bekabillah”, “Zühd”, “Muhsinler”. 4.cü makam. Demek, mübarek adam oradaymış. O makama gelince, onu anlarsın.

Sonra “Ulûl Elbab”; Ulûl Elbab Makamı’nın ne olduğunu bir bilseniz var ya!… Hepinizin gideceği yol o, yani başka yol yok! Ulûl Elbab Makamı’na gelen Veli, “Ruhani Miraç” yapar. Cenab-ı Hakk ile yüzyüze görüşür. Ve, O’nun övgülerine mazhar olur. Ve Cenab-ı Hakk orada, “Ehl-i Hüküm”, “Ehl-i Hikmet” iki makam verir. O kadar mı? Hayır, birde “İrşad Makamı”nı verir. İrşad görevini verir, Cenab-ı Hakk verir. O kadar mı? Hayır, birçok şeyin sırrı kalkar. O, da ilham gözüdür. Telefonuna gelen mesaj gibi, mesaj gelir Cenab-ı Hakk’tan. Kalp gözü hisseder; ama, ilham gözü, sesi duyduğun kadar, net bir şekilde anlarsın.

     İlham aldım hayaline baktıkça,

     Derdim arttı şu gözden yaş aktıkça,

     Evir çevir günahlara baktıkça…

Nefsine diyor kişi. Ha bu “Ulûl Elbab Makamı”dır. “Ehli Hikmet”, “Ehli Hüküm Makamları” verilir. Mülk aleminin sırları kalkar. Çok yüksek bir makamdır bu. İrşad görevi verilir. Ve, o kişinin artık sapıtması, hiç mümkün değildir. Yol o kadar mı? Hayır, devam eder amma. Her yüz yılda, onun üzerindeki bir makam vardır. “İhlas Makamı”na sadece, 4 kişi çıkar, Peygamber soyundan. Başkasının çıkması zaten mümkün değildir.

Ulûl Elbab Makamı’nada, %90 Peygamber soyundan “Seyitler”in yeridir. Bazı devirlerde, Gavs’lar bir asır yaşamaz. O arada, 20-30 senelik bir boşluk zamanı vardır. Seyyit yani, Peygamber soyundan olmayanlarda Gavs’a vekalet edebilir.

İhlas Makamına, her yüz yılda sadece, 4 kişi çıkar. Bunlara da; “Kutbul Aktap” denilir. Bunlar, Dünya’nın 4 Kutbudur.

Bunun üzerinde de, “Bir Hakki Takva Makamı” vardır. Orada da sadece, her yüz yılda, bir kişi çıkar. Bunada, “Gavsul Azam” deriz. Bazıları “Zamanın Resul’u” der bunlara. Asla Peygamber değildir.

Hatem-ül Embiya (Peygamberlerin sonuncusu). Peygamberimiz ile Peygamberlik devri kapanmıştır; fakat o yüzyıldaki Peygamberimizin varisidir o zât. Her yüzyılda, bir asırda, bir kişi; buna da “Gavs’ul Azam” denir. Bu da; “Bi Hakki Takva Makamı”dır.  Bunun üzerindeki makamda, Peygamberimizin makamıdır; “Makam-ı Mahmud”. Ondan ötede, hiçbir makam yok. Her dervişin, tıpış-tıpış emekleyerek de olsa gideceği yol bu.

Baştan, “Nefsi Emmare”, “Levvame”, “Mülhime”, “Mutmain”, “Radiye”, “Merdiye”, “Safiye”; 1.ci Seyr-i Sülûk.  “Veli” olur.

Ondan sonra, “Fenafillah”, “Bekabillah”, “Zühd”, “Muhsinler”, “Ulûl Elbab”, “İhlas” ve “Bi Hakkı Takva Makamları”. Yol bu.

Ha bunlar, bu yollar miraç ile açıldı. Eğer, miraç olayı olmasaydı, bunların hepsi, sır kalacaktı. Peygamberimiz Miraç ile Allah’ın huzuruna girdi. Manevi yol ile gitmenin yolu açıldı insanlara, müminlere. Bir insana, Allahûteâla dervişliği nasip etmiş, murad etmişse, o bütün nimete ermiştir, çünkü; Cenab-ı Hakk; “Onlar, Ben’im has kullarımdır.” diyor. Onları diğerlerinden Allah ayırıyor. Peygamberimizde; “Onlar, benim ehlim gibidir”. “Ev halkım gibidir” diyor. Peygamberimizde bu denli bunlara sahip çıkıyor.

Ha, üç günlük dünyada yokluktan, varlıktan bir sıkıntı çekebilir. Allah’ın “adetullahı”, “adetullah” deriz, böyledir yani. Müminsen, biraz dünyada şey olacaksın yani. Ama ötelerde, ebediyete gidiyorsun kardeşim. “Üç günlük” diyor. Dünyanın 1000 yılı, Cenab-ı Hakk’ın bir günüdür. Allah’ın zaman birimine göre, ölçtüğümüz zaman ömrümüz iki dakika değil.

Gelip geçiyoruz bu alemde. Hadiste; “Çok uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı, bir ağacın altında gölgelenmeniz gibidir.” Yani; şu kadar kısa bir zaman için ebediyetleri mahvetmek, akıl sahibinin işi değildir.

Adam diyor ki, “Kardeş Allah var mı?”

“Var.”

“E neden yok gibi yaşıyorsun. Varsa var gibi yaşa o zaman!”

Hem “var” diyorsun, hem de “yok” gibi yaşıyorsun. Bu nasıl çelişki? Böyle bir çelişki olamaz. Ya kendi üzerine takılan şeylere bir bak. Şu kalbin atışlarına, bir bak. En sağlam çelikten yapsan, 20 sene sonra duman olur gider. Ya, 70-80-100 sene yaşıyor. Bir gün olsun, şükrettik mi Allah’a? “Ya Rabbi, verdiğin sağlık için kör değilim, topal değilim” diye.

Nefes alıyoruz, 40° sıcaklık var. Vücuttaki klima, 32°’ye indiriyor anında. 33°’ye insin, anında felç olursun. Bir adım atamazsın, şimşek indi zannedersin başına. Kışın 0° nefes alıyorsun, anında 32°’ye çeviriyor. Böyle bir klima var mı yeryüzünde? 0°’yi, 5 saniyede; 32°’ye çıkaracak. 31°’ye insin yine felç oluyorsun. Bu nimeti görmüyoruz kardeşim. Bunun gibi, daha neleeer neler…

Şu parmağın gözü mü var? Sırtında bir yer kaşınıyor, tee orayı buluyor görmeden. E nasıl oluyor? E nimet işte! Bunları görüyor muyuz? Bunları görmemiz lazım! Şükretmek lazım. Var mı gözü parmağın? Yok.  Nasıl oluyor? Çok önemsiz gibi geliyor bize. O parmak orayı bulmasın, bakayım önemli mi, önemsiz mi?  Yani, bunlar nimet, bunları görmek lazım. Görmüyoruz.

Ben şahsen çok nankörüm, Allahûteâla’ya şükrümü edâ edemiyorum. Çünkü; Allahûteâla’nın en çok hoşuna giden şükür:

 “Sübhanallahi ve bihamdihi” dir. Ve “Estagfurullahu etubi ileyh.”

Bu ikisini, bir arada zikredersen. “Allahûteâla, onu Arş’a aşar. Hiçbir günah, onu yerinden oynatamaz” diyor hadis-i şerifte. Böyle reçeteler var. Dünya ahiretin tarlasıdır. Burada kazanacağız.

Kabir, öbür alemin gümrük kapısıdır. Kazanç kapanıyor, defter kapanıyor. Ne yapacaksan işte, şu üç günlük dünyada. Şunu dert edip, bunu dert edip, ona üff, buna püff… Akıl kârı değil. Aklı selim, akl-ı maaş’ta değil. Akl-ı maad’da en azından. Derviş aklında. Sabır ve şükür imanın tezahürüdür. Allahûteâla bu ikisini kararak imanı yarattı zaten.

#amentü #amentu  #Allahvarmı #Allah #rabıta #Fenafillah #Bekabillah #Zühd #Muhsinler #UlulElbab #Fenafilresul Makamı #İhlas #BiHakkiTakvaMakamı #Gavs #Seyyid #gavsulazam #Dinisohbet #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız