ALLAH SENİ NE KADAR SEVİYOR? – KURAN’IN 4 HADİMİ -SEYR-İ SÜLUK NAMAZI NEDİR? – FARZ DEĞİL DİYEN DİNDEN ÇIKAR – NAMAZ YOKSA DİN YOK

0
269

Abdülkadir Geylani Hazretleri, bugünkü velilerin en üst makamında bir zat-ı muhterem. Aynı zamanda Resullulah soyundan. Müritleri onu çok severdi ve övünürdü. Derlerdi ki; “Bizim kadar mürşidini çok seven kim var?”  Bir gün böyle, bir ay böyle, bir yıl böyle… Derken bir gün Hazret bir  nazarla bunlardan sevgisini aldı hepsinden, kendi müritlerinden. Bak burayı hassasiyetle takip edin!

Abdülkadir Geylani Hazretleri dergaha girince müritleri;  “Ya, bu kim?” dediler. Yerlerinden bile kalkmadılar. “Kim yahu bu!”  Deli gibi seviyorlardı? O tebessüm etti ve “Gördünüz mü? Ben istemedikçe, siz beni sevemiyorsunuz” dedi. Tekrar nazar etti.

Eski hallerine döndüklerinde; “Ooo bu bizim başımızın tacı” dediler.

“Gördünüz mü? Ancak ben istersem,  beni sevebiliyorsunuz. Ben istemedim mi,  beni sevemiyorsunuz!”  dedi. Bu bir örnek. Hiçbir mürşit bir müridini sevmedikçe, o onu sevemez. Hiç kimse. Hiç kabil değil! Bu sevgi mürşitten başlar, Resullulah (s.a.v.)’dan Allah’a kadar. Allah için içinize danışın. İçinizde Allah  sevgisi varsa, ama az ama çok; o kadar da Allah da  sizin için sevgi var. Ölçü bu. Eğer içinizde Allah sevgisi kelimelerde değil bak! Riyasız içine soracaksın! Yoksa yani; ölçü odur. Eğer Allah’a karşı sevgi yoksa, Allah’ta da sana karşı sevgi yok. Resullulah içinde aynı şey geçerli.

Allah demin bahsettiğimiz ayetlerde diyor ki; açık ve seçik, net; “Biz sizi seversek, siz bizi sevebilirsiniz. Yoksa sizin bizi sevebilmeniz hiç kabil değil. Ancak biz sizi seversek… Biz sizi hangi miktarda seversek, siz de beni” diyor, “O miktarda seversiniz.” Bu Resullulah içinde geçerlidir, mürşit için de geçerlidir. Allah bizi sevmedikçe, biz Allah’ı sevemeyiz. Resullulah bizi sevmedikçe, biz Resullulah’ı sevemeyiz. Mürşit bizi sevmedikçe, biz mürşidi sevemeyiz. Sevgilerin ölçüsü bu!  Bunu bilin, aklınıza yazın. Sık sık danışın. “Ben Allah’ı çok  sevmeye gayret ederim, çok severim” demekle bu mümkün değil. Ancak Allah seni hangi miktarda seviyorsa, sende Allah’ı o miktarda sevebiliyorsun. Bu yukardan aşağıya, Resullulah‘ta da böyledir. Mürşitte de böyledir.

Ha, Allah müminleri seviyor, müminler de Allah’ı seviyor. Allah sevdiği için seviyor. Güç Allah’ta… Yani; yoksa kulun Allah’ı sevmeye gücü yoktur. Allah o kadar büyük, o kadar muhteşem, o kadar muazzam… Hiçbir dilin, hiçbir gönlün, hiçbir aklın idrak edeceği gibi değildir. Ancak O bizi, bizim kaldırabileceğimiz miktarlarda sevdiği zaman, biz de onu o miktarlarda seviyoruz. Sevginin kaynağı yine Allah.

Şimdi Allah razı olsun. Yeni mürit olmuş insanlar için, yani yeni zikre ısınan insanlar için, yani belirli bir seviye bunu şunu derler:

“Boyunduruk iz çıkarmamış daha…” İz çıkarması için, biraz zikirde ilerlemesi gerekiyor. İşte o zamana kadar; “Size, ‘Allah’ı seviyor musun?’ diye sorsalar sükût edin.”  diyor bütün Allah dostları. “ ‘Evet’ derseniz yalancı olursunuz, ‘Hayır’ derseniz fâsık olursunuz”. Çünkü ikisi de sizde yok. Ama artık buradaki insanlar ki  yıllarını bu işe  vermiş insanlar. Mizan sende; bak içindeki Allah sevgisine, Allah’ta seni o kadar seviyor. Bak içindeki Resullulah sevgisine,  Resullulah’ta  seni o kadar seviyor. Bak içindeki mürşit sevgisine, mürşit de seni o kadar seviyor. Onlar bizi ne derecede seviyorsa,  biz onları o derece sevebiliyoruz.

Ha başka şeyi severiz. İnsan mesela;  karısını da sever, çocuğunu da sever, parayı da sever, malı da sever ama mal kadar. Ha güzel bir çiçeği de sever, güzel bir kokuyu da  sever bu ayrı bir olay. Allah sevgisi öyle değil, Allah sevgisi aşktır. Resullulah sevgisi aşktır. Yani o sevgi diğer sevgilerden çok bariz bir şekilde ayrılır. Onun için ölçü budur. Abdülkadir Geylani Hazretleri bunu çok açık seçik müritlerine bildirmiştir. Deli divane olurken, bir nazarla sevgiyi aldı.

 “Bu kim yahu!” dediler. Ki dedikleri şahıs Abdülkadir Geylani Hazretleri. Başkası değil yani… “Gördünüz mü?” dedi, “Ben sizi sevmedikçe, siz beni sevemiyorsunuz.” Yani yukarıdan aşağıya işte Allah’ın adeti… “Adetullah” deriz buna; Allah’ın adeti öyle  olduğu için, Resullulah’ın adeti öyle oldu. Resulullah’ın adeti olduğu için – mürşitler Resullulah’ın çıraklarıdır -mürşitlerin de  adeti böyle olur. Başka türlü olması mümkün değildir zaten. Zikir ibadetlerin en büyüğüdür. Hiçbir ibadet zikrin yerini tutmaz.

Süleyman Çelebi diyor ki:

     “Bir kez Allah dese şevk ile lisan

     Dökülür cümle günah misli hazan”

Ne diyor bu mübarek  adam; “Ruhuna sıdkı sadakatle kalpten gelerek bir kez ‘Allah’ dese… Bir sefer, bir kez ‘Allah’ dese şevk ile lisan -şevk yani riyasız- ve lisan bağırarak feryat ederek. Dökülür cümle günah misli hazan” Yani misli hazan nedir? Kışa girerken ağaçların döktüğü yaprak. Hazan vakti. “İnsandan o şekilde günah dökülür” diyor ve doğru söylüyor.

Bütün Allah dostları diyor ki; “Ruhuna sıdkı sadakatle getirilen bir tek salavat ama samimi olarak Rasullulah’ı hayal ederek veya Ravza’yı hayal ederek; “Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Ali seyyidina Muhammed” dedi mi kalpten, duyarlı olarak; amel defterinden 10.000 büyük günah silinir” diyor. 10.000 günah…

“Günah-ı kebahir dediğimiz -ki hiçbir dervişin amel defterinde bu kadar günah-ı kebahir olmaz- dökülür diyor.  Her gün yüzlerce defa her derviş bunu zikrediyor. Toplu zikirde bu yükselip gidiyor semâvâta. Arş’a kadar melekler taşıyor. Burada zikrin ehemmiyetini anlatacak ne bir dil, ne bir lisan yok. Ne bir gönül yok onu idrak edecek. İnsan Sûresi; (Ayet:24). Cenab-ı Hak orada diyor ki; “Ben’i sabah akşam, Ben’im isimlerimi  zikret.” “Eder misin” demiyor, dikkat edelim bak! İşte, Kuran, açın. İnsan Suresi (Ayet:24-25). Ayette  devam ediyor; “Ben’i sabah akşam zikret, isimlerimi zikret.”

Peki buradaki hikmet ne? “Sabah akşam isimlerimi zikret.” Cenabi Hak demiyor; sabah akşam kelime-i tevhitlen  zikret demiyor, İsimlerimi diyor! Çoğaltıyor. Peki buradaki hikmet ne ola? Allah’ın hikmetsiz sözü yok bir kere. Her ayette Hz. Ali Efendimiz bir ayete 400 çeşit açıklama getiriyordu. Her çeşide de, bak 400 çeşidin, her çeşidine de 400 hikmet açıklıyordu.

Düşün, bak.  “Yahu Ali’de kim işte. O da Allah’ın kulu, oda bir insan” falan gibi fikirlere kapılanlar olur. Öyle değil bunlar özel yaratılmış insandı. Şimdi Allahuteâla, sabah- akşam Ben’im isimlerimi çoğaltarak yani; bir çok isimden. Adetlerini deyince, 4001 esmanın olduğunu biliyoruz. Bundan ötesini, Allah biliyor. Bini Tevrat’ta, bini Încil’de, bini Zebur’da, bin biri Kuran’da geçer bunların. Ama herkes görmez bunları. Çünkü; Allah ne diyor diğer bir ayette; “Bu Kur’an müminler için şifadır. Kafirler içinse hastalık mazarrattır.”  Her ayetin 4 hadimi vardır. Her ayette 4 hadim. Kuran’da 6666 ayettir. Bunu 4 ile çarp.  124 bin peygamber derler ya, peygamber adedine gider.  Öyle hesaplar var ki; Kuran’da, biraz daha ileri gidersem anlamanız zaten mümkün olmaz. Hiçbir şey de alamazsınız.

Allah kendini zikredene, birçok hayrın ulaşmasını murad ediyor. İnsana bütün hayırlar Allahuteâla’nın  esmalarından gelir. Kelime-i tevhit (La İlahe illallah) zikrederiz, ondan başka bir hikmet gelir. Allah Lafza-i  Celal zikrederiz ondan bir başka hikmet gelir. “Hû” esmasını zikrederiz, ondan bir başka hikmet gelir. Yararlar gelir, kararlar gelir. Nasıl Kuran’da her ayetin 4 hadimi var. İkisi kafiri ne yapıyor, buna göz gezdirse dahi şerre götüren  melekler devreye giriyor, onu biraz daha böyle cehenneme itiyor amelde. Ama mümine şifa hayır melekleri devreye giriyor. Ona güzel duygular veriyor. Gözünü yaşartıyor, günahların dökülmesine neden oluyor. Esmalarda da bak, kâfir zaten her esmayı zikredemez. Esmalarda çok daha güçlü haller vardır. Çünkü; esma Allah’ın kendi isimleridir, Kur’an ise  sözüdür. Zikir onun için büyüktür, Allah’ın kendisi olduğu için.  Burada isimlerimi diyor çoğaltarak. İnsan ne kadar çok isim zikrederse ki,  bu aksam 40-50 tanesini zikrettik. Bu 40-50 esmada, 40-50 çeşit hikmet ulaştı insanlara.

Bunlar yedi toprağa atılmış tohum gibidir. Şu anda onu hissedemezsin  ama  kırk gün sonra, ama on  gün sonra, ama üç ay sonra, ama bir yıl sonra o yeşerir. Sen bozulmak istesen de mümkün ve  kabil olmaz, bozulamazsın. Niyeti bozdun, Allah tan razı olmadın. Herkes Allah’tan razı değildir. Kıymet bilin yani… Allah’ın varlığını bilir, O’na her türlü ibadeti tahatta, itaatte bulunursun fakat gönlünde dargınlık vardır Allah’a, razı değildir.

Birçok sebep bulur kendi kendine. Der ki; “On senedir sürünüyoruz. On senedir hangi işe el atsak batıyoruz. 10 senedir ne yapsak çelme takılıyor”. Buralardan Allah’a biraz alınganlığı  vardır. Bu alınganlık Allah’tan razı olmamaktır. Bu kulun şiârıdır. Kulda vardır bu. Bu var diye, bu insan günahkar değildir. Bu adamın; “Yahu bu da yapılır mı?” falan denilmez. Bu Allah’la kul  arasındadır. Mevlana’da diyor; “Hey! Kendine gel” diyor Allah’a… “Kendine gel” diyor. Bu da naz makamıdır velilerin.   Mesela; naz ehli veliler, biz bunu diyemeyiz. Buna inanın ha,  böyle diyenler de var. Ha şimdi Allah razı olsun.   Allah’a karşı isyanı yok, küfrü yok, itaati var ama razı değil. Niçin? “Yarabbi, beni burada,  üç günlük dünyada yıllardır süründürüyorsun.” Halbuki Efendimiz (s.a.v.) buyuruyordu; “Ha bu kulun.  Sen benim Rabbimsin, seni çok seviyorum, sen ne dediysen sözünden çıkmıyorum. Kalkıp şu üç kağıtçıya, şu beş kağıtçıya, şu sana isyan etmişe, bu kadar nimet içinde yüzdürürken… Yani; ben nereden tutsam ki senin ipine  sarılmışken,  sen beni tepetaklak ediyorsun” gibi duygular taşıyor. Bunu çok insan taşıyor. Bu bariz belli oluyor. Kabul etse de, inkâr etse de bu var.

Şimdi Cenab-ı Hakk’ın cevabı buna, şimdi sorusuz cevap yok. Yani sorulup da cevapsız kalan bir soru da yok. Şimdi Cenab-ı Hak diyor ki; “Dünyada hastalık çeken, dünyada yokluk çeken müminler için, dünyada üzüntü çeken, üzüntünün altında kalan müminler için Mahkeme-i Kübra’da soru sual yok” diyor.   Bunlar Mahkeme-i Kübra’ya gelir, “Onlar üzerine ben ecri yağmur gibi yağdırırım” diyor. Bunlar sorgusuz sualsiz -50.000 yıllık süredir Mahkeme-i Kübra -Sorgusuz sualsiz onlara, “Cennete gidin, girin derim” diyor.  Şimdi hangisi değerli? Bizim alıngan tavrımız mı, Allah’ın onun karşılığında lütfu mu?

Yani burada şunu anlıyoruz ki,  Cenab-ı Hak ne yapıyorsa en doğrusu o. Cenab-ı Hak ne söylüyorsa en doğrusu bu. Ha bize akıldan, ilimden çok az şey verilmiştir. Biz bu kadar az şey ile bu yargılara varıyoruz. İşte şöyle diyoruz, böyle diyoruz.

Dünya hayatı çok kısa. Öte de sonu olmayan bir hayat. Yani hiç sonu yok. Milyarlarca, trilyonlarca yıl geçse sonu olmayan bir saltanata gidiyorsun. Niçin? Dünyada 3 gün üzüntü çektin, sıkıntı çektin, yoksunluk çektin, hastalık çektiğin için. Allah’ın sevdiği 3-5 insan grubundan, bu grubun içine giriyor dünyada hastalık çeken, yokluk çeken, yoksulluk çeken insanlar. “Fakir-i sabirin” olarak anılıyor bunlar. Ve bunların defterlerinde; kimse açıyor 400-500 hac var, kimisi açıyor Mahkeme-i Kübra’da amel defterini 50-100 tane cami yaptırmış, dünyada zor geçinmiş adam. “Yarabbi, bu defterler bize yanlış verildi, bu defterler bizim değil derler” diyor. “Vallahi, biz dünyada fakirdik, nerde  cami yaptıracağız?” “Sen samimi olarak buna özenmedin mi?” diyor Cenab-ı Hak. “Özendin. Samimiydi, riya da yoktu, tamam” diyor.

Onun için Peygamber (s.a.v.) buyuruyor ki; “Niyet, amelden üstündür.” Bak! Niyetleri temiz tutalım. Allahuteala’nın insanda nazar edeceği ilk şey niyettir. Niyet temiz ise, akıbet kesinlikle hayır olur, temiz olur. Ha şimdi darılmamızın, razı olmamamızın, kendi kendimizi dolduruşa getirmemizin hiç bir anlamı olmuyor şimdi Allah’ın cevabına göre, Allah’ın lütfuna göre. Sadece yaptığımız şeyin saçmalıktan ibaret olduğunu anlıyoruz böyle olunca.

Ve 26. Ayet; ha bu ayeti şimdi ben, şurada bir sene otursak bitiremem ama bin defa özet yapmam lazım. Şimdi zamanlarımız bu kadar. Şimdi geçelim 26. Ayet’te de diyor ki; “Geceleyin Bana secde edin, uzun zun Ben’i tesbih edin.” Yani; “Ben’i zikredin” Tespih nedir? Zikirdir yani. “Uzun uzun geceleyin Bana secde edin ve uzun uzun tespih edin.”

Şimdi her zikrin önünde iki rekât zaten namaz var değil mi? Bu ayet ilk etapta dervişlere hitap ediyor. Dervişin halini anlatıyor bu ayet zaten. Ne yapıyorsun, evvela gece 2 rekât seyr-i sülük namazı kılıyorsun. Bak “Uzun-uzun secde edin” demiyor. Dervişin haline o kadar net anlatıyor ki. “Geceleyin”  bak, “Geceleyin, Bana secde edin, sonra uzun uzun tesbih edin.” Seyr-i süluk namazı kılıyorsun. Şimdi, biraz kemalât kazanmış bir dervişin 20 tane, 30 tane,  40 tane esması var. Ne yapıyor? Uzun-uzun Yaradan’ı zikrediyor. Bu ayet ilk etapta yani; objektif olarak dervişlere hitap ediyor.

Sonrası var, sonrası var, sonrası var. Şimdi 27. Ayet’te diyor ki; “İnsanlar!” Şimdi genele geliyor. “İnsanlar! Kolay elde edilecek dünya nimetleri için canla başla koşuyorlar, ona ulaşmak için. Ama Kıyamet için, Mahkeme-i Kübra için, kendisine lüzumlu olan amellere ertelerler, ertelerler, sonra bırakırlar.” Şimdi genelin halini anlatıyor. İnsan Suresi, 27. Ayet.

Şimdi genele bakıyoruz. Cenab-ı Hakk’ın dediği gibi; dünya nimetleri için herkeste bir koşuşturma var. Hepsinde, kimi ararsan… Adam 10 tane şirket kurmuş. 11-12.si olsun diye koşuşturma var ama Mahkeme-i Kübra için hakikaten hazırlığı yok. Erteliyor gerçeği. İşte sonra yaparız, bir gün gelir, ona da zaman ayırırız falanlar filanlar… Sanki 500 yıl daha yaşayacak senedi var gibi bir tavra giriyor. “Buna da uzun amel” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ve Cenâb-ı Hak diyor ki; “İşte, Biz size bu sureyi öğüt olarak yolladık. Öğüt bak bu sure” diyor.  İnsan Suresi öğüttür. Bu öğüdümü aldıysanız Allah’a doğru bir yol tutarsınız. Allah; hayır ve hikmet sahibidir. Bu öyle önemli bir sure ki; Allah sevmedikçe siz sevemezsiniz. Allah severse, siz sevebilirsiniz. Allah hüküm ve hikmet sahibidir. Konumuz neydi, baştan onu dedik. Abdülkadir Geylani Hazretleri şunu dedi. Yani burada ne anlıyoruz ayet-i kerimede; Allah sevmedikçe biz sevemiyoruz. Allah sevecek ki biz Allah’a seve bilelim. Resullulah sevecek ki, biz Resullulah’ı sevebilirim. “Bu sureyi  size öğüt olarak gönderdi” diyor.  İnsan Suresi’nin öğüt olarak gönderdi. Eğer bu anlattıklarımdan öğüt aldıysan, bak zikir ehlinin de halini anlatıyor. Zikir yapmayı emrediyor. Demiyor bak, dönelim 25. Ayet’e geri; işte gece vaktiniz olursa Ben’i de tesbih edin. Yani ederseniz sizin için hayırlı olur gibi bir şey demiyor Allah. Namaz için 58 yerde ne diyor? “Namazı dosdoğru kılın!” Aynen bak, aynen o söz.

“Ben’i çokça zikredin” diyor. “Ben’i uzun uzun zikredin.” Farz mı, değil mi? Şimdi bana değil de.. farz değil diyen insan dinden çıkar. Şimdi ederseniz iyi olur gibi bir şey demiyor. Edin diyor , emrediyor bak! Aynı namazı nasıl emrediyorsa!

Esteuzubillah;

“Fesebbih bı Hamdi Rabbime festağfirlu inme kanı tevvaba”

 Başka bir ayet:

“Ya Habibim, Ben’i zikret, Ben’i tesbih et, Bana tövbe istiğfar et” diyor. Et!

Peki Allah’ın kesin kurallarla yap dediği şey, farzın dışında ne olur ya? Farz olur. Zikir farz mıdır, vacip midir, sünnet midir, şu mudur, bu mudur, bir sürü şey. Yahu Allah direkt, emrediyor. Direkt namazı nasıl emrediyorsa, zekatı nasıl emrediyorsa, aynen o şekilde emrediyor. Peki buna nasıl diyeceksin ki olsa da olur, olmasa da… Sen bir farzı terk ediyorsun. Allah’ın kesin yap dediğini, terk ediyorsun. Yarın Mahkeme-i Kübra’da diyecek Cenab-ı Hak! “Ben, sana bak gönderdiğim kitapta ne dedim? Ben’i çokça zikret dedim! Niye etmedin?”

Ya Rabbi, ben binamaz işte. Bir namazla ebedi hayat, katrilyonlarca yaşayacağın bir saltanat kazanılır mı? Günde bütün namazları toplasan bir saattir. Günde bir saat çalışmayla cennetin en fakirinin mülkü bu dünyanın 40 misli cennette ve 400 hanımı var.  Günde bir saat Allah’a ayırma ile hiç sonu olmayan bu şekilde saltanat kazanılır mı? İşte Cenab-ı Hak onun için ne diyor; Allah’tan gafil olmak! Birçok ayette ne diyor; “Siz dünyada Ben’i nasıl unuttuysanız, Ben’de sizi cehennemde öyle unuturum.”

Allah’tan gafil olmayacak insan. Allah’tan gafil olmanın tek yolu da zikirdir. Dilini, gönlünü zikri alıştırırsan; gezerken, dolaşırken de artık döner dolaşır gelir “La ilahe illallah” dersin. “Allah” dersin. “Hû” dersin. “Hak” dersin. “Hayy” dersin. “Kayyum” dersin. “Kahhar” dersin. Dersin birşey… Dil ile gönül ne yapacak? Allah ile olmayı öğrenecek. Allah’ı zikredenlerden olacak. Namazı ben küçümsemek için, şunun için, bunun için demiyorum! Namazsız din yok. Namaz yoksa, din yıkılır. Namaz mutlaka olacak. Ama “Ben namazı kıldım yeter. Allah bereket versin!” O da bir şey ama “Dünya ahiretin tarlasıdır” diyor salat-u selam Efendimiz. Burada ne ekersen orada onu biçeceksin. Herkes Dünya’da kalamayacağı yerde zengin olmaya uğraşırken, niçin ötede ağa olmaya uğraşmıyoruz ki Mevlana gibi! Burada kazanacağın kısacık bir zaman bu. Burada kazanırsan ne olacak? Orada onun karşılığını göreceksin.

#namaz #namazarzdır #namaznedir #Esma #Esmaülhüsna # #Hak #Hay #Hu #Kayyum #Allah #Kahhar

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız