REBİÜLEVVEL AYININ 12’Sİ – ALLAH İÇİN BİRBİRİNİ SEVENLER – HAKKINI HELAL ETMEYEN ANNE – EVVELA ALLAH’TAN UTANMAK LAZIM – DÜNYADAKİ ŞEYTANIN ÖNEMLİ TUZAKLARI – SENİN OLAN NEDİR?

0
708

Hz. Musa, Hz. Hızır emrine girip de Hz. Hızır tarafından kovulmazdı. Hz. Hızır; “Senin için bin tane olay hazırlamıştım, sen üçüne dayanamadın ya Musa!” diyor. Ulül Âzim Peygamber, onlar şeriat ilmiyle gelir.

Yani, içinde bulunduğunuz hâl Hz. Musa’yı kendinden uzaklaştıran Hz. Hızır yoludur yani.  Öyle bir yoldur yani, bunun kıymetinin, bunun ehemmiyetinin farkına varmak lazım. Allahuteala; “Dostum onlar benim.” diyor. Ya Allah’a dost olmak ne demek ya? Peygamberler dua ederken; “Ya Rabbi, bizi salihlerle et, salihlerden et” diyor. Salihler kimler? İşte bu cemaatler (tarikat ehli), salihler… Bu cemaat ile sınırlı değil, ne kadar varsa yeryüzünde salihler bunlar.

Onun için, Allah razı olsun. Eskiden tarikatlarda, daha güzel terbiye yolları vardı, bugün onları uygulayamıyoruz. Adam yatarken, yastığı bile öpüyordu kafasını koymadan önce. Kapıyı açarken, kapının kulpunu öpüyordu. Neden? Her şeye Allah için bir sevgiyi ifade ediyordu. Allah için ama… Sevgi, Allah içindir.  

Allahuteala Mahkeme-i Kübra’da; “Benim, için birbirini sevenler ayrılsın” der, Mahkeme-i Kübra’da bunlara hesap kitap yok yoktur. Birde, Allahuteala’nın en hoşnut olduğu insanlar; bir Müslüman’a bir diken batsa, onun acısını hissedendir. Müslüman’ın derdini kendine dert edinendir. Allahuteala’nın, en hoşnut olduğu insan türü bunlar. Bunları, ancak bu dünyada kazanacağız. Yani, öbür dünyaya doğduğumuz zaman değil.

Şimdi “ölüm” diyorlar. Ya, ölüm diye bir şey yok ki! Yeniden, bir doğuş var. Zahmet aleminden ayrılıyorsun, Rahmet aleminde doğuyorsun. Rebiülevvel Ayının, 12’sinde Peygamberimiz doğdu.

Rebiülevvel Ayının, 12’sinde Peygamberimiz öbür alemde doğdu. Kutlama günü, yaptılar öbür tarafta, doğum günü yaptılar, farkında mıyız? Değiliz! Hicrete bakın; yine Rebiülevvel‘in on ikisi. Bir hikmet yok mu yani bunda? Tesadüf mü? Mümkün değil! Ama işte, bunları görecek göz… Baktığımız şeyi görmemiz lazım.

“Peygamberimiz öldü” diyoruz. Ötede doğdu, ötede doğum günü yaptılar. Hem de ne doğum günü… Yerler gökler inledi, yedi kat semâvat… Hz. Muhammed (s.a.v.) doğdu, alemlere rahmet olarak gönderilen doğdu! O alemde doğdu yani, ne ölmesi ya!

Mevlana; “Benim gerdek gecemdir” diyordu. Bir şey bilmiyor da mı söylüyor bunu? Bu düşüncede olacağız.  

Peygamber salât-u selam Efendimiz; “Bir mümin için, dünyadaki en büyük ödül ölmektir.” diyor. Çünkü; o herkesin korktuğu ölüm, has bir mümin için o ölüm anı geldiği zaman; ona Allahuteala’nın rızası, Allahuteala’nın lütufları gösterilir. O can atmaya başlar gitmek için. Onun için o zor bir olay değil. Yani Peygamber Efendimiz öyle diyor, “Bir hamurdan bir kıl çekme veya bir tereyağından kıl çeker gibi…”O kadar kolay. Ama işte, Allah’ın sevgisinden bir nebze kaybetmeden; o ölüm dediğimiz muhteşem şeye ulaşmak, bütün dava bu… Oraya o şekil ulaşmak…   Bunun için tuzaklar, tehlikeler var. En büyüğü ana-babadır.

Bakın birçok hadiste; “Cennet, annelerin ayakları altındadır” der salât-u selam Efendimiz. Mümin bir anne ama (kafir olursa hiç mesele değil. Gene ona saygı hürmet göstermek zorundasın ama onu dinlemek zorunda değilsin.) Mümin bir anne-baba, bir Peygamberin ümmetine olan duası veya bedduası neyse; bir mümin anne-babanın evladına olan duası tam peygamber duası kadar etkilidir. Çok önemlidir bak!

Peygamber salât-u selam Efendimiz dünyayı şereflendirdiği dönemde, ashaptan birkaç kişi geldi.

“Ya Resullulah, ashaptan falan zât ölüyor, dili tutuldu” dedi.

“İmansız gidiyor kelime-i tevhidi getiremiyor.”

Peygamberimiz hemen anında kalktı, gitti, “Bunun validesini çağırın!” dedi. İmansız gidiyor adam. Validesini çağırdı, geldi. Dedi ki:

“Ya valide, buna hakkını helal et” dedi.

“Etmem” dedi.

Bir daha tekrarladı; “Ya valide, buna hakkını helal et” dedi.

“Etmem” dedi kadın.

Bir daha tekrarladı; “Ya valide, hakkını helal et buna.”

“Etmem” dedi.

Ashabına; “Bahçede büyük bir ateş yakın” dedi. “Cehennem gibi” dedi. Yaktılar.

“Tutun elinden ayağından.” Daha canlı… “Atın ateşin içine” dedi.

Tuttular. Peygamber Efendimizin emrini derhal yerine getirdiler. Götürürken annesi dedi:

“N‘apıyorsunuz?”

“Ateşe atacağız.” diyorlar.

“Yav olur mu?”

“Onun gideceği yer bu!” dedi, “O, nereye gidiyor, sen biliyor musun?” dedi Peygamberimiz.

O zaman annesi insafa geldi, “Helal ettim.” derken dili çözüldü. “La İlahe illallah Muhammedin Rasulullah” deyip iman edip gitti adam. Etmese bak, gidiyor imansız, bu kadar önemli. Şimdi, biz dünyada birçoğumuz evlatlık edemiyoruz, gerek iktisadi şartlardan, gerek dünyanın hallerinden. Ama öyle değil!

Allahuteala; “Onlar, yanınızda yaşlanırlarsa, onlara ‘öff’ bile demeyin!” diyor. Kur’ân’da ayet, emir! Biz, bunların farkında olmuyoruz. Farkında olacağız. Yani,“Bırak ya! Sen sus ya! Sen ne bilirsin ya!” Kesinlikle, böyle birşey yok Allah‘ın yasasında.

Ha, “Ben yaşarım ben canımın istediği gibi, ötesi ne olursa olsun” dersen istediğini yap. Bütün Peygamberlerin bir müşterekte birleştiği bir söz var, “Utanmıyorsan, ne istersen yap!” Hepsi aynı sözü söylemiştir. Onun için bunlar, bu dünyada kazanılır. Anne-baba bir ama mümin olma kaydıyla diyorum bak.

Hz. İbrahim (a.s.)’ın babası (Azer) biliyorsun, put yapıcısıydı, kâfirdi yani. Allah dedi; “O, senin hiçbir şeyin değil. Ceddin mi? Hiçbir şeyin değil!” dedi. Azarladı yani, ama mümin oldu mu öyle yağma yok. Mümin olursa, akan su duruyor. Cennetin bileti de, kapısı da onlar. İstediğin kadar amelin olsun, Allahuteala kesin emretmiş yani. Peygamberimiz bir sürü hadiste bunu beyan ediyor; “Mümin anne-babaya tevazu kanatlarını indirin, öff bile demeyin!” diyor ya.

Annesi biraz yaşlanmış, “Oğlum, bir su getir bana” diyor. Çocuk, gidip su doldurup gelinceye kadar annesi uyuyor. Çocukta, o kadar şey ki, Veysel Karani gibi…O, su bardağı elinde, “Annem uyanır, içiririm, annem uyanır, içiririm”, sabaha kadar bekliyor. Allahuteala; hiç ameli olmadığı halde o amelden, onu cennete alıyor. Evet anne-babaya ikram böyledir yani. “Sen sus, sen kimsin, sen nesin falan filan…”Bunlar Kabe’yi yıkmak gibidir. Ha bunlar, bu dünyada kazanılacak ameller.

İkincisi, bir suç işlerken sağa sola bakarız, Ahmet-Mehmet görüyor mu diye! Bu şirktir abi. Yahu Yaradan diyor ki; “Ben, sana şah damarından yakınım.” Allah, sana şah damarından yakınken, ondan hayâ etmiyorsun, ondan utanmıyorsun, ondan korkmuyorsun; Ahmet, Mehmet görür de ayıplar beni diye mi korkuyorsun?

Bak akıllarımız ne kadar derin uykuda! Evvela; Allah’tan utanacaksın. Evvela; ölçü Allah rızası, Allah yani. Biz falan görür mü, fişman görür mü hesabı yapıyoruz. Bu şirke yakın  günahlardan. Evvela; Allah’tan utanacağız, Allah’tan korkacağız ya. Allah’ın rızası için, Allah’ın olmadığı bir yer var mı? Allah’tan gizlenebileceğin bir şey var mı? Allah’ın mülkünden başka bir mülk var mı? Bunların hepsine hayır!  E öyleyse, niye Ahmet’e, Mehmet’e bakıyorsun ki! Ahmet, Mehmet Allah’tan öncemi geliyor yani?

Bakın diyor ki Peygamberimiz; “Benim ümmetim, puta tapmaz ama onlar için gizli şirkten korkarım.” İşte, bunlar gizli şirk.  Hayatımızda bunun gibi niceleri var, niceleri var ama farkında değiliz. Baktığımızı görelim, dediğim her zaman bu yani. Baktığımızı görelim…

Peygamberimize getirdiğimiz salat-u ve selam şuradaki defterde(Sağ omuz işaret ediliyor). Melek kaydediyor. Açsa, belki milyonlarca defa ama onun ötede doğum gününün kutlandığının farkında değiliz. Rebiülevvelin, 12’sinde, üç tane olayın, arka arkaya geldiğinin farkında değiliz. Bunların farkına varmamız lazım, çünkü; bu dünya ahiretin tarlasıdır. Bu dünya ötesi için sermaye yeridir, biriktirme yeridir.Daha sonra tasarruf yeridir, kazanç yeridir.

Şimdi Allah’ın izniyle işte kıldık mı namazı, çektik mi tesbihi? Tamam buda çok güzel, buda yeterli olabilir. Ama hani dünyada nasıl istiyoruz? Daha çok malımız olsun, daha çok mülkümüz olsun, şunumuz olsun, bunumuz olsun. İstiyor nefis… Ötede de, cennette de makamlar var. Cennette de, beş yüz eş verilen var, on bin eş verilen var. Cennetin en fakirine, bu Dünya kadar kırk yer veriliyor. En fakire beş yüzde eş var, ama on bin eş verilen var. On bin eş verilene, acaba mülk olarak ne kadar verilir düşün. Orada da zengin var, fakir var yani. En fakiri de, Dünya fakiri gibi değilde, cennette zaten öyle bir şey söz konusu değil! Ama biz şimdi, cennette çok yer isteyelim…

Benim ömrümde, hiçbir ibadette ne cennet, ne cehennem hiç aklıma gelmedi. Benim işim değil ki, bana ne! Yaradan razı olduktan sonra cehennemde, cennet olur. Gayemiz; Allah rızası.

Bir alışveriş, ticaret değil yani. Onu düşünmeyeceğiz ama Dünya, ahiretin tarlasıdır, Allah’ın rızası bu dünyada kazanılır.

Allah’ın hoşnut olmadığı kesin koyduğu kurallar, emirlere bir tanesine baş kaldırdığın zaman, bütün ameller heba oluyor. Nasıl bir ayeti inkar ettiğin zaman, küfre girip kafir oluyorsan; Allah’ında aynı emirlerine de baş kaldırmak aynı şeydir. Ha ayeti inkar etmişsin, ha Allah’ın emrettiği bir şeye karşı gelmişsin. İkisi arasında, bir fark yok ki! Ama biz, işte aklımız beynimiz uykuda, “çok önemli değil” diyoruz. Ben Kur’ân’ıda inkar etmedim, hadisi de inkar etmedim, namazımı da kılıyorum.

Bir söz diyor hadis-i şerif; “Ağzınızdan çıkan bir söz, yaydan çıkan bir ok gibi, sizi cehennemin dibine götürür.” diyor.  Bir söz, tek bir söz “Yok ya! Olur mu ya!” dediğin an; Allah’ın emrine karşı geldin! Gitti, her şey gitti… Onun için, mümin uyanık insandır, mümin akıllı insandır, mümin asla aptal insan değildir! Mümin, her atacağı adımın muhasebesini yapan insandır. Onun için, mümin asla katı dilli olmaz, müminde asla hırs olmaz. Hırs, şeytandan ve nefistendir. Ona daima hudut çizer.

Hırslar çok türlü türlüdür. Kimi insanın paraya hırsı vardır, kimi insanın kadına hırsı vardır, kimi insanın mala/mülke hırsı vardır, kimi insanın bağa bahçeye hırsı vardır; kimi insanın ağaca, kurda, kuşa hırsı vardır yani. İnsanların zaafları, işte bu zaaflar benlik kadar büyük tehlike.

Zaaflar benlik kadar büyük bir tehlike. Dünyadaki şeytanın önemli tuzaklarından. Kırk-elli tane önemli tuzağından ilk başta gelenler; sıla-i rahimden uzak kalmak ilk başta gelenlerden. Ki; Allah’ın rahmetini istiyorsan, sıla-i rahimden asla uzak kalmayacaksın. Sıla-i rahimden uzaklaştığın an, Allah’ın rahmeti üzerinden eksilir.

En az 24 saatte bir sefer, anan baban için -ister sağ ister ölü- elini açıp da onun için dua etmiyorsan, senden nimet azalır. Allah’ın nimet lütfu eksilir üzerinden. Biz, bunları uyguluyor muyuz kardeşim?

Ondan sonra gelen tuzak var. Hırs ve benlik, benlik ve hırs ikiz kardeş gibidir. “Benim malım, benim telefonum, benim şunum, benim şunum”. Yav, bırak şunu, ya senin değil! Sen sadece emanetçisin, Allah, seni misafir ediyor burada üç dakika. Senin tasarrufuna üç kuruş para veriyor, kazandırıyor. Yav, ölürken niye cebinde götürmüyorsun? Bir çorap götür de göreyim seni.

Götüremiyorsun! Yav, nasıl senin o zaman? Oysa Allah diyor ki; “Ben, rızkınıza kefilim.”  Rızık için tasa etmeyin, kefilim. “Seni olgunlaştırmak için kısarımda seni terbiye etmek için.” diyor.

“Zillete kadar indiririm.” Bunda da hikmet var, isyan etme diyor.

“Ben senin manevi hastalığını tedavi ediyorum. Sana iyilik ediyorum, niye şikayet ediyorsun ki!”

“Benim, benim, benim, benim, benim, benim, benim, ev benim, bark benim, tarla benim, ağaç benim, anasını sattığımı her şey benim! ”Ya bu nasıl bir nefis ya? Senin de, Vehbi Koç ne götürdü bir kefenden başka? Ki o kefeni de soyup aldılar üzerinden, o da onun olmadı. Öyle mi? E nasıl senin ya!

Senin olan ne biliyor musun kardeşim? Verdiğin! O senin… Hemen buraya (sağ tarafa) yazılıyor. “Allah için verildi” diyor. Senin olan o, vallahi de, billahi de, senin olan o. Cebindeki değil, bankada ki değil, biriktirdiğin, sıkıştırdığın değil; o senin değil, onun hesabı var. Miskale zerreye kadar onun hesabı sorulacak. Ama bir fakire mi? Bir yetime mi? Bir yoksula mı? Bir yolcuya mı? Bir muhtaca mı? Bir dula mı? Verdin mi? İşte senin olan o.

Bir hastaya vardın ise

Bir içim su verdin ise

Yarın anda karşı gele

Hak şarabın içmiş gibi”   diyor Yunus Emre…

Senin olan o, ama biz bunun farkında değiliz. “Verdik gitti” diyor. Tüh! “Cepten gitti” diyor. “Benim olan hangisi cepteki” diyor. Tam %100 ters çevirip, böyle tersinden okuyoruz kitabı. Tamamen yanlış yani, şaşı olmuşuz. Onun için hırs ve tamah ile birlikte benlik, benlikten çıkmak lazım. Benlikten çıkmak zor. En azından benliği sorgulamamız lazım. Sorgulamaya başlarsak benliği, hırs ve tamah gadab ve şehvet gibi birçok hal, yavaş yavaş ibre düşer. Zaaflara kapıldığın an, nefsin; seni şeytana sattı zaten.

#anahakkı #analıkhakkı #şeytanıntuzakları #dinisohbet #SeyyidAliEfendi

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız