ZİKİR FARZDIR ! AHİR ZAMANDA ÜMMETİME SARI VE BEYAZ LAZIM !

0
193

AHİR ZAMANDA ÜMMETİME SARI VE BEYAZ LAZIM

Hz. İsa ne diyordu?

“Ya meyit Allah’ın izniyle kalk.” Diyordu. Ve mezar yarılıp kalkıyordu.

     Abdulkadir Geylani Hz. Papaz ile karşılaşınca ne dedi?

“Sizin Peygamber’in yaptığını yaparsam bizim Peygamberimiz’in büyüklüğüne inanır mısın?” Dedi.

“Tabi.” Dedi.

     Papaz çok eski bir mezar seçti. Geylani Hz. mezarın başına gitti ve sordu.

“Sizin Peygamberiniz ölüyü kaldırırken ne derdi?” “Allah’ın izniyle kalk derdi.” dedi.

Hazret:  “Ya meyit Allah’ın izniyle kalk.” Mezar yarıldı Allah’ın izniyle kalktı.

     Bak bin yıl evvelki de aynı söz şimdiki de aynı söz, eğer aynı inançta aynı şuurdaysan. Yani burada; müslümanın “Adam sende.” Deme zamanı değil artık kalkıp yürümesi lazım. Onun için Peygamber(sav) Efendimiz’in dediği ahir zamanda ümmetime zenginlik lazım. Sarı ve beyaz lazım diyor. Benim zamanımda fakirlik saadetti. Ahir zamanda da zenginlik. Mü’minler için. Ve biz o günlere gelmişiz. Artık ben öyle zannediyorum ki bundan sonra müslüman bu ülkede yürüyecek. Onun için bu devirde para lazım. Gerçekten çok ihtiyaç var.

        Ha o günleri yaşamıyoruz artık. Peygamberimiz’in zamanında asr-ı saadetti. Fakirlik mutluluktu, dert yoktu, tasa yoktu, elektiriği, suyu kesilmiyordu. Ama bugün öyle değil. Bugün zillet; bütün alimler öyle diyor. “Zillet kafirlik ile yan yana yürüyen bir yol.” Diyor.

       Bugün zillet dönemi değil. Artık müslüman, bu dünyanın nimetlerinde benimde hakkım, payım var demesi lazım. Demeli yani.

      Bizim Uşşaki’nin eski büyüklerinin güzel bir sözü vardır.

“El karda, gönül yarda.” Der.

      El Dünya işinde olacak, gönülde yarda olacak, Allah’ta. Bugün mümin’in hali bu olmalı. E durmadan her gün yokluk yokluk … Kim çekiyor? Bakıyorsun, geneli müslüman. E kardeşim devamlı yokluk, zillet kişiyi içine kapatır. İçe dönük bir adam olur. Ondan sonra dünya yansa umrumda olmaz. Cemiyetten, konudan, komşudan, akrabadan çekilir. İçe dönük bir hıyar olur gider. Artık bunları Müslümanların aşması gerektiği bir dönem.

      Dünya, değer olarak bir soğan yaprağına da değmez. Allah Celle Celalu Hazretleri: “ Bu dini yaşayın, yaşatın, yayın. Bu dini insanlık nizamına perçinleyin. Ki siz bunları yaparken ne kaybederseniz kaybedin Allah bunları satın alır. Allah sizin müşterinizdir. Allah size bu kaybettiklerimiz karşısında cenneti verir.” Diyor. Bu emir. Bu rica değil. Allah rica etmez. Allah’ın şânına rica yakışmaz zaten. O, alemlerin Rabbi’dir. O, emreder. E biz bugüne kadar buna kulak astık mı? Doğru düzgün asmadık. Biz doğru düzgün asmadığımız için bize de doğru düzgün gelecek şeyler ulaşmadı. Yani ne arıyorsak yine kendimizde arayacağız. Yoksa Allah çok zengin.

Şimdi artık uyanma zamanı. Artık durma zamanı değil.

       Onun için Allah’ın izniyle. Mutlaka sıkıntı çekilmesi lazım. Bazı sıkıntılar ilaç kadar insana yararlıdır. Bir sıkıntı dönemi mutlaka olması lazım. Çünkü Allah Teala’nın adetullahıdır. Laftan almayan adamı halden aldırır. Buda Allah’ın Rab sıfatından, terbiye eden, öğreten, mecbur eden. Yani sani evire çevire dediğini yaptırır.

    E şimdi Allah razı olsun. Allah’ın katında Mü-min’ler değerli varlıklar. Mü-minler’i Allah seviyor. Onun için Kur-an’da bize birçok şey sunmuş, hediye etmiş, nasihatta bulunmuş. Bugün cennet için sermaye vermiş elimize. Nimet içinde sermaye vermiş elimize. İyide kullanıyor muyuz?

      Cennet’in sermayesi Kelime-i Tevhid’dir. “Lâ ilâhe illallah.” Bu cennetin sermayesidir. Cennetin hazinesi ise; “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyul azîm.” Dir. Zikri tamamlayıcı da, bütün Peygamberlerin zikri olan da; “ Sübhanallahi velhamdülillahi vela ilâhe illallahu vallahu ekber.” Yemin ediyor Allah’ın büyüklüğüne, şânına. Nimetin sermayesi ise; “Elhamdüllahi Rabbilalemiyn.” Şükürdür. Elhamdüllah’tır. E şimdi biz nimete şükrü unuttuk. Kelime-i Tevhid’i söylüyoruz dilimizle ama kalp yâdellerde. Bu sıdkı sadakatle olacak.

      Şimdi Beyazıt Bistâmi Hazretleri bir arkadaşıyla bir yerden  bir yere yolculuk ederken, müezzin ezan okuyor. Beyazıt Bestami bakıyor;

“Ulan şu yalancıya bak be.” Diyor. Yanında ki irkiliyor.

“Ya Hazret bu ne biçim söz?”

“Vallahi billahi yalan söylüyor.”

“E bunun yalan olmayanı nasıl?”

“Bak göstereyim.” Hemen yanında bir kaya varmış. Kayanın üzerine çıkıyor.

“Allâhuekber.” Diyince kaya, su gibi olup eriyip gidiyor. İniyor.

“Ya bende yalancıymışım ya.”

“Ne oldu?”

“Benimde erimem lazımdı.” Diyor.

      Burada bir sıtkı sadakat söz konusu yani takva.

     Hallacı Mansur Hz. bir gün Kabe’de bir siyah taşın üzerinde oturdu bir ay sonra kalktı. Ki oranın sıcağını biliyoruz. Vücudunda sıcaktan eriyen yap taşların üzerinden aktı, gitti. Dediler ki:

“Hazret burada oturup kaldın?”

“Vallahi Allah’tan öyle utanıyorum ki belimi doğrultamıyorum.” Diyor.

      Veliye bak. İmana bak. Bu adam, Allah için, neyden çekinir, neyden korkar?

  ZİKİR FARZDIR

     Onun için nimetin sermayesi çok şükürdür. Elhamdülillah. Allah’u Teâlâ’nın katıksız sevdiği insanlar vardır yeryüzünde. Peygamber(sav) Efendimiz bunları sayar bir çok hadiste.

Alla’u Teâlâ’nın meleklere övündüğü insanlar vardır. “Bakın şu kullarıma.” Der. Birinci derecede Allah’u Teâlâ’nın övündüğü kullar gece uykusunu terk edip onun zikrine oturanlar. Zikir farzdır. Zikir, Farz-ı ayın’dır.

      Ashab suresi/Ayet 41;

“Beni çokça zikredin.” “Eder misiniz?” “Demiyor.” “Edin.” Diyor. Emir ve hüküm var. Arkadan gelen 42.ci ayet; “Beni sabah akşam tesbih edin.” Burada neyi anlıyoruz? Zikir’in farz olduğunu anlıyoruz. “Namaz’ı dosdoğru kılın.” Diyor. Kelimelerin arasındaki fark ne? İkiside emir değil mi? Öyleyse zikir nasıl farz olmaz. İşte Kur-an orda.

Peki ne dedik? Allah’u Teâlâ’nın meleklere övündüğü kul! Uykusunu bozup kalkıp onun zikrine oturanlar. Allah’u Teâlâ; “Gelin bakın, bu adam güzel karısından ayrıldı, yumuşacık döşekten kalktı, uykusunu terk etti, sırf benim rızam için abdest aldı bak beni zikrediyor. Ben bu kullarımı affettim, ben bu kullarımı cennete alacağım sizde şahit olun..” Der. Melekleri şahit tutar. Ne dedik? Allah’u Teâlâ’nın iftihar ettiği kullar ve Allah’u Teâlâ’nın rahmet nazarıyla baktığı kullar. Bunlar kimler? Alimler. Talebeler. Cömertler… Cömertler. Cömertleri Cenab-ı Hakk, veliler gibi tutuyor. Hatta bir kutsi Hadis’te, Kutsi Hadis Cenab-ı Hak tarafından gönderilmiş Hadiste: “Cömertlerin hatalarını dilinize dolamayın.” Diyor. Cömert insanın hatasını dahi konuşmayı yasak ediyor. Ve arkadan gelen Hadis’te de “Cömertlerin rızkı arşı ala’ya kadar açıktır.” Mutlaka Allah’u Teâlâ onlara birşey sunar. Allah’u Teâlâ’nın rahmet nazarıyla baktığı kullar. Alimler. Talebeler. Cömertler…

     Peygamberimiz şöyle diyor: “Mahkeme-i Kübra’da; Alimler ile Peygamberler’in arasında bir derece fark vardır. Yani hemen hemen aynı safta gibidirler. “Alim’in uykusu, cahilin nafile ibadetinden faydalıdır.”Diyor. “Alimin mürekkebi şehidin kanından ağır basar.” Diyor mizanda. Ya Alim ol, ya talelebesi ol, ya onları seven ol, yada onları dinleyen ol. Eğer bu 4 zümrenin dışındaysan ateşe hazır ol. Diyor.

    Yani ilmi çok övmüştür Cenab-ı Hakk, Cenab-ı Peygamberimiz, hatta bir Hadis-i Şerif’te: “Bir Alimle çok sıkışık bir yerde oturmuş sükut halindeysen bile büyük hikmetler zuhur eder. Kişi büyük ecirler alır.” Diyor.

     Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz o cahiliye döneminin ashablarını ne ile ashablık makamına getirdi? Dini ve ilmi sohbetler ile. Bunlarla o cahiliye döneminden ki kendi kız çocuklarını diri diri gömerdi onlar. Meşhur putlara tapıyorlardı. İçki, sudan çok içiliyordu. Araplar şarabı çok severlerdi. Burada neyi anlıyoruz? İlim, Yunus’un deyimi ile;

“İlim, hilim bilmektir.

Hilim, kendin bilmektir.

Ya sen kendini bilmezsin

Ya nice okumaktır.”

      İşte bütün şey burada düğümleniyor. İlim ile yumuşaklık bir araya gelmişse, sütün içine bir kaşık maya girmiştir yoğurt olmaya adaydır artık. Eğer ilimde hilim yoksa o hayırlı ilim değil, şeytanda da var o ilimden. Eğer sana ilim ulaştığı halde Mü-min’lere karşı katı dilliysen sen düpedüz melunsun. Allah’ın en buğuz ettiği kişi yine alimlerden çıkar. Gösteriş yapan alimler. Bak ben ne kadar biliyorum gibisinden. “Allah’u Teâlâ Mahkeme-i Kübra’da bunların yüzüne hiç bakmaz. Bunlara rahmet nazarıyla bakmaz. Bunlarla hiç konuşmaz.” Diyor Hadis-i Şerif.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız