Seyyid Ali Efendi Kimdir?

        Aslen Dağıstanlı olup, Dağıstan’dan göç eden dedeleri kurtuluş savaşı döneminde Balıkesir de eski adı “Kirne” olan Dağıstan Köyünü kurmuşlar, daha sonra Çanakkale’ye gidip Kurtuluş Savaşında Şehitlik mertebesine ermişlerdir.

       Seyyid Ali Efendi 1944 yılında Balıkesir ilinin Kirne (Yeni adı Ortaca) köyünde dünyaya gelmiştir.

       “ Balıkesir ilinin Kirne köyünde

         Günlerden de Cuma gününde

         Sabaha karşı ocak önünde

         Gelmişim dünyaya bir bahtı kara.”

       Seyyid Ali Efendi insanların yoklukla yaşam savaşı verdiği o günlerde asıl doğum tarihinin belli olmadığını da ayrıca vurgular.

       Babası Eser hoca olarak bilinen İsmail Efendi’dir. Eser Hoca’nın Dağıstanca “Saruha” yani “Sarı Oğlan” diye sevdiği, “Bu Ali Efendi olacak.” diye ayrıca itina gösterdiği 7 çocuğundan biridir. Peygamber soyundan olduğuna dair Osmanlı Sultanlarının tasdik ettiği secere Mecid dedesine kadar uzanır. Osmanlı döneminde Peygamber soyuna olan saygıdan, bu mübarek soy kayıt altında tutulmuş. Osmanlı döneminde, Peygamber soyundan olanlar çalışmasın, ilimle uğraşsınlar diye kendilerine maaş bağlanırmış.  Kaybedilen birçok güzel değerlerimiz gibi bu güzel adette unutulmuş.

       Yıllar geçer, askerden sonra Seyyid* Ali Efendi 1960’lı yıllarda Almanya’ya çalışmaya gider. Peygamber soyundan olan insanlar diğer insanlara göre farklı beceri ve zekaya sahiptirler. Anlayışları idrakleri başkalarına göre bariz fark eder.

       Zekası ve becerileriyle hiçbir işte iki aydan fazla işçi olarak çalışmaz, master** olarak terfi eder. 12 yıl Almanya’da çalıştıktan sonra gördüğü bir rüya Seyyid Ali Efendi’nin tüm hayatını değiştirir.

       Rüyasında bir tren garından bankta 3 kişinin oturduğunu görür. Ortada oturan Resulullah (s.a.v) Efendimiz’dir.  Sağında Hz. Ebu Bekir, solunda Hz. Ömer vardır. Peygamber Efendimiz hiç konuşmaz sadece Seyyid Ali Efendi’ye bakar.

       Peygamber Efendimizin bakışlarından “ Ali senin burada ne işin var?” dermiş gibi hisseder. Bu rüya onu derinden etkiler. Rüya sonrasında Seyyid Ali Efendi hislerini şöyle anlatır;

       “O rüyadan sonra Almanya da tutunamadım. Bir an önce Türkiye’ye gitmeliydim. Neden niçin gitmeliydim onu da bilmiyordum ama sadece gitmem gerektiğini biliyordum.”

        Türkiye’ye döndükten kısa bir süre sonra rüya ve uyanıklık arası yakaza***  halinde;

       “Ya Ali Kula’ya gel!”

       Diye bir davet alır. Öyle ki bu ses tam 7 defa tekrarlanır. Kula denilen yer neresi, nasıl gidilir, onu çağıran kim aklında ki sorularla Balıkesir Merkezde ki Zağnos Paşa Camii’nin oralarda iken Sırrı Süleyman Hz. ile tanışır. Sırrı Süleyman Hz.’leri dönemin sırrı olan meczup**** velilerdendir.

       Daha önce tanışmadıkları halde  “ Ya Ali Kula’ya mı gideceksin?” der.

       Sırrı Süleyman Hz. bir bakışta onun kim olduğunu aklından geçeni bilir. Ona Kula’nın Manisa’nın ilçesi olduğunu ve oraya nasıl gideceğini anlatır. Dostlukları bu karşılaşma ile başlar. Seyyid Ali Efendi, Sırrı Süleyman Hz.’lerinden sohbetlerinde sıklıkla bahseder.

       Seyyid Ali Efendi Kula’ya yola çıkar. Nereye gittiğini bilmiyordur. “Beni çağıran herhalde karşılayacaktır.” diye düşünür. Kula girişinde otobüs onu benzinlikte bırakır. Benzinliğe bir otomobil gelir durur. Otomobilden bir derviş iner “Buyur.” der, onu araca bindirir. Eski Osmanlı tarzında bir kapı önünde dururlar. Kapıda demir bir tokmak vardır. Tam tokmağı vuracakken kapı başka bir derviş tarafından açılır. İçeri buyur edilir.

        İçeride postunda oturan zat Seyyid Hacı Kazım Kulevi Hazretleri’dir. Mürşidi olacak olan Seyyid Hacı Kazım Kulevi Hazretleri “ Seni biz çağırdık, virdinide biz vereceğiz.” der ve kendisine Uşşaki virdini verir. Burada mübarek zatın birçok kerametini görür.

        Tasavvuf yolcuğu bu şekilde başlayan Seyyid Ali Efendi bu yolda kemalat kazanır. Bir gece rüyasında Divan-ı Resulullah’a çağırılır. Divan-ı Resulullah’ta Kuran’ı Kerim’de geçen tüm Peygamberler ve Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bulunur. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz törenle kendi kemeri ve kılıcını Ali Efendiye kuşandırır. Bu ilk icazetidir.

       Aradan bir müddet geçtikten sonra Ruhani Miraç yapar. Ruhani miraç her veliye nasip olmayan ayrı bir mertebedir. Veliler, Resulullah (s.a.v.) Efendimiz gibi fizik bedeniyle değil, sadece ruhuyla miraç yapar. Arşı alanın yokluk makamı olan Hakikat Makamı’nda Veli, Cenab-ı Hak’la bizzat görüşür ve konuşur. Orada “Gönlümden, aklımdan vesvese geçerse Cenab-ı Hak bilecek.” diye düşünürken Cenab-ı Hak “ Her şeyden arınmayan, her murada ermeyen benim arşıma ayak basamaz.” der.

       Ali Efendi ikinci icazetini Cenabı Hak’tan bizzat alır.

       O zamandan bu yana yıllardır, Allah İçin tebliğ görevini üstelenen Seyyid Ali Efendinin birçok kerameti, şahit olan talebeleri tarafından bizzat anlatılmaktadır.

       Seyyid Ali Efendi halen Balıkesir Ortaca köyünde yaşamakta ve Allah için tebliğe devam etmektedir.

* Resulullah Efendimiz’in (s.a.v.) Hazret-i Hüseyin’den gelen nesl-i pakine verilen unvandır. Hanımlar için “Seyyide” unvanı kullanılır.

** Usta başı

*** Tasavvuf erbabınca, başlangıcı itibarıyla Hakk’ın emir ve yasakları karşısında uyanık, titiz ve duyarlı olmak; bir kısım ilâhî ihsanlara mazhariyet mânâsında sonuç itibarıyla da değişik makam ve mertebeleride her zaman fikrî, ruhî istikametini koruyup hep basiret üzere olmak demektir.

**** Kendini Allah’ın yoluna adamış.