SALAVATIN FAZİLETLERİ VE KANDİL GECELERİNİN FAZİLETLERİ NELERDİR? SEVGİ SIRALAMAMIZ NASIL OLMALI?

0
151

Hz Yunus,  gönlünün coştuğu bir dönemde insanlara şöyle bir hitapta bulundu;

Okuyamaz defterimi şaşarsam,

Mahşer yerlerinde derde düşersem,

Mümin kullarından ayrı düşersem,

Ayıp bana yazık bana vah bana!

O kadar güzel bir söz ki, yani dört dörtlük söz. Mümin kullarından ayrı düşersem, ayıp bana, yazık bana, vah bana! Sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz; “Birlikte rahmet, ayrılıkta zulmet vardır.” diyor. En çok birlik beraberliğe muhtaç olduğumuz dönemde yaşıyoruz şu anda dünya hayatında. Yunus bile “Mümin kullarından ayrı düşersem, yazık bana, vah bana.” diyor. Allah’u Teâlâ’nın bütün müminler üzerinde, bütün mahlûkatların üzerinde çok büyük lütufları vardır, işte bu gece o lütuflardan biri. Cenab-ı Hakk’ı birçok kul, birçok mahlûk, birçok melek ve aklımızın ermedikleri zikreder. Fakat Allah’u Teâlâ kimi zikreder? Diyor ki; “Ey kulum! Sen beni yalnız zikredersen, ben seni yalnız zikrederim. Ey kulum! Sen beni bir toplumda zikredersen, ben seni, senin toplumundan daha hayırlı bir yerde zikrederim. Ey kulum! Niyetlerin sabit olmak kaydıyla bana bir adım gelirsen, sana on adım gelirim. Ey kulum! Bana yürüyerek gelirsen ben sana koşarak gelirim.” Şimdi Cenab-ı Hakk’ın lütuflarının büyüklüğüne bak. Bu gece birçok derviş değişik mekânlarda, değişik insanlarla, Yaradanı zikredecek, Yaradan da bunları zikredecek. Yaradan’ın zikrettiği bir kulun değerini anlayabiliyor musunuz? Yaradan’ın zikrettiği kul Kâbe’den de büyüktür, Allah’ın arşından da. O kul ki, onun gönlü Cenab-ı Hakk’ın nazargâhı olmuştur. “Allah” diyoruz, Allah’u Teâlâ diyor ki; “Ey Ahmet, Ey Mehmet, Ey Hasan, Ey Hüseyin beni mi zikrediyorsunuz,  beni zikrettiğini duydum, işittim ve bununla da hoşnut oldum.” Allah’u Teâlâ’nın zikrettiği kulun değerini hangi tartıyla, hangi ölçüyle ifade şekline sokacağız, sokamayız! Onun üzerinde öyle gönüller var ki, birinci derecede sufi zakirler der  Cenab-ı Allah ayeti kerimede. O Zakirler ki, onların gönlü Allah’u Teâlâ’nın nazargâhıdır. Onların bu dünyada ne kazandıklarını anlamaları hiç mümkün ve kabil değildir. Peygamber efendimiz (s.a.v) bir hadisi şeriflerinde diyor ki; “Üzerine farz olan hacca gitmek, gidecek hale gelmişsen (nisap miktarı var islamda), Allah için yirmi sefer cihada katılmaktan daha hayırlıdır ama salavat getirmek bunların hepsine denktir.” Düşünebiliyor musun? Salavat getirmek bunların hepsine denk. Bu gece getirilen salavatlar anında melekler tarafından Rasullullah’a (s.a.v) ulaştırılır. Anında ağzından çıktığı an… Şimdi burada yirmi kişi vardır zikreden, yirmi milyon melek vardır görevli, her hayırlı cemiyette böyle. Her ağızdan çıkan salavat, zikir taşınıyor. İki şey vasıtasız taşınır, biri Kelime-i Tevhid, biri Ayetel Kürsi ama bunlar müstesna diyor, Cenab-ı Hak. Ama burada okunan her salavat anında Rasullullah’a  (s.a.v) ulaştırılır, kendisi nerede olursa olsun, belki buraya da gelir, oda ayrı bir konu… Salavatı ulaştırırken melekler, “Ya Resulullah,  falan oğlu falan sana salavat getirdi, sana selam yolladı” der. Peygamberimiz de, “Selamını aldım kabul ettim, salavatını aldım kabul ettim, benden de onlara selamımı ulaştır, benden onlara özlemimi ulaştır der.” Bütün Allah dostları ittifakla diyorlar ki; “Hurufuna sıdkı sadakatle getirilen bir tek salavat, adamın amel defterinden 10000 büyük günahı siler.” Hiçbir sufinin defterinde on bin büyük günah yoktur. Şimdi bakın buradaki Cenab-ı Hakkı’n lütfunu görelim. Salavat ve salavatı şerife öyledir, ulaştırılır ve Peygamberimiz bizden memnun olur, kendi sevgisini, kendi selamını meleklerden bize iletmesini ister. Eğer biz nefsimizin zaaflarından tamamen kurtulursak, peygamberimizden dönüp gelen melek ile tokalaşırız ve onun her kelimesini işitir duyarız. Hicap perdeleri var duyamıyoruz, bu büyük bir yanlış mı? Hayır, yaşadığımız dönemde çok kolay açılması mümkün olan bir olay değildir, çünkü yediğimiz şüpheli, içtiğimiz şüpheli, kazandığımız şüpheli, gözümüz günah işliyor, dilimiz günah işliyor, kulağımız günah işliyor, ayağımız günah işliyor, kalplerimiz günah işliyor, midemiz günah işliyor işliyor da işliyor… Bunlardan kaçınmak asrı saadette kolaydı ama şimdi değil. Salatü Selam Efendimiz (Allah’u Teâla şefaatine nail etsin hepimizi, bütün müminleri); “Benim zamanımda islamın kurallarından onda dokuzunu yapıp, birini terk eden helak olurdu. Öyle bir gün gelir ki, islamın kurallarından onda dokuzunu terk edip, birini yapan kul cennete girer” diyor. İşte biz böyle bir zaman diliminde yaşıyoruz ve böyle bir zaman diliminde yaşayan insanın yaptığı her türlü ibadet taatında değeri çok yüksek ve çok büyük oluyor. Cenab-ı Hak onu bir fidan gibi büyütüyor, kendinden bunu yolluyorsun, o kendinden daha büyük bir şeyle karşılaşıyorsun gittiğin zaman, onun için Selatü Selam Efendimiz diğer bir hadis-i şerifinde buyuruyorlar ki; “Zamanın tefessühünde,  istikamet sahibi mümin kırk şehit sevabı alır.” Yetmiş diyenler de var ama kırk şehit sevabı alır. Bir şehide Cenab-ı Hak, “Kabirden kalk ve cennete gir!” der. Şimdi böyle geceler de zikir, tefekkür, fikir, salavatın değeri tahmin edemeyeceğimiz kadar diyor,  şu dünyanın sana tamamını verseler bu geceki manevi yönden kazandığının yanında hiçbir şey değil, çünkü biliyorsunuz ki cennette, cennetin en fakirine verilecek olan mülk bu dünyanın 40 katı kadar yer, cennetin en fakiridir bu. Salavatı şerife mutlaka böyle gecelerde Peygamberimizin âline, ashabına da salatu selam getiriyoruz. Burada ne kazanıyoruz Allah’ın rızasını kazanıyoruz. Bir müminin gayesi Allah’u Teâlâ’nın rızasını kazanmaktır. Allah’u Teâlâ’nın lütfuyla senedeki böyle nadir de olsa gecelerde; rahmetidir, merhametidir, şefkatidir kullarına olan. Bir Allah bin Allah eder, on bin Allah, elli bin, yetmiş bin Allah olarak yazılır. Yani bire yetmiş bine kadar ne oluyor, artarak devam ediyor. Bir kadir gecesini değerlendirmek, seksen üç yıl yedi aya tekabül ediyor. Düşünün bak! Kaç katına çıkıyor. Bir kıldığın namaz seksen üç yıl yedi ay kıldığın namaza eş düşüyor, o gecelerde kıldığın namazda ecir alıyorsun. Ecir almak demek geçmişteki borcunu öder anlamına da gelmez. Farzı ayın on beş yaşına gelen her müminin üzerine farzdır, mutlak yapılması gerekendir. Fakat ecir olarak bu kadar büyük bir ecir alıyor. Bu gece Cenâb-ı Hak senden razı olursa, Peygamber senden razı olursa senin için bundan daha büyük bayram sevinci düşünülebilir mi? İşte o sevinci gönlümüzde hissedelim, onu duyalım şimdi bu gece Cenâb-ı Hak tüm müminlere diyor ki: sırf İslam âleminde bütün dünyada, kimi kuran okur, kimi istiğfar eder, kimi zikir için toplanır, kimi cemaatlere gider, kimi camilere gider, kimi mevlüt dinler, bunların hepsi iyi niyetin sembolleridir, hepsi Allah’ın rızasına taliptir. Allah’u Teâla böyle gecelerden sonra tertemiz bir defter ihsan eder kullarına. İşte biz bu gecede aldığımız defteri, ilkokula yeni başlayan bir çocuğun karaladığı gibi sayfaları simsiyah etmeyelim. Allah’u Teala’nın zikrettiği bir kul, Peygamber Efendimizin selam gönderdiği bir kul artık nasıl davranmalı bunun idrakine varalım. Ahmet şunu yapıyor, biz de biraz yapsak ne olur, demeyin demeyelim! O sayfayı temiz tutalım artık. Sen Ahmet de değilsin, Mehmet de değilsin! İnsanları, kimseyi küçümsemiyoruz ama Cenâb-ı Hak diyor ki; “Sufiler benim seçkin kullarımdır.” Allah’u Teâla koyuyor bu kuralı onlar ezelde nasibini almıştır, bu dünyada da beni zikrederler, ağzımızı gönlümüzü birçok melekelerimizi zikirle süslemiş. Cenabı Peygamberimiz de diyor;  “O zakirler ki o zikredenler benim ehlimdir, ev halkım gibidir.” Şimdi sen Ahmet bunu yaptı Mehmet şunu yaptı deyip de onunla kendini niye kıyas ediyorsun ki? Burada Allah’u Teâla’nın hükmü var bununla kıyasla, Peygamberimizin hükmü var bununla kıyasla. Şimdi şuradan sıradan bir vatandaş içki içip de nara atarak evine gitse, kendini bilmezin biri der geçilir, ama bir vilayetin valisi bunu yapsa,  bir memleketinin başbakanı bunu yapsa… Anlatabiliyor muyum? Bir vilayetin emniyet müdürü bunu yapsa, büyük ayıp sayılır, gazetelerde bilmem nerelerde, şurada burada mevzu olur, işte bir derviş’in de öyle… Ahmet’in,  Mehmet’in yaptığı işi bizde biraz yapsak demek buna benzer, sen bu değilsin sen ne yapacaksın!  Böyle bir gecede arınmışsın, temizlenmişsin, Yaradanın zikrettiği kullardan olmuşsun. Nefsin zaaflarını tamamen terk edeceksin! Bütün olay nefis ve onun zaaflarıdır. İnsan ne kadar hata işlerse, ne kadar günah işlerse, ne kadar yanlış yaparsa bak ki hepsi nefsin zaaflarındandır. Bu gece hepimiz hicret edeceğiz, Ya Rabbi diyeceğiz biz hicret ediyoruz. Peki, nereden nereye? Yanlıştan doğruya hicret ediyoruz, cehaletten ilme hicret ediyoruz, hilme hicret ediyoruz, en önemlisi de tembellikten tefekküre hicret ediyoruz. Peki, tefekkür ne? Tefekkür Fenafillah, Bekabillah makamlarına giden yolun merdivenleridir. Ancak bu merdivenleri tırmanmak kaydıyla tefekküre ulaşırız. Fenafillah, Bekabillah ve devam eden Muhsin, Hululebrara ulaştığı an “İnna fetahna leke fethan mübina” ayeti kerimenin kelimesine mazhar olursun. Peki, karşılığı ne? O âlemler açılıyor bunun karşılığı ruh âlemi açılır. Nasıl Cenabı Peygamber sallallahu aleyhi vesselam, bütün melekeleri ile fizik bedeni ile ruhu ile astral bedeni ile Cenabı Hak onu miraca davet edip huzuruna kabul etti ise, işte bu tefekkür merdivenini tırmandığımız zaman, Fenafillah, Bekabillah ki bunlar evvela şarttır, Hululebrab makamında Cenabı Hak seni kabul eder ve bizzat seninle konuşur. İşte birinci diriliş budur, yoksa biz diri değiliz, biz sadece kendimizi diri zannediyoruz. İnsan doğar hayaldir, sünnet olur hayaldir, askere gider hayaldir, evlenir hayaldir, insan zengin olur hayaldir, insan fakir olur hayaldir, insanın çocuğu olur hayaldir, insan yaşlanır hayaldir, insan ölür hayaldir, kabir hayatı hayaldir, mahşer hayatı hayaldir. Kaç yaşındayız her birimizin geçmişi hayalden başka nedir? Geçmişinize şöyle bir bakın, bir gecelik rüya ve hayaldir. Peki dirilişle, birinci diriliş bu tefekkür merdivenlerini tırmanarak “İnna fetahna leke fethan mübina” ayetine mazhar olur Ruhani Miraç birinci diriliş, dünya hayatındaki diriliş ikinci varoluşta mahşerde. Sufiler hesaba kitaba tabi tutulmaz. Cenabı Hakk’ın vechini görmek, her şeyin varlığını, varlığın başı sonu işte orada var oldu, birinci varoluş, diriliş işte Ruhani miraçla başladı. Dünya hayatındaki, bundan sonra artık hata yapamaz, hiç kabil değildir, elinden gelmez zaten o kapıyı kapatır Allah’u Teâla. İşte böyle gecede başlanan insan gönlündeki yolculuk, insan gönlündeki gayret, tefekkür merdivenlerini rahat rahat tırmandırabilir ve bu makamlara ulaşır ve birinci varoluş, birinci diriliş… Yoksa biz birer tabudan ibaretiz, nefsimizin zaafları ile bizi istediği yere oynattığı. Bugün için biliyorsunuz ki, insanlık âlemindeki zahiri insanları ele alalım; iki meta var, birincisi kadın, ikincisi para, gerisi hiç önemli değil, şimdi buna sen diri diyebilir misin? Bu adam diri değil, bu adam tamamen nefsin zaaflarına teslim olmuş, teslim olduğu vakit nefsini zaten şeytana satmıştır. Şimdi şeytana satılan bir insan ölü müdür diri midir?  Öbür âlemde ölü müdür diri midir? Allah’u Teâla diyor ki; “Onlar cehennemde ne ölüdür ne diridir.”  Peki, bu kadar büyük bir tehdit varken insan bile bile buraya kürek çeker mi?  İnsanlar çekiyor. Biz bunu ayıplamıyoruz o ayrı konu, çünkü söylesen de faydası yok! Neden? Bir insanın Yaradanı zikretmesi bakın ezelde, ben tahsilatı yaptım diyor Cenabı Hak, herkese ulaşacak rızıktan, dünyada neye muhatap olacaksa Cenabı Hak onun tahsilatını yapmış, biraz evvel Cenabı Hak ezelde tahsis ettiği ile karnımı doyurup kalkıyorum. Dünyaya geldiğimden bugüne kadar Cenabı Hak beni doyurmuştur, giydirmiştir, yedirmiştir, sevindirmiştir, üzmüştür, hasta etmiştir yani birçok şey vermiştir, şimdi ben güdülenim. Cenabı Hak âlemlerin sahibi merhamet O’nun. Ben kendi kendime geçen gün anlattığım bir olayı tekrar dile getireyim; bana bir misafir geliyor 15-20 gün bana biraz ağır gelmeye başladı, ben o zaman diyorum “Ya Rabbi sen ne kadar büyüksün ki ben bir misafirin kahrını zor çekiyorum, sen bu kadar âlemde bu kadar insanın kahrını nasıl çekiyorsun” şimdi buradan düşünürsek Cenabı Hakk’ın büyüklüğünü, lütfunu neler neler anlarız… Yani bunlar tefekküre girmiş kapılardır, yani tefekküre de bunlarla girilir hani. Biz diyoruz ya, biz insanız, akıllıyız böyleyiz şöyleyiz, niye sen bir insana bir iki ay dayanamıyorsun, nedir bu nefsin zaafıdır, işte nefis orada başlıyor sana bir şeyler fısıldatmaya, baştan demese de sonra diyor. Cenabı Hak bu kadar âlemde neler var neler hepsini kahrını çekiyor, günah işlediğinde hiçbirini anında helak etmiyor, işte kardeşlerim bu gecelerde Allah’u Teâla’nın bize sunduğu büyük hediyeler, işte böyle gecelerde Cenabı Hakk’ı ruhuna sıtkı sadakatle zikredersek, Cenabı Peygamberimize, ashabına, ehline hepsine salatu selam getirirsek, tertemiz bir defter açılır, bunu karalamadan idrak edeceğiz. Peki, neyi idrak edeceğiz?  Ben Cenab-ı Hakk’ı zikrettim, O’na söz verdim, O da beni zikrettiğine söz verdi, ben Allah’ın zikrettiği kullardan oldum, ben Resulullah’ın selam gönderdiği, salat gönderdiği kullardan oldum, artık hırstan tamaha, sertlikten hilmi yumuşaklığa dönelim, mümkün mertebe sabırlı olalım, sabır imanın yarısıdır, Allah’u Teâla sabır ve şükürden yarattı, bunların farkına varalım. İlim olarak değil hal olarak üzerimize alalım. Allah’u Teâlâ’yı sevmeyi öğrenelim. Allah’u Teâlâ’yı sevmek için birtakım meseleler oluşturalım. Kime sorsan Allah’ı seviyorum der ama iki dudak arasında,  Allah’u Teâlâ’yı seven insan halde, tavırda, harekette, konuşmada, her şeyde bariz bir şekilde diğerlerinden ayrılır. Kendimize bahaneler bulalım, ne bulalım? diyelim ki; Cenabı Hak beni yaratmıştır, yoktan var etmiştir, beni insan yapmıştır, hayvanda yapabilirdi, yılanda yapabilirdi ama beni insan yaptı, beni insan yaptığı için Allah’ımı seveyim. Bunca sene sana sıhhat, afiyet vermiştir. İnsanlar âlimleri sever, âlimlerin âlimi onun için de sevelim. Allah’ı bu şekilde insan kendi kendine, kendi gönlünde aradığı vakit yetmiş tane, yüz yetmiş tane, bin yetmiş tane kendine neden bulur. Bakın şu âlemlerde gözünün görmediği canlıdan, Hz Cebrail’den Mikail’e kadar, yarattığı çok büyük varlıklarla çok küçük şeylere kadar bir tekini unutmuyor, bir tekini rızıksız bırakmıyor, bir tekini akılsız bırakmıyor, bir tekini ihmal etmiyor. Allah’ın yarattığı bir kuşu incelediğinde yaptıklarına şaşıp kalıyorsun demek ki, Cenabı Hak aklımıza ne geliyorsa, en uç noktadan en alt noktaya kadar hepsine tasarruf ediyor, hepsinden haberdar da diyor ki; “Ey kullarım ben size şah damarınızdan daha yakınım.” burada önemli olan bir faktör daha var, Allah’tan hayâ etmeliyiz, kendimize bundan sonra düstur bilelim hayâyı. Şimdi ben bir kabahat işlerken sağa sola bakıyorum, Ahmet, Mehmet görürse bu adama bu yakışır mı der diye. Ne büyük yanlışa düşüyorum! İyi de bana şah damarından yakın olan Allah’ı niye hatırlamıyorum? Allah’tan bir şey gizlenebilir mi? mümkün değil, saklamamız mümkün değil! Öyleyse farkına varalım neden size şah damarınızdan yakınım diyor, âlemlere sığmam mümin kulumun gönlüne sığarım diyor. Peygamber salatü selam efendimizin hayatına bakalım; bir ömür niye didindi, gayreti neydi? Biliyorsunuz ki her şeyin bir sonu var, dünyanın da sonu var. Kıyametten sonra uzun yıllar Allah’u Teâla âlemleri boş bırakacak, sonra dirilişler… Dirilişten önce melekler yaklaşır, Cenabı Hak;  Ya Hazreti Cebrail, git Habibimi al getir der, Cebrail, Ya Rabbi hayâ ederim, Mikail’e der, Ya Rabbi ben de hayâ ederim, İsrafil’e der bende hayâ ederim der. Cebrail’in, Mikail’in, İsrafil’in hayâ ettiğinden biz hayâ etmiyoruz! Hz Azrail’e Cenabı Hakka der k; “Ya Azrail hadi Habibimi çağır.” peki der. Allah’ın huzurundan çıkınca diğerlerine de der; “Gelin hep beraber kabrine gidelim.” ne Ravza kalmış, ne Kâbe kalmış, ne nehir, ne deniz, ne dağ… Böyle arşı âlâdan iki Nur dikilir,  Peygamberimizin kabri şeriflerine bunlar gider o Nur’u takip eder, dördü birden “Ya Muhammed (s.a.v) Allah seni çağırıyor” toprak yarılır, kalkar oturur bakar ümmetim, ümmetim nerede? der, “Ya Resulallah ilk seni çağırdık” hemen secdeye kapanır “Yarabbi ümmetimi affet! Yarabbi ümmetimi bana bağışla! “ Bir peygamber mahşerde çağrılırken dahi böyle tavır içindeyse, bizde böyle bir Peygamberin ümmeti isek ona layık olmaya gayret edelim. Biliyorsunuz ki, doğduğunda da ümmetim, ümmetim diyerek doğdu, ikinci dirilişte de aynısı oldu. Ona çokça salavat getirelim, onun hoşnut olmadığı şeyleri yapmayalım, onun tavsiye ettiklerini yapalım. Cenabı Peygambere itaat, Cenabı Hakk’a itaattir, hiç değişmez. Cenabı Hak bunu ayetlerinde beyan ediyor, “O’na itaat bana itaat” diyor. Bunları birçok insan ilim olarak muhakkak biliyor ama ilim olarak şeytan da çok şey biliyordu, meleklerin imamıydı. Bilmek kâfi değil, uygulamak lazım bildiğimizi üzerimize hal edebilirsek o zaman bir şey ifade eder, çünkü bildiği ile amel etmeyen kişinin hesabı çok zor oluyor. Onun için döne döne diyorum Allah’u Teâla’nın çok büyük lütfudur, hediyesidir böyle geceler. İstiğfar edersin Allah’u Teâla seni affeder, sen zikredersin O seni zikreder, yeni bir sayfa açar bize, soldaki melek kardeşimizin eline yeni bir sayfa verilir tertemiz, onu mümkün mertebe önceki dönemlerdeki hatalarımız gibi karalamayalım. İnsanız muhakkak hatalarımız olur ama büyük hatalara düşmeyelim. “Benim ümmetim puta tapmaz” diyor Sallallahu aleyhi ve sellem “ama gizli şirkten korkarım.” Nedir bu gizli şirk?  Allah’tan daha çok başkasını seviyorsan işte sen gizli şirk yapıyorsun. Allah’u Teâla’nın hiç affetmediği kullardansın. Sevgilerin en büyüğüne, en temizine layık olan Allah’tır. Ondan sonra kimi seversen sev, ama sen Allah’ın ve Resulullah’ın önünde başka bir sevgiye yer ayırmışsan işte bu gizli şirk. Allah’tan gayrısından istemek de gizli şirk. Mesela; ben Hacı abiden niyet ettim, yarın elli lira para isteyeceğim, niyetim bu, bu parayı istediğim zaman belli mi? Hacı abiye, Ahmet’e, Mehmet’e umut bağlarsam şirktir. “Yarabbi, Hacı abi sebeptir, ikramın her türlüsü senden gelir.” Hadisi Şerife’de diyor ki; “Sebebe teşekkür etmeyen Allah’a şükür etmiş olmaz.” Ne diyor ayeti kerimede; “İnna ileyhi raciun” her şeyi yapan benim diyor. Veren, alan, hastalık veren, zengin eden, fakir eden, dirilten, öldüren… öyleyse ben Hacı abiden isterken Allah’u Teâla’yı unutmayacağım. Elhamdülillah biz buna iman etmişiz. Ahmet’ten, Mehmet’ten isterken Allah’u Teâla’yı unutuyoruz. Hacı abiden bin kere Allah razı olsun diyoruz, dönüp de Yarabbi şükür demiyoruz. Eğer Cenabı Hak izin vermezse Hacı abi sana para vermez, istese de veremez! Yirmi yıl sonra bir ağaçtan, bir ağaca, hangi yaprağın üzerine düşeceğini yazdık diyor, Cenabı Hak. Öyleyse artık bu gafletten kurtulalım, artık silkelenelim, artık uyanalım! Hz Mevlana ne diyor; ” Biz hepimiz uykudaydık, sen bize tekme atmıştın sıçrayıp uyanmıştık.” Artık uyanalım! Âlemde insana ulaşan hangi lütuf olursa olsun, onun kaynağı Cenabı Hak’tır, ondan sonraki zincirin baklasındakiler sadece sebeplerdir. Cenabı Hak birçok şeyi kulları ile melekleri ile tasarruf eder, artık bunun farkına varalım. Biz de Ahmet’e, Mehmet’e takılıyoruz Allah’ı unutuyoruz. Allah ömür boyu insana sıhhat vermiştir, birçok ev almıştır, araba almıştır vs. acaba oturup da balkonda arabasına hayran hayran bakarken hiç Allah’a şükrü akıl etti mi?  “Yarabbi bu nimeti veren sensin, senin sevgin söz konusu olduğu zaman, bu hiçlik derecesindedir” Çünkü malı veren, sıhhati veren, rızkı veren bütün dünya hayatındaki yaşama faktörlerini fiillerini zaten yaratan Cenabı Hak’tır. Cenabı Hakk’ın hakkı ödenmez, hiçbir şekilde hiçbir dil hiçbir lisan ona olan şükrü eda edemez, onun için Efendimiz diyor ki; ben dahi bütün peygamberler, amelimizle asla cennete girmeyiz! Cennet Allah’u Teâla’nın lütfudur. Biz böyle bir gecedeyiz önündeyiz, arkasındayız farkına varalım. Cenabı Hak zikir meclislerindeki her cemiyeti zikreder, bu da makam kazanmadır, büyük bir değer kazanmaktadır meleklerin gözünde, ondan sonra melekler bizim için istiğfar eder “Ya Rabbi bunlar senin zikretmiş kulların bunların hataları için biz istiğfar ediyoruz” derler. Artık has mümin olmaya niyet ettik, en azından yönümüzü oraya çevirdik. Bundan sonra halimize, tavrımıza, hareketimize, dilimize, gözümüze, kulağımıza ona göre çekidüzen vereceğiz. İnşallah kendimize söz vereceğiz, o gayrete gireceğiz. Sözü Allah’a değil kendimize vereceğiz Allah’a verirsek de cayarsak çarpılırız. Yani bu tür geceler cennetin kapısı gibidir, kapı büyüktür yetmiş senelik yoldur. Bu gecelerde cennetin kapısına layık olarak gayrete geldiğimiz zaman, niyet amelden üstündür hadisine göre insana büyük getirileri olur. Tefekkürü terk etmeyelim, Fenafillah, Bekabillah makamına ulaşmanın merdivenidir bunlar. Her insanın yaradılışı çok farklıdır, nasıl Cenabı Hak şurada bir buçuk santim yere 7-8 milyar çizik çizmişse, parmak izi dediğiniz yere, bir parmak izinde çeşit varsa, insanın o engin gönlünde ne haller var bir düşünelim. İnsan gönlü Kâbe’den de Allah’ın arşından da büyüktür. Gönül öyle bir şey ki sen kendinde ne arıyorsan gönlünde ara. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in gönlü Ravza’yı Mutahhara’dan başlar ta Arşı Alâ’nın altına kadar gider, düşünebiliyor musun? Gönül nasıl bir yerdir. İşte Allah hepimizi inşallah bu gecelere layık insan eder, çünkü dünya ahiretin tarlasıdır,  ne kazanacaksak Allah’ın rızasından, Resulullah’ın rızasından. Ne kazanacaksak dünya dediğimiz bu kısacık molada kazanacağız. Uzun bir yoldayız, dünya hayatı ise bir ağacın altında verdiğimiz bir moladır. Ebedi hayat için, ebedi âlem için ne kazanacaksak bu mola verdiğimiz kısacık zamanda kazanacağız, inşallah bedbahtlardan olmayacağız.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız