Nasıl Yaşarsan Öyle Ölürsün! Kral Görmeden Nasıl Ümmet Oldu? Amel Defteri Kapanır Mı?

0
101

KRAL GÖRMEDEN NASIL ÜMMET OLDU?

             Hadisi serifte ne diyor  ”İnsan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle dirilir, nasıl dirilirse öyle haşrolunur. “ Bir bölgede aynı günde iki insan ölüyor, biri hafız biri hancı. Aynı gün ,aynı saatte o bölgede iki cenaze çıkıyor. İkisini de gömüyorlar, sorgu sual melekleri geliyor biliyosun, mezarda sorgu sual ; “Rabbin kim, kitabın ne, Resulun kim?” bir sürü soru var. Hafızın yanına geliyor melekler, hafız durmadan Kur’an okuyor, çünkü hayattayken durmadan Kur’an okuyormuş, ölünce de okumaya devam ediyor. Melekler de Kur’an’a saygısından sorgulayamıyorlar. Bekliyorlar , bekliyorlar durmayınca bari gidelim şu hancıyı sorgulayalım, bu da o zamana kadar Kur’an’ı bitirir. Hancıya gidiyorlar “Rabbin kim?”  “ Bir teneke saman yirmi beş kuruş.” diyor, Ömür boyu saman satmış adam. “”Rabbin kim?”  “ Bir teneke saman yirmi beş kuruş.”, “Peygamber’in kim?”  “Bir teneke saman yirmi beş kuruş.”  Bari diyor melekler bide hafıza gidelim, ona bakalım, gidiyorlar. Kur’an okuyor, buna geliyorlar “Bir teneke saman yirmi beş kuruş.”  “ Ya Rabbi ne yapalım?” diyor melekler. Diyor ki “bir insan nasıl yaşarsa öyle ölür, bunu biliyorsunuz,siz hafızın başında bekleseniz Kur’an okur,hancının başında bekleseniz bir teneke saman yirmi beş kuruş der”. Şimdi insan nasıl yaşarsa öyle ölür, Peygamber efendimiz söylüyor. Hani biz de yarın imkanlarımız genişleyince,bir teneke saman  yirmi beş kuruş demeyelim, hafız gibi Kur’an okuyalım ya da bundan da daha efdali ” La ilahe illallah” diyelim,kabirde de diyelim, Mahkeme- i Kübra’da da (mahşerde ) diyelim. Bir teneke saman yirmi beş kuruş dersek yazıklar olsun bize!Onu demeyeceğiz ne diyeceğiz ” La ilahe illallah” diyeceğiz. Şimdi bir örnek olarak anlattım bunu. Dünya da yokuşta var, inişte var, varlığı da var, yokluğu da var. Bunlar zaten hayatın şiarıdır, olması gereklidir. İnsan hep bollukta olursa mirasyedi gibi şımartır kendini,insan kendi kendini dolduruşa getirir. Onun için insan her türlü aşamadan geçecek,hani çile fırını nedir? Hiç dert görmemiş insan asla olgunlaşmaz. Ham insan olgun insanları anlamaz diyor Mevlana. Yunus değişik bir dille ne diyor; “Bilmeyen ne bilsinler, bilenlere selam olsun!” Kim biliyor? Birinci derecede Allah’ın rızasını, Allah’ın hoşnutluğunu, Rasulullah’ ın hoşnutluğunu, Allah’a giden Sıratı Müstakim yolunun güzelliğini, farkında olan insanlar kimlerdir? Zakirlerdir, zikredenler. Allah onlara özel kulum, Rasulullah ev halkım diyor. Öyle ise biz bir teneke saman yirmibeş kuruş demeyeceğiz. Peygamber birçok hadiste, Allah Teala birçok hadisi kutside “Ey esirgenmiş ümmet”yani Hz Adem’den bugüne gelen,mesela her Peygamberin ümmeti var.  En esirgenmiş en seçilmiş ümmet. İki ümmete Allah’u Teâlâ değer vermiş; bir yahudilere zamanında, bunlarında üzerinde bu ümmete, Rasulullah s.a.v. Efendimizin ümmetine değer vermiş, esirgenmiş ümmet. Çünkü Peygamber ilk peygamber Hz Muhammed’dir, son peygamber odur. Çünkü Allah Teâlâ alemleri yaratmayı murad ettiği zaman,ehlibeyt nurundan ilkin Salatu Selam Efendimizin ruhunu yarattı ve onu karşısına aldı ve ona dedi ki ;”La ilahe illallah Muhammed Rasulullah” dedi. Allah kendisi dedi.Hemen akabinde karşısına dikilen Rasulullah Efendimizin ruhu “La ilahe illallah Muhammed Rasulullah “dedi. “Ya Habibim seni yaratmayacak olsaydım, alemleri yaratmazdım,seni yaratacağım için alemleri yarattım.” Bütün alemler ehli beytin nurundan yaratıldı. Şimdi biz böyle bir Peygambere sahibiz. Onun için ne kadar iftihar etsek azdır. Ben Rabbim’le her zaman iftihar ederim. Onunla bir sevince, bir surura ulaşırım hemen akabinde de  Rasulullah’la. Bakın bizden evvelki ümmetler Rasulullah için ne diyordu,bin yıl geriye gidelim. Medine Peygamber Salatu Selam Efendimizin ömrünü tükettiği yer ve kabri şerifleri de Medine’de Ravzayı Mutahhara da. Bakın bin yıl evvel daha Medine yok ortada, Yemen krallarından bir kral bir seferden dönüyor, yanında da dörtyüz tane de alim var, ordusundan hariç. Medine’nin olduğu araziye geldiği vakit,daha Medine yok orda, boş arazi,orda bir mola verelim dedi. Pekihangi dine mensuptu? Hz Davud’un Zeburu’na. Bozulmamış orjinal Zebur’la amel ediyor. Orda alimler krala dedi ki, kralım burda bir gece konaklayalım. O gece konakladılar. Sabahleyin kral yola devam edecek,bu alimlerin hocaları, kralın huzuruna birkaç kişiyle gitti dedi ki kralım;bize izin ver, biz burda kalalım, burda dört yüz tane ev yapalım buraya yerleşelim burda bir şehrin temelini atalım. Peki neden dedi kral; çünkü dedi bizim bütün tefekkür ettiğimiz tevekkül ettiğimiz rabıtayla ulaştığımız her yerden aldığımız cevap,yani bütün kitapların anlattığı bütün peygamberlerin methettiği ,geleceğini haber verdiği Ahmed denilen o Peygamberin şehri burası, o burda yaşayacak. Biz burda bir şehir kuralım burda yaşamaya başlayalım hizmete başlayalım dedi. Yemen kralı dedi ki; bir şartla  sizi burda bırakırım. Nedir şartın dedi “Ben dedi o mübarek Peygambere bir mektup bırakacağım,siz bunu nesilden nesile aktarıp o mektubu Peygambere teslim edeceksiniz.Peki bu bize şereftir dediler. Kral ceylan derisine asırlarca bozulmayacak bir mektup yazdı, kapattı,kilitledi,  o alimlerin reisine teslim etti. Bu insanlar orda dört yüz ev yaptılar Medinenin temel atılışı böyle oldu, Efendimizden bin yıl önce. Ve Eyyub el Ensari hz’nin,Peygamberimizin misafir olduğu ev, o alimlerin hocasının eviydi. Bu mektup elden ele silsile yoluyla Eyyubel Ensari’ye ulaştı. Peygamberimizin devesi  gitti Eyyubel Ensari’nin evinin önüne çöktü (Peygamberimiz Medine’ye Hicret ettiğinde). Peygamberimiz onun evine misafir olunca dedi ki ;Ya Rasulullah emanetin var. Bin yıl evvel yazılmış emanet mi dedi Efendimiz,evet dedi. Alimlerin hocası tarafından yazılan mı dedi, siz bizden iyi biliyorsunuz dedi. Mektubu Peygamberimize teslim etti.  Efendimiz mektubu açtı mektupta yazIyor ki” Ya Rasulullah, seni görüp sana iman etmediğim için büyük bir üzüntü içindeyim,ben sana inandım La ilahe illallah Muhammeden Rasulullah dedim, ne olursun beni Mahkeme-i Kübra’da ümmetinden ayrı tutma, benden şefaatini esirgeme” diye yazmış. Bakın  bir kral bin yıl evvel Rasulullah’a a iman ediyor, dört yüz alim biliyor, oraya temel atıyor. Yani biraz keşfi açık olan, Rasulullah Efendimize bu şekil tazim ediyor, sevgisini, bağlılığını gösteriyor. Ki bu Peygamber bizim için “Kardeşlerimi özledim.” diyor. Ashap diyor “Ya Rasulullah biz kardeşiniz değil miyiz?, Hayır diyor ,siz kardeşim değilsiniz, siz ashabımsınız. O ümmetim, yani o mümin kardeşlerimi özledim diyor bizim için. Miraç’ta kaç sefer geri dönüyor bizim yükümüzü azaltmak için, Allah’u Teâlâ  ile pazarlık ediyor. Doğarken ümmetim diyor,kabir’den kalkarken ümmetim diyecek yani bu kadar bize şefkatli merhametli bir Peygamber. Peki Allah’u Teâlâ’nın çok değer verdiği adını, adımın yanına yazdım diyor. Allah’ın adının yanında başka hiçbir peygamberin adı yazılı değil. Yani bunun değerini bilmemiz lazım.

Birçok âlim birçok Allah dostu diyor ki; dualar veya buna benzer şeylerin taşıyıcısı, biz burdan mesela bir değerli şey yollayacağız,kargoya veriyoruz nasıl bir vasıta taşıyorsa, onu bütün duaları hedefe taşıyan ve bunların karşılığını getiren salavatlardır. Hurufuna sıdkı sadakatle getirilmiş bir salavat, evvela kişinin amel defterinden on bin büyük günahı siler. İki salavat arasına koyun dualarınızı diyor, Allah salavatları kesin kabul eder,kabul edince aradaki duayı çıkarıp bu işe yaramaz demez duayı da kabul eder. Birçok alimin, Allah dostunu, ictihadı görüşü bu. Onun için sıkıldın salavat getir içinden,derdin var salavat getir rahatlatır, gergin misin salavat getir, uyuyamıyor musun salavat getir ilaç gibidir. Ama hurufuna sıdkı sadakatle bir salavat getirirken, kalp yadellerde geziyorsa bu salavat olmuyor.

Peygamber Salatu Selam Efendimiz bir hadisi şeriflerinde buyuruyor ki; kimi insanlar namazın onda birini,kimisi onda ikisini,kimisi onda üçünü beşini.. Bunları niye sayıyor onda onuna kadar? Sen namazın ne kadar farkındaysan o namazın o kadar bölümünü  kılmış oluyorsun. Elhamdülillahi Rabbil alemin, tamam ,Allah’a hamd ettiğini biliyosun, bakın eğer biz İmam Şafi’nin mezhebinde olsaydık her namazı iade etmemiz gerekecektir. İmamı Şafi’nin ictihadı nedir biliyor musun? İyyakenağ budu ve iyyakenestein derken; “Ya Rabbi yanlız sana kulluk eder, yanlız, senden yardım dileriz “ i bilmiyorsa o namaz namaz değildir,o namazı iade etmen lazım diyor. Yani bunların farkında olacağız. Neyin farkında olacağız? Namazın farkında olacağız, zikrin farkında olacağız, salavatın farkında olacağız, yani yaptığımızın farkında olacağız. Tespih çekiyoruz La ilahe illallah,La ilahe illallah, La ilahe illallah..  Allah’tan başka ilah yoktur. üçünde beşinde biliyoruz, onunda uçtu gitti… Daldan dala konan kuş gibi. O aralar boşluk işte. Şimdi birçok Allah dostu da diyor ki; zikrederken gönül hep yadellerdeyse Allah’a yaklaştırmaz, daha da uzaklaştırır. Bak hadiste diyor ki;namaza durdunuz “Allahu Ekber” başlangıç tekbiri,okurken gözün şöyle koltukta ki çiçeğe gitti, Allah hemen sesleniyor “Kulum o baktığın yerden ben sana daha hayırlıyım” diyor. Biraz sonra gözün başka yere daha gitti, Allah yine sesleniyor “Kulum o baktığın yerden ben sana daha hayırlıyım”üçüncü defa başka bir şeye baktığın an  namazı paçavraya çeviriyorsun! Allah’ın huzuruna durduğun vakit secde edeceğin yere bakacaksın, birçok  insan rukuya gittiğinde, apış arasına bakar, kafayı fazla eğer,  bu da doğru değil. Secde de anlını koyduğun yere bakacaksın. Yani her şeyin kuralı, kaidesi varsa namazda ki kural, kaide de ayaklar fazla açılmayacak yani sekiz on santim. Bunlar namazdaki hayasızlıklar, edepsizlikler oluyor. Bir davada ben haklıyım deyip iddalaşmayın, asla! Bak hadisi şerifte Efendimiz buyuruyor ki “Bir mümin şakadan da olsa  yalan söylemeyi , haklı olduğu halde münakaşayı terk etmezse, kesinlikle imanı kemalat bulmaz.”Yani mümin müminin kardeşidir,illa ben haklıyım şöyleyim, böyleyim deyip iddaalaşmayı, didişmeyi ortadan kaldıralım. Burda ne oluyor hoşgörü. Hoşgörünün diğer bir adı ne, sabır. Sabır zaten imanın yarısı. Yarısı şükür,yarısı sabır. Hepsi aynı kaynağa dönüp dolaşıp imanın kaynağına dönüyor. Öyle olunca işte ya bu bana yapılır mı ya, ben burada şuna uğradım ya! Bunlar, aslında bizim işimiz değil. Dünya öyledir. Haksızlığa da uğrarsın, zulme de uğrarsın, hastalık da gelir,  iptila da gelir, kaza, bela da gelir, en yakınından ihanet de görebilirsin yani bunlar zaten dünyanın şiarı. Dünya cennet değil ki dünya müminin cehennemi zindanı. Öyleyse burda dört başı mamur bir hayat asla hiçbir insan için söz konusu değildir. Mutlaka iyi günün olur, kötü günün olur. Yani boydan boya  mutlu insan yok. Mutlu zamanlar var o zamanın içinde. Günler var zamanlar var Allah’a şükredeceksin, devam edeceksin. Bir gün Hz Ali k.v. Hz Ebu Bekir ile karşılaştı. Dedi ki “Ya Ebu Bekir sana gıpta ediyorum, sen bu kadar yüce makamlara nasıl ulaştın.”  Ebu  Bekir Sıddık dedi ki: “Ya Ali  benim ulaştığım ne var ki sende dört haslet var ki ,bu dünyada  kimseye nasip olmadı.” Dedi. “Ya Ebu Bekir” dedi Hz Ali Efendimiz  “Rasulullah buyuruyor ki: terazinin bir kefesine Ebu Bekir’in imanını koysalar, diğer kefesine bütün insanların imanını koysalar, Ebu Bekir’in imanı ağır gelir.” “ Ya Ali sende dört hal  var ki diyor onlar her şeyden daha değerli.” “ Ne var bende?” diye soruyor Hz Ali. Onu bana değil, Rasulullah’a sor diyor. Hz Ali Efendimiz yav ne var ki bende dört hal, çünkü kendisinde bir şey göremiyor, amel Allah katına yükselir kul unutur onu. Bütün Allah dostları kendilerinde bir hayır görmez. Hz Ali Efendimiz Rasulullah Efendimize gitti. Ya Rasulullah, Ebu Bekir bana sende dört hal var ki bu Hz. Ademden bu yana hiç bir insana nasip olmadı, bunlar nedir diye sordu. Ya Ali dedi Efendimiz sendeki bu dört hal bana bile nasip olmadı dedi. Hz Ali daha da şaşırdı.! “Ya Ali dedi” benim dahi seninki gibi bir kayın pederim yok, ikincisi Hz Hatice gibi bir kaynana kimseye nasip olmadı, üçüncü Hz Fatıma gibi bir zevce kimseye nasip olmadı ve Hasan ve Hüseyin gibi iki tane cennet reyhanı hiç kimseye nasip olmadı dedi.”  Şimdi bunların Peygamberimiz ile o günün ashabı, Efendimizle yakın ilişki içindeydi. Mesela biri bize bir şey dese merdivenden inerken,kulak ardı eder hemen unuturuz, ama onlar öyle değil. Onlar bir beden gibi yaşadılar bir duvar gibi yaşadılar, her dönemin dervişleri o Peygamberlerin döneminde yaşayan ashabı gibidir, yani onların mesabesindedir. Çünkü Rasulullah Efendimiz onlar benim ehlim gibidir diyor. O zaman bize düşen nedir, bize yaraşır şekilde yaşamaktır. Yalandan uzak, küfürden uzak, gıybetten uzak. Şimdi şurda bir berduş içip içip nara atsa kimse ayıplamaz ama buranın kaymakamı aynı şeyi yaparsa herkes ayıplar. İşte bu bir örnektir, bir misaldir.  Müslümanların içinde ki dervişler de böyledir. O yaparsa ayıp olur. Çünkü bir cahilin işlediği günahla, aynı günahı işleyen alimin cezası aynı değil. Çok farklı şeyler içeriyor. İşte o seçilmiş ümmete yaraşır şekilde yaşayacağız. Süleyman Çelebi ne diyor ” Bir kez Allah dese şevk  ile lisan,  dökülür cümle günah misli hazan”. Yani hurufuna sıdkı sadakatla  kişinin Lafzaı  Celali  Allah, Allah, Allah diye kalpten gelerek haykırması, “Dökülür cümle misli hazan.”  Yani son baharda rüzgarın yaprakları alıp götürmesi gibi günahları öyle dökülür diyor. Daha önemlisi de bakın biz yıllardır cami kürsülerinden müftülerden, zahiri alimlerden ne dinleriz; bir insan öldüğünde amel defteri kapanır. Öyle mi? Birkaç kişinin kapanmaz kimdir bunlar; birincisi vakıf yani bir şey vakfedif hayrına bırakanlar. O hayır devam ettikçe onun amel defterine yazılır. İkincisi de hayırlı evlat bırakan yani din fakihi. Salatu Selam Efendimiz hadisinde diyor ki “Allah birini sevdimi dinde bilinçli kılar. Allah bir kulu sevdimi onu dinde fakih yapar.”  Bakın kardeşlerim ben de şunu diyorum, bu dünyaya gerek kafir olarak gel, gerek münafık olarak gel, gerek alim olarak gel, gerek fahişe olarak gel, ne olarak gelirsen gel hiçbir kimsenin amel defteri Mahkeme-i Kübra’ya kadar kapanmaz. Kürsü’de öyle anlatan o kadar biliyor öyle anlatıyor. Peki neden kapanmaz? Allah insanı yarattığı zaman hafaza meleği verir iki tane, kafir olsun, mümin olsun, bu iki meleği verir. Bu meleklerin görevi, ecelin gelinceye kadar seni birçok etkenden korumaktır. Bir mümin öldü hafaza melekleri kimi muhafaza edecek? Muhafaza edecek kimse kalmadı. Bu melekler yükselir arşı a’laya kadar çıkar, ya Rabbi bizi görevlendirdiğin mümin öldü koruyacak kimse kalmadı, biz burda kalalım seni zikredelim derler. Allah-u Tea’la da buyurur ki: beni burda zikreden çok kullarım var,o zaman dünyaya inelim orda seni zikredelim derler,orda da beni zikreden kullarım çok der Rabbimiz. O zaman ne yapalım ya Rabbi derler? Bir ömür koruduğumuz müminin mezarının üzerine otağı kurun, kıyamete kadar zikredin,bu sevap onun amel defterine yazılır. Bu melekler mezarın üzerine otağı kurar kıyamete kadar zikreder bu sevaplar sana yazılır. Peki kafir ölürse ne olur, yine otağı kurarlar mezarın üzerine, kıyamete kadar o kafiri azarlar ve günah olarak ona yazılır. Size yazıklar olsun! Allah size namaz kıl dedi kılmadınız, oruç tut dedi tutmadınız, içki içme dedi içtiniz,bu hafaza melekleri kafir’in mezarında bunu yapar Allah’ın emriyle. Şimdi çıkarlar adam öldü defteri kapandı, öyle yağma yok. Gayemiz nedir mezarımızda daha fazla meleklerini zikrettirmek. Demin ne dedik insan nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle dirilir, nasıl dirilirse öyle haşrolunur. Kimi samanın tenekesi yirmi beş kuruş diye kalkıyor, kimi de ömrünü Kur’an’la geçirdi ,orda da Kur’an okuyor. Bizim gayemiz dünya hayatı çok kısa, kaç yaşında olursan ol kısacık bir rüya, mutlaka gideceğiz başımız gözümüz üzerine ne zaman gelirse,her mümin her derviş her zaman hazırdır zaten,bunda korkacak, telaş edecek ,üzülecek bişey yoktur. Ne güzel bir yolculuk vuslat,sevgiliye kavuşmak. İşte ben ona er derim ki, kabrinde hafaza meleklerini zikrettirsin. O zaman o kabir, cennet bahçesi olur. O kabirde o mahkum olmaz, çıkar Rasulullah’ı da ziyaret eder, dilediğinde namaz kılar, dilediği zaman gelir saray gibidir açılır, kırkar arşın o mezar. Şuan yanımızda o hafaza melekleri bu sohbeti dinliyorlar. İşte onları kabrimizde zikrettirelim. Bir kabirde Allah zikrediliyorsa  o mezarda kim neyi rahatsız edebilir? Hangi mevhum gelir de rahatsız edebilir? Mümkün değil. Yani adam gibi yaşarsak, adam gibi ölür ve adam gibi  amel defterimiz kapanmaz. Ne hayır işleyenin amel defteri kapanır, ne şer işleyenin. Bir insan var ki hakikat, marifet nerdedir tarikatın içindedir, bir insan tarikata girmeden Allah’ı zikretmeden, hakikattan marifetten dem vuruyorsa bu da nedir, palavracıdır. Bir cevizin kabuğunu görüp de ceviz budur diye yemin edemezsin, çünkü içindeki farklı, içindeki yağ farklı, lezzeti farklı, zarı farklı bunların hepsine vakıf olmak lazım. Bugün zahiri alîm öyledir o kadar bilir öyle anlatır. Amel defteri kapanmaz! o kadar basit değil bu işler. Benim her zaman dediğim şudur; baktığını görmek farkına varmak, bunun için de aklın uyanması lazım. Akıl uyanmadığın da  bunları görmek zor olur.