GÖK EHLİNİN EMNİYETİ NEDİR – YER EHLİYETİNİN EMNİYETİ KİMDİR?

0
76

Oruçlunun uykusu dahi ibadettir. Uyuyorsa bütün gün uyusun, hiç önemli değil. Onun uykusu dahi ibadettir. Oruçlunun her hali ibadettir, orucunu bozmadıkça. Avamın orucunu yeme, içme cima vesaire bozar; dervişin orucunu yalan bozar, gıybet bozar. 

                Bir makamdakinin yaptığı hayır hasenat, diğer makamdaki için mübah ve haram olur. Makam yükseldikçe değişir. Bak avamın orucunu asla gıybet ve yalan  bozmaz. Ama dervişin derhal bozar.  Çünkü Allah’uTeâla: ” Onlar benim seçkin kullarım.” diyor, onları diğerlerinden ayırıyor. Peygamberimiz de: “Onlar benim ehlim ev halkım gibidir.” diyor.

                İyiliğe kötülük şer kişinin işidir.  İnsanları mazlum durumuna düşürmeyeceksin, isterse karşındaki kafir olsun. Allah yemin ediyor; “İzzetim ve celalim üzerine yemin olsun ki, mazlum kafir dahi olsa ona yardım ederim.” diyor. Ve yemin ediyor. İnsanları böyle duruma düşürmeyeceksin. Çünkü Allah’uTeala her insana merhamet ediyor. Bizim nice günahlarımızı hoş görüyor, affediyor, affediyor, affediyor, bahaneler arıyor kulunu affetmek için.

                Allah bu kadar hoşgörülü iken, kullar bir fırsat buldu mu! Hem Allah diyeceksin, hem Allah’ın huyu değil de şeytanın huyu ile amel edeceksin!  Bu nedir kardeşim? Bu münafıklıksa ben bu kelimeyi  onlara yakıştırmıyorum, yakıştıramıyorum, olmaz yani! Allah diyen insan, Allah’ın huyu ilen karakteri ilen, Rasulullah diyen insan Rasulullah’ın huyu ilen karakteri ilen karakterlenir.  Hadisi Şerifte Salatü Selam Efendimiz: “Gök ehlinin emniyeti yıldızlardır, yer ehlinin emniyeti Ehlibeytimdir.” der.  Rasulullah’ın ehlibeyti olmazsa dünya bir haftada duman olur duman. Hadisi şerif bu.  Peki nasıl yıldızlar kayar diyoruz nedir bu?

                Gök ehlini Allah’uTeala yıldızlarla koruyor. Yıldızların çoğu ateştir;  ifritler ve iblisler gök ehlinden sır almak için, yani onlardan sır alınırsa yerde bir sürü kötülük yapacak. Onlar belirli çizilmiş hududu aştığı an, görevli melek yıldızı fırlatır üzerine. Yıldız ateştir, o ifrit, o iblis  kül olur gider o yıldızla. Ne oldu? Gök ehlinin emniyeti yıldızlar. Hadisi şerif söylüyor bunu. “Yer ehlinde de emniyeti ehlibeytimdir.” Yani bunlar bir binanın giriş sigortaları gibi içerdeki akımı ayarlıyorlar, sonra zararsız hale getiriyorlar.

                Bu insanların içinde sırrı Süleyman hazretleri vardı, O Allah’ın rahmetine kavuştu. Geçen gece bahsetmiştik; o benim çok iyi ahbabımdı, onunla tanışmam da bir acayip olmuştu.

                30-35 sene önce bir gün çarşıya geldim, bende  motosiklet hastalığı vardı. Bu büyük motorlardan onu alıp, bunu alıp  süslerdim öyle bir hevesti. Nefsin zaafıydı aslında. Motoru bir yere park ettim indim.  Bir de döne döne bakıyorum herkes toplanıyor başına. Oo motora bak diyorlar, öyle demeleri de nefsin hoşuna gidiyor. Döndüm şöyle uzun boylu, dal gibi bir adam böyle beyaz sakallı, telaşla bir şey arıyor.

                O eski camiinin arkasında meydan var; orada “Selamünaleyküm” dedim.  “Aleykümselam ya Ali.” dedi. “Nereden tanıyor bu beni.” dedim. Daha ilk defa görüyorum, gördüğüm hiçbir insanı unutmam. “Hayırdır bu kadar telaşla ne arıyorsun.” dedim. ” Allah’ı arıyorum.” dedi. Dedim bu Ariflerden, hemen anladım normal avam sözü değil.  “Mübarek kalbinde ara.” dedim “Niye dışarıda arıyorsun ki, kalbinde ara.”  “Hayır, ben zahirde arıyorum.” dedi. Bu Arifliğe bir  basamak daha attı, zahirde arıyorum dedi. “Batında O benim, ben O’yum zaten.” dedi.

                 Hemen anladım, bu dedim vahdedi vücud erlerinden. Vahdeti şuhud değil, ikiye ayrılıyor orada kollar. “Bu vahdedi vücut” dedim. Muhittin Arabi’nin, Mevlana’nın yolu, İbrahim Hakkı hazretlerinin yolu. Vahdedi vücut bunlar hep..  Gitti bir  sandalye buldu, “Buldum.” dedi. Bulduğu sandalyeye “Buldum” dedi. Koydu, “Otur” dedi. Oturdum. Ben dedim bu ariflerden; bununla şimdi konuşmak lazım, bundan faydalanmak lazım, onu sağmak lazım.  Kafamdan geçirirken “Ben inek değilim.” dedi, anladım düşünceleri okuyor. Dedim bu bir basamak daha yukarıda, bu üçüncü basamak.

                İçimden geçiriyorum, “Hayır” dedi “Üçüncü basamağı geçeli 40 sene oluyor” dedi. “Hacca yayan gittim geldim. O zaman basamakları yürüttüler beni” dedi. Hiçbir insan hacca yayan gider mi?  Vallahi dedi,  “Hacca yayan gidip geldim, bir aşk düştü içime parasız pulsuz gittim geldim.” dedi. E be mübarek bir adam, hacca yayan gidip gelirse söylenecek söz kalır mı, daha ne söylenir ki?  Yayan ; parası yok, pulu yok. Yayan ! “Günlerce aç da kaldım,  ziyafette gördüm.” dedi. Bir tane daha sandalye buldu, oturdu. “Kahveci iki çay” dedi. “Şimdi beni bir ele bakalım.” dedi, “Ben mi seni eleyeceğim?”  dedim.  “Tabii” dedi,  “Sen beni eliyeceksin.”

                 “Ben seni nasıl elerim öyle” dedim. “Hele ne diyorsun bu hallere?”  “Vallahi” dedim, “Sen benim boyumdan çok yukardasın; benim ne boyum, ne elim, oralara ermez.” dedim. “Senin, boyunda erer, elinde erer,  senin ayağının tozu olamam.”  dedi. “Mübarek” dedi, “Sen Resulullah’ın soyundansın” dedi  ve orada bir şey anlattı. 

                Bak dedi ya Ali, “Sen seni tanımıyorsun, daha kendinle tanışmadın sen. Sen sana yabancısın.” dedi. Dedim bana Türkçe konuş, bu sözlerin hepsini anlayacaksın zaman gelince. “Bekir Sıtkı Visali hazretleri Osmanlı’nın orta dönemlerinden beri ilk gelen kutbul zaman, 700 yılda bir tane gelir” dedi.

                Bekir Sıtkı Visali hazretlerinin cemiyetinde oturuyorum, (7 tane Türkiye’nin en önemli velisini saydı o dönemin.) Bahçede oturuyoruz, sohbet ediyoruz dedi. İkide bir hepsi böyle bir oluyorlar dedi adab tutup  kalkıyorlar. Allah Allah bunlarla ne oluyor diyorum. Sohbeti kesiyorlar, bir de böyle namazda gibi, sonra birbirlerine bakıp bir daha oturuyorlar, sohbete başlıyorlar. Sohbetin en tatlı yerini kesip, bir daha adab tutup kalkıyorlar. Ne oluyor dedim bunlara, Allah Allah benim şaşırdığımı anladılar.

                Bekir Sıtkı Visali  hz.  dedi ki: “Sırrı Süleyman sen Süleyman değilsin,  sen sırrı Süleyman olacaksın, (Dünya Meczup velilerinin Kutbu olmuştu o dönem. ) demiş. Süleyman gözünü aç oğul, gözünü aç uykudasın sen.” demiş! “Yav ne oldu.” demiş. Bakmış bahçede  ileride altı yedi yaşlarında bir çocuk top oynuyor. Topla bunların önüne koşarak gelince, hemen hepsi ayağa kalkıp adap  tutuyorlar. “Evladı Resul kokusunu duymuyor musun, Ravza kokuyor. demiş.  ” “ vallahi” diyor bi o dönem  ne koku aldığımız var, ne bir şey aldığımız var” diyor. Uyuma demiş,  ya uyan; altı yedi  yaşındaki çocuk topla oynuyor, topa vurunca bunların önüne gelince hepsi birlikte kalkıp  adap tutuyorlar. Bu olayı o zaman anlattı. Mübarek adam harika bir adamdı. Ben Ali Akıncı’yı tanıştırdım bu hazretle.  Ali Akıncı bana ısrar etti, ısrar  etti. Ali işine gelmez dedim bak seni okur. “Nasıl okur?” dedi.  Vallahi  dedim yedi secereni okur. “Okusun da görelim beni, Hacı Naci efendi okuyamadı.” Dedi. “Hacı Naci Efendi okumaz” dedim,  “okumak isterse okur, okumaz yani…  Çünkü onun yolu ayrı. O vahdedi vücut eri değil, gideceğin vahdeti vücut eri.” Çok ısrar etti. Bir gün Balıkesir’e gittik, iyi  gel dedim. Paşa Camii’nin civarlarına gittim. Paşa Camii’nin dibinde bir kahveye oturmuş, “Hadi ya” dedi, “Bekliyorum kaç saattir. Siz Balıkesir’e gireli 45 dakikayı geçti” dedi.Hakikaten biz geldik,  köfte falan yedik, kırk beş dakikaya yakın geçmişti. Selamünaleyküm, aleykümselam, hoş beş,  hemen çay söyledi. Şöyle bir Ali’ye baktı, eyvah dedim! Adama baktı mı hemen yedi seceresini okur. “Sen banka müdürü müydün?” dedi. Ben Ali’ye dedim ki: “Sakın Ali, dilin ile bir şey sorma kalbinden geçir, cevabını alırsın. Sadece aklından geçir, dilin ile birşey sorma.”  “Sen öyle bir arkadaş bulmuşsun ki Nuh’un gemisi gibi” dedi Ali Akıncı’ya. “Ama ona ihanet edeceksin.” dedi. “Yok efendim.” “ Yok ihanet edeceksin, sen kaypaksın” dedi, aynen böyle yüzüne. “Sen ihanet edeceksin, sen kaypaksın, sen de benlik var.” dedi, “O benlik seni güdecek oğlum,  öyle bir arkadaş bulmuşsun ki keşke ihanet etmesen ama edeceksin.”  dedi. Sonra kalbinden ne geçirdiyse cevap aldı, ne geçirdiyse… Ali hayretten hayrete düştü.  “Ya bu nedir, bu ne ama…”   Ben sana dedim, kaç senedir sana aynı şeyi söylüyorum.

                 O gece beni arabayla sağa sola götürdü, ne oldu sonunda adam kampanyalar açtı, aleyhimizde konuştu, komşu bir kaşık yemek veriyordu öyle günler geçirdi. Şimdi bu yolun terki yoktur baştan herkese söylüyorum.  Adam gibi Allah’ın zikrine yapışacaksın, onunla gideceksin. O zaman her yol açılır. 

                Sıkıldığın zaman olur, bunlar olacak, Allah’ın imtihanlarıdır.  Mümin şunu unutmayacak; Dünyaya saltanat sürmeye gelmez mümin.  Mümin dünya zindanına geliyor cezasını ödemeye, bunun unutmayacak.  Ben saltanat sürmeye geldim diyorsan o yanlış ha! Allah dilerse saltanat da sürdürür sana, ama bu saltanat ümidinde olmayacaksın.  Allah dilediğine saltanatta sürdürür.

                  Allah gani gani rahmet eylesin bir gün yine Çanakkale’den geldim Balıkesir’e. İşlerim vardı, dünya işlerim oraya buraya koşuşturuyorum;  Paşa Camii’nin köşesinde tak burun buruna geldik.  Ayaküstü  konu açtı vahdet ilminden ,vahdet ilmi  herkes de yok.  O anlattıkça ben böcek kadar kaldım.  Bir anda sohbeti kesti “Ya Ali dün gece Cenabı Hakkı gördüm.” dedi, “Yanında Hz Musa var,  Cenabı Hak bana dedi ki: Yarın Paşa Cami’nin köşesini dönerken Ali Efendi’ye rastlayacaksın, Dünya üzerinde cennet bahçeleri var ondan sor öğren.”dedi.  Kaldırdı beni kendine muhatap etti. “Ben ona öğreteceğim!” “Sen öğretecek mişin? Allah’uTeala öyle söyledi.” dedi. Ya sana ben ne öğretebilirim Allah aşkına? “Allah dedi” diyor. Yalan söyleyecek hali de yok, bunları anlamak çok zor. Öyle zor ki… Birinden iyilik görür, beddua eder; birinden kötülük görür, hayır dua eder.  İyilik yaptı biri beddua etti, nedir bunun hikmeti bu yanlış yapmaz dedim.  Bir araştırdım ki iyilik yapan, namusa tecavüz etmiş, hırsızlık etmiş, ne kadar pis iş varsa yapmış, gelmiş  hazrete iyilik ediyor.  Her şeyin altında bir anlam, bir hikmet çıkar.  Böyle bir zattı, Allah gani gani  rahmet eylesin.

                Allah boşa bir şeyi yaratmaktan münezzehtir. Eğer seni o hizmete kullanıyorsa, oraya yönlendirmiş ise mutlaka bir gün bir şey verecek  yoksa yönlendirmez diyor.  O gayreti senden alır, biter diyor. 

                Yani bir işe emeğin geçti, karşılığını buluyorsun zaman gerekiyor. Mevlana diyor ki: “Ey kendine gel, kendine şarap ver şarap” diyor, “eski dostluğumuzun şerefine şarap ver şarap! Benim sarhoşluğum üzüm sarhoşluğu değil, benim sarhoşluğumun sonu yok” diyor. O aşk şarabını istiyor, Allah’a öyle diyor; sen beni gör hele beni diyor. Sonra da Cenabı Hakkı terennüm edince “Hey sen o musun?”diyor. “Sus, Cenabı Hakk benim ne olduğumu söze dile  gelmez” diyor. “O zaman al sana dilsiz dudaksız, durmadan konuşan biri” diyor Mevlana. “Elsiz ayaksız durmadan koşan biri” diyor.

 Büyük adam gerçekten şahane bir adam. Gerçekten aklı uyanmış bir insan. Bir suyu anlatıyor, kimsenin görmediğini görüyorsun. Korukta eskidir üzüme geçer tatlılaşır, küpe girer haram olur, sirke girer katık olur, küpe girer şaraptır. İşte suyun evrimleri… Sirkeyi Peygamberimiz de çok övüyor, “Bir evde sirke yoksa bet bereket yoktur” diyor..

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız