BERAT NEDİR VE EZAN SAATİ CENNETTE NELER OLUR?

0
107

      Berat, arapça bir kelimedir berat; savrulan, saçılan anlamına gelir. Peki savrulan, saçılan  ne anlama gelir? Yılda en kapsamlı, Allah’u Teâlâ’nın Rahmeti’nin savrulup saçıldığı gece, bu gecedir. Peki ne saçılıyor? Cenabı-ı Hakk’ın Rahmeti. Bu gece öyle bir gece ki; hiçbir  kelime, hiçbir ifade şekli bu geceyi ifade edemez! Allah’u Teâlâ’nın yüce kelamı, bu gece Allah’u Teâlâ’nın izniyle dünya’nın seması’na indi ve Kadir gecesi de yeryüzüne inmeye başladı… Kur’anın düsturu Allah’u Teâlâ bu gece vaad etti. Berat  savruldu, saçıldı…  Allah’u Teâlâ’nın Rahmeti bu gece  savrulurdu saçıldı… Bütün melekler iner yeryüzüne bu gece, o, insanlara “Yazıklar olsun” ki defalarca “yazıklar olsun “ki Sohbeti Canan’dan uzak kalanlara… Sohbeti Canan Allah’u teâla’nın hoşnut olacağı sohbet, ibadettir, aynı nafile namaz kılmak gibi aynı nafile oruç tutmak gibi nafile hacca gitmek gibi ibadettir. Berat’ın kendine özgü ibadet şekli yoktur. Bu gecenin kendine özgü bir ibadeti yoktur! Birçok gecelerin yoktur kendine özgü, bir şekil, şemali, olsaydı, onun farkı olması gerekirdi.  Nafile ibadetlerin şekli, şemali, şu veya bu şeklinde bir ifade şekli yok! Şurda bir yatsı namazı kılacağız 20 bin kat olarak yazılır bu da tam  50  yılın ibadeti Kur’an okursun, okursun her harf 20.000 harf olarak yazılır, Elif, lam, mim… Elif ayrı, lam ayrı. Ayrı, ayrı, her birine  20.000 harf. Bakın berat neydi? Allah’ın Rahmeti’nin  savrulduğu saçıldığı geceydi. Cenab-ı Hakk’ın Rahmeti, öyle tezahür etmiş ki  her amel 20 bin kat olarak yazılır. Bir namaz 20.000 namaz bir oruç 20.000 bin. Bugün oruçlu olanlar 50 yıl oruç tutmuş gibi kayda geçti. Nafile namaz kılarsın bu geceyi değerlendirmiş olursun, oturur Sohbeti Canan yaparsın yani Allah’u Teâlâ’nın hoşnut olacağı bir sohbet. ” Din, nasihattir” diyor Peygamber Efendimiz (s.av.) Peygamber Efendimiz Ashabı’nı sohbet’le yetiştirdi; dini sohbet çok önemlidir. Büyük dergâhlarda görürsünüz, zikir halinde adam kalkar gider abdest alır,  gelir, ama sohbet başladığı zaman; yanındaki başını kaşısa rahatsız olurlar, işaret eder  “çık dışarı! “Diye. Bu kadar ehemmiyeti olan bir olaydır. Allah’u Teâlâ’nın Rahmeti bütün alemleri öyle kuşatmıştir ki, biz bunun farkına varamayız. Bakın bir kuraklık yaşıyoruz bize bulutlar mı merhametsizlik ediyor? Öyle mi sanıyorsun? Veya yağmur buluttan döküldüğü zaman, bulut mu Rahmet etti?  Yağmur’u getirdi indirdi tepemize! Şurda armut ağacı var, armut ağacı bana şefkat etti de mi meyve verdi? Falan tarlaya mısır ekliyoruz, tarlamı bana himmet etti? Hayır! Bunların hepsinin dizaynını idare eden bir varlık var, kimdir? Cenab’ı Hak’ tır. Çünkü; bir elma’nın sapından tutup suya batırdığın zaman, nasıl her tarafı su oluyorsa, Cenab-ı Hak’kın Rahmeti merhameti, nimeti, her şeyi bütün alemleri kuşatmıştır. Sanma ki efendim, ben gayret ettim, ben kafamı çalıştırdım, şöyle ettim, böyle ettim de böyle oldu. Bunların hepsi boş laflar, “Allah diler olur, dilemez olmaz.” Ne akan dere, merhamet eder, ne bulut ne ağaç… Merhamet’in yegane sahibi bunları bir sisteme bağlamıştır ve bunları, insanın hizmetine sunmuştur. Her şey insan için… Yani dünya da üzerinde ki her şey insan için, insana hizmet için yaratıldı. Bu gece bir yılın, yani önümüzdeki bir yılın her şeyi takdir edilir. Zengin mi olcan, fakir mi olcan, hasta mı olcan, ölecek mi,doğacak mı yanacak mı , zelzele mi olcak, yani ne olacaksa bir yılın muhasebesi yapılır ve bu gece Cenab-ı Hak; görevli melekler teslim eder. Allah’u Teâlâ ezelde her şeyi taktir etti “Kalu Belada”. Ama her yılın programını görevli meleklere verir; tahakkuk safhasına girer. Bu gece öyle bir gece … İbadetlerin padişahı zikirdir. “Fesehbih bihamdi rabbike vestağfir hu ” Habibine sesleniyor    “Ya habibim; beni hamd et, beni tesbih et, istiğfar et, bana şükret” diyor. “Et” diyor. Yani edebilir misin? degil. Emir var, emir olan ne olur? Farz olur ve emredilen yerine getirilir. Bırak emri askere gidersin komutan çağırır “Git şu suyu doldur gel der” doldurmam mı diyeceksin? Diyemezsin! Kayıtsız şartsız onu yerine getirceksin. Çünkü emirdir ” Eder misin ?” demiyor “Et!” diyor et, emir var! Cenab -ı Hak ” Ya Habibim ” diye bunu Peygamberimize söylüyor “Beni zikret, bana hamd et, bana istiğfar et”, dolayısıyla bize söylüyor. Bugün duaların çok nadir kabul olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Allah’a dua edersin, olmaz  bi daha edersin yine olmaz böyle gelir geçer… Şüpheye düşersin! Şeytan ve nefis boş durmaz! Allah bu kadar duyarsız mı gibi düşüncelere saplanırsın ki bu çok yanlış bişey. Şimdi Cenabı Peygamber Efendimiz (s.a.v)  ashabına diyor ki “Ey ashabım, öyle bir gün gelir ki, Emri bı maruf terk edilir. Bu da mı olur ya Rasulullah? Evet oda olur. O zaman insanlar dilde dost ,kalpler de düşman olur, Sıla-i Rahim kesilir. Allah’u Teâ’la o topluma lanet eder O toplumların, gerçeğe; gözünü kör eder, gerçeye; kulağını sağır eder ve aralarında ki iyilerin duasını da kabul etmez.” Buyurmuştur. Neden? Dünya’yı gözden çıkardı! Neden? Kıyamet’in geri sayımına başladı! O günleri yaşıyoruz ama bu ayrı konu; böyle gecelerde Allah’ın Rahmeti, çok coşmuştur böyle gecelerde dua edeceğiz. Peki o zaman ne yapacağız? İstiğfar edeceğiz, Allah’u Teâ’la diyor ki: ” İstiğfar edin azınızı çoğaltayım, istiğfar edin nimetinizin bereketini artırayım, istiğfar edin sizi zengin edeyim ,istiğfar edin malınızı, mülkünüzü ziyadeleştireyim istiğfar edin, tarlanızı tapanınızı cennete çevireyim” demek ki bu tür asrı zulüm olan asırlarda, en çok sarılmamız gerekli olan istiğfardır. Samimi olarak “Estağfirullah el azim ” en güzel duadır. Halife Ömer zamanında, bir kuraklık oldu. Dediler ki ya emir’ül müminin  yağmur duasına çıkalım.” “Ee çıkalım.” Dedi. Herkes açtı elini, halife Ömer Allah’a bağıra, bağıra “Estağfurullah el azim, Estağfirullah el azim, Estağfirullah el azim” diyordu.

        “Ya Ömer, ne yapıyorsun sen?” dediler. “Biz yağmur duasına geldik!”   “İyi ya ben de yağmur duası yapıyorum” “Burası yağmur duası yeridir, biz yağmur duası istiyoruz. Allah’a, sen istiğfar ediyorsun!”

        “Evet” Dedi. “Ben Allah’ın yağmurunun kapısını çalıyorum.” “Ben” Dedi Allah’ın Rahmeti’nin kapısın çalıyorum; ben Allah’ın kullarına olan dilek kapısını çalıyorum” böyle 70 madde saydı. Estağfurullah el azim’i o biliyordu. Allah’u Teâla’nın lütfunu biliyordu halife Ömer… Bunu o dönemde yapıyorsa, bizim bugün bunu haydi, haydi yapmamız lazım; bunları ganimet, fırsat bilmek lazım, bunları değerlendirmek lazım, Cenab-ı Hakk’ın; kullarını affetmek için bahaneleridir bunlar…O affı sever, affetmek için bahaneleridir. Affetmek için yapılan her zikir, her namaz, okuduğun Kur’an, her sohbet, 20.000 kat olarak yazılır bu da 50 yıl ibadet sevabı’dır. O Kur’an’da ki “Fesehbih bihamdi Rabbike vesteğfir hu inneke Kane tevvaba” bu sûrenin tamamını okuyan Salat’ü Selam Efendimizle bütün savaşlara girmiş gibidir. ” Ya Habibim! Bana hamdet, bana şükret ve istiğfar et.” Dört madde sayıyor burada. Bir nokta daha var: Allah’u Teâlâ’yı zikret, sakın “Allah’u Teala’nın” zatını düşünme! Allah’u Teâlâ’nın nimetlerini tefekkür et, Sakın “Allah’u Teala’nın” zatını düşünme! Allah’ın rahmetini tefekkur et, sakın ” Allah’u Teâlâ’nın” zatını düşünme! Allah’u Teala’nın gücünü kuvvetini tefekkür et sakın “Allah’u Teâlâ’nın” zatını düşünme asla! Sadece zikret diyor, Allah’u Teâlâ’nın zatını düşünen zındıktır ( Allah’u Teâlâ’ya şekil veren kafasında herhangi bir şekile büründüren) O şekilden münezzehtir. O kadar yücedir ki onu ancak kendisi bilebilir. Allah’u Teâlâ’nın bin bir türlü nimeti var yeryüzünde bunların hepsini tefekkür et, ama asla zatına bir şekil verme ye kalkma!

        Birçok ayette insanlara apaçık ne yapıyor? Farzları vacipleri, sünnetleri Yani insanın Dünya üzerindeki yaşam tarzını çok net olarak gösteriyor. Cenab-ı Hak çok kibardır “Biz” diye düzgün üslup kullanır. O insana karşı Cenab-ı Hak o kadar düzgün üslup kullanır ki… Ne diyor Cenab-ı Hak dünya çizgisinden kabre kadar bir çizgi çekiyor diyor ki ” Ey kullarım biz diriden ölüyü çıkarırız.” nedir diriden ölü çıkan? İnsan küçültülmüş bir kainattır. Cin sûresi’nin 4. ayeti “Biz insanı en üstün surette en muhteşem şekilde yarattık ve ona ruhumuzdan üfledik” ve insanı, Cenab-ı Hak kendine muhatap aldı. O cin sûresin de bunu ifade ediyor. Burada bizlere yol haritasını veriyor diyor ki “Biz ölüden diriyi çıkarıyoruz” nedir bu? İnsan vücudunda her dakikada 30 milyon hücre yeniden yaratılır 30 milyon hücre gözeneklerden dışarı atılır. Bunlar, vücuttaki bölgesel kıyametlerdir.  O yaratılan kaburgaların altındaki, üniversitelerde 30’ar bin şifre öğretilir ve göreve başlar, insan zaten kendini bilirse Rabbini bilir, insan kendini bilmediği için, Rabbini bilmez! Ayetin devamında “Ölüden diriyi çıkarırız” diyor. Biliyorsunuz, insanın bel kemiğinin, son baklavasında mercimekten büyük bir cevher vardır. Biz bunu 1969’da Berlin de  17 Haziran Üniversitesi’nde üzerine deney yaptık. 1000 derece hararetle yakamadık onu. Yalnız insanda, bunu yok edemezsiniz! Demiri eriten asitler eritemedi.  Yok olmaz! İşte insanın tohumu.  Bu beden; çürüyecek mezarda ama kıyamette arada zaman var’ erkek menisi gibi yağmur yağdıracak işte o senin tohumuna değdi; nasıl bir susam tanesini toprağa atınca bu kadar susam yetişiyorsa nasıl taneler atılıp topraktan yetişiyorsa işte Allah’u Teâlâ, senin için de böyle diriltir. Anadan doğma tekrar diriltmeye başlar. İşte o çekirdek tohum çatlar ana rahmindeki gibi. Cenabı Hak seni tekrar yaratır ve insan nereden geldik nereye gidiyoruzu bilse hiçbiri sapıtmaz! Ana rahmindeki bebek 50 bin yaşındadır. Erkekler 33, kadınlar 18 yaşında dirilirler.. Biz uzun bir yoldayız ama dünya hayatı küçücük bir mola’dır. Cenab-ı Hak yumruk gibi hamuru yufka gibi açar yayar. Kıyametten sonra; dünya’da, ister denizde öl, ister yangında öl, nerde ölürsen öl, o tohum çürümüyor, yanmıyor, oradan seni tekrar yaratacak! Yok olmuyor. Ondan sonra ruhlar bırakılacak insan mezarı yarıp kalkacak, çırılçıplak anadan doğma, sonra Mahkeme-i Kübra’da dünya hayatındaki, her karenin hesabını vereceksin! Allah’u Teâlâ zikir ehli için birçok hükümden muaf tutuyor; yani dervişler için mahkeme-i Kübra da sorguya suale tutmuyor. Bütün ümmetler büyük korkular, büyük azaplar, büyük endişe altında hesap, kitap verirken onlar inciden tahtalarda oturtulur, onlara İzzet ve ikram edilir.  Salat- ü Selam Efendimiz’den hadistir. Bütün peygamberler ve şehitler onlara özenir ve imrenir melekler derler ki; bunlar nasıl Allah’ın Bahtiyar kulları ki böyle bir gün de onlara İzzet ve ikram ediliyor? Dervişlerin akibeti hakkında devam eden hadislerde de var, daha da güzelleştiren ama konumuz o değil. Şöyle bir genel çerçeve… İşte bunlar böyle gecelerde Allah’u Teâlâ’nın Rahmeti’nin saçıldığı her amelin 20.000 bin kat yazılıyor bu da 50 yılı karşılıyor. Bundan büyük cömertlik olur mu? Bundan büyük Rahmet olur mu? Bundan büyük lütuf olur mu? Böyle gecelerde Cenab-ı  Hakka yönelmek lazım, af dilemek lazım, ona boyun bükmek lazım yani kendi nefsimizi muhasebeye çekip daha iyi, daha güzeli daha doğru ya yönlendirmeye gayret etmek lazım!

        Dünya üzerinde her ezanda, biliyorsun Dünya yuvarlaktır şimdi burada ezan okunur, 5 dakika sonra, başka yerde okunur, 10 dakika sonra, başka yerde okunur yani ezan hiç kesilmez… Dünya üzerinde insan dönebilen biri olsa böyle bir yolculuk olsa her 50 kilometre 100 kilometrede ezan sesi duyar dünyanın her yerinde. Allah’u Teâlâ Arşı Alâ’da bir horoz yaratmıştır. Öyle bir horoz ki ayağının bir tırnağı dünyadan daha büyük; her ezan sesi okunduğunda silkelenir öter, her ötüşü ile cennetteki huriler de bayram havası vardır Dünya üzerinde ümmeti Muhammed’in namaz saati diye. Ama Dünya üzerinde bunun farkında olan kaç kişi var? Orada Bayram edilir! Dünya üzerinde milyarlarca duymayan kulak var. Ne kadar acı bir şey!

        Salat-ü Selam efendimiz” Her sabah evden çıkarken satılık bir matahsınız” der. Ashapta; ey Allah’ın Resulü biz mal mıyız satılalım, Allah Resulü keşke mal olabilseniz, sizi, siz satacaksınız! İçinizdeki nefis! Kişi zaaflarına kapıldı mı şeytana çoktan satıldı! İçinizdeki nefis kafir! Bütün Allah dostları ne der: Kim ki Rabbini bildi, nefsini bildi kim ki nefsini bilmez, Rabbini bilmez! Bütün gaye nefsi emmare, Nefsi Levvame, Nefsi Mülhime’den kurtulmak. Mutmain makamına, gelince artık onu kimse satamaz, hatta onun olduğu yerde şeytan bile duramıyor, rahatsız oluyor! Nefis makamların’dan ancak zikir yoluyla  kurtulunur, başka reçete başka yol yok! İmam-ı Azam, Ebu Hanefi mezhebi müctehid alim; 70.000 bin küsür fetvası var; vallahi ve billahi eğer zikir yoluna girmeseydim ömrümün son 2 yılında cehennemliktim! diyor. İmam Gazali keza öyle İslam’ın kelam alimi,” Kalplerin keşfi gibi İhya-i Ulumiddin” gibi güzel eserler yazmıştır. Ama gel de anlat bugün! Peygamberimiz (s.a.v.) hadisi şerifinde Has kullara “Siz” diyor, “Bir siyah öküzün üzerindeki beyaz bir renk kadarsınız insanlar arasında. ” öyle! Adam bir futbol maçına Amerika’ya gidiyor, Avrupa’ya maça gidiyor, israf ediyor. “İsraf edenler” Cenabı Hakk’ın hitabıyla “Şeytanın kardeşleridir.” diyor,  ama git camiye akşam namazına, 5 kişi yok! Bir şarkıcı gelse şehrin yarısı orada! Bu delalet değil de nedir ya ? İnsanlar Rahman’a gidemiyor sanki boynunda kement var, geri asılan gitmiyor! Ama yarın mezar var hesap var ne olacak? Düşünen yok ki! Bu insan mıdır? Allah’u Teâlâ’nın hitap ettiği insan bu mudur? Salat-ü Selam Efendimiz Mahkemeyi Kübra’da, Cenab-ı Hak; Hz adem’i çağırır, ateşin hakkını ayır bunlardan der! Kaçta kaçını der %99 diyor Cenab-ı Hak. Balıkesir’de 300.000 insan var böyle meclislerde, kazaları da toplasan 10.000 kişi çıkmaz! Bu gece düğün yapan bile var! Bu gece insanın kendi karısını bile haramdır. Allah’u Teâlâ’nın Rahmeti’nin saçıldığı gündür… Yahu insan haya eder biraz ! Allah’u Teâlâ  Asr Sûresin de belirtiyor “insan ziyan içinde”…

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız