ALLAH’IN RIZASINA KAVUŞMAK İKİ ADIM…

0
116

ALLAH’IN RIZASINA KAVUŞMAK İKİ ADIM…

         “Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl, ve tuhricul haya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb” “(Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin) ne anlam ifade ediyor? Önemle üzerinde durmamız gereken bir ayet. Biz diriden ölüyü çıkartırız, ölüden diriyi çıkartırız. Peki, nedir bu diriden çıkan ölü? İnsan vücudu boyutları sıkıştırılmış bir kâinat, insan vücudunda her dakikada bölgesel bir kıyamet kopar, ama biz bunun hiç farkına varmayız. İnsan vücudunda her dakikada otuz milyon hücre ölür ve bunlar gözeneklerden dışarı atılır, otuz milyon hücre dirilir. Bir odanın içinde bir kişi hiç bir yerden toz almayacak şekilde kapatılsın, orda yatsın kalksın bir ay sonra raflar tozlanır, bu ölü hücredir vücuttan atılan. Allah’uTeâla ne diyor; tuhricul haya minel meyyiti biz diriden ölüyü çıkartırız. Neydi diriden çıkan ölü, vücutta bölgesel kıyametteki her dakikada ölen otuz milyon hücre, bir dakika o hücreler için uzun bir ömür ve insan vücudunda her dakikada otuz milyon hücre tekrar yaratılır. Bunların vücutta kaburgaların altında üniversiteleri vardır, buralarda hücrelere otuzar bin şifre öğretilir. Bunlar vücudu çok iyi biliyor, her şey öğretiliyor ve göreve başlıyor. Uzun bir ömür görev yapıyor, bir dakikada yaşlanıyor ve ölüyor, gözeneklerden atılıyor ve yerine yenisi yaratılıyor. İnsanın cahili diriden ölü çıkma anlamını çok farklı anlıyor, işte yiyor içiyor da, bitkide can var, şunda can var, bunda can var, bunu yiyor içiyor ve dışkı olarak çıkarıyorlar gibi çok yanlış düşüncelere saplanıyor. Allah’u Teâlâ o kadar basit şeylere hitap etmez, O’nun şanı yücedir. Allah’ın hitap ettiği şeyde mutlak enteresan bir şey vardır. Fırının vitrininde ekmek görürüz ölüdür bu, kesilmiş tavuk görürüz ölüdür bu, ıspanak yerinde diriydi ama kökünü kestik tezgâha koyduk ölüdür bu. Bir insan canlı canlı ne yiyor ya? Hiç canlı canlı bir tavuğu bağırta bağırta yediğini gören var mı veya bir ineği tutup bir tarafından, bağırta bağırta yiyor muyuz? Hayır! Yediğimiz her şey ölü, ama senin vücudunda can oluyor, onlara bak ne oluyor, ölüden diri oluyor. Ölü diriye doğru yürüyor. Esas ölünün diriye doğru yürüdüğü yer mezar, vücut ölüyor, ebedi hayat buluyor ya cennet için ya da cehennem için.“Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl, ve tuhricul haya minel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy” Meyyitten de hayat çıkıyor, Allah’u Teâlâ’nın hitap ettiği meyyitten çıkan hayat ne? Meyyit mezara iniyor, vücutta bölgesel kıyametten sonra genel kıyamet çıkıyor, genel kıyamet ölümdür, o meyyitten de ebedi hayat için ya cennet ya cehennem için bir hayat çıkıyor, uzanıyor gidiyor. Ölüden de diriyi çıkarıyor. Allah’u Teâlâ’nın hitap ettiği bu çok basit şeyleri, Allah’u Teâlâ’nın hitabına muhatap görmeyeceksin, bu çok büyük edepsizlik olur. Allah’u Teâlâ bir şeye hitap etmişse bunun altında çok güzel, çok enteresan gerçekler vardır. Allah’u Teâlâ onlara dikkat çeker. İnsan vücudundaki bölgesel kıymetlerin insan hiç farkına varmaz. Her dakikada otuz milyon hücre ölür ve ömürleri biter vücuttan bunlar atılır, yerine otuz bin hücre yaratılır. Bunlar üniversitelerde okutulur otuzar bin şifre öğretilir ve bunlar göreve başlar. Bu hücrelerin içinde DNA çubukları vardır, bunları birbirine eklediğin zaman dünyanın çevresini yetmiş iki bin defa dolanıyor. Allah’u Teâlâ Kuran-ı Kerim’de ; “İnsan küçültülmüş birer kâinattır” diyor, ama insan kendini bilmiyor. Bütün evliyalar diyor ki, kim kendini bildi Rabbini bildi, kim ki kendini bilmedi Rabbini bilmedi. Kendini bilmek kendini terbiye etmekle sınırlı değil, sende neler var neler…Hücreler ne yapıyor,  kromozom ne yapıyor, DNA ne yapıyor, kalp ne yapıyor, ciğer ne yapıyor, göz ne yapıyor, akıl ne yapıyor, gönül ne yapıyor varda var… Bunlara cevap aramak lazım.Yunus’un şeyhi diyor ki;  Ey Yunus, senden içeri bir Yunus var ancak yolun ona uğrarsa oradan Rabbine gidersin, senden içeri Yunus’a ulaşmadıkça çok yerlere ulaşamazsın. Allah’uTeâlâ bir şeyi boşa söyler mi? Haşa kesinlikle söylemez. Ne diyor; “Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicunnehârafîlleyl(leyli), ve tuhriculhayyaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minelhayy(hayyi), ve terzuku men teşâubi gayri hısâb(hısâbın).”İnsanın mutlak ve mutlak kendisini hesaba çekmesi gerektiğini, yani bunlardan haberdar olması gerektiğini söylüyor, ha insan bunlardan haberdar olmazsa nefsini mutmain edemez, nefsini mutmain etmeyen insanın cennete girmesi söz konusu değildir. Hepsi birbirine zincirin halkaları gibi ilişkili şeyler. Biz diriden ölüyü çıkarırız ha nedir bunlar? Otuz milyon hayatın bir anda bitişi fevkalade enteresan bir olaydır, ha hücrenin ölümü, ha bir insanın ölümü hiç bir fark yok, yani ölüm canlı olan her şey için aynı şeydir.  Tavuğun ölümü de, kırkayağın ölümü de, böceğin ölümü de aynıdır. Senin hayatın sana ne kadar ehemmiyetli ise herkesin hayatı da ona o kadar ehemmiyetlidir. Her dakikada otuz milyon hücre ölür ve otuz milyon hücre yaratılır bunlar bölgesel kıyamet, vücut yaşlanır ölür bu genel kıyamettir, hayatı tamamen biter ve arkadaki ikinci ayet ” tuhricul meyyite minel hayy ” devreye girer hemen, meyyitten ebedi hayata uzanan bir hayat türü ortaya çıkar ya cennete, ya cehenneme. Salatu Selam Efendimiz ne diyor; kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle haşrolur, nasıl haşrolursa öyle de kalkar.

         Konuya dönersek ölüden de diriyi çıkartırız, ya ebedi azaba ya da ebedi mutluluğa uzanan bir hayat çıkacağını Cenabı Hak ifade ediyor. Şimdi ayet ve hadisler üzerine tefekkür etmemiz gerekir, bunlar hikmetin kapılarıdır. Bakın bir insan dünya işine çok gayret eder, sürekli arı gibi uğraşır, dünya zulmettir dünyasız ahiret olur mu? O da olmaz ama dengeli tutacaksın, dengeli insanın nizamı kendi içindedir, tartacak dünya ile kaç saat uğraştın. Hepimiz dünya ile kalktığımız andan itibaren uğraşıyoruz. Dünya ile bu kadar uğraşırken ahiretle ne kadar uğraştık? Namaz saati gelir biraz sonra yaparım şunu da bitireyim diye diye… Ya etme eyleme kerahat vakti gelir lambur lumbur kıl namazı, ben kıldım sonra Allah paçavra gibi başına çalar.Ne kadar zaman ayırdın ahirete çalışırken beşer dakika lambur lumbur, hadi yatsıyı da evde kıldın biraz daha zaman harcadın yarım saat, peki dünyaya ne ayırdın on saat, Allah’a ne ayırdın yarım saat, ya senden daha cimri kim olabilir, cimri insan cennete giremez, hem Allah beyan ediyor hem de Efendimiz, cimrilik sırf mal mülkle sınırlı değildir. Oraya da zaman ayırmak gerekir, yoksa gönül hikmetle dolar mı? Ne gözümüz, ne gönül ne akıl ne kalp hiçbir melekemiz hikmete ulaşmaz. İşte o zaman Allah dünyayı da alıyor elinden diyor ki; eeeeyyy ehli dünya al sana orayı da zindan ediyorum, bana tercih ettiğin şey buydu hadi buyur bakalım diyor. Bakın bugün güneşe sırtınızı dönün gölgenizi yakalayamazsınız, her adımda gölge bir adım ileri gider, dünyada da böyledir. Allah’a sırtını döndüğün an Allah’ı yakalayamazsın, ama yönünü güneşe dön her adımında gölgen seni takıp eder, seninle gelir. Onun için hallerimize, tavırlarımıza en azından niyetimize dikkat edeceğiz, Allah’u Teâla’ya zaman ayıracağız, ha işimiz buna uygun değil mi, o zaman Allah’u Teâlâ’yı aklımızdan silmeyeceğiz, zikredeceğiz, şükredeceğiz, hamd edeceğiz, bu da ibadettir. Ama gönlümüz başka yerlerde olursa işte o zaman gaflette oluruz. O zaman ikinci ayet senin için tehlikeye girer, diriden ölü çıkar ama neresi için çıkar, cennete mi cehenneme mi? İşte bu sorudan emin olabilmemiz için ki kimse yüzde yüz emin olamaz, burada ne yapacağız? Her hâlükârda elimiz karda da olsa dünya işinde, gönlümüz yarda olacak. O zaman kişi ibadet üzere olur, o zaman kişi kendini bilenlerden olur, o zaman kişi sıratı müstakim de yürüyenlerden olur, o zaman kişiye ihlas sıvanır, ihlas bulanır, o zaman kişiye hikmet kapıları açılır. Ama biz yirmi dört saatin sekiz on saatini uykuda geçiriyorsak, sekiz on saatini de işte güçte geçiriyorsak, kalan bir kaç saati de televizyon başında geçiriyorsak, o aralarda da beşer onar dakika ahirete ayırıyorsak bu yeterli mi yoksa değil mi kendi mizanımıza koyup tartacağız. Bu kadar çalışmayla ben neyi hak ettim diyeceğiz. Biz dünya hayatında her gün, ahiret hayatına çalıştığımız kadar çalışsaydık kuru ekmek bulabilir miyiz diye soracağız. Peki, bu dünyada ahiret için çalıştığımız kadar çalıştığımızda kuru ekmek dahi bulamıyorsak, bu kadar az çalışmaya ahiretten beklentimiz ne olur, bunu kendimize soracağız. Çünkü her şey bir çalışmanın semeresidir. Biz ebedi yasayacağımız yer için çok küçük zamanlar ayırıyoruz ve kendimizi haklı çıkarmak için ö şöyle telkinlerde bulunuyoruz; Allah beni zengin etseydi bende dünya için bu kadar zaman harcamazdım. Ya Allah Allah, Yaradan’dan çok mu biliyorsun sen? Allah’u Teâlâ diyorki; “Kiminin imanını fakirlikle korurum, kimininkini zenginlikle, kiminin hastalıkla, kimininkini de sağlıkla korurum” Allah ne yapıyorsa en doğrusu bu, sen şimdi Allah’ı mı sorguluyorsun? Sen Abdiyet Makamını yakalamaya bak, kul olmaya bak her hâlükârda, o zaman dersinki Ya Rabbi elimden bu kadar geldi ama biz elimizden geleni yapmıyoruz. Sıkıntı şurada insan kendini sorgularken kendine yüz verir, işimize gelmez şımartırız kendimizi, adam gibi sorgulamayız ama yapmamız lazım. İste mizan o zaman doğru tartar. İşte ayette Allah’u Teâlâ diyor ki; “biz ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkartırız”, burada çok büyük bir ibret var. Ey kulum her dakikada senin vücudunda bölgesel kıyametler koparıyorum, sonra bir genel kıyamet kopacak, sonra o meyyitten bir hayat çıkacak bu hayatı doğru yere yönlendir, cennete yönlendir” diyor. Ama bu meyyitten hayat çıktığı zaman cennete değil de cehenneme yönlendirirsen ki, kendini sorgulamadın sana yazıklar olsun! Bunu bize apaçık söylüyor, yapıyor muyuz? Yapmamız lazım! Eğer biz bu kemalat yolunda, mübarek yolda adım adım rahmanın rahmetine yürüyeceksek, bu soruları zamanı geldiğinde kendimize soracağız. Hz Ömer ne için diyordu, bugün ben Allah için ne yaptım? Her gün kendini sorguluyordu, yevmiye verip peşinde adam gezdiriyordu, bende münafıklığın yetmiş iki maddesinden hangisi var, bunu tahlil et, ben edemiyorum sen takip et ve bana söyle diyordu, öyle sorguluyordu bu insanlar kendini. Ya biz dünyada bizim, ahirette bizim havasındayız. Öyle yağma yok! Kendimizi sorgulayacağız. Nefsinizi mutmain edin diyor Allah’u Teâlâ. Kendimizi hiç sorguya tabi tutmazsak nefsimiz nasıl mutmain olur? Fena rüzgarına ver, her şeyini. Malın, mülkün, evin, araban, çoluğun, çocuğun hepsi gitsin. Dik nefsini, çırılçıplak Allah’a hesap vereceksin, ver bakalım hesabını! Eğer verebiliyorsa adam, o nefse helal olsun, O adam Allah’ın rahmetine gider ama kem küm ediyor veremiyorsa iş tehlikeye girer. Peki, kendimizi nerde sorgulayacağız? Allah’u Teâla’nın ayetlerinin potasında sorgulayacağız. Allah apaçık çok güzel şeyler söylüyor, her şeyi güzel Allah’u Teâlâ’nın söylediği. Biz hangi noktadayız bu gün kendimizi sorgulama noktasındayız. Günde bu kadar az ayırdığımız zamanla kazandığımızdan ne umuyor ne bekliyoruz? Bu bir kapıdır, bu kapıdan gireceğiz ve tefekkür edeceğiz. Hiç kimse dünyaya ayırdığı zaman kadar ahirete zaman ayıramaz velilerden gayrısı, ama bununla ben hiç olmazsa günde yarım saat ayırıyorsa bir saat ayırabilsin gayretindeyim. Veliler devamlı zikre ulaşır, onlar yirmi dört saat ibadettedir, hepinizin geleceği nokta budur ha! O zaman yirmi dört saat Allah’u Teâla’nın huzurundasın, çalışırken de, uyurken de, gezerken de o kalp zikreder. Kalp zikrederken de vücut ibadettedir. Bu ayet ahiretin kapısı gibidir, müminlerin dünyadaki yolculuğudur, bunun farkında olmak lazım. Ayeti kerimede Allah’u Teâlâ çok güzel şeylere dikkat çeker. Allah’u Teala’nın kurduğu sistemde, insan nefes aldığı zaman havadaki oksijen kana karışır, hücreler oksijeni taşıyıp, kromozonla müşterek çalışmayla onu yakıt haline getirir. Bir arabada benzin nasıl enerji verir bu arabayı hareket ettirirse, oksijen de insanda o hale çevrilir enerji verir. Nefesi dışarı verirken de bir sürü yaramaz madde dışarı atılır, bu nedenle Peygamber Efendimiz asla yiyeceğe üflemeyin der, şiddetle yasak eder. Vücudun bir sürü emekle, zahmetle attığı malzemeyi sen yemeğin içine atıp yemiş oluyorsun. Birde terle atılan bir sürü toksin var,  bunlar diriyken deforme oluyor, ölüyor ve ter ile vücut onları dışarı atıyor. Allah’u Teâla’nın bu yüzden dikkat çektiği   şeylerde bir kelimeye bakıp, bunun anlamı şudur deyip kestirip atamazsın, kulun sözü öyledir ama Allah’u Teâla’nın sözü öyle değildir. Ayet ve hadislerde zaten diğer sözlerden ayrılan bir özellik var, apayrı bir boyutta apayrı bir haz verir, hemen fark edilir. İşte bu ayetlerde böyle. Dünyadaki ahirete doğru giden yolculuğumuz daha sonra ölüden çıkan diri, ya cennete ya cehenneme… Esas Peygamber Efendimizin tavsiye ettiği ayetler,Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’, ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’, bi yedikel hayr, inneke alâ kulli şey’in kadîr. Tûlicul leyle fîn nehâri ve tûlicun nehâra fîl leyl, ve tuhriculhayyaminel meyyiti ve tuhricul meyyite minel hayy, ve terzuku men teşâu bi gayri hısâb” Bu kısmı Peygamber Efendimiz tavsiye ediyor. dünya hayatında da okunduğu zaman bir sürü yararı var. Müminlerin çok sık okuması gereken ayetler. Allah’u Teala “Kuran mümine şifadır.” der. Kafire değil, onun azgınlığını artırır, küfür sebebidir. Nefiste şeytanın yoldaşıdır, ulvi olan hiç bir şeyden hoşlanmaz. Yıllardır söylüyorum Allah’ın rızasına kavuşmak iki adımdır; birinci adım nefsinin kafasına bas, ikinci adım Allah’ın rızası. Bütün mesele onun tepesine basmak, bir türlü ona kıyamıyoruz… Bas korkma … O şeytana dost, Yaradan’a değil!

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız