ALLAH VAR MI ? VAR! NİYE YOK GİBİ YAŞIYORSUN O ZAMAN !!! AMENTÜ DUASINDA Kİ YANLIŞ ! MAKAMLAR VE GAVSUL AZAM ! RABITA NASIL YAPILIR?

0
67

       Tarikatlar’ın hepsi kulağımızın işittiği, dilimizin söylediği değil. Onun dışında çok haller vardır. Misal aleminden gelen hallerdir. O, tarikat terbiyesi eğitimin bir kısmıdır. Olması lazımdır. Bazı şeyler Allah Teala’nın takdirinde olur. Bunlar sırf hayır ile de sınırlı değildir. Sınırların dışına taşan Allah Teala’nın taktirleri vardır.

      Salat-u Selam Efendimiz bir Hadis’inde diyorki; “Mahkeme-i Kübra da bir adam getirtilir. Herkesin bir defteri varken bunun 40 defteri  sol elinde, hepsi büyük günahlarla dolu. Cenab-ı Allah derki:

‘Kulum bunların hepsini sen mi işledin? Ne bekliyorsun benden?’

       ‘Beklemeye yüzüm yok ki.’ Der diyor. Ve kendiliğinde döner cehenneme yürür. Cenab-ı Allah kul’u çağırır.

’Kulum gel buraya.’ Gelir diyor.

       ‘Bunları her ne kadar sen işlesen de bunlar benim takdirim ile oldu sen cennetliksin yürü cennete.’ Der.” Diyor.

       Her şey Allah Teala’nın taktiri ile olur. Ama bunlar müstesna hallerdir. Ve ‘İnna lillahi ve inna ileyhi raciun’ ayetleri ile. “Her şeyi yapan benim.” Diyor Cenab-ı Hakk. Zengin eden,  fakir eden, dirilten, öldüren, hasta eden, sıhhat veren … Evvela soruyor. “İnna ileyhi:Ben sizin Rabbiniz miyim? Ve inna ileyhi raciun:Öyleyse herşeyi yapan benim.” Diyor. Bu ayet ile “La faile illallah”  ziUL AZAMkri ile aynı kavşakta birleşir. Ama o fiili sen arzu edersin yaşantın ile meydana getirirsin Allah sadece fiili yaratır.

         Amentü’nün son maddesini ben kabul etmiyorum. Asla kabul etmedim. Etmem. Hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine. Şer Allah’tan  gelmez. Şerrin fiilini yaratır Allah. Bu çok yanlış nasıl yerleşmiş ise bilemiyorum. Diğer maddeler tamam ama hayır ve şerrin Allah’tan geliyor dediğin an, yargının ortadan kalkması gerekir . Eğer bana şerri Allah işletiyorsa, çok müstesna haller var ama Allah onu sorumlu tutmuyor. Şer Allah tan olsa idi bunların hiçbirini sorumlu tutmaması gerekirdi. Ya amentü gibi imanın şartlarına bu nasıl giriyor. Şerride Allah işletiyorsa Cehennem’e, yargıya gerek yok. Ama Allah Kur-an’da yüzlerce yerde hayır ve şerrin hesabını vereceğimizi beyân ediyor. Bir çok ayettede: “Size bir hayır isabet ederse katımızdandır, şer işlerseniz nefsinizdendir.” Diyor. Kur-an apaçık bunu derken amentü gibi bir şeyde nasıl hayır ve şer Allahtan gelir anlamıyorum. Bunu ben asla kabul etmedim. Bir kaç tane bana ters gelen şey var. Çünkü ; “ Aklınızı kullanın.” Diyor Cenab-ı Hakk. “Aklınızı kullanmazsanız sizi mesûl tutarım.” Diyor. Şerrin ilmini yaratır Cenab-ı Allah. Sen onu hakedersin. Birşey yaparsın fiilini yaratır. Sana mani olmaz yani. Sadece bırakır izin verir. Emanet denilen şeyde hür iradedir. Amentü gibi bir şey de bunun olması çok büyük bir çelişki yani. Şerde hayır da Allah tan gelirse nasıl yargı olsun ki? Ben hem sana yaptıracağım bu işi hem de  neden yaptın diyeceğim?  Allah’u Teala gibi o kadar muhteşem bir zât ikilem içinde olabilir mi? Allah iyiler iyisidir. İyi kelimesi bile onu  hakkıyla ifade etmez. Öyleyse ona neden iftira atılıyor ki ? Allah’a iftira atmaktır bu. Şerri bana Allah işletiyorsa, yargılamaya aldığı zaman : “ Ya Rabbi sen işlettin burda benim payım yok ki ben zayıf bir kuldum. Güç kudret sendedir.”  Böyle bir şey yok ki bunu Allah şiddetle red ediyor.  Amentünün içine bu girmiş. Bu nasıl olur? Bu bence şirktir. Peygamberimiz diyor: “Benim ümmetim put’a tapmaz. Ama onlar için gizli şirkten korkarım.” Diyor. Sadece bunlarla da sınırlı değil. Müslüman cemaatlerde gördüğüm buna benzer bir sürü şey var. Adam hiç farkına varmadan dolu dizgin gidiyor öyle. Adam camii’ye giriyor sol ayakla. Yani hangi ayakla girip hangi ayakla çıkacağından bile haberi yok. “Cahil müslüman şeytan’ın maskarasıdır.” Diyor Hadis. Hayır ve şerri Allah verirse kul sadece bir robot olur.

      Bir kelime ana konuda açık olarak neyi ifade ediyorsa değeri odur. Hayır ve şer Allah’tan geliyor . Şer kelimesi bariz açıktır. Bir kaç anlama gelen bir kelimede değil. Her türlü olumsuzluk şer’dir. Dine aykırı olan herşey şer’dir. Allah’ın yasak ettiği herşey şer’dir. Şimdi bir kaza şer değildir. Kaza iptiladır. Kaza ile Cenab-ı Hakk senin günahlarını temizliyor dereceni yükseltiyor  veya cezalandırıyor. Bunların hiçbiri şer değil. Efendimiz; “Benim ümmetimden cehennem’e giren pek olmaz. Onların  cezaları bu Dünyada. ” Diyor.  Bu ümmet seçilmiş ümmet, bu ümmet torpilli ümmet ama ümmet olabilmek önemli. Artık ümmet mi hillet mi belli değil çoğu.

       İlham aldım hayaline baktıkça,

       Derdim arttı şu gözden yaş aktıkça,

Evir çevir şu maziye baktıkça,

Izdırap düşer anla be zalim.

Yolumu çevirdin divane ettin,

Zehirli bir hançersin bağrıma battın,

Yaktın kül ettin uzağa attın..

       Deyimleri var ya onun tezahürüdür bu.

       Benim bir dostum vardı. Ben ona iki kibritli bir kutu vermiştim.  21 yıl sonra yolum ona uğradı. Hala onu taşıyor cebinde. Başkada söyleyecek söz yok. 🙂

       Büyük Veliler de  zikirde kişi kalkar gider abdest alır, gelir oturur bir mahsuru yok, bir şey demez ama sohbet ederken birisi kafasını kaşısın “Çık dışarı.” Der. Sohbet bu kadar önemli. Çünkü dini sohbet başladığı an Allah’u Teala’nın melekleri halka kurup çevirmeye başlıyor. Döne… döne… döne… tee Arş-ı  Alâ’ya kadar… ve diyorlar ki ; “ Devam edin Allah size rahmet ediyor.” Ve Allah’u Teala meleklerle konuşmaya başlıyor. Diyor ki:

“Ey meleklerim kullarım ne yapıyorlar?”

“Ya Rabbi senin hoşnut olacağın sohbetteler.”

“Onların nefisleri yok mu?”

“Var.”

“Sizin nefisleriniz var mı?”

“Yok.”

“Onlarla siz kıyaslanacak olsanız ne olur?”

“Ya Rabbi onlar bizden üstündür.”

       Allah’u Teala iftihar ediyor meleklere karşı.

      Sohbet sonunda da Efendimiz: “ Ayağa kalktıkları zaman, defterleri bembeyaz olur hiçbir şey kalmaz.” Diyor.

        Biliyorsunuz Kur-an’ı en iyi anlayan Peygamber Efendimizdi. Kur-an’ı Hadisler ile şerh etti. Yani daha iyi anlayacağımız hale getirdi. Diğer Hadislerinde de : “Üç beş müslüman bir araya gelirde yalnız Dünya’yı konuşur kalkarlarsa onlara lanet olsun.” Diyor. Allah’u Teala’nın hoşnut olduğu beş kelimede olsa kullanılacak. Diğer Hadis’te de; “ Bir Alim’i ziyarete gittiniz. O Alim bir nebzede olsa size birşey verirse kabul olmuş 100 tane hacc yazılır o cemiyetteki herkese. Allah’u Teala bütün alemleri ilim irfan ile yaratmıştır. Herşeyin temelinde ilim vardır.

Yunus ne diyor;

İlim  hilim bilmektir.

Hilim, kendin bilmektir.

Ya sen kendini bilmezsen.

       Ya nice okumaktır.

       İlim, hilimle birleşirse o yoğurt olur mayalanan süt. Süt karın ağrıtır ama yoğurt ağrıtmaz. Bu zahiri ilim ile batınî ilmi ayırmak için kullanılan bir mecazi kelimedir. Salatü Selam  Efendimiz diyorki; “ 40 tane Hadis bilen Mahkeme-i Kübra da Alimlerlerin grubunda yer alır. O alim sayılır. “ Bak kırk tane hadis bile Alimlerle haşrolur, alimlerle beraberdir, alimler sayılır o. İlmin afeti unutmaktır. İlmi zâyi etmekse ehli olmayana öğretmektir (Hadisi Şerif) Yani birine bir ilim vereceksen evvela onun kitabesini oku. O ilme o layıksa ver. Büyük Veliler der ki : “Köpeğin boynuna inci takma, inci köpeğe yaraşmaz.” Yani o ilmin kadrini bilene ver. O ilmi, o kaldırıp çöpe atacaksa hiç verme. Mü-min’e ver ne vereceksen. Kafir’e, münafığa, putperest’e vermeye uğraşma. Salat-u Selam Efendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde :

       “Ey ashabım, bir gün gelir bazı şeyler terk edilir.” Ashab büyük bir hayretle;

       “Budamı olur Ya Resullallah?”

      “Evet buda olur. O gün diller dost kalpler düşman olur. Sıla-i Rahim kesilir. Allah Teala o toplumlara lanet eder. Onların gözlerini gerçeğe kör, kulaklarını sağır eder. Onların içindeki iyilerinde duasını kabul etmez.”  Bugün o günleri yaşıyoruz. Zamanın tefessühü. Ama zamanın tefessühünde istikamet sahibi Mü-min 40 şehid sevabı alır. Bugün zamanın tefessühünün en azgın zamanıdır.  Bugün istikamet sahibi Mü-min 40 şehid sevabı alır. Şehide der ki Cenab-ı Hakk: “Kabirden kalk cennet’ime gir. Sana sorgu sual yok.” Bugünkü bu cemaatlere gelenler 40 şehid sevabı alır. Ötede ağadır hepsi. Bunların çoğu çok uzun sürmeden Veli’dir. Kendileride bilmez ama bu devir öyle bir devir. Tefessüh devri. Bir Veli Kâbe’den büyüktür. Allah katında değeri o kadar büyüktür.

        Şimdi uzaktan gelen insanın aldığı eciri, gözünüzden perde kalkıp ne aldığınızı bir görseniz siz varya… Yemin ederim dersin ki: “Fizanda zikir yapalım gidelim. Oraya yayan gidelim.” Dersiniz. O arabanın her tekerleğinin dönüşünde neler yazılıyor giderken gelirken. Bunları sonra göreceksiniz şimdi bu insanlar veresiye çalışıyor. Ötede herkesin amel defteri boynuna asılır. Salat-u Selam Edendimiz bir Hadis-i Şeriflerinde öyle diyor: “Hesap kitap vermek için senin nefsin sana yeter.” Başka birşeye gerek yok. Nefs Teskiyesi en önemli faktör. Hadis-i Şerif’te ne diyor: “Hakiki mücahid nefsinle mücadele edendir.” Nefs, kafir çünkü. Allah’ın düşmanı. Ruh, Mü-min’dir. Allah’ın dostudur. Nefs ise kafirdir. Allah’ın düşmanı şeytanın dostudur.

       Kul müsbet ve menfiden imal edilmiştir. Hayır ve şer insanda mevcuttur. Akıl, Akl-ı Maaş denilen noktada kilitlendiyse;  Akl-ı Maaş: Nefs’e de, şeytan’a da, ruh’a da hizmet eder. Kaypaktır. Ama Akl-ı Maaş’ı terkedip Akl-ı Maad olduysan dervişin aklı, artık asla şeytan’a ve nefs’e hizmet etmez. O Rahman’ın emrine girer. Ondan sonra Akl-ı Kül var ki; büyük Velilere nasib olur. Zaten insan ilk olarak Şeyh’inin ahlakı ile ahlaklanır. Buna Fenafil Şeyh diyoruz. Yani öyle bir an gelir ki artık herşeyi Mürşid’inin gözüyle görürsün. Onun kızdığı yerde kızarsın, onun sabır ettiği yerde sabır edersin. Bu Derviş’in alacağı makamlardır. Sonra yeterli mi? Hayır. Devam eder yol.

       Fenafil Resul makamı gelir. Bu makamda gözünü yumduğun an zikirde salavatlardan sonra başladığın an otomatik olarak Şeyh’in sureti gelir senin suretini alır. Bir bardak suya bir damla düşmüşsün gibi . Şeyh’te fani olursun. Şeyh gider ilkin Rıza Makamına. Rıza kapısını geçer. Ravzadadır bunlar. Saniyede olur bunlar. Rıza kapısına bir gelir, kapıdan geçmeden halim selim bir hal alır. Bir çok bilmediği şeyi bilir. Hemen arkasından Sır Kapısı gelir. Sır Kapısına gelir, bilmediği sır kalmaz. Ondan geçer Resullallah’ın suretinde Mürşid’in yok olur. Ne yapmıştın sen? Şeyh’inin ahlakıyla ahlaklanmıştın. Fenafil Şeyh. Bu yolculuğa başladığın ana Fenafil Resul Makamı gelir. Resullullah’ın ahlakıyla ahlaklanırsın. Resullallah gibi sabredersin, onun gibi kızarsın, onun gibi yer içersin. Bunada Fenafil Resul Makamı denir. Ve o anda o zikir bitinceye kadar herşeyi Resullallah’ın  gözüyle görürsün. Sen Resullallahsın o, sensin. Sen onda  yok oldun, fani oldun. Bu bir bardak su gitti bir ummana döküldü onda karıştı, gark oldu gitti. Bu kadar mı? Hayır.

       Devamı var. Fenafillah var. Fenafillah ne? İşte 21.ci makam. Son sır kapısıdır. Son sır kapısına geldiğin an Cenab-ı Hakk’ın ahlakının bir kısmıyla ahlaklanırsın. Peygamberlerde aynı yerdeydi. Artık Fenafillahta da Allah’ın ahlakı’nın bir nebzesiyle ahlaklanırsın. Bundan sonra senin bütün hoşgörülerin, bütün kızgınlıkların Allah için olur. İşte Mahkeme-i Kübra da: “ Allah için sevenler birbirinden ayrılsın.” Diye bir melek çıkar bağırır.  Allah için sevenleri ayırır Cenab-ı Hakk derki; “Size sorgu sual yok siz yürüyün cennet’e”

       “Siz benim için birbirinizi sevdiniz.” Ama bunlar çok kolay işler değil.

       Fenafil Şeyh, Fenafil Resul, Fenafillah…

     Bu kadar mı? Hayır.  Bekabillah, Zühd, Muhsinler, Ulul Erbab, İhlas ve Bi Hakkı Takva Makamı. Devam eder kişi. Ben daha evvelde anlattım. Ben sekiz sene önce bunun cevabını çok aradım bulamadım.

      Yunus diyor ki:

      “Sana ibret gerek ise gel göresin Muhsinleri

       Gel taş isen eriyesin görüp duyupta bunları.”

       Ya Muhsinler kim? Salihleri biliyorum. Peygamberler dahi dua ederken: “Ya Rabbi bizi Salihlerle et, Salihlerden et.” Diyor. Salihler kim? İşte bu cemaattekiler. Dervişlerdir salihler.  Peygamberler buna dua ediyor ya. “Ya Rabbi bizi Salihlerle et, Salihlerden et.” Diyor. Yani bulunduğunuz yerin kıymetini bilin. Allah size neler nasip etmiş bunun farkına varın, buna çok şükredin…

Yunus diyor ki:

“Sana ibret gerek ise gel göresin Muhsinleri

Gel taş isen eriyesin görüp duyupta bunları.”

        Ya kim bu Muhsinler? Kim bu Muhsinler? Arıyorum. Yok. Ne kadar amelle uğraştım ulaşamadım. Nasıl ki kalp amelyatı oldum. Küt, küt, küt ikram ediverdi. Zül Celali Vel İkram.  Celal geldi arkadan İkram geldi. 2.ci Seyri Sülük’te. Fenafillah, Bekabillah, Zühd, Muhsinler. 4.cü makam. Demek mübarek adam oradaymış. O makam’a gelince onu anlarsın.

       Sonra Ulul Erbab. Ulul Erbab makamı’nın ne olduğunu bir bilseniz varya. Hepinizin gideceği yol o yani başka yol yok. Ulul Erbab makamına gelen Veli Ruhani Miraç yapar. Cenab-ı Hakk ile yüzyüze görüşür. Ve onun övgülerine mashar olur. Ve Cenab-ı Hakk orada Ehl-i Hüküm, Ehl-i Hikmet iki makam verir. O kadar mı ? Hayır birde İrşad makamını verir. İrşad görevini verir, Cenab-ı Hakk verir. O kadar mı ? Hayır bir çok şey’in sırrı kalkar. Oda ilham gözüdür. Telefonuna gelen mesaj gibi mesaj gelir Cenab-ı Hakk’tan. Kalp gözü hisseder ama ilham gözü, sesi duydugun kadar net bir şekilde anlarsın.

İlham aldım hayaline baktıkça,

Derdim arttı şu gözden yaş aktıkça,

Evir çevir günahlara baktıkça…

Nefsine diyor kişi.

        Ha bu Ulul Erbab Makamıdır. Ehli Hikmet, Ehli Hüküm Makamları verilir. Mülk aleminin sırları kalkar. Çok yüksek bir makamdır bu. İrşad görevi verilir. Ve o kişinin artık sapıtması hiç mümkün değildir. Yol o kadar mı? Hayır devam eder amma. Her yüz yılda onun üzerindeki bir makam vardır. İhlas makamı sadece 4 kişi çıkar Peygamber soyundan. Başkasının çıkması zaten mümkün değildir. Ulul Erbab Makamınada %90 Peygamber soyundan Seyitlerin yeridir. Bazı devirlerde Gavs’lar bir asır yaşamaz. O arada 20-30 senelik bir boşluk zamanı vardır. Seyit yani Peygamber soyundan olmayanlarda Gavs’a vekalet edebilir.

       İhlas makamına her yüz yılda sadece 4 kişi çıkar. Bunlarada Kutbul Aktap denilir. Bunlar Dünya’nın 4 Kutbudur. Bunun üzerinde de bir Hakki Takva Makamı vardır. Orada da sadece her yüz yılda bir kişi çıkar. Bunada Gavs’ul Azam deriz. Bazıları zamanın Resul’u der bunlara. Asla Peygamber değildir. Hatemül Embiya (Peygamberlerin sonuncusu). Peygamberimiz ile Peygamberlik devri kapanmıştır. Fakat o yüzyıl daki Peygamberimizin varisidir o zât. Her yüzyılda bir asırda bir kişi bunada Gavs’ul Azam denir. Buda Bi Hakki Takva Makamıdır.  Bunun üzerindeki makamda Peygamberimizin makamıdır. Makam-ı Mahmud. Ondan ötede hiç bir makam yok. Her dervişin tıpış tıpış emekleyerekte olsa gideceği yol bu.

       Baştan Nefsi Emmare, Levvame, Mülhime, Mutmain, Radiye, Merdiye, Safiye… 1.ci Seyri Sülük.  Veli olur. Ondan sonra Fenafillah, Bekabillah, Zühd, Muhsinler, Ulul Erbab, İhlas ve Bi Hakki Takva Makamları. Yol bu. Ha bunlar, bu yollar miraç ile açıldı. Eğer miraç olayı olmasaydı bunların hepsi sır kalacaktı. Peygamberimiz Miraç ile Allah’ın huzuruna girdi. Manevi yol ile gitmenin yolu açıldı insanlara. Mü-minler’e. Bir insana Allah Teala dervişliği nasip etmiş murad etmişse o bütün nimete ermiştir. Çünkü Cenab-ı Hakk; “Onlar benim has kullarımdır.” Diyor. Onları diğerlerinden Allah ayırıyor. Peygamberimizde; “ Onlar benim ehlim gibidir. Ev halkım gibidir.” Diyor.  Peygamberimizde bu denli bunlara sahip çıkıyor.

       Ha üç günlük Dünyada yokluktan varlıktan bir sıkıntı çekebilir. Allah’ın adetullahı, adetullah deriz böyledir yani. Müminsen biraz Dünyada şey olacaksın yani. Ama ötelerde ebediyete gidiyorsun kardeşim. Üç günlük diyor. Dünya’nın 1000 yılı Cenab-ı Hakk’ın bir günüdür. Allah’ın zaman birimine göre ölçtüğümüz zaman ömrümüz iki dakika değil. Gelip geçiyoruz bu alemde. Hadis’te: “Çok uzun bir yoldasınız. Dünya hayatı bir ağacın altında gölgelenmeniz gibidir.” Yani şu kadar kısa bir zaman için ebediyetleri mahvetmek akıl sahibinin işi değildir.

      Adam diyor ki:

      “Kardeş Allah var mı?”

       “Var.”

      “E neden yok gibi yaşıyorsun. Varsa var gibi yaşa o zaman!”

       Hem var diyorsun hemde yok gibi yaşıyorsun. Bu nasıl çelişki? Böyle bir çelişki olamaz. Ya kendi üzerine takılan şeylere bir bak. Şu kalbin atışlarına bir bak. En sağlam çelikten yapsan 20 sene sonra duman olur gider. Ya 70-80-100  sene yaşıyor. Bir gün olsun şükrettik mi Allah’a? “Ya Rabbi verdiğin sağlık için, kör değilim, topal değilim.” Diye.

      Nefes alıyoruz  40° sıcaklık var. Vücuttaki klima 32°’ye indiriyor anında. 33°’ye insin anında felç olursun. Bir adım atamazsın şimşek indi zannedersin başına. Kışın 0° nefes alıyorsun anında 32°’ye çeviriyor. Böyle bir klima var mı yeryüzünde? 0°’yi 5 saniyede 32°’ye çıkaracak. 31° ye insin yine felç oluyorsun. Bu nimeti görmüyoruz kardeşim. Bunun gibi daha neleeer neler.

       Şu parmağın gözü mü var? Sırtında bir yer kaşınıyor tee orayı buluyor görmeden. E nasıl oluyor? E nimet işte. Bunları görüyor muyuz? Bunları görmemiz lazım. Şükretmek lazım. Var mı gözü parmağın? Yok.  Nasıl oluyor? Çok önemsiz gibi geliyor bize. O parmak orayı bulmasın bakayım önemli mi? Önemsiz mi?  Yani bunlar nimet, bunları görmek lazım. Görmüyoruz.

       Ben şahsen çok nankörüm. Allah’ı Teala’ya şükrümü edâ edemiyorum. Çünkü Allah Teala’nın en çok hoşuna giden şükür; “Sübhanallahi ve bihamdihi.” Dir. Ve ; “Estagfurullahu etubi ileyh.” Bu ikisini bir arada zikredersen. “Allah Teala onu arşa aşar. Hiç bir günah onu yerinden oynatamaz.” Diyor Hadis-i Şerif’te. Böyle reçeteler var. Dünya ahiret’in tarlasıdır. Burada kazanacağız. Kabir öbür alem’in gümrük kapısıdır. Kazanç kapanıyor, defter kapanıyor. Ne yapacaksan işte şu üç günlük Dünyada. Şunu dert edip, bunu dert edip, ona üff, buna püff … Akıl kârı değil. Aklı selim, aklı maaşta değil. Aklı maad da en azından. Derviş aklında.

     Sabır ve şükür imanın tezahürüdür. Allah’u Teâlâ bu ikisini kararak imanı yarattı zaten.

CEVAP VER

Yorumunuzu yazınız
İsminizi yazınız